ODAK TEK EĞİTİM MODELİ

Yeni doğmuş bir bebeğin bir anda konuşmaya başlaması.. Bir çocuğun hiçbir şeyi merak etmeden, öğrenmeden her şeyi bilmesi..

Böyle şeylerin olabilmesi için özel-süper güçlere sahip olmak gerekmekte değil mi? Yani garip mucizeler.. Peki,’’Türkiye’de eğitim şuanda bu konumdadır’’ desem, nasıl olur? Bence hiç yanlış olmaz.Aslında garip önyargılar peşine sıkıştırılan ‘’kuşaklara isim verme’’ saçmalığı da bu kaynaktan.’’Bu Z kuşağı çok fena!’’ deyip kenara çekilen ve eliyle göbeğini kaşırken Z kuşağının yaptıklarına ibretle bakıp ‘’Yav biliyordum bunun böyle olacağını..’’ tabirleri de. Kendi kendine geliştiğini sandığımız ve böylece başıboş bıraktığımız insan topluluğunun başarılarıyla ya da başarısızlığıyla, övünme; utanç duyma hakkına sahip değiliz! Çünkü onların fikren ve zikren peşinde olanlar biz değiliz.Kendi kendileri… (tabii ki değil, o elini tutmaktan geri durduğunuz ne varsa elini boş bırakmayanlar var.Ve  şuanda dünyayı yöneten güçler onlar.Ama sakın eski alışkanlıklarımızı bırakmayalım yine devam edelim bu aptal çarka köle olmayı…)

Öğrenmek ve eğitim isteyen birinin etrafına çok dikkatli baktığında kendisine en yakın duran kişi taklit ettiği kişidir.O kişinin-kişilerin hareketlerini ezberler önce, sonra da ilmini.Aristoteles, taklit noktasının insanlarda doğuştan olduğunu söyler.Ona göre ilk bilgilerin kaynağı taklit yoluyla elde edilendir.’’Taklit eden ile taklit edilen arasındaki en önemli bağlantı, taklit edilenin taklit eden tarafından elde edemeyeceği bir güç unsuruna sahip olmasıdır.’’(Felsefe Ansiklopedisi Kavramlar ve Akımlar)

İbni Haldun şöyle söyler:’’Kendisine üstün gelen kimsenin galebesinin asbiyetten, şeceat ve kuvvetten ileri gelmeden onun alıştığı adet, mezhep ve mesleğinden ileri geldiği vehmine kapılır.Bunu da galebesinin sebepleri ile karıştırır.İşte bu gibi sebeplerden dolayı yenilgiye uğrayan kimse giyim kuşam, hayvana binme, silahlanma ve bütün diğer hal ve işlerinde kendisini yeneni örnek edinir.’’

Pekala biz yenildik mi? Yoksa bu maarif meselelerinde üç maymunu oynamak hoşumuza mı gidiyor?

Türkiye, 1923’ten sonra; Yunan’a kendisinden korkmadığını belirtip, ona benzemeye kalkan birtakım hareketler sergiledi.İbni Haldun haksız mıydı yoksa? Oysa savaşlardan galip gelmişti ülkemiz.Belki de rotasız ilerleyen bir olguya dönüştü taklit yeteneklerimiz.Kimden ne görsek aldık yani.Sahi, garip de olsa biz kazandığımız, üstün geldiğimiz kültürleri, sanki kaybetmişiz gibi neden almaya çalıştık ki?

Kaybetmekten çekinmediğimiz ve güneşli günler göreceğimize,  iyice battığımız bu batak oyunu gariptir ki hiç kazandırmadı bize.

‘’Okuma oranımız çok düşük, 'Avrupa Birliği ' standartlarının altında’’ tarzı söylemleri katmıyorum bile.Çünkü herkes okuma-yazma biliyor.Üniversite mezunu da çok çok fazla.Ama şimdi de işsizlik oranından dem vuruluyor.Neden? Üniversiteler niteliksiz eleman üretim yerleri haline geldiğinden! Bunu da o en baştaki taklit ettiğimiz kafalara yorabiliriz aslında.Hani sadece çarka hizmet etmeye çalışan kafa!

Peki, nasıl olmalıydı bu ülkede maarif yönetimi?..

