ANLAMI İYİ OLMAYAN HER KELİMEYE GÜNAH DEMEYİN

Neden bizim ilahiyatçılarımız diğer bilim dallarındaki akademisyenler gibi yöntemli hareket etmiyorlar. Neden Yüce Allah birbirinden farklı kelimeleri kullandığı halde hepsine toptan günah anlamı yükleyip kestirip atıyorlar? Ya kendileri de bilmiyorlar yahut mes’ul oldukları işin hakkını vermiyorlar. İlki cahillik, ikincisi ihmalkarlık…

Günah kelimesi Farsça bir kelimedir ve Arapça'da "cnh” kökünden türeyip “cunah” kelimesinden etkilenerek modifiye olmuş ve yama gibi birçok kelimenin yerine kullanılır olmuştur. Kuran’da “ism” geçmiş mealde “günah” diye çevrilmiştir; Kuran’da “zenb” denmiş ama o da “günah” diye çevrilmiştir. Kuran’da “vizr” denmiş, o da “günah” diye çevrilmiştir. Kuran’da “hub” denmiş o da “günah” diye çevrilmiştir. Kuran’da “ma’siy”e denmiş o da ya da “cürm” denmiş o da “günah” diye çevrilmiştir. Nihayet toplumda “günah” sözcüğü hepsinin yerine kullanılınca hepsini kapsar bir hüviyete büründürülmüştür. Gerçek bu olsaydı Kuran onları ayrı ayrı kullanır mıydı? Hayır. Peki neden kendilerine hoca denilenler buna dikkat etmiyorlar?..

Günahın çeşitlerini sıralıyorlar. Hangi günahın? Cunah’ın mı, zenb’in mi, ism’in mi? Küçük günah büyük günahtan kastın hangisi? Ayet “seyyiatikum” ile küçük günah(!) dediyse cünah, zenb, vizr gibi sözcüklerin başında “küçük” geçmeyince bu sözcükleri de “günah” olarak tanımlamanız ne kadar doğru olur? “Küçük” (sağire) ya da “büyük” (kebira) demek için bu sözcüklerin her biri ne kadar uygun? Mesela bir ayette “kebâirel ism” geçerken küçük olduğunda “lememe” der (Bknz. Necm, 32). Mesela kötü zannı “ism” olarak tanımlıyor. Allah tehlikeye “tehluke” (Bknz. Bakara, 195) diyor başka bir isimle isimlendirmiyor. Siz neden kafanıza göre tanım yapıyorsunuz? Günahın kalpteki teşekkülü ve olumsuz tesirini ise kitabımız “zeyğ” yani hakikatin dışına eğriltmek (Al-i İmran, 7-8), “reyn” yani pas tutmak (Mutaffifin, 14) ve “kasve” yani katılaşma (Bakara, 74) kelimeleriyle açıklar. “Rics” çirkinlik midir pislik midir?.. Neden bağlama bakıp ortak bir karar alınmıyor? Çok mu zor? Hiç de zor değil…

Günümüz ilahiyatçılarında daha çok cünah, zenb, isyan/ma'siyet, cürm, hıyanet ve isyan kelimeleriyle karşılık bulan "günah" sözcüğü, münker, hata'/hatie, hub, fahşa/fahişe, fısk, habis, seyyie, vizr, tağa, feseka, zaleme, fücfur ve benzeri kelimelerle de ifade edilmiştir. Heytemi 467 adet günah saymıştır. Bazıları hızını alamayınca 700’e kadar çıkarmış...

CUNAH NE DEMEK?

İlahiyatçılar “cunah” sözcüğünü kişiyi haktan saptıran fiil veya davranış anlamında tanımlıyorlar. Kuran’da 25 yerde insanlar arasındaki münasebetlerle ilgili olarak kullanılmaktadır. Aslında meallerin sadece “cünah” kelimesini “günah” olarak çevirmeleri gerekir. Ayetlerde “cünah”ın nasıl geçtiğine bir bakalım…

Bakara Suresinin 229. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “…Eğer siz de bunların, Allah´ın çizdiği hudutta duramayacaklarından korkarsanız, kadının, ayrılmak için hakkından vazgeçmesinde artık ikisi için de “haddi aşmışlık” (cunah) yoktur. İşte bunlar, Allah´ın (sizler için koyduğu) hudutlarıdır. Sakın bunları aşmayın, her kim Allah´ın hududunu aşarsa, işte onlar zalimlerdir.” Dikkat ederseniz bu durumda HADDİ AŞMAK, HUDUDU AŞMAK söz konusu oldu.

Bakara Suresinin 230. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “…Eğer ikinci koca da onu boşarsa, Allah´ın hududunu sağlam tutacaklarını ümid ettikleri takdirde öncekilerin birbirlerine dönmelerinde artık ikisi için de “haddi aşmışlık” (cunah) yoktur. İşte bunlar, Allah´ın (sizler için koyduğu) hudutlarıdır. Bunları bilen bir kavim için açıklıyor.” Bir ölçü getirildiğinden HADDİ AŞMAK, HUDUDU AŞMAK konu edilmiş oldu.

Bakara Suresinin 282. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “…Eğer onlara zarar verirseniz, o işte mutlaka size dokunacak bir “haddi aşmışlık” (cunah) olur…” Zarar verince HADDİ AŞMIŞ oldu.

Nur Suresinin 61. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “…Toplu halde veya ayrı ayrı yemenizde de bir “haddi aşmışlık” (cunah) yoktur...” Bir ölçü getirildiğinden HADDİ AŞMAK, HUDUDU AŞMAK konu edilmiş oldu.

