PROVOKASYON DERSLERİ: ECZACILARA PROVOKASYON

Eczacılara provokasyonu yazacağımı söyleyip biraz geç yazmam, olayların gelişmesini beklemek için değil buna kafa yoracak keyfimin pek olmayışındandı. Kuramsal yazar, olayların gelişmesini beklemez. O; felsefesini, mantığını ve deneyimlerini konuşturur. Eczacılara provokasyon gerçekten ilginç bir provokasyondur ve 'çok katlı ya da katmerli provokasyon kuramı'dır, bu başlıklı yazımda anlattığım gibi. Babam, ben liseyi bitirip üniversite sınavlarına hazırlanırken, bana 'Eczacılığı seç oğlum.' demişti. Ben de 'Baba, neredeyse her sokakta eczane var, gün gelir eczacılar işsizlikten kapanacak.' demiştim, yıllar önce. Biraz erken abarttığımı söylemeliyim çünkü ben bu sözü söyledikten sonra, köşe dönen eczacılar, azımsanamayacak denli çok oldu. Gerçek şu ki her çöküşten önce büyük bir kazançlılık, verimlilik yaşanır. İlaç yapmayacak ve iğne de yapmayacak olduktan sonra, ben, eczacıların neden 5 yıllık üniversite bitirmek zorunda olduklarını hiç anlamadım. Benim gözümde eczacılık hep bakkallığın bir türü olarak kaldı. Ee, bakkallık için 5 yıllık üniversite okumak gerekmediğine göre, benzeri olan eczacılık için de neden böyle olmasın. Olayın gerçeği ise şu: Loncacılık tutkusu. Meslek sahipleri, gelirlerini korumak (mesleklerini değil) için tarihte hep önlemler almışlardır. Kebap türlerini bile patent konusu yapmanın arkasında da bu tutku vardır.

Son on yıl içinde, Akp Hükümeti'nden önceden bu yana eczacıların ve odalarının temel kaygısı, eczanelerin çokluğu ve bunun sonucu da gelirlerinin düşmesiydi. Öyle ki 5-10 yıl öncesi arasındaki zaman diliminde, eczanesini gizlice kapatıp kayıplara karışan eczacıları unutmadım. Eczanesinde, onarım varmış gibi camları, geceden, gazete kağıtlarıyla kapatıp, eczaneden firar ettikleri ancak beş, on gün sonra , bantlanmış olan o gazete kağıtlarının 'nanik' dercesine yere düşmeleri sonucu ancak firarları anlaşılan eczacıları unutmadım. Evet, o dönem içinde çok eczacı battı, kaçtı? Ondan önceki dönemlerde de işlerinin bozulması nedeniyle parfümeri kolileri içinde parfüm yerine uyuşturucu pazarladıkları için yakalanan parfümeri pazarlamacısı şirketleri ve sıradan dükkanları da unutmadım. Öyle ki bir parfümeri deposu ya da dükkanı kapandığında anlardık ki uyuşturucu işine bulaşmıştır. Bilirsiniz, bir zamanlar eczanelerde yalnızca ilaç satılırdı. Yine bilirsiniz eczanelerde, ilaç yanında, deniz malzemeleri (çocuklar için yüzme ördekleri, güneş yağı, deniz terliği, v.b.) satılmaya başlandığında da hem çok şaşmıştık hem de bu konu, alay konusu olmuştu. Yani açık ki Türkiye'de, kimyasal alanda büyük bir ekonomik bunalım vardı, on yıllardır çünkü bu alan, uluslar arası, faşist ilaç tekellerinin ilgi alanıdır. Bu ülkede, günü geçmiş ilaçların, bozuk ilaçların, bozuk serumların satıldığını ve bu yüzden ölümlerin olduğunu da unutmadım. Türkiye'de bu konular yeni değil.

Evet, çok uzun zamandır, eczacılar dünyasında bir gelir paylaşımı savaşı vardı. Bu yüzden, eczane sayısının artışını önlemek için önlemler de alınmıştı. Eczacılık fakültelerinde eğitim zorlaştırılmıştı; eczacılık fakültelerine giriş zorlaştırılmıştı. Ama bu yöntemler de işe çok yaramadı, yarayamazdı da çünkü ekonomik uygarlıkla, insan zekası da arttı. Öyle ki bir zamanlar, parmakla gösterilen doktorlar bile o kadar çoğaldılar ki işsiz kalmaya başladılar. Evet; bu işin bu yönü, eczacılara provokasyonun birinci ayağı. Yani gerçekte eczacılar, içlerinden gereken sayının, eczacılığı bırakmasını ve geriye kalanların gelirlerinin artmasını bekliyorlardı. Durum öylesine çığırından çıktı ki bazı eczacıların, bir eczane yerine birden çok eczanesi olmuştu, değişik semtlerde. Zaten eczane sayısı çokken bir de bir eczacının, birden çok eczane açması, durumu iyice kötüleştiriyordu. Eczane sayısı, azalmak zorundaydı.

Provokasyonun ikinci ayağını ise hükümet geliştirdi. Demokrat, Atatürkçü tutum içinde gördüğü eczacıları ve odalarını silip süpürmek istedi diye düