İLK KIBLEMİZ TEK KIBLEMİZDİR

Genellikle “ilk kıblenin neresi olduğu” sorusu, Kuran’ın cevap veremediğini ve bizi hadislere muhtaç kıldığını düşünenlerin sorduğu bir sorudur. Biz de Kuran perspektifinden bakarak ilk kıblenin neresi olduğu konusuna zan ve rivayetlere hiç girmeden, tamamen Kuran’a bakarak ve yöntemli, şuurlu, bilinçli yaklaşmaya çalışarak okuduğumuzda ne anladığımızı açıklayacağız. Dikkatli bakanlar için Kuran bu soruyu ayetlerle açıkça yanıtlıyor.

O halde önce kendilerine sorun ettikleri şu ayetlerden başlayalım:

Bakara 142’de, “İnsanlar içinde bir kısım beyinsizler takımı, «Bunları uydukları kıbleden çeviren nedir?» diyecekler. De ki: «Doğu da batı da Allah’ındır. O, kimi dilerse onu hidayete erdirir»” buyrulduğuna göre demek ki daha önce uydukları bir kıble var. Bu kıblenin Kâbe olduğunu önceki elçilerle ilgili ayetlerden zaten biliyorduk. Zaten iki önceki ayette İbrahim, İsmail, İshak, Yakup gibi elçilerden bahsettikten sonra bir önceki ayette “Onlar bir ümmet idiler, gelip geçtiler…” diyor. Burada “Bunları uydukları kıbleden çeviren nedir?” sorusunu beyinsizlerin sorduğunu dikkate alarak düşünün. Kıble baştan beri daima Mescid-i Haram’dır. Bunu bir kere kenara yazın! Fakat hani siz de bugün bile dua ederken yüzünüzü ille de kıbleye dönmüyorsunuz ya Resulullah da bunu yapıyor. Göğe doğru bakıyor. Ayette yüce Allah Resulullaha, “Biz senin yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu görüyoruz…” diyor. Bazılarının sandığı gibi başka bir mescide çevirmiş değil. Allah burada “…yüzünü göğe doğru…” (vechike fîs semâi) diyor. Yani namaz kılarken göğe doğru dönmüyorlar; zaten bu fiziki olarak da namazda mümkün değil. Ama göğe doğru bakmak mümkün... Allah bu yüzden doğu ya da batının fark etmeyeceğini “…De ki: Doğu da batı da Allah’ındır. O kimi dilerse onu hidayete erdirir” diyerek buradaki yönelmenin bir 'hüküm ayeti' olmadığını, 'bir durum ayeti' olduğunu gösteriyor. Yani İslam salt şekil dini değildir; aynı zamanda bir gönül dinidir. Bu yüzden Allah, Bakara 177’de, “Birr, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir…” diyerek meselenin yönlere yönelmekle bitmediğini söyleyerek ayetin devamında birr’in ne olduğunu açıklıyor.

Kısacası deniyor ki: Ey Resulüm. Sen bazen göğe doğru bakarak da bana yöneliyorsun. Fakat bu beyinsizlerin kafalarını karıştırıyor. Aslında hangi yöne dönersen dön bana ulaşırsın. Ama bunun için de yüzünü Mescid- i Haram´a doğru çevir ki kafaları karışan beyinsizler aleyhinde söylenip durmasınlar. Zira ayetin devamında şöyle buyrulur: “Her nereden yola çıkarsan yüzünü Mescid- i Haram´a doğru çevir ve her nerede olsanız yüzünüzü ona doğru çevirin ki insanlar için aleyhinizde bir delil olmasın...” (Bakara, 150).

Buraya kadar anlaşılıyor ki artık öyle göğe dönerek Allah’a yönelmek yok. Kıblemize yani Mescid- i Haram´a dönerek Allah’a yöneleceğiz. Bizim Allah’a yönelmemiz her ne kadar her yönden mümkünse de dışardan bakanların kafası karışmasın ve aleyhimizde bir argüman olarak kullanmasınlar diye o beyinsizlerin ortamında hamd, şükr, tesbih ya da dua ederken de kıblemize yöneleceğiz. İşte bu yüzden Bakara 143’te “…üzerinde bulunduğunuzu seçtik kıble…” (cealnâl kıbletelletî kunte aleyhâ) şeklinde bir ifade var. “Üzerinde bulunduğunuz” demek halihazır yönelmekte olduğunuz demektir. Yani kafirlerin bulunduğu ortamda Allah’a her türlü yönelmeyi Mescid- i Haram’a doğru yapacak ki beyinsiz kafirler bir tenakuz olduğunu düşünmesinler. Çünkü onlar dinin içinde değiller ve dinde olana vakıf değiller.

Bakara 149’da ayet “Ve nereden çıkarsan çevir yüzünü Mescid-i Haram tarafına…” diyerek kıblenin her halükârda neresi olacağını pekiştiriyor. Hiçbir alternatif bırakmıyor. Böylece artık yüzünü göğe çevirmeyecek ve kıble tartışılmayacaktır. Kafirler göğü kıble sanmayacaklardır. Zaten Allah’ın özellikle etrafında bazı şeylerin haram kılındığı Mescid-i Haram dışında herhangi bir mescid yoktur. Allah’ın daha önce yöneldiğimiz başka herhangi bir mescid adı vermemesinin nedeni, yöneldiğimiz başka hiçbir mescidin olmamış olmasıdır. 

