‘VAHY-İ GAYR-İ METLUV’ DEYİP DE ŞİRKE GİRME

“Nitekim kendi içinizden bir peygamber gönderdik. O size ayetlerimizi okuyor ve nefislerinizi arıtıyor. Ayrıca size Kitabı ve hikmeti öğretiyor” (1) ayetinin son kısmındaki “hikmet” sözcüğüne herkes kabına göre renk vermiştir. Hadisçiler muhaddis, tefsirciler müfessir, kelamcılar mütekellim, fıkıhçılar fukaha ya da müçtehid ve hatta mutasavvıflar “tasavvuf” demişler. Sadece aklımızı yöntemli işletsek bu kadar anlam kargaşalarına hiç gerek kalmayacaktır.

Hikmet sözcüğünü doğru anlamak için iki yöntem yeterli olacaktır. Birincisi sözcüğün kökünde “he-ke-me” olduğunu bilmeliyiz. Yani hükmetme özelliği var. Hükümet sözcüğü de buradan türer. Hakem, hâkim, hekim gibi hüküm uygulamak... Hakem kuralları sergiler. Hâkim hükmü ortaya koyar. Hekim de tedavinin nasıl olacağı konusunda hastaya değil kendi bilgisine bakarak hâkim olduğu konuda bilgisiyle hükmeder. O halde “Kuran” sözcüğünün yanına yazılacak kadar önemli olan “hikmet” hükmetmekle ilgili bir şey olmalıdır. İkincisi Kuran’la birlikte yan yana biri diğerine ihtiyaç duyacak şekilde anılmış olmasıdır. Bize öğretilen Kuran’ın yanında ihtiyaç duyduğumuz ve öğrenmemiz gereken bu şey algılamada tamamlayıcı bir unsur olmalıdır. Hikmet öyle bir şey olmalı ki o olmadığı taktirde Kuran’ın olması kâfi gelmemeli. Çünkü ikisi bir arada geçiyor. Söyleyeyim: Kuran var; fakat diyelim ki işlettiğiniz bir akıl yok, Kuran’ın var olmasının bir kıymeti kalır mı? Kuran akılla kıymetlendiriliyor. Mars’a Kuran bıraksan ne işe yarar? Akıl varsa Kuran fayda verir. İyi de herkes akıllı olduğunu söylüyor... Herkes kafasına göre bir şeyler anlıyor... Akıl nasıl işe yarar? Yöntemle işe yarar.

Sosyal hayatta aklın nasıl işe yaradığına bakalım... Hastalandığınızda mimara gitmiyorsunuz. Neden doktora gidiyorsunuz? Aklı doğru işlettiğiniz için. Sadece bu kadar mı? Hayır, çünkü hastalığınızdan anlayan ilgili branşın uzmanı olan bir doktora gidiyorsunuz. Muayene olduktan sonra aklınızı işletmeye devam ederek reçete yazdırıyorsunuz. Reçeteye yazılanı almak için tiyatroya gitmiyorsunuz; eczaneye gidiyorsunuz. Eczaneden aldığınız ilaçları nasıl kullanacağınızı fırıncıya sormuyorsunuz. İşte sosyal hayatta yöntemli bir şekilde davrandığınız için hastalığı yenip iyileşmeniz gibi din konusunda da aklı yöntemli işletmek önemlidir.  Eğer din konusunda yöntemli davranmazsanız hastalığınızın farkında bile olmazsınız. Çünkü cehalet cahili rahatsız etmez; cahil neyden rahatsız olacağını bilmez ve rahatsız olmadığı şeyden şikayetçi olmaz. Halbuki yöntemli düşünse manevi hastalıklarını da yenecektir. Fakat yöntemli düşünmemek de zaten cahilin işidir.