Sonuç olarak “cünah” sözcüğü geçen ayetlerde “haddi aşmak” söz konusudur… O halde cünah, haddi aşmanın karşılığının adıdır.

İSM NE DEMEK?

İsm’in zıddı “birr olmamak”tır. İsm Allah’a, ana-babaya, ahit ya da alış-veriş yaptığın kişiye haksızlık etmektir. Sözleşmeyi yerine getirmemektir. Belli ki büyük haksızlık demektir. Birr ise sözleşmeyi yerine getirmek demektir. “İsm” bu sözleşmeyi bozmaktır. Birr ahde vefadır ve iyilik anlamı yeterli gelmez. Araplar çölde tüm develer geldiyse biri gelmediyse buna “asim” demeye başlamışlar. Yani “hayırda gecikme”. Zamanla “aykırı”, “muhalefet eden” anlamı kazanmış. İsm cezadan sorumlu olma durumu, sevabı geri bırakmak ve tüm yanlış davranışları kapsar şekilde tanımlanmaya dönüşmüştür. Kuran’da “ism” sözcüğü 35 yerde geçer. Maalesef mealler bunları da günah diye çevirirler.

Bakara Suresi’nin 85. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Sonra sizler öyle kimselersiniz ki, kendilerinizi öldürüyorsunuz ve sizden olan bir grubu diyarlarından çıkarıyorsunuz, onlar aleyhinde “haksızlık” (ism) ve düşmanlık güdüyor ve bu konuda birleşip birbirinize arka çıkıyorsunuz…” Burada kendi diyarlarından çıkarıldıkları için HAKSIZLIK ETMEK söz konusu.

Bakara Suresinin 181. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Şimdi her kim bunu duyduktan sonra onu değiştirirse, her halde “haksızlık” (ism), sırf o değiştirenlerin boynunadır…” buyrulur. Değiştirerek HAKSIZLIK ETMEK söz konusu.

Bakara Suresinin 182. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Her kim de vasiyet edenin bir taraflı davranmasından veya “haksızlık yapmaktan” (ism) korkar da tarafların arasını düzeltirse ona bir “haksızlık” (ism) yoktur...” Ahdi bozunca elbette HAKSIZLIK ETMEK demek oldu.

Bakara Suresinin 188. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Bir de aranızda mallarınızı batıl sebeplerle yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile “haksızlık” (ism) ile yemek için o malları hakimlere rüşvet olarak vermeyin” buyrulur. Kul hakkı söz konusu olduğundan HAKSIZLIK ETMEK demek oldu.

Bakara Suresinin 203. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “… Bunlardan kim iki gün içinde (Mina´dan) dönmek için acele ederse ona “haksızlık (mesuliyeti)” (ism) yoktur. Kim geri kalırsa ona da “haksızlık (mesuliyeti)” (ism) yoktur…” buyrulur. Yine ahdi bozmak ve haksızlık sakıncası konu edildiğinden HAKSIZLIK ETMEK demek oldu.

Bakara Suresi, 219. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Ey Muhammed! Sana şarap ve kumardan soruyorlar. De ki: Bu ikisinde büyük bir “haksızlık” (ism), bir de insanlar için bazı menfaatler vardır. Fakat “haksızlık” (ism), menfaatlerinden daha büyüktür…” buyrulur. Haksızlık oluşturacak bir sebeb söz konusu olduğundan HAKSIZLIK ETMEK demek oldu.

Bakara Suresi, 276. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Allah ribayı mahveder, oysa sadakaları bereketlendirir. Allah “haksızlık” (ism) ve inkârda direnen hiç kimseyi sevmez.” Ribanın kul hakkından dolayı HAKSIZLIK ETMEK olduğu apaçıktır.

Bakara Suresi, 283. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “… Bir de şahitliğinizi inkâr edip gizlemeyin, onu kim inkâr ederse mutlaka onun kalbi “haksızlık” (ism) içindedir…” Şahitliği gizleyerek HAKSIZLIK ETMEK söz konusu.

Nisa Suresi, 20. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Eğer bir eşi bırakıp da yerine diğer bir eş almak isterseniz, öncekine yüklerle mehir vermiş de bulunsanız, ondan bir şey geri almayın. O malı bir iftira ve açık bir “haksızlık” (ism) isnadı yaparak geri alır mısınız?” Ahdi bozmak ve kul hakkından dolayı HAKSIZLIK ETMEK demek oldu.

Nisa Suresi, 48. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: Doğrusu Allah, kendisine ortak koşulmasını asla affetmez. Ondan başkasını ise dilediği kimseler için bağışlar ve mağfiret buyurur. Her kim Allah´a şirk koşarsa gerçekten “azametli bir haksızlık” (ismen azîmâ) iftira etmiş olur.” Burada “kebaira” demeyip de “azima” denilmesini günahı kategorize edenlerin dikkatlerine sunalım… Şirkle beraber geçince ve “azima” deyince elbette ÇOK BÜYÜK HAKSIZLIK ETMEK demek anlamına geliyor.

Nisa Suresi, 50. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: Bak keyfine göre “iftira” (yefterune) atıyorlar Allah’a isnadla (demediği şeyleri dedi diyerek) ve bu kafidir apaçık bir “haksızlık” (ism) olarak.” İftira ile beraber geçince elbette HAKSIZLIK ETMEK demek.