Şu hâlde kıble ile ilgili olan bu sorunun cevabı bir ayet cımbızla çekilerek anlaşılamaz. İlgili diğer ayetleri de dikkate almak gerekir. İlgili ayetleri dikkate almazsanız ilgili zan ve rivayetlere muhtaç olursunuz. Hükmi anlamda kıble hiçbir zaman değişmemiştir. Gelenekçiler Resulullahın yüzünü göğe çevirmesini Mescid-i Aksa olarak bile anlayacak kadar zan ve rivayetlerin etkisindeler. Onlar eskilerin ezberlerine bağlı ve bağımlılar. Fakat bizim bağlı olduğumuz Kuran onlardan daha eskidir. Gelenekçilerin saplantılarının haddi hesabı yoktur. Fakat Kuran ehli olanların bazılarının da bu konuda Kuran’ın dışına çıkmaları üzücüdür. Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır Kuran’ın dışına çıkmadan bu konuyu açıklayamıyor. O da (bu konuda) gelenekçiler gibi Kuran’ın dışına taşarak Resulullahın Beytül Makdis’e döndüğünü düşünüyor. İhsan Eliaçık da Kuran’ın dışına taşarak Medine’de reform misyonunun bir gereği olarak Peygamberimizin Mescid-i Beytül Makdis’e yöneldiğini düşünüyor. Prof. Dr. İsrafil Balcı da Kuran’ın dışına taşarak Peygamberin Kudüs’e doğru namaz kıldığını düşünüyor. Beytül Makdis de Mescid-i Aksa da farklı mescidler olduğu için Kuran’ın dışına çıkılınca yönelinen mescidlerin sayısı artmış oldu. Prof. Dr. Mehmet Okuyan bile bu konuda Kuran’ın dışından referans alarak Peygamberimizin Mekke’nin son dönemlerinde ve Medine’nin ilk dönemlerinde kendi içtihadıyla Kudüs’e döndüğünü söylüyor. Çoğu konuda bu hocalara katılmakla birlikte bu konuda biz de diyoruz ki: Kuran hüküm anlamında hiçbir zaman Resulullahın Mescid- i Haram’dan başka bir yöne döndüğünü söylemiyor. Namazında daima Mescid- i Haram’a doğru dönerek Allah’a yöneliyor. Fakat namaz dışında günümüzde de birçok teistin yaptığı gibi yüzünü göğe doğru dönmüştür. Fakat beyinsizlerin ortamında bunu yapması istenmemiştir.

Burada Kuran ehlinden hocaları bile ters köşeye yatıran birinci neden daha önce geleneksel düşünce yapısından etkilenmiş olmalarıdır. Her ne kadar geleneksel pranga ve kelepçelerden kurtulmuşsalar da el bileklerinde kelepçelerin ve ayak bileklerinde prangaların izleri hala bulunmaktadır. Biz burada adını zikrettiğimiz Kuran ehli hocalar ve daha niceleri sayesinde uzun süre kelepçe ve pranga altına onlar gibi alınmadığımız için bu izleri taşımama noktasında onlardan daha avantajlıyız. Apaçık olan Kuran zan ve rivayetlere muhtaç etmeden bu konuyu açıklıyor. Biz Kuran’a bakarak size izah ettiğimiz bu açıklamadan tatminiz. Kuran yöntemli düşünenler için rehber olarak yeterli bir kitaptır. Kuran ancak beyni basanlar için yeterlidir. Bakara 142’de ifade edilen “…bazı beyinsiz insanlardan…” (sufehâu minen nâsi) kafası karışan kafası kapalılar için Kuran açık olmayacaktır. "Beyinsiz" derken burada ismini andığım ve çoğu konuda katılıp çok az konuda farklı düşündüğüm hocaları ve hatta gafil gelenekçileri bile tenzih ediyor konumuzun sınırları dahilinde kaldığımız için sadece kafirleri kastediyorum.

Not: Bu makale gelenekçi düşünen ama iyi niyetli bir kardeşimizin “Hani mescidi aksaya dön emri Kuranda yok ya.. Neye göre bunu tayin etti sav. Oysaki mescidi harama dön emri var kuranda sadece.. Bunu kendi kafasındanmı yaptı Hz. Peygamber sav. Hemde seni şah damarından yakalarım ayeti var iken..?” sorusunu yanıtlamak için hazırlanmıştır.

27.04.2021


Başlık Kategori Yayın Tarihi
CANLI BOMBA NASIL ANLAŞILIR? Genel 10.06.2021
İSLAM NEYİNİZE YETMEDİ DE TASAVVUF İMDADINIZA YETİŞTİ? Genel 26.05.2021
DİN HALİNE GELEN TASAVVUF (2) Genel 15.05.2021
DİN HALİNE GELEN TASAVVUF (1) Genel 14.05.2021
‘VAHY-İ GAYR-İ METLUV’ DEYİP DE ŞİRKE GİRME Genel 11.05.2021
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Toplumsal Histeri Genel 28.05.2021
İNSANIN KENDİSİNE YABANCILAŞMASI Genel 23.05.2021
DAĞILMIŞ MİLLETLER Genel 22.05.2021
Varlığımızı Anlamlandırmak Genel 20.05.2021
DI-RIŞ! Genel 15.05.2021