KUL ÇIKARSA ARADAN, KALIR SANA YARADAN

Kuran, kendisinden sorumlu olduğumuz tek kaynaktır. Sünnet, Kuran’da elçinin yaptıklarıdır. İcma, dinle alakalı olduğuna inanılan konuları yorumlarken bir mezhebin alimlerinin ortak kanaatleridir. Kıyas ise dinle alakalı olduğuna inanılan konuları yorumlarken bir mezhebin alimlerinin görüşleri karşılaştırarak en makul geleni seçmeleridir. Sıkıntı şurada: Mezheb din değildir. Çünkü icma da kıyas da hak değildir, beşeridir, tutarlı ya da tutarsız olabilir, belli bir mezhebi bağlayıcıdır. Din, Kuran’la açılır ve Kuran'la tamamlanır. Kuran’daki din ondaki Sünnetle yaşanır. Ego ismi, hayr vasfı ön plana çıkarır. “Veliler deryaya daldı, nebiler sahilde kaldı” diyen mutasavvıflara biz de diyoruz ki: Kul çıkarsa aradan, kalır sana yaradan… Allah şeyh damarınızdan daha yakındır…

Şirk, eksiksiz olan bir dine yapılan her türlü katkıdır. Şirk sadece dine eklemek değildir; dinden çıkarmak da şirktir. Ne katabilirsin ne de eksiltebilirsin. Şirk Allah’ı aşağı çekmeye cüret etmek ve kulu yukarı çekmeye yeltenmektir. Yahudiler Tanrıyı aşağı, Hristiyanlar elçi kulu yukarı çektiler. Şirk Allah’ın bir sıfatını kula, kulun bir sıfatını Allah’a yakıştırmaktır. Şirk imana icma ve kıyas eklemektir. Şirk Kuran’da olmayanlara iman etmek, Kuran’da olanlara kendinden katmaktır. Allah’ın Müslüman olmayanlardan istediği hak ile batılı karıştırmamak, müslüman olanlardan istediği hakka batıl karıştırmamaktır. Şirk evrenin Allah’a doğru olan işaretinin yönünü değiştirip Allah’la kula işaret etmeye yeltenmektir. Şirk Allah’ın neye işaret edeceğini Allah’la değil, kul ile belirlemektir. Şirk Allah’ın huzurunda olmak değil, Allah’ın yanında, yakınında, etrafında, makamında olmak ya da birini orada görmektir. Ahirette dine katan hamallar ve dinden eksilten hırsızların sorgusuna maruz kalmaktan Allah’a sığınırım. Allah yargılarken zulmetmez. Dünyada da yargılarken zulmetmez. Toplum salah üzere iken helakını emretmez. Islah edici halk varken Allah helak etmez. Tedbir alan bireyin tedbiri bile melektir. Hak düşünsel yerindelik, yargısal yerindelik, hikmet ve adalettir. Sulh, salih ameldir. Salih amel, dürüst olmaktır. Salahın zıddı zulüm ve fesattır. Fesat da hilafettin zıddıdır yani fesat hilafeti yıkar. Ruh adam yapan bir soluktur, ilahi bir soluk, bedensel değil ama ikram, mecazi hayatiyet, indirilen vahiy, Resulullah’la ya da Cibril’le gelen, bu üç ruh birbirinden çok da farklı değiller… Göz kendini göremez ama biz kendimizi ruh vasıtasıyla biliyoruz. Ruh hayvanlarda yok. Gelişen bir şey değil. Ruh aynıdır. Melik olan Allah memleketinde ruh vasıtasıyla halife belirler. Aksi takdirde insan “memleketin tanrısı benim” der… İlk ayetlere bakılırsa “ey nas” der; esas mesajı bütün insanlığı ilgilendirir. Nur 55’te olduğu gibi Allah’ın vaadi her iki dünya için de olabiliyor. Sahip ve hâkim kılmayı vadediyor. Öyleyse ümmet neden bu halde?.. Unutmayın, şirk affedilmez. İsterseniz bakın: Nisa 48, Enam 88.

Cahil yığınların peşine düşecekleri kişinin sadece kendilerinden üstün olması onlar için yeterlidir. Nasıl olsa onların gözünde herkesten üstün olacaklardır. Cahil tabaka küçücük mahalli dünyasını evren zanneder. Allah aracıya muhtaç değildir. Neden muhtaç olsun? Her şeyden haberi var, her şeyi işitiyor, her şeyi görüyor, her şeye kudreti yetiyor. Bunun aksini düşünmek şirktir. Hatta kulun aracıya ihtiyacı olmadığı tek zat Allah’tır. Aracı büyüdükçe amaca dönüşür. Şirk böyle bir şeydir. Fazıl’ı değil fazileti, Hakkı’yı değil hakikati, Sadık’ı değil sadakati, Hamdi’yi değil hidayeti, Salih’i değil salih ameli Allah’a yaklaşmak için vesile yap. Tevbeyi, duayı, tasadduku vesile yap.