“Resulullahın sünneti” deyip de içini zan ve uydurma rivayetlerle doldurdukları şey neden Kuran’da hiçbir yerde geçmiyor? Allah unutkan değildir. Maide suresinde “…tamamladım…” (etmemtu) dediği Kitabını (dinini) da eksik göndermez. Apaçık dediği Kitabını senin açıklamana muhtaç bırakmaz. Resulullahın yaptığı şeylere Kuran “sünnet” demediyse ne demiştir? Hemen söyleyeyim: “Takva” demiştir. “Salih amel” demiştir. “Birr” demiştir. Neyinize yetmedi Allah’ın dedikleri de hayatınıza Allah’ın demediklerini soktunuz? Bu yüzden hayatınızda “takva” olmak varken “fetva” geçerli oldu… Bu yüzden hayatınızda salih amellerle “dürüst” olmak varken “her sakallıya güvenme” dendi. Bu yüzden “ebrar” bir ümmet olup iyiliklerinizle öne çıkmak varken “şekilci” oldunuz… Yahudi ve Hıristiyan kitleler Müslümana güvenmiyor. Budist ve sair din ve öğretilerdekiler de öyle. Bin küsur yıldır kötü bir intiba bıraktık. Hadislerde var diye Resulullahın çocuk yaşta bir kızla evlenmesinin “sünnet” olduğunu sandınız. Bu Kuran’da yoktu. Sünnet diye dört kadın bile az geldi de harem bile kurdunuz. Oysa Kuran yöntemli okuyanlar için tek eşle evliliği emrediyordu. Kuran’a aykırı içtihad ve fıkhınız yüzünden ta Osmanlıdan beri hala müşrik kadınlarla nikahlanmaktasınız. Oysa Kuran’ın nikaha izin verdiği ehl-i Kitab müşrik olmayanlar kısmıydı. Çelişkileriniz ve iticiliğiniz yüzünden bırakın gayr-i Müslimleri İslam’a çekmeyi, içinizdekileri bile deizme ve ateizme ittiniz… Sünnet dediklerinizle ittiniz… Fıkıh dediklerinizle ittiniz… Kuran ayetlerinin arasına soktuğunuz parantezlerdeki yorumlarla ittiniz… Mezhebinizi din haline getirmekle ittiniz… Buhari’leri peygamberleştirmekle ittiniz… İşgale ve katliama “cihad” dediğiniz için ittiniz…

Kuran’a “vahy-i metluv” yani “tilavet olunan, namazda okunan vahiy” dediler ki ona ortak koştukları “tilavet olunmayan, namazda okunmayan vahiy” dedikleri “vahy-i gayr-i metluv” diye bir şey icad edebilsinler. Hangi ayete göre icad edildi bunlar? Hiçbir ayet buna izin vermez… Neymiş? Bu vahiy bir nevi ilhammış, bununla kendisine nice bilgiler verilmiş, nice sırlar öğretilmiş... O zaman ayet, “Bu Kuran bana, onunla sizi ve ulaştığı herkesi uyarayım diye vahyolundu” (2) niçin diyor? Niçin onun yanında ayrıca bir “ilham” geçmiyor? Çünkü o zaman Hakka 44-45’teki tehdit söz konusu olur: “O, bize isnâden bazı sözleri kendinden katmaya kalkışsaydı, elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık…” Nerede kaldı ilham? Öyle şey olur mu? Düpedüz şirk olur bu…

Kuran ayetlerle buna izin vermeyince onlar da Kuran’ın eksik bir kitap olduğunu göstermek için hadis-i kudsi’lere “vahy-i gayr-i metluv” diyorlar. Yahu hadis-i kudsilerin hadis usulü açısından hadis-i şerifler kadar bile değeri yok. Hadis-i kudsilerin tümü uydurma… Bunlar Allah’ın ayetlerinin yanına konan beşer ortaklığıdır. Allah’ın Kuran’ında ayet dediklerinin yanına “bunlar da ayet” demekten daha büyük şirk ne olabilir? XII. yüzyıldan itibaren bu konuda yazılmaya başlanan hadis-i kudsi derleme çalışmaları var… Resulullah’tan 500 yıl sonra… Ne diyeyim? Ayıptır, musibettir, fitnedir, hatadır, kusurdur, cunah’tır, ism’dir, zenb’dir, vizr’dir, seyyie’dir, curum’dur, hasira’dır, sa’edir, ferretna’dır, fesaka’dır, fücurdur, habis’tir, rics’tir, cenefe’dir, masiyedir, satata’dır, hub’tur, dalle’dir, gadab’tır, ğava’dır, daha ne diyeyim şirktir… Hadis-i kudsi yazıyorsun ama altında beşer adı geçiyor… Allah sözünün altında beşer adı yazıyor, mesela “Tirmizi” yazıyor ama ayet öyle mi?.. Haşa ve kella… Bu ne amansız bir şirktir böyle…