Birinci sırada, okunan eserlerin romandan saptırılıp kendi öz alanımıza çevrilmesi olmalı tabii.Çoğu insan film izler gibi roman okuyor sadece.Hayat hikayeleriyle dolu kafasında bilime yer kalmayınca da niteliksiz olarak adlediliyor.Fakat şu yarış için muazzam oluyor değil mi o romanlar? Özgeçmişini  yazarken daha fazla konu yazmak! Ama en ilgi çeken de  o.Yani farklı alanlarda da bilgi sahibi olan kişiler daha nitelikli sanki.

Oysa şöyle düşünelim bu konuyu, bir elektronik mühendisinin; makineden de anlaması, avantajlı olduğunu değil; kendi alanına harcayacağı zamanın bir bölümünü, iyi olamadığı farklı bir alana harcadığını gösterir.

İbn-i Rüşd ise bu çok meslekliliğin toplumdaki adaletsizliğin göstergesi olduğunu belirtir.

Ülkemizdeki eğitim  modellerinden bahsetmiştim bir önceki yazıda.Uygulanamadığından da.Modellerin hiçbirinin TÜRK ya da MÜSLÜMAN ismi olmadığından da.!    

Bir de soru işaretidir:’’Ne uyguladık ki bu kadar bilim insanı yetiştirdik geçmişte?’’

Aslına bakarsanız her şey bu sorunun altında gizli.Ve şimdi sunmaya çalışacağım sistem de:

İlk sırada yeni yetişmeye başlayan çocukları farklı alanlar üzerinde çalıştırıp yormak yerine, yetişmişlik seviyesine gelene kadar tek hedefe odaklamak.Yeteneğine en erken yaşta yönelen ve saçma sapan sınavlara tabi tutulmayan nesiller olmalı.Tabii bunu toplum kabul etmeyecektir, bundan dolayı da ilgi çekici olunmalı..Güzel örnektir:Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin bu ülkenin muazzam değeri tarımdır!

Adnan Menderes bunun en büyük örneğidir.Sunmak isterim:

‘’Merhum Adnan Menderes'in başbakanlığı döneminde atılan adımlarla tarım sektöründe büyük bir devrim yaşandı. Traktör sayısından ekilen arazi ve verim artışına kadar Türk çiftçisi ve köylüsü kapsamlı dönüşüm geçirdi.

Demokrat Parti (DP) dönemine ilişkin yayımlardan derlenen bilgiye göre, merhum Adnan Menderes'in başbakanlığında tarıma yönelik çok önemli atılımlar art arda geldi.

Aydın'da bir çiftçinin oğlu olarak Çakırbeyli Çiftliği'nde doğan Menderes, tarıma ve toprağa çok yakın bir insandı. 23 yaşında çiftliğin yönetimini eline alan Menderes, tarımdan anlıyor, sorunları iyi biliyordu. Menderes, iktidara geldiğinde ise izlenecek tarım politikalarının mesajını, "Türkiye'nin yüzde 80'i köylerde yaşıyor. Toprak, iyi tohum, gübre, makine ve sulama ister. Köylümüz bunları bir başına yapamaz, devlet olarak elimizi uzatmamız gerekli." sözleriyle vermişti.DP yönetiminin 10 yıllık iktidarı döneminde Tarım Bakanlığına bütçeden ayrılan payı artırması, tarım kesimini vergi kapsamı dışında bırakması, Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu çerçevesinde köylü halka milyonlarca dönüm arazi dağıtması ve ziraat fakülteleri açarak tarım eğitimi faaliyetlerine önem vermesi, DP yönetimini diğer hükümetlerden belirgin şekilde ayıran belli başlı özellikler arasında yer aldı. Tarıma dayalı büyümenin ön plana çıktığı bu dönemde traktör, traktör pulluğu ve diğer alet ve makinelerin sayısında ciddi artış görüldü, kara sapandan makineli tarıma geçiş bu dönemde gerçekleşti. Marshall Planı'ndan sağlanan fonlar bu alana yönlendirildi. Marshall yardımları, özellikle tarımda makineleşmeyi hızlandırdı. Traktör sayısı 1949-1958 döneminde 6 bin 281'den 48 bin 873'e (7,8 kat), traktör pulluğu sayısı 6 bin 50'den 48 bin 214'e (yaklaşık 8 kat), diğer alet ve makinelerin sayısı da 9 bin 239'dan 67 bin 261'e (7,3 kat) yükseldi. Makineleşme, tarımın temel yapısını değiştirdi. Traktörün tarıma girmesi bu sektördeki verimliliği artırmasının yanında ekilebilir alanların da genişlemesi sonucunu doğurdu. Ekili alan sayısı 1948'de 13 milyon 900 bin hektar iken 1959 itibarıyla 22 milyon 940 bin hektara yükseldi. Böylece, Türkiye'nin bir tahıl ihracatçısı haline gelmesini sağlayan tarımsal üretim artışı gerçekleşti. Bu dönemde, hububat, bakliyat, pamuk ve sınai bitkilerin ekiliş sahaları ve üretimleri arttı. Makineleşme ve kredi politikası, tarım kesiminde feodal mülkiyetin büyük ölçüde tasfiyesini sağladı. Sahiplerince işletilen işletme sayısı 1950'de 2,1 milyon iken 1963'te 3,1 milyona ulaştı.

