Millî Kahraman Olabilmek

Şehit ve kahraman kavramları, içi boşaltılarak yahut anlamı değiştirilerek farklı kişilerin üzerine etiketleniyor ve bu vesileyle de unvanı gerçekten hak eden yüksek isimler aşağı derecelere kadar düşüyor. Her siyasi kesimin kendisine "kahraman" gözüyle baktığı isimleri vardır. Bu kişileri severler, örnek alırlar ve onun gibi olmayı düşünürler. Elbette bizim düşüncemizin de böyle isimleri vardır. Siyasi görüşlere mensup isimlerin, örnek aldığı kişileri "kahraman" diye nitelemesi elbette kendi açılarından doğaldır. Lâkin burada şu sorular sorulmalıdır: "Kendiniz dahi millî değilken, kahraman olarak adlandırdığınız isimlere neden "millî kahraman" diyorsunuz? Bu kişilerin millîlik namına ne hareketini gördünüz?" "Kişiyi kahraman yapmak, kişi öldükten sonra mı aklınıza geldi?" Millî olmaktan, milliyetçi olmaktan tiksinen, Türk kelimesini duyunca küfür duymuşçasına yüzünü ekşiten kişiler, iş örnek aldığı isimleri kahraman mertebesine çıkarmaya gelince etiketleri bir anda "Millî şehit" "Millî kahraman" "Büyük Türk mütefekkiri" şekline getiriyor. Millîlik yahut milliyetçilik namına tek söz etmeyen mütefekkiri, siyaset kürsüsünde millî çıkarlar uğruna tek bir hareket göstermeyen siyasetçiyi öldükten ya da idam edildikten sonra neden bu mertebeye çıkarırlar anlamak güçtür. İskilipli Atıf'ı, Seyit Rıza'yı, Şeyh Sait'i hatta Adnan Menderes'i aynı potada eritip hepsinden bir millî şehit çıkarmak mümkün müdür? Neticede hepsi farklı siyasi ve içtimai mezheplere mensup farklı adamlardır. Tabii tek ortak payda, bu adamların "T.C. hükümeti" tarafından idamına karar verilmiş olmasıdır. Öyleyse buyurun size Doktor Nâzım... Nam-ı değer, İttihatçı Nâzım... Birisi Osmanlı hükûmeti, diğeri İstiklâl Mahkemeleri tarafından idam cezasına çarptırılmış, son idam kararı uygulanmış, Atatürk'e suikast suçu ile idam edilmiş birisi... Onu da "T.C. hükûmeti" idam etmedi mi? Buyurun millî kahraman yapın! "Ama o ittihatçı" dediklerini duyar gibi oluyorum. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey... Ama o gerçek "millî şehit" değil mi? Elbette unutursunuz. Bir de kişiyi, yaşarken hiç hatırlamama veya tanımama, öldükten sonra da "Aaa böyle bir adam varmış" diyerek ondan bir kahraman yaratma çabaları vardır ki bunun bildiğim ilk örneği Nazi Almanya'sının var oluş günlerine dayanır. S.A. Komutanı Horst Wessel, komünistler tarafından evinde öldürülünce yazdığı şiir bulunur, bestelenir ve ilk Nazi marşı "Die Fahne Hoch" yani "Sancak Yukarı" böylelikle ortaya çıkar. Sağlığında belki de kendi çevresi dışında hiç tanınmayan Horst Wessel, ölümünün ardından "millî şehit ve kahraman" oluverir. Dünyadan bu konu hakkında daha çok örnek bulabiliriz. Çoğu yazarın, aslında yaşarken yüzüne dahi bakılmamıştır. Türkiye'de özellikle son yıllarda daha çok gördüğümüz bu olay, en yakın hatırlama açısından örnekliyorum, Hrant Dink'te yaşandı. Yaşarken küçük bir çevre dışında kimsenin, hatta öldüren kişinin de, tanımadığı Dink, öldürülmesinden sonra herkesin tanıdığı ve bir kesimin sevgilisi olan figür haline getirildi. Belki de yaşarken, programlarında dahi çağırmadıkları "İş yapmaz, kimse tanımıyor" diye canlı yayınlarına almadıkları Hrant, bir anda arkasından ağlanan adam oluvermişti, hatırlayınız. Aynı mesele şarkıcılarda daha çok yaşanıyor. Ölümünün üstüne konser kayıtlarını kullanarak kaset çıkartıp para devşirenler, öldükten sonra Twitter'da gündem olanlar... Bir bakıyorsunuz sosyal medyaya, meğer herkes onları seviyormuş... Sağlığında neredeydiniz? Biz de mi ölsek... Belki öldükten sonra okunuruz.

Başlık Kategori Yayın Tarihi
Atsız Bey'in İlk Eşi Mehpare Hanım Kimdir? Tarih 23.04.2014
Otorite Politika 09.02.2014
Atsız'ın 9 Mayıs Savunmasının Haklılığı Tarih 12.01.2014
Atsız'ın Basılmamış Eserleri Hakkında Tarih 11.12.2013
Necip Fazıl'ın Kanuni Hakkındaki Düşünceleri Tarih 16.09.2012
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Şeytanın Oyunu Politika 03.05.2021
ŞİRİNLER Politika 02.05.2021
İftira Siyaseti Politika 01.05.2021
DÖNÜŞÜM Politika 23.04.2021
EVRENSEL OLMAK VARKEN Politika 19.04.2021

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.