Nisa Suresi, 107. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Kendilerine hainlik edenleri (yehtanune) savunma. Muhakkak Allah “inatla haksızlık yapanları” (havvânen esîmâ) sevmez.” İnatla beraber geçince elbette HAKSIZLIK ETMEK demek.

Nisa Suresi, 111. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: Kim bir “haksızlık” (ism) işlerse, kendi aleyhine işlemiş olur…” Burada siyak ve sibak dikkate alınırsa HAKSIZLIK ETMEK demek olacaktır.

Nisa Suresi, 112. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Kim bir “hata” (hatiyeten) veya bir “haksızlık” (ism) işler de sonra onu beri olanın üzerine atarsa, muhakkak “suç yükleme” (buhtanen) etmiş ve apaçık bir “haksızlık” (ism) yüklenmiş olur.” Hata ve buhtan ile beraber geçince elbette HAKSIZLIK ETMEK demek.

Maide Suresi, 2. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “…Birr ve takva üzerinde yardımlaşın, “haksızlık” (ism) ve “düşmanlıkta” (vel’udvani) yardımlaşmayın…” Ahdi bozmak demek olan birr ile birlikte geçince elbette HAKSIZLIK ETMEK demek.

Maide Suresi, 62. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Onlardan çoğunun “haksızlık” (ism), “düşmanlık” (vel’udvani) ve “sahtekarlıkla” (suhte) yiyicilikte çabalarına hız kattıklarını görürsün. Yapmakta oldukları ne “feci” (lebi’se).” Sahtekarlıkla birlikte geçince elbette HAKSIZLIK ETMEK.

Maide Suresi, 63. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “İdarecileri (rabbaniyyun) ve bilginleri (ahbar) onları, “haksızlık” (ism) söylemelerinden ve “sahtekarlıkla” (suhte) yiyiciliklerinden sakındırmalı değil miydi? Yapmakta oldukları ne “feci” (lebi’se).” Sahtekarlıkla birlikte geçince elbette HAKSIZLIK ETMEK.

Maide Suresi, 107. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Eğer o ikisi aleyhinde kesin olarak “haksızlık” (ism) hak ettiklerine ilişkin bilgi sahibi olunursa, bu durumda haksızlığa uğrayanlardan iki kişi -ki bunlar buna daha hak sahibidirler- öbürlerinin yerine geçerler…” Apaçık bir mağduriyet olduğundan HAKSIZLIK ETMEK demek.

En'am Suresi, 120. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Haksızlığın” (ism) açıkta olanını da gizlisini de terk edin. Çünkü “haksız” (ism) kazananlar, yüklenegeldikleri nedeniyle karşılık göreceklerdir.” Konuyla illiyeti nedeniyle HAKSIZLIK ETMEK demek.

Nur Suresi, 11. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Doğrusu “iffetsizlikle suçlayanlar” (bil-ifki), sizin içinizde “bulunanlardır” (usbetun); siz onu kendiniz için bir “kötülük” (şerran) saymayın, aksine o sizin için bir “hayırdır” (hayrun). Onlardan her bir kişiye kazandığı “haksızlık(tan dolayı ceza)” (ism) vardır. Onlardan büyüğünü yüklenene ise büyük bir azab vardır.” Yalandan dolayı HAKSIZLIK ETMEK söz konusu.

Casiye Suresi, 7. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Vay haline “kendini kandırarak haksızlık yapanın” (effâkin esîm).” Yalandan dolayı HAKSIZLIK ETMEK söz konusu.

Mutaffifin Suresi, 12. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Yalanlamaz onu “haksızca haddi ihlal edenlerden” (mu’tedin esîm) başkaları.” Yalandan dolayı HAKSIZLIK ETMEK söz konusu.

İnsan Suresi, 24. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “…O halde sabret Rabbinin hükmüne ve itaat etme onlardan “haksızlık yapanlara” (ism) ve “küfredenlere” (kefuran).” İnkardan yani yalandan dolayı HAKSIZLIK ETMEK söz konusu.

Mücadele Suresi, 8. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Gizli toplantıların fısıldaşmalarından men' edilip sonra men edildikleri şeye dönenleri “haksızlık” (ism) ve “düşmanlık” (vel’udvani) ve Resule isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah'ın selamladığı biçimde selamlıyorlar ve kendi kendilerine: "Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azap etse ya." derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o ne “feci” (bi’se) bir gidiş yeridir.”

Mücadele Suresi, 9. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Ey iman edenler, kendi aranızda gizli konuşmalarda bulunacağınız zaman, bundan böyle “haksızlık” (ism) ve düşmanlık ve Resule isyanı fısıldaşıp-konuşmayın; birr ve takvayı konuşun ve huzurunda toplanacağınız Allah'tan sakının.” İnkardan yani yalandan dolayı HAKSIZLIK ETMEK söz konusu.

Ahzab Suresi, 58. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Mümin erkeklere ve mümin kadınlara irtikab etmedikleri sebebiyle eziyet edenler ise gerçekten bir “suç yükleme” (bühtan) ve açık bir “haksızlık” (ism) yüklenmişlerdir.” İftira ile yan yana olunca elbette HAKSIZLIK ETMEK demek olduğu çok açık.

Şura Suresi, 37. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “(Bunlar) “büyük haksızlık” (kebâirel ismi) ve utanmazlıklardan (velfevahişe) kaçınırlar ve gazablandıkları zaman bağışlarlar…” Burada “kebâirel ismi” diyor… Dikkat ederseniz cünah’ta kebair’e rastlamadık ama ism’de kebair var. Konuyla illiyeti nedeniyle HAKSIZLIK ETMEK demek.