Kuran’ı yetersiz sananlar diyorlar ki: “Hurma ağaçlarından herhangi birini kesmeniz veya olduğu gibi bırakmanız hep Allah’ın izniyledir ve bu, fasıkları rezil etmesi içindir.” (Haşr, 59/5) Hz. Peygamber (asm), kendisine hıyanet eden Beni Nadir Yahudilerini kuşatır, bu sırada savaş stratejisi açısından bazı ağaçları kestirir. Beni Nadir Yahudileri, "Ya Muhammed, yeryüzünde fesattan nehyederdin. Nasıl oluyor da hurma ağaçlarını kestiriyor ve yaktırıyorsun?" derler. (Beydâvî, Envaru't-Tenzil ve Esraru't-Te'vil, II, 480) Ayet, bu konudaki dedikodulara bir cevap niteliğinde gelmiştir. Ayetin ifadesinden anlaşılacağı gibi, tartışmaya yol açan hurmalıkların kesilmesi, bizzat Allah’ın izniyle olmuştur. Kur’anın herhangi bir yerinde böyle hallerde hurmalıkların kesilmesi hakkında önceden indirilen bir ayet yoktur. O halde Hz. Peygamber (asm), hurmalıkların kesilmesi iznini vahy-i gayr-i metluv ile almıştır.”

Biz de diyoruz ki: Kuran’ın herhangi bir yerinde böyle hallerde hurmalıkların kesilmesi hakkında önceden indirilen bir ayet olması gerekmiyor ki. Haşr suresinin 5. ayetini anlamanız için siyaka ve sibaka bakmanız yeterlidir. Apaçık ayetlerin nesini anlayamıyorsunuz?

1. “Tesbih eder Allah’ı göklerde ve yerde bulunanlar ve O aziz ve hakimdir.”

2. “Ehl- i kitaptan inkâr edenleri ilk sürgünleri yurtlarından çıkaran Odur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin kendilerini Allah´tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah´ın azabı, onlara beklemedikleri yerden geliverdi. O, yüreklerine korku düşürdü; öyle ki evlerini hem kendi elleriyle hem de müminlerin elleriyle harap ettiler. Ey akıl sahipleri! İbret alın.”

3. “Allah onlar için sürülmeyi takdir etmemiş olsaydı, bu dünyada onları (daha büyük) bir azaba çarptırırdı; dünyada onlar için (azab) var, ahirette de (var) ateş azabı.”

4. “Bunun sebebi şudur: Onlar Allah´a ve Resulüne karşı geldiler; kim Allah´a karşı gelirse (bağlarını koparırsa) Allah´ın azabı şiddetlidir.”

5. “Hurma ağaçlarından herhangi bir şey kesmeniz veya kökleri üzerinde bırakmanız hep Allah´ın izniyle ve Onun yoldan çıkanları cezalandırması içindir.”

6. “Düşmandan (ganimet olarak) ne alındıysa Allah hepsini Elçisi´ne devretti, onu (elde etmek) için at veya deve sevk etmek zorunda kalmadınız ama Allah elçilerini kimi dilediyse onlara üstün kılar. Allah her şeye kadirdir.”

7. “Allah´ın o kent halkından, Resulüne verdiği ganimetler, Allah´a, Resul´e, ona akrabalığı bulunanlara, yetimlere, yoksullara, yolcuya aittir. Ta ki içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir şey olmasın. Elçi size ne verdiyse onu alın. Size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah´tan korkun. Çünkü Allah´ın azabı şiddetlidir.”