Şirke giden yoldaki insanlar çamurlu ayak ve patinaj izleri bırakır. Resulullahı takas ettiler. Kiminle mi takas ettiler? Buhari’lerle takas ettiler. Hakkındaki rivayetlerle takas ettiler. Rivayetlerin Muhammed’i, Kuran’ın Muhammed’ine tercih edildi. Zan ve rivayetler, kesin hükümler olan vahiylerden daha sevimli gösterildi. Kuran’daki Muhammed’in yaptıklarına değil, rivayetlerdeki Muhammed’in yaptıklarına “sünnet” denildi. Böylece Kuran’dan uzak olanlar doğru bir sünnet algısından da uzaklaştılar. Hurafe, gerçeğin ne ve nerede olduğunu bilmeyenlerin gerçeğin içini gerçek dışı şeylerle doldurmalarıdır. Gerçek, göreceli olmaksızın var olandır. Batıl, baştan beri ya da sonradan bozuk olandır. Hurafecilerin “sünnet” tanımı işte bu yüzden Kuran’da yoktur; sünnetullah geçtiği halde “nebinin sünneti” geçmez. Resulullahı ve önceki peygamberleri bize örnek verirken bazı hadislerde geçtiği üzere tuvalete nasıl oturduğu ya da nasıl cima ettiği gibi adabsız saçmalıklara girmez. Sözüm ona alimler “adab” adı altında bunları anlatırken Kuran anlatmaz; çünkü Allah zaten bunları aklımızla halledebileceğimizi bilir. Resulullahın Kuran’daki sünneti oturuş pozisyonu ya da taklit edilmesi değildir; elbette onun sünneti onun imanı, dürüstlüğü, adaleti, eşitlikçiliği, yalan söylememesi, iyilikseverliği gibi özellikleridir. Arablarda bile olmayan Osmanlı cübbeleri de değildir.   

Kuran’ın Muhammed’i kafirler iman etmiyorlar diye neredeyse kahrolacak iken rivayetlerdeki Muhammed adı anılmadığında ümmeti salavat getirmese bile “burnu yerde sürünsün” diye beddua edebiliyor. Kuran’ın Muhammed’inin mucizesi sadece Kuran idi; rivayetlerin Muhammed’i ayı bile yarmaktan tutun da ölüyü bile diriltiyor; kısacası Allah’ın yaptığı hemen hemen her şeyi yapıyor. Allah Kuran’ın Muhammed’ini yeri gelince azarlıyordu; fakat rivayetlerin Muhammed’i öyle mi? Rivayetlerin Muhammed’inin naz makamı varmış, Allah’a naz yapmış, vahyi bile meğerse Cebrail’e o vermiş, “Allah eşit Muhammed” dedirtmiş… “Peygamber buyurmadı” diyerek yanılmayı ya da “bilmiyorum” demeyi, “peygamber buyurdu” diyerek ona iftira atmaya tercih ederim. Peygamber doğrudur tamam ama bakalım bu sözün Peygamberden geldiği doğru mudur? Bizim Kuran’dan öğrendiğimiz. Şakası olmayan bir Allah…

Hristiyanlar elbette “New Age” (Yeni Çağ) kiliseleri kurabilirler. Onlar eskiyle yeniyi değişebilirler. Çünkü onlar Müslümanların aydınlık çağı olan Orta Çağı kiliseler yüzünden karanlığa boğdular. Biz tam aksine, 7.yüzyıl İslam anlayışını asrımızın idrakine söyletmek istiyoruz. Dinimizi hurafelerden ayrı tutarak arındırmak istiyoruz. İncil’de bir söz “Ekmeğini terine banıp yiyeceksin” diyorsa ve bununla emeğinle kazandığını yemeni istiyorsa, bu söz elbette ancak temiz ve helal olanı öğütleyen Kuran’a uygundur. Biz İncil’in ya da herhangi bir öğretinin her şeyine değil, Kuran’a aykırı taraflarına kısacası Kuran'a aykırı her şeye karşıyız. Çünkü biz körü körüne karşı çıkmıyoruz. Bizim Kuran gibi "tutarsızlıklardan uzak" bir ölçümüz ve "yöntemli işlettiğimiz" bir aklımız var. İnsanlar bin bir gruba ayrılsa bile aklını işletenler grubu tektir. İmanın ne olduğunu onu iliklerine kadar hissedenler iyi bilirler. Dünyada iyileri kötülerin cennetine atsanız, onlara cehennem gibi gelir… İşte iman bunun gibi bir duygudur. Herkesin hikayesi ölümle bittikten sonra nasıl, nerede ve ne kadar yaşadığı değil, gönlünde ne taşıdığı önemlidir. Evrene bir hiç olarak gelirsin; değer kazanmaya bak… Yeryüzünde tozlara basar geçersin lakin uzaydan bakınca toz bile değilsin…