Hucurat Suresi, 12. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı “haksızlık” (ism)…” Zanda haksızlık çok mümkün olacağından HAKSIZLIK ETMEK demek.

Tur Suresi, 23. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Orada bir kadeh uzatırlar, (cennet) içinde “saçmalama” (leğvun) ve “haksızlık” (ism) yoktur.” Buraya kadar HAKSIZLIK ETMEK anlamı verildiğinden ve cennette de haksızlık söz konusu olamayacağına göre HAKSIZLIK ETMEK demek.

Kalem Suresi, 12. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Hayra mâni olan, “zorbalıkla haksızlık yapan” (mu’tedin esîm).” Burada da hayrın engellenmesi HAKSIZLIK ETMEK demek.

Vakıa Suresi, 25. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Orada işitmezler “boş söz” (leğven) ve “haksıza (söz)” (ism)”.  Genel duruma bakarak elbette HAKSIZLIK ETMEK demek.

Sonuç olarak “ism” geçen tüm ayetlerde “haksızlık etmek” söz konusu… O halde ism, haksızlık etmenin karşılığının adıdır.

LEMEM NE DEMEK?

Fark edilmeyen haksız dokunma demek. Farkına varmadan haksızlık yapmış olmak. Lemem kelimesinin aslı olan ‘lemme’ fiili; toplamak, biriktirmek, bir şeyi ısrarlı ve devamlı olmamak şartıyla yapmak ve düzeltmektir. Dağınık olan saçı düzeltme ya da kendini düzeltme eyleminde de kullanılır. Lemem’in tanımı konusunda müfessirler arasında görüş birliği olmamakla beraber çoğuna göre küçük günahlardır. Tabi biz günah dememek, hatta her kötü kelimeye günah anlamı vermemek için bu makaleyi yazdık…

Necm Suresi, 32. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Ki onlar, “farkına varmadan haksızlık yapmak” (lememe) dışında, “büyük haksızlıktan” (kebâirel ismi) ve “utanmazlıklardan” (velfevahişe) kaçınırlar…” Sadece bu ayette geçen bu sözcük FARK ETMEDEN HAKSIZLIK YAPMAK demek.

Sonuç olarak “lemem” geçen bir ayetlerde “farkında olmadan haksızlık etmek” söz konusu… O halde lemem, farkında olmadan haksızlık etmenin karşılığının adıdır.

ZENB NE DEMEK?

Zenb, Allah’ın hukukuna karşı kusurdur. Zenb sözlükte 'arka', 'geri', 'kuyruk' anlamlarına gelen zeneb'den türetilmiş olup sonu kötü olan fiili anlamışlar. Gayri meşru işi anlamışlar. Kur'an-ı Kerîm'de 37 yerde geçen zenb kelimesi küfür, şirk, katl, zina gibi günahlar için de kullanılmıştır. İlahiyatçılara göre zenb kelimesi hem kasıtlı hem de kasıtsız olarak işlenen günahı gösterirken, ism kelimesi özellikle kasıtlı olarak işlenen günahı gösterir. Fakat bir de ayetlere bakalım ayetler ne söylüyor…

Şems Suresi, 14. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Fakat, onu yalanladılar, deveyi yere yıkıp öldürdüler. Rableri de “Allah’ın hukukunu çiğnemeleri” (zenb) nedeniyle 'onları yerle bir etti, kırıp geçirdi'; orasını da dümdüz etti.” Bu ayetin hukuki olduğu çok açık olduğundan HUKUKULLAHA KUSUR ETMEK demek.

İsra Suresi, 17. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Biz Nuh'tan sonra nice nesil bırakanları “helak ettik” (ehlekna) uğrattık. Kullarının “Allah’ın hukukunu çiğnemelerini” (zenb) haber alıcı, görücü olarak Rabbin yeter.” Nesil bırakan eski dönemlerden bahsederken hukuksuzlukları konu edildiğinden HUKUKULLAHA KUSUR ETMEK demek.

Ankebut Suresi, 40. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “İşte biz onların her birini “Allah’ın hukukunu çiğnemeleriyle” (zenb) yakalayıverdik. Böylece onlardan kiminin üstüne taş fırtınası gönderdik, kimini şiddetli bir çığlık sarıverdi, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmedici değildi, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.” Yukarıdaki konuya benzer bir ayet eski dönemlerden bahsederken hukuksuzlukları konu edildiğinden HUKUKULLAHA KUSUR ETMEK demek.

Enfal Suresi, 54. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidişatı gibi onlar Rablerinin ayetlerini yalanladılar; biz de “Allah’ın hukukunu çiğnemeleri” (zenb) nedeniyle onları helak ettik…” Yukarıdaki konuya benzer bir ayet Firavun ailesinden, öncekilerden hatta gidişattan (kede’bi) bahsederken hukuksuzlukları söz konusu edildiğinden HUKUKULLAHA KUSUR ETMEK demek.

Mü'min Suresi, 21. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Onlar, yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını bir görsünler. Onlar, kuvvet ve yeryüzündeki eserleri bakımından kendilerinden daha üstün idiler. Fakat Allah, onları “Allah’ın hukukunu çiğnemelerini” (bizunubihim) nedeniyle yakalayıverdi. Onları Allah'tan koruyacak kimse olmadı.” Yukarıdaki konuya benzer olarak Allah’ın koyduğu hukukun çiğnenmesi çok açık olduğundan HUKUKULLAHA KUSUR ETMEK demek.