Tarım kesiminin milli gelir içindeki payı 1947-48 döneminde yüzde 42 iken, 1952-53 döneminde yüzde 45,2'ye çıktı’’

Buradan çıkarmamız gereken dersler çoktur.Lütfen akledip Adnan Menderes’in politikasını okullara nasıl indirebileceğimize bakalım:

Rakamlara bakıldığında tarımda dünyada ciddi bir yerimiz var.Oysa verimlilik bakımından oldukça gerideyiz.Şimdi, çocuklarımızı henüz lisedeyken tarıma yönlendirsek nasıl olur? İkinci adım devlet eliyle olsa da ilk el özel sektör girişimi olmalı.Tabii devlet de özel sektörü bu alanda desteklemeli.Aslında tarım liseleri değil, tarım kavramının da veliler ve çocuklar için ilgi çekici olması için tarım kolejleri açılsın mesela.Evet evet para vererek okunsun burada öğrenci, fakat verilecek eğitim en üst seviye olsun.BUNA DEĞECEĞİNE inansın herkes.Alınan paranın tamamı da eğitime harcansın.Yahu bir düşünün, bir lise talebesi kendi serasında kendi meyvesini yetiştiriyor daha on beş yaşında! Okulu bitirdiğinde pek çok ürünün yetiştirilmesi ve diğer bütün ürünleri detaylarıyla tanıyan on sekiz yaşında bir genç! Eğitiminin tamamını bitirmeden bile şuanki tarımsal eğitim seviyesinin üzerinde.Hatta isterse okulunun devamı olan tarım üniversitesinde de akademik eğitimini tamamlayabilsin.Muazzam olmaz mı? E- ticaret seviyesini de bir düşünün.Bu modeli stratejik planlama ile ilk etapta on, on beş farklı alana da uygulayabiliriz.İşte aklınıza hangi alan geliyorsa (teknoloji kolejleri, sağlık kolejleri, yazılım kolejleri gibi)

NEDEN OLMASIN?

Her şey doğru planlama ve destekten geçiyor, taklik edilen olmanın vakti gelmedi mi artık? Yeter şu aptal çarka hizmet ettiğimiz!
 

Umarım düşündürecek bir yazı olmuştur.

Saygılarımla…
 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
NEFSİN KIRBACI: HÜRRİYET(!) Genel 16.04.2021
Hiçbir Sartre! Şiir 04.04.2021
Deli'ce Şiirler-Bedelsiz Soru? Şiir 29.03.2021
KADIN(2) Genel 23.03.2021
İdam Sehpası Şiir 16.02.2021
Başlık Kategori Yayın Tarihi
ANLAMI İYİ OLMAYAN HER KELİMEYE GÜNAH DEMEYİN Genel 03.05.2021
İLK KIBLEMİZ TEK KIBLEMİZDİR Genel 27.04.2021
İMAMIN AZAMI YOKTUR Genel 24.04.2021
HOCAM AHMET BAYDAR’DAN TUTTUĞUM NOTLAR (4) Genel 17.04.2021
KUL ÇIKARSA ARADAN, KALIR SANA YARADAN Genel 29.03.2021

Yazıya yapılan bütün yorumlar

Hasan 28.11.2020

Köy enstitüleri kapatılmalıydı

Alp 28.11.2020

Çok derin bir yazı ellerinize sağlık...

Alp 28.11.2020

Ne yazık ki eğitim durumumuz çok vahim

Bu yazıya sizde kendi yorumunuzu yazabilirsiniz.