Şırıngalı Sapık


2001, 2002… O yılların birinde. Tam hatırlamıyorum. Büyük gazetelerde manşet veya 3.sayfa haberi olarak geçmişti.
Şırıngalı bir sapık” haberi.

“Sapık” kelimesi her zaman dikkatimi çeker. Ortak- kabul edilen, görünür veya görünmez kuralların dışına çıkan
diye anlıyorum ilkin, sapık kelimesini.

Sapıklık diye anılan davranışlar, bir veya birden çok kişi tarafından devam ettirilirse, ona da sapkınlık deniyor galiba.

Cinsel-lik akla gelse de sapık kelimesiyle, pek çok alanda sapıklık tanımı yapılabilir.

Sokakta birilerinden para çalan adi bir hırsıza veya kaliteli bir siyasetçi hırsıza da sapık diyebiliriz.
Ama tabii, en kötü dediğimiz olaya dahi adaletli bakışımızın netleşmesi için,
bu kadar kaba bir tabir kullanılmaz. Alt tanımlar belirlenmeli ve kullanılmalı.
Siyasetçi, usullü hırsızlık yapıyorsa buna vatan hainliği denebilir.
Adi bir hırsız hırsızlık yapıyorsa ona düz hırsızlık denebilir.

Bill Gates ve bir başka zengin arkadaşının çocuk pornocusu olduğu ortaya çıktı.
Bill’in bu işi yaptığına ilişkin bir emare yokmuş gibi görünüyor ama, yer-mekan sağlamak
gibi bir işlevi olduğundan insanda bir huylanma da olmuyor değil hani.

Ve bu adam, bildiğiniz üzere bilmem kaç yıldır birtakım sağlık işlerine de girdi.

“(Bir bilişimci başka bir alanda iş-e giriyorsa orada bir tehlike vardır.)”

Bu noktada anlamadığım(!) şey şuydu. Ülkemizin büyük medya organları Bill’in bu aşı feveranlarını, gazlamalarını
normal bir habermiş gibi topluma pompalıyorlardı.

Halkı aydınlatmak gibi bir ahlaki temelde durması gereken büyük gazetelerimizden hiçkimse de çıkıp
sen ne ayaksın! demedi. Ve sonrasında, bu büyük medya organları yine bu çocuk pornoculuğu olayını
görmedi veya gördü gibi de görmedi durumunda kaldı.

Sapık kime denir? sorusunu burada bir daha sormak gerekir. Ortada bir sapıklık var. Sen bu sapıklığı görüp de
ki görevinken, söylemezsen sen de sapık olarak tanımlanabilirsin. Ortak-kabul ediş yoksa bile, kişisel görüşüm budur.

Basit bir şema kuruyorum yani. Bir bilişimci, bir sapıklık, çocuk pornosu, aşı olun aşı olun!
Gözümde, sağlıkçı olsun olmasın aşı diktelerini dikine dikine yineleyenlerin de
şuursuz sapık olarak görmekten geri duramıyorum.

Bilişimcinin şöyle bir fonksiyonu olabilir bu aşıcı-diktatoryal dayatmalarda.
Kurulmak istenen yeni bir sistemde “bilişim-elektronik” le ilgili bir önemli bileşen vardır.
Yapay zeka, sinyaller, takipler, sağlık kodlarına ulaşım… ki bir sistem, yönetilebilir olduğu taktirde bir sistemdir.
Gözlenebilir olduğunda bir sistemdir.
Biyolojik bir öğenin, insanın yönetilmesi esasında ilkin “korku” ile olur. Ölüm korkusu.

Bu anlattığım şeyler aslında hepinizin bildiği şeyler. Ben, bir sapığın ne olduğuna ilişkin geniş ama sıkı bağlantılı
bir şema çizmeye çalışıyorum.

Aşı dayatmaları, kişisel korkulardan kaynaklanıyor. Senin canın tatlı diye gidip de niye denek olayım.
Sırf korkuyorsun diye ben neden gidip aşı olayım.

En uç olasılık! Bu aşı faydalıdır! diyelim ki. Bu işin icraasal başında bir sürü sapık var..

Sen! Bir sürü sapığın korkutmasıyla benim de aşı olmamı istiyorsan sen de sapıksın.
Hadi, sapık değilsin. Alıksın!

PCR ne? diyorum. Bilmiyorum, diyor. Antijen ne? diyorum. Bilmiyorum, diyor. Antikor ne? diyorum. Bilmiyorum diyor.
İmmunal sistem ne? diyorum. Bilmiyorum, diyor. (Doğrudan alakalı değil ama;) HIV nedir? diyorum. Bilmiyorum, diyor.
RNA ne? diyorum. Bilmiyorum, diyor. Elektronik ne? diyorum. Bilmiyorum diyor. Organik elektronik ne? diyorum. Bilmiyorum, diyor.
Bilgisayar ne? diyorum. Facebook mu? diyor…
Sapık ne? diyorum. Aha o! diyor. Virüs ne? diyorum. Mikrop diyor. Bakteri ne? diyorum. Mikrop diyor.

Sonuçta gelip bir aşılama tutanağını sana uzatıyor. “Uzun vadede ne olacağı belli olmaz!” yazıyor.

O eski haberlerdeki şırıngalı sapık da muhtemelen, elindeki şırıngadaki sıvının bir işe yarayacağı yargısıyla
yapıyordu bu işleri. Eminim ki emindi.

Kurumdaki arkadaşlar ve yakın kurumlardaki arkadaşların çoğu oldular aşılarını.
Takılıyorum onlara! Siz bir olun hele. Ben, sizdeki değişimleri gözlüyorum.
6 ay içinde bir şey olmazsa ben de olacağım bu aşıyı, diyorum.

Fakat yine bu süreç içinde belimde İsviçre çakısını hazır bekletiyorum.
Kadın öğretmenler neyse de, ki bir tokatta yere sererim hepsini,
bazı iriyarı erkek öğretmen arkadaşlarımın fiziksel zaaflarını arıyorum., ki yere sermesi zor olabilir.

Not: Saldırı olursa iman tahtalarına vurun. Kalp ve ciğere aynı anda darbe olmuş olur. İç kemik saplanması da cabası.



Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.