Eğer ayetin söylemediği bir şey hadis yoluyla bize geliyorsa o şey zaten bize lazım olmadığı için Kuran’da yoktur. Ayet bize lazım olanı anlatır. Mesela Adem’in adı geçen ayetlerde eşi olarak “Havva” adı geçmez. Geçmediğinde konuyu daha mı az anlayacağız? Hayır. Yukarıda ilk yedi ayetlerde belli ki Müslümanlarla inkarcılar arasında çekişme var ve bu kabilenin sürgün edilmesi söz konusudur. Müslümanlar inkarcıların sürgün edilemeyeceklerini ve inkarcılar da kalelerinde güvenli olduklarını sanmışlar. Onlar için hurma ağacı besin veren bir ağaç olduğu için önemlidir. Hurma açları da doyurur. Beşinci ayette diyor ki: Onların hurma ağaçlarından ister kesip ister kesmemeniz (kökleri üzerinde bırakmanız) yani her ne isterseniz onu yapmanız, Allah bu fırsatı verdiği ve onları cezalandırmak istediği için gerçekleşti. Şimdi bu bilinçle “Kuran’ın herhangi bir yerinde böyle hallerde hurmalıkların kesilmesi hakkında önceden indirilen bir ayet yoktur. O halde Hz. Peygamber (asm), hurmalıkların kesilmesi iznini vahy-i gayr-i metluv ile almıştır” gibi hiç ama hiç alakasız bir ifadeyi nasıl kullanabilirsiniz? Demek ki siz bu ayetleri okuyunca anlamıyorsunuz. Ne Kuran’ın herhangi bir yerinde önceden indirilen böyle bir ayetin olması gerekiyor ne de peygamberin izin alması söz konusu olabilir. Buradaki izni bir şekilde “tamam izin veriyorum” diyen bir ayetin gelmesini gerektiren bir izin gibi anlamayınız. Yukarıda zikredilen hadiste bile bir izin verme geçmediği halde vahy-i gayr-i metluv nasıl dersiniz?

Allah’ın ikinci ayette dediği gibi kaleleriyle inkarcıları korumaması ve yurtlarından sürmesi, üçüncü ayette dediği gibi inkarcıların sürülmelerini takdir etmesiyle arkalarında hurma ağaçlarını bırakıp kaçmaları beşinci ayette dediği gibi Müslümanların o hurmaları istediği gibi kullanacak olmalarına neden oldu. Allah böyle bir sonucun doğmasına izin verdi. Böyle bir izin bu. İmkân ve fırsat vermiş olmasına “izin” diyor. Gaybtan Kurandışı bir izin gelmiyor… Eğer böyle gaybi bir kapı açarsan her sapık oradan istediğini sokar, istediği anlamı Kuran’a yükler. Oysa ayetler daha okunur okunmaz çok açıkça mesele anlaşılıyor. Bir savaşı Allah izin verdiği için kazanırsın. Vahy-i gayr-i metluv yoluyla ayrıca bir izin çıkaramazsın… Bu apaçık şirk olur…

Gördüğünüz gibi ayetin Kuran yöntemli okunduğunda çok kolay anlaşıldığı ortadadır. Bir Müslüman şu ayetlere bakarak vahy-i gayr-i metluv gibi icatlara inanamaz: Allah’ın “…ayetlerimizi yalanlayanlar…” (3) dediği Kuran ayetleridir; sizin icadınız değildir. Böyle bir şey olsaydı Allah onu da belirtirdi. Tahrim suresinin ilk ayetinde olduğu gibi uyarılmazdı. Abese suresinde azarlanıyor. Bakara ve Hakka suresinde tehdit ediliyor. Dahası var… Neden vahy-i gayr-i metluv devreye girmiyor?

“De ki: «Size Allah´ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. Ve size ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum». «Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?» de.” (4). Gayba kapıyı kapadı. Vahyolunan dediği Kuran’dır; vahy-i gayr-i metluv değildir. Enam 50 ayetindeki “illâ mâ” tahsis edatı, “sadece şuna” anlamında bu ayete ‘Ben sadece bu vahye (Kur'an'a) tabi oluyorum, benim Kur'an'dan başka tabi olduğum bir şey yok’ manasını verir. Bu ayet, ‘Resulün uyardığı vahyin Kur'an olduğunu’ bildiren aynı surenin 19. ayeti ile birlikte okunmadığı ve “…Allah, kelamın en güzelini ikizli, ahenkli bir kitap olarak indirdi…” (5) ayeti yani Kur'an'ın mesani/ikili sistemi dikkate alınmadığı için, Resulün tabi olduğu bu vahyin sadece Kur'an olduğu başka bir vahye tabi olmadığı basiretsizlerce görülememiştir.

Hemen sonraki ayette bak ne diyor: “Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla uyar. Onlar için Allah´tan başka ne bir dost ne de bir şefaatçi vardır. Gerekir ki Allah´tan korkarlar” (6). Vahy-i gayr-i metluvla uyar demiyor.