Araf Suresi, 100. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “…Eğer biz dilemiş olsaydık onlara “Allah’ın hukukunu çiğnemelerini” (bizunubihim) bir musibet isabet ettirirdik ve kalplerini mühürlerdik de onlar böylelikle işitmeyenler olurlardı.” Yukarıdaki ayetler dikkate alındığında buradaki ifade de HUKUKULLAHA KUSUR ETMEK demek.

Ahzab Suresi, 71. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Ki O (Allah), amellerinizi ıslah etsin ve onlara “Allah’ın hukukunu çiğnemenizi” (zunubekum) bağışlasın…” Amel hukukla ilişkilidir. Bu yüzden HUKUKULLAHA KUSUR ETMEK konusunda illiyet söz konusudur.

Tevbe Suresi, 102. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Diğerleri onlara “Allah’ın hukukunu çiğnediklerini” (bizunubihim) itiraf ettiler, onlar salih bir ameli bir başka “kusurlu” (seyyie) olanlarla karıştırmışlardır…” Yine amel sözcüğü geçtiğinden hukukla ilişkilendirmek kolay olacaktır. O halde HUKUKULLAHA KUSUR ETMEK konusunda illiyet söz konusudur.

Mü'min Suresi, 3. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: ““Allah’ın hukukunu çiğnediklerini” (zenb) bağışlayan, tevbeyi kabul eden, cezası pek şiddetli olan ve lütuf sahibi (Allah’tan)…” Bağlam ve buraya kadarki ayetler dikkate alındığında HUKUKULLAHA KUSUR ETMEK demek.

Mü'min Suresi, 55. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Şu hâlde sen sabret. Gerçekten Allah'ın va’di haktır. “Allah’ın hukukunu çiğnediğin” (zenb) için mağfiret dile; akşam ve sabah Rabbini hamd ile tesbih et.” Bağlam ve buraya kadarki ayetler dikkate alındığında HUKUKULLAHA KUSUR ETMEK demek.

Al-i İmran Suresi, 11. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “…Ayetlerimizi yalanladılar, böylece Allah ““Allah’ın hukukunu çiğnedikleri” (zenb) için onları yakalayıverdi. Allah sonuçlandırması pek şiddetli olandır.” Bağlam ve buraya kadarki ayetler dikkate alındığında HUKUKULLAHA KUSUR ETMEK demek.

Maide Suresi, 49. ayet: “… Şayet yüz çevirirlerse bil ki, Allah şüphesiz istiyor “Allah’ın bazı hukukunu çiğnedikleri” (zenb) için onlara bir musibeti tattırmak. Şüphesiz insanların çoğu fasıklardır.” Bağlam ve buraya kadarki ayetler dikkate alındığında HUKUKULLAHA KUSUR ETMEK demek.

Furkan Suresi, 58. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “…Kullarının “Allah’ın hukukunu çiğnemelerinden” (zenb) Onun haberdar olması yeter.” Bağlam ve buraya kadarki ayetler dikkate alındığında HUKUKULLAHA KUSUR ETMEK demek.

Muhammed Suresi, 19. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Şu hâlde bil; gerçekten Allah'tan başka İlah yoktur. Hem kendi ““Allah’ın hukukunu çiğnediğin” (zenb) için hem mümin erkekler ve mümin kadınlar için mağfiret dile. Allah, sizin dönüp-dolaşacağınız yeri bilir, konaklama yerinizi de.” Bağlam ve buraya kadarki ayetler dikkate alındığında HUKUKULLAHA KUSUR ETMEK demek.

Rahman Suresi, 39. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “İşte o gün ne insana ne cinne “Allah’ın hukukunu çiğnemekten” (zenb) sorulmaz.” Bağlam ve buraya kadarki ayetler dikkate alındığında HUKUKULLAHA KUSUR ETMEK demek.

Saff Suresi, 12. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “O da sizin ““Allah’ın hukukunu çiğnemiş olmanızı” (zenb) bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir…” Bağlam ve buraya kadarki ayetler dikkate alındığında HUKUKULLAHA KUSUR ETMEK demek.

Mülk Suresi, 11. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Böylece kendi “Allah’ın hukukunu çiğnediklerini” (zenb) itiraf ettiler. Çılgınca yanan ateşin halkına uzaklık olsun.” Bağlam ve buraya kadarki ayetler dikkate alındığında HUKUKULLAHA KUSUR ETMEK demek.

Fetih Suresi, 2. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecekte “Allah’ın hukukunu çiğnediklerini” (zenb) bağışlar, üzerindeki nimetini tamamlar ve seni dosdoğru bir yola yöneltir.” Bunu Resulullahın yapmış olması ve bağışlanması konu ediliyor. Bağlam ve buraya kadarki ayetler dikkate alındığında HUKUKULLAHA KUSUR ETMEK demek.

Zariyat Suresi, 59. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Muhakkak zulmedenlerin “Allah’ın hukukunu çiğnemenin” (zenuben) misli bir “Allah’ın hukukunu çiğnemeleri” (zenubi) vardır. O hâlde acele etmesinler.” Bağlam ve buraya kadarki ayetler dikkate alındığında HUKUKULLAHA KUSUR ETMEK demek.