Kuran bize lazım olan her şeyi içerir. Onu anlayarak okuyup takva yaşamamızı ister. Kulluğu belirli saatlerden ziyade ömür boyu belirler. Kuran’ın apaçık olduğunu ve tamamından sual olunacağımızı söyler. Anlamamayı bahaneye bağlar; zira anlamamak mümkün değildir. Bir sivrisineği hatta daha da küçüğünü misal vermekten çekinmeden tafsilata girer. Buna rağmen hala “Allah bununla ne demek istedi ki?” diyenlerin hastalıklı bir kalbe sahip olduklarını teşhis eder. Çünkü onların amaçları anlamak değildir. Allah kitabı açıklansın diye değil, açıklama olarak indirmiştir. Anlasın diye de insana akıl vermiştir. Çünkü kitab, yaşanan olaylar üzerine inen vahiyler içerir. Allah’ın elçisi bir olay yaşarken onlar da onunla beraber oldukları için ayetler onlara zaten apaçıktır. Hatta bilmedikleri bir şeyi Allah ilk kez söylüyorsa Allah’ın elçisi bunu halkından biraz önce öğrenir. Mazeret engelin değil, engellenebiliyor olmandır. Biz ayeti belirli sınırlar içinde doğru anlıyoruz. Fakat şerh o sınırları zorlayıp dışarı çıkınca ayeti daha fazla anlatmak yerine ayet dışındaki fazlalıkları anlatıyor… Sonra da fazlalıklara iman ediyorlar. Bu çabalar bize şu dersi verdi: Doğruyu bile yalancıdan almayın… En büyük yalan ilahi hakikati gizlemektir. Faturası en pahalı kabadayılık şirktir. Sizin sapıklık diyerek işaretlediğiniz noktalardaki hakikatler, siz ölünceye kadar kaçırılmış fırsatlar ve sırlardır. Yanlışlarınızın en ortası size mantıklı gelir. Hakikate hazır olmayan batılı alkışlar. Hakikat batıla az da olsa karışmadıkça batıl kimseyi kandıramaz.

Kuran’a uyun. Aklınızı yöntemli işletin. Bu zamanda 7.yüzyılın şartlarını yaşamayın; bu zamanda Resulullahın 7.yüzyılda tebliğ ettiği değerleri yaşayın; bu zamanı Resulullah döneminde yaşayamayacağınız kadar imkânsız düşüncelere kapılmayın. Bu zamanda 1500 öncesini yaşayan çok geriye gider; asra ayak uyduramaz. Ateşli silahlara karşı kılıç mı kuşanacaksın? İnsanları güldürürsünüz; tepki alırsınız. Kimseye dinletemezsiniz. Resulullahı taklid değil, takip etmelisiniz. İslamın hiçbir emri ve nehyi yoktur ki 21.yüzyılda ve dünyanın herhangi bir yerinde yerine getirmek mümkün olmasın. Mesela Allah “şirke girme” diyor. Avrupa ya da Afrika’da olsan ne fark eder? Allah “dürüst ol” diyor. Amerika’da ya da Asya’da olsan ne fark eder? Antartika’da da olsan kibirli davranamazsın. Bu kadar basit. İstersen Okyanusya’da bir geminin güvertesinde ol…