Allah Zuhruf suresinde Kuran’dan hesaba çekileceğimizi söylüyor (7). “…Kuran indirilirken sorarsanız size açıklanır…” (8) diyor. Vahy-i gayr-i metluvdan hesaba çekilmeyeceğiz… Neden Kuran indirilirken açıklanır? Neden vahy-i gayr-i metluv indirilirken açıklanır değil…

Rad Suresi’nde Allah’ın elçi göndermekteki amacının elçinin kendisine indirileni inananlara okuması olduğunu görüyoruz. Bu ayet gösteriyor ki vahiy sadece “okunan” bir şeydir. Çünkü ayet, “…sana vahiy ettiğimizi onlara okuyasın...” (9) diyor. “Yemin olsun ki biz onlara ilme uygun biçimde, ayrıntılı kıldığımız bir Kitap getirdik. İnanan bir topluluk için bir kılavuz, bir rahmettir o.” (10) diyor. “Rabbinin Kitabı’ndan sana vahiy edileni oku. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. Ondan başka bir sığınak da bulamazsın” (11) diyor. “Andolsun biz Kuran’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?” (12) diyor.

“Bu Kuran bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahiy olundu” (13) diyor. Ama maalesef yanına bir de “vahy-i gayr-i metluv” eklediler.

“Allah size Kitap’ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah’ın dışında bir hüküm koyucu mu arayayım?” diyor (14) ama bazıları aradılar ve vahy-i gayr-i metluv diye bir şey sokuşturdular…

“Karşılarında okunup duran bir Kitap’ı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır” (15). Bunlara yetmiyor ya Rabbi… Vahy-i gayr-i metluv diye indirdiklerine hasım olan bir şey icat ettiler…

Bazılarının vahy-i gayr-i metluv diye bir şeyin olduğuna inanması asla bağlayıcı değildir. Bunu duyan İbni Abbas, “Kuran'dan başka vahiy yoktur” (16) demiştir. Ebu Hanife’nin gündemine bile girmemiştir. O ve Ebu Yusuf gibi, İbrahim En-Nazzam gibi alimler hadislerin mutlaka Kuran’a arz olmalarını istemiştir. Özellikle Ebu Hanife o günden bugünün felaketini görmüştür.

Ebu Hanife şöyle diyor: “Allah'ın Kitabı'na muhalefet etme! Allah'ın Kitabı'na muhalefet eden de Allah'ın resulü olamaz. Nebi'den, Kur'an'a aykırı rivayette bulunan kimseyi red, nebiyi red ve onu yalanlama değildir. Bu, ancak nebiden batıl rivayette bulunan kimseyi reddir. Suçlama bu kimseyedir (raviyedir), nebiye değil. Nebinin söylediği her şey, işitmiş olalım veya olmayalım, başımız gözümüz üstünedir. Buna iman eder ve Resulullahın söylediğine olduğu gibi şehadet ederiz. Ve yine şehadet ederiz ki, o, Allah'ın nehyettiği bir şeyi emretmez. Allah'ın bağladığı bir şeyi koparmaz. Allah'ın tavsif ettiği bir şeyi Ona aykırı bir şekilde vasıflandırmaz. Şehadet ederiz ki, o, bütün işlerde Allah ile muvafıktır” (17).

Ebu Yusuf şöyle diyor: “Kuran’a muhalif olan Rasulullahtan rivayet edilmiş dense bile ondan değildir” (18).

“İbrahim En-Nazzam, üzerinde icma edilmiş ve karine (ayet) ile desteklenmiş hadislere itibar ederdi. Haberi vahidinde karine ile desteklenmiş olanını kabul ederdi” (19).

“İmam Malik haram kılınan emzirme adetini, ölü için yapılan haccı, köpeğin yaladığı kabın temizlenmesini, köpeğin necisliğini bildiren hadisi, at eti yemeyi helal sayan hadisi Kuran'ın zahirine ters gördüğü için reddederdi” (20)

Ebû Amr Dırâr b. Amr el-Gatafânî el-Kûfî (ö. 815?) Kitabu't Tahrişinde şöyle der: “Rasulullah sallallahu aleyh dedi ki: Ben Yahudilere sordum Musa'ya yalan isnat ettiler, Hıristiyanlara sordum İsa'ya yalan isnat ettiler. Benden sonra bana da yalan isnat edecekler. Benden sonra size bir şey ulaşırsa onu Allah'ın kitabına arz edin. Ona uygun olan bendendir ona muhalif olan benden değildir. Ben ancak Allah’ın kitabına uygun olanı söylerim” (21).