Sonuç olarak “zenb” geçen tüm ayetlerde “hukuksuzluk etmek” söz konusu… o halde toplumsal olmakla dikkatimizi çeken bu ayetlerde geçen zenb sözcüğü Allah’ın hukukunu çiğnemenin karşılığının adıdır.

VIZR NE DEMEK?

Vizr: Kur'an'da on ayette 'ağırlık' manasında geçer. Bu ayetlerin çoğunda manevî yük ve sorumluluk ilgisiyle kullanılmıştır. Aleyhinde olan ağırlık demek.

Nahl Suresi, 25. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Kıyamet gününde “kendi aleyhindeki ağırlıklarının” (evzarahum) tümünü ve bilgisizce saptırdıklarının “ağırlığının” (evzari) bir kısmını yüklenmeleri için. Bak ne “feci” (sa’e) yük yükleniyorlar.” Ayette “yüklenmeleri için” (liyehmilu) geçmesinin nedeni “vizr” sözcüğünün taşınacak ağırlık olmasıdır. Bu sözcük “hamele” kökünden gelir. Hamal bu kökten türer. Hamile de karnında bebek taşıdığından bu ismi alır. Kıymetli evrakın kanunlara uygun olarak taşınması hamil demektir. Yüklenmekle ilgisi ve kişinin aleyhine dönük kullanılması nedeniyle vizr sözcüğü ALEYHİNDE TAŞIDIĞI AĞIRLIK demek.

Taha Suresi, 100. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Kim bundan yüz çevirirse, şüphesiz kıyamet günü o bir “ağırlık” (vizran) yüklenecektir.” Yine “yüklenecektir” (yehmilu) deniyor. Yine belli ki ALEYHİNDE TAŞIDIĞI AĞIRLIK demek.

İsra Suresi, 15. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Kim hidayete ererse kendi nefsi için hidayete erer; kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Taşımaz kendi “aleyhinde yüklenen” (vâziretun) “yükünü” (vizre) başkasının. Biz bir elçi gönderinceye kadar azap edecek değiliz.” Burada “Vâziretun vizre” demek “yükünü yüklenmek” anlamında bir ifadedir. Anlatılan şudur. Başkasının aleyhinde olan yükü kendi aleyhinde yüklenmez. Belli ki vizr sözcüğü ALEYHİNDE TAŞIDIĞI AĞIRLIK demek.

Zümer Suresi, 7. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Eğer inkâr edecek olursanız, artık şüphesiz Allah size karşı hiçbir ihtiyacı olmayandır ve O kulları için inkara rıza göstermez ve eğer şükrederseniz, sizin (yararınız) için ondan razı olur. Taşımaz “kendi aleyhinde yüklenen” (vâziretun) “yükünü” (vizre) başkasının…” Burada da belli ki vizr sözcüğü ALEYHİNDE TAŞIDIĞI AĞIRLIK demek.

Necm Suresi, 38. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Doğrusu, taşımaz kendi aleyhinde “yüklenen” (vâziretun) “yükünü” (vizre) başkasının.” Yine belli ki vizr sözcüğü ALEYHİNDE TAŞIDIĞI AĞIRLIK demek.

Fatır Suresi, 18. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Taşımaz “kendi aleyhinde yüklenen” (vâziretun) “yükünü” (vizre) başkasının. Eğer “yükü ağır olan kimse” (musḳaletun) onu “taşımaya” (himliha) çağırsa, -bu yakın-akrabası da olsa- kendisine ondan hiçbir şey “yükletilmez” (yuhmel)…” Burada da ALEYHİNDE TAŞIDIĞI AĞIRLIK demek.

Sonuç olarak “vizr” geçen bir ayetlerde “kendi aleyhinde taşıdığı yük” söz konusu… O halde vizr, aleyhinde taşıdığı ağırlığın karşılığının adıdır.

SEYYİAT NE DEMEK?

Kusur anlamına en uygun sözcük “seyyie”dir. İlahiyatçılar “seyyie/seyyiât” kavramının ‘kötülük etmek, kötü ve çirkin olmak’ anlamlarındaki “sev” kelimesinden türetildiğini söylerler. Sev, kötü, fena, mekruh, zararlı, muhalif olmak gibi manalarda kullanılır. Aynı kökten “seyyiat” denince “küçük günah” diye çeviriyorlar. Küçük günah ya da küçük kötülük ifadesi kulağa gıcırtılı gelmektedir. Gerek ayetlere bakınca gerek küçüğü olabildiğinden ve gerekse kusursuz insan olamayacağı için bana “kusur” anlamı vermek daha uygun geliyor.

Bakara Suresi, 81. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Hayır; kim bir” kusur” (seyyieten) işler de “hatası” (hatiyetuhu) kendisini kuşatırsa (artık) onlar ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.” Burada hata sözcüğüyle bir arada geçmesinden belli ki seyyiat sözcüğü KUSUR demek.

Bakara Suresi, 271. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Sadakaları açıkta verirseniz ne iyi; fakat gizleyip fakirlere verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. O “kusurlarınızdan” (seyyiatikum) bir kısmını bağışlar. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.” Allah dünyada ne yaparsak yapalım gerçek pişmanlıkları zaten bağışlar ama “hatasız kul olmaz” sözünü doğrular mahiyette “seyyiat” geçen ayetlerde Allah’ın bağışlayıcılığının her defasında öne çıkması dikkate şayandır. Belli ki seyyiat KUSUR demek.