Arabın dili Arabca olduğu halde imkânsız olduğundan Kuran benzerini yazmaya davet ederek meydan okur ve Arablar Kuran’daki edebi sanat karşısında hayret ya da hayranlık karşısında kalırlar. Sahte peygamberlerin uydurdukları da oldu ama niçin tutunamadılar? Mesela niçin bu günlere gelemediler? Çünkü onu anlayarak okuyanlar onda tüm güzellikleri görürler… Putperest İranlılar ehl-i kitab olan Romalıları mağlub edince ayet Romalıların İranlıları kısa zamanda yeneceğini bildirdi. Bunun sonradan gerçekleşmesi herkesin dikkatini çekti. Bu durum gerçekleşmeseydi şüphe oluşturacaklardı. Ayet dedi ve dediği gibi de oldu. Allah birçok savaşa katılan Resulullah’ı koruyacağını da Maide 67 gibi ayetle bildirdi. Suikastlar dahil savaşlarda birçok girişimde ona zarar verilemedi. Şayet savaşlardan birinde öldürülseydi, bu vaad ondan şüphe için yeterli olacaktı. Ayetler geleceğe dair gaybi haberler verecek kadar gelecekten emindirler. Ebu Leheb’i kötüleyen ayet var. Ebu Leheb iman etseydi ne olacaktı? Ayetin dediği gibi oldu ve etmedi. Yine Mekke’nin fethinden 2 yıl önce bu fetihten bahisle müjde verilmiştir. Fetih 27 indikten 2 yıl sonra bu fetih gerçekleşti. Kuran’ın tutarlılığı gibi tutarlı başka bir kitabın olmaması dikkate şayandır.

En büyük dert şirktir. Herkesin kalitesini dertlerinin kalitesi belirler! Bir kulun değerini efendisinin kim olduğu belirler... Müslüman başkalaşınca Müslümanlığı da başkalaştırmaya kalkar. Aslında basiretli bir adam dışardan bakınca bir fraksiyonun batıl olduğunu anlayabilir. Bireysel olarak insanın kalbinden geçenleri bilemezsiniz ve bireyselde belki yanılabilirsiniz ama cemaat ya da tarikat olduğunda yanılmanız mümkün değil. Yeter ki aklınızı işletin.

Tanıdığım bir Adıyaman sofisine:

“Tarikatınızdaki müridlerin şeyh dahil neredeyse hepinizin sigara gibi vücuda ve keseye zararlı bir şeyi içiyor olmanız nefsinizin çok zayıf olduğunu göstermiyor mu?” diye sormuştum.

O da “Bir sigaramız var gurban, daha da başka kötü bir huyumuz yok” demişti.

“Fakat siz nefsi yenme konusunda başkalarından daha iddialısınız. Nefsi yenemedikten sonra ne anlamı kaldı tarikatın?” diye sordum.

“Gurban zaman imanı kurtarma zamanı, sigara mekruh, mekruhu bıraksak ne olur bırakmasak ne olur?” dedi.

Dedim ki: “Sen imanı değil, iman seni kurtarır. Bak şunu bir düşün: Hem tarikattasın hem nefsini yenip sigarayı bile bırakamıyorsun. Sigara kudretli değil, siz zayıfsınız…”

Ona şirk konularından bahsettim hiçbir şey anlamadı. Belki de anlamadığını bile anlamamıştır... Şirke girenlerin kafaları da güzel(!) oluyor. Onlar bunun farkında bile olmuyorlar. Kendilerini merkeze koyduklarından onların dışında kalan nasipsizlerin onları anlayamayacağını sanıyorlar. Az okuyorlar; onu da yöntemsiz okuyup yöntemsiz düşünüyorlar. Tarikatı manevi bir güç olarak gösterip maddi bir güç olarak kullanıyorlar. Gavs adını verdikleri entellektüel dünyanın en uzağındaki bu kişilere bağlandıklarını sanıyorlar ama bağlı değiller; daha da ötesi bağımlılar. Allah sakındırsın, devlet başkanlarına kesinlikle bu kadar bağlı değiller ve bu meşayih kitlesi müridana ne isterse yaptırabilir. Düşünün siz bir devletin en üst mertebesinde lider olacaksınız, şeyhler müridlerine sizden daha çok söz geçirecekler... Şeyhin niyeti bozulmadıkça problem yok ama türlü türlü psikolojik rahatsızlık var. Şeyhin bunlardan birine kapılmayacağından kim emin olabilir?...


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GÜREŞ TEKKELERİNDE TASAVVUF Tarih 07.05.2021
ANLAMI İYİ OLMAYAN HER KELİMEYE GÜNAH DEMEYİN Genel 03.05.2021
SEN KATİLLERİN TORUNU DEĞİLSİN Tarih 28.04.2021
İLK KIBLEMİZ TEK KIBLEMİZDİR Genel 27.04.2021
İMAMIN AZAMI YOKTUR Genel 24.04.2021
Başlık Kategori Yayın Tarihi
NEFSİN KIRBACI: HÜRRİYET(!) Genel 16.04.2021
KADIN(2) Genel 23.03.2021
Bir Albatros Hikayesi Genel 07.03.2021
DEPREM HAFTASI Genel 03.03.2021
YASADIŞI YASA DIŞI SIRADIŞI VE SIRA DIŞI SAVIM Genel 07.02.2021