Buhari, İbni Ömer’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Hz. Peygamber Bedir’de (müşrik ölülerinin topluca gömüldükleri) çukurun başına gelip 'Rabbinizin size vaad ettiği şeyin doğru olduğunu gördünüz mü?' dedikten sonra “Onlar şimdi benim dediklerimi işitiyorlar buyurdu.” Bu hadise Hz. Aişe'ye haber verilince o “Sen ölülere işittirecek değilsin” (Fatır, 22) ayetini delil getirerek: “Hz. Peygamber, ancak 'onlar şimdi benim söylediklerimin hak olduğunu biliyorlar' demiştir” dedi.” (22).

Gayrimetluv vahye yorulan kimi pasajlar Kuran bağlamından kopuk biçimde zorlanarak okunmaktadır. Kuran dönemine en yakın zaman aralığı olan Hicri 1. ve 2. asırda yazılmış Ferrâ ve Mukâtil b. Süleyman gibi müfessirlerin tefsirlerde gayr-i metluva yorulan Necm Suresi'nin ilk ayetleri “…O hevasından konuşmaz…” Kuran olarak ortadadır. Konuyla ilgili ayrıntılı ve daha derli toplu kitaplar tetkik edilebilir (23).

KAYNAKLAR:

1. Bakara, 151.

2. Enam, 19.

3. Enam, 49.

4. Enam, 50.

5. Zümer, 23.

6. Enam, 51.

7. Bknz. Zuhruf, 44.

8. Maide, 101.

9. Rad, 30.

10. Araf, 52.

11. Kehf, 27.

12. Kamer, 17.

13. Enam, 19.

14. Enam, 114.

15. Ankebut, 51.

16. Tahâvî'nin Şerhu Müşkili'l-Âsâr, XIV.

17. Dr. Kamil Çakın, “Hadisin Kuran’a Arzı Meselesi”, Ebu Hanife, Numan b. Sabit, “el-Alim ve’I-Muteallim”, 26-7, İst. 1981.

18. Ahmet Keleş, “Hadisin Kuran'a Arzı”, s.54; Ebu Yusuf, “er-Red ala siyeril Evzai” s.31.

19. Hüseyin Aydın, “el-Cahiz Hadis ve Sünnet Anlayışı” s. 25.

20. Ahmet Keleş, “Hadisin Kur'an'a Arzı”, s. 56.

21. Dırar Bin Amr, “Kitabut Tahriş”, Pdf s. 36.

22. Zerkeşi, “Müstedrek” s. 45, Otto.

23. Özellikle Mehmet Yaşar Soyalan'ın "Vahiy Savunması: Gayrimetuv Vahyin İmkansızlığı" (Anka Yay.), Prof. Dr. Said Hatiboğlu'nun "Hz. Peygamber ve Kur'ân Dış Vahiy" (Otto Yay.) isimli kitaplarıyla Doç. Dr. Bünyamin Erul'un "Sahabenin Sünnet Anlayışı" (TDV Yay.) kitabı ve "Hz. Peygamber'e Kur'an Dışında Vahiy Geldiğini İfade Eden Rivayetlerin Tahlil ve Tenkidi" (İslâmiyat C:1 S.1) başlıklı makalesi okunabilir. Ayrıca Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu’nun kitaplarında da hadislere nasıl bir yöntemle bakılması gerektiğini görebilirsiniz.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
CANLI BOMBA NASIL ANLAŞILIR? Genel 10.06.2021
İSLAM NEYİNİZE YETMEDİ DE TASAVVUF İMDADINIZA YETİŞTİ? Genel 26.05.2021
DİN HALİNE GELEN TASAVVUF (2) Genel 15.05.2021
DİN HALİNE GELEN TASAVVUF (1) Genel 14.05.2021
GÜREŞ TEKKELERİNDE TASAVVUF Tarih 07.05.2021
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Toplumsal Histeri Genel 28.05.2021
İNSANIN KENDİSİNE YABANCILAŞMASI Genel 23.05.2021
DAĞILMIŞ MİLLETLER Genel 22.05.2021
Varlığımızı Anlamlandırmak Genel 20.05.2021
DI-RIŞ! Genel 15.05.2021