Nisa Suresi, 31. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Size “yasaklananın” (tunhevne) “büyüklerinden” (kebaira) kaçınırsanız, sizin “kusurlarınızı” (seyyiatikum) örteriz ve sizi onurlu bir makama sokarız.” Burada da seyyiat sözcüğünün KUSUR olduğu belli.

Furkan Suresi, 70. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup davranan başka; işte onların “kusurlarını” (seyyiatihim) Allah iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” Yine belli ki seyyiat KUSUR demektir.

Sonuç olarak “seyyiat” geçen bir ayetlerde “kusur” söz konusu… O halde seyyiat, işlediği kusurun karşılığının adıdır.

CURUM NE DEMEK?

Arapça “crm” kökünden “curm” şeklinde değişmiş olup Arapçada “suç” anlamına gelmektedir. Günah anlamında kullananlar olduysa bile çoğunluk bu kelimeyi suç anlamında doğru kullanmaktadır.

Rum Suresi, 47. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Andolsun, biz senden önce kendi kavimlerine elçiler gönderdik de onlara apaçık belgeler getirdiler; böylece biz de “suçlulardan” (ecramu) intikam aldık. İman edenlere yardım etmek ise bizim üzerimizde bir haktır.” Ceza söz konusu olduğuna göre işlenen SUÇ.

Enam Suresi, 123. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Ve işte böylece her ülkenin önde gelenlerini, tuzak peşinde koşan “suçlular” (mucrimiha) durumuna sokarız: ama çevirdikleri entrikalar yalnız kendi aleyhlerine olur ve onu da anlamazlar.” Ceza söz konusu olduğuna göre işlenen SUÇ.

Enam Suresi, 124. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Onlara bir ayet geldiği zaman: «Allah’ın resullerine verilenin aynısı bize de verilmedikçe iman etmeyiz» derler. Allah risaletini kime ulaştıracağını daha iyi bilir. “Suç işleyenler” (ecramu) Allah katında aşağılanmaya ve entrikacı eğilimlerinden dolayı şiddetli bir azaba uğratılacaklardır.” Ceza söz konusu olduğuna göre işlenen SUÇ.

Enam Suresi, 147. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Eğer seni yalanladılarsa, «Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. Bununla beraber Onun azabı da “suçlu” (mücrimine) kavimden geri çevrilmez» de.” Ceza söz konusu olduğuna göre işlenen SUÇ.

Araf Suresi, 40. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Bizim ayetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara göğün kapıları açılmayacak ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir. İşte böyle cezalandırırız suçluları (neczîl mucrimîn).” Ceza söz konusu olduğuna göre işlenen SUÇ.

Araf Suresi, 84. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Ve üzerlerine bir yağmuru yağdırdık. Bak ki “suçluların” (mücrimine) sonu nasıl oldu.” Ceza söz konusu olduğuna göre işlenen SUÇ.

Mutaffifin Suresi, 29. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Doğrusu “suç işleyenler” (ecramu), kimi iman edenlere gülüp-geçerlerdi.” Bağlam ve diğer ayetler dikkate alınacağından “cürüm” SUÇ anlamındadır.

Enam Suresi, 55. ayetinin ilgili kısmı şöyledir: “Suçluların (mucrimine) tuttuğu yol açığa çıksın diye, ayetleri işte böyle genişçe açıklıyoruz.” Bağlam ve diğer ayetler dikkate alınacağından “cürüm” SUÇ anlamındadır.

Sonuç olarak “cürüm” geçen bir ayetlerde “suç” söz konusu… O halde cürüm, işlediği suçun karşılığının adıdır.

Buraya kadar göstermek istediğimiz, her kötü şeye günah denemeyeceğini ama günah denemeyince de iyi bir anlam kazanamayacağını göstermekti. Kötü anlamda kullanılan başka kelimeler de var. “Hata” ve “hatie” adı üstünde hata yani “yanılmak” demek. Fakat kasıt olduğunda “hatie” kullanarak sözcüğü “hata”dan ayırıyorlar. İsra Suresinin 31. ayetinde, yoksulluk endişesiyle çocukların öldürülmesinin “büyük bir hata” (hıt’en kebîrâ) olduğunu söylüyor. Dâlle, zaleme, tağâ, ğavâ, fesaka, habuse, cenefe, fâhişe, hûb, satata ve fücur gibi sözcükler de yerli yerinde kullanılmalılar. Bunun için de Türkçemize girmeliler. “Hub” sözcüğü Kur’an-ı Kerîm’de yetim malı yiyenler için kullanılmaktadır. İlahiyatçılar onu da “günah” diyerek geçiştirmişlerdir. Şems Suresinin 10. ayetine bakınca, “Ve onu gömen de elbette “yıkıma” (habe) uğramıştır” dediği için “yıkım” sözcüğünün daha uygun olduğu anlaşılacaktır. Nisa suresinin 2. ayetinde “Öksüzlere mallarını verin ve kötüsünü iyisiyle değiştirmeyin. Onların mallarını, kendi mallarınıza karıştırıp yemeyin. Zira bu büyük bir “yıkım”dır (huben).” Hub sözcüğünü “günah” diye çevirenler “yıkım” olarak çevirmeliler. Yıkım olunca değeri azalmıyor.

Fuhş ya da fahşa sözcüğü de Kuran’da kötü anlamlarda kullanılır. “İtidal olanı aşmak” denmiştir. Sözlükte 'aşırı derecede çirkin söz ve davranış', 'iğrenç işler', 'büyük günah', 'edep ve ahlaka aykırı her türlü kötülük ve çirkinlik' anlamı verilmiştir. Fahşa/fahişe şeytanın kendini izleyenlere emrettiği ve güzel gösterdiği ölçüsüzlük ve çirkinliktir. Neml suresinin 54. ayetinde, “Lût’u da (elçi olarak kavmine gönderdik). O kavmine, «Göz göre göre hala o “fahişeliği” (fahişete) yapacak mısınız?» demişti.” Nisa suresinin 15. ve 25. ayetlerinde geçen 'fahişe' kelimesi de zina anlamında kullanılmıştır. Aynı surenin 19. ayetinde geçen 'fahişe' sözcüğü ise 'çirkinlik ve hayasızlık', 'serkeşlik', 'geçimsizlik yapma', 'aileyi bozacak denli bir edepsizlik veya zina etme' şeklinde anlaşılmıştır. Kur’an babaların evlendiği kadınlarla evlenmeyi kesinlikle yasaklamakta, cahilîye döneminden kalma bu âdeti yine 'fahişe' kelimesiyle nitelemekte ve onun çok çirkin bir iş olduğunu vurgulamaktadır (Bknz. Nisa, 22).

Enbiya suresinin 74. ayetinde Lut kavmindeki fasıklara “habis” (habaise) denilmektedir. Ahzab Suresinin 33. ayetinde “kirli” veya “pislik” anlamında “ricse” sözcüğü geçer. Bu yüzden devamında “tertemiz temizlemek” (yutahhirekum tathîrâ) geçiyor. Enam suresinin 31. ayetinde “hüsran” (hasira), “kabahat” (ferratna) ve “feci” (sa’e) geçiyor. Yusuf 80 ve Zümer 56’da “ferrattum” geçer. Taha 22’de, Meml 12’de, Kasas 32’de “su’in” geçer. Tevbe suresinin 91. ayetinde geçen “haracun” sözcüğüne bile “günah” anlamı veriyorlar. Muhammed Esed bu sözcüğü “sorumlu tutmak için bir sebeb” olarak yorumlar. Yasin suresinin 65. ayetinde ağızlarla alakalı olarak “mühürleriz” (nehtimu) sözcüğü geçer. Şems suresinin 8. ayetinde “fücur” (fucuraha) sözcüğü “takva” (teḳvaha) sözcüğüyle aynı ayette geçer; takvanın korumak anlamından dolayı fücur’un “bozulmak” demek olduğu çok açıktır. Ali İmran suresinin 165. ayetinde geçen “musibet” (musibetun) zaten Türkçemize de girmiştir. Diğerleri de girmelidir. Kehf suresinin 79. ayetinde geçen “eiybeha” sözcüğüne Muhammed Esed’in verdiği “hasarlı” anlamı çok isabetli görülüyor; nitekim burada hasar almış bir gemi söz konusudur. Vakıa suresinin 46. ayetinde “Azametli “hinsi” işlemekte ısrar ediyorlardı” ifadesinde geçen sözcüğü de “günah” diye çeviriyorlar. Bir önceki ayet geçmişte onların kendilerini tamamen hazlara kaptırdıklarını söylüyor. İki ayeti bir arada düşündüğümüzde demek oluyor ki “hazza kapılmakta ısrarcı olmak” demektir. Kalem suresinin 10. ayetinde “hain” anlamında “mehinin” geçiyor; 11. ayetinde “Arabozucu” (hemmâzin) “laf taşıyan” (meşşâin bi nemim)” geçiyor, 12. ayetinde “hayra mâni olan” (mennâın lil hayri) “zorbalıkla” (mu’tedin) “haksızlık yapan” (esîm)” geçiyor. 13. ayetinde “ihtiraslarının esiri” (utullin) ve “hiçbir faydası dokunmayan” (zenim) ifadeleri geçer.

Biz bu yorumu yaparken alimler arasında tercih ettiğimiz yorumları seçerek ve Kuran'daki bağlamına dikkat ederek bir metot tuttuk.

Özetle her sözcüğü yerli yerinde kullanmak için Kuran’ın tanımlanmış kilit sözcüklerinin dilimize girmeleri gerekmektedir. Bu bizim Kuran’ı daha doğru anlamamıza yardımcı olacaktır. Öyleyse bir imamdan “günah” sözcüğünü duyduğunuzda hangi ayette hangi Arapça sözcüğün nasıl bir illiyetle geçtiğine bakarak doğru anlayın. Ezberleyenlerin ve ezberletenlerin peşinden gitmeyin; yöntemli ve bilinçli Kuran okumanın peşine düşün…

03.05.2021


Başlık Kategori Yayın Tarihi
CANLI BOMBA NASIL ANLAŞILIR? Genel 10.06.2021
İSLAM NEYİNİZE YETMEDİ DE TASAVVUF İMDADINIZA YETİŞTİ? Genel 26.05.2021
DİN HALİNE GELEN TASAVVUF (2) Genel 15.05.2021
DİN HALİNE GELEN TASAVVUF (1) Genel 14.05.2021
‘VAHY-İ GAYR-İ METLUV’ DEYİP DE ŞİRKE GİRME Genel 11.05.2021
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Toplumsal Histeri Genel 28.05.2021
İNSANIN KENDİSİNE YABANCILAŞMASI Genel 23.05.2021
DAĞILMIŞ MİLLETLER Genel 22.05.2021
Varlığımızı Anlamlandırmak Genel 20.05.2021
DI-RIŞ! Genel 15.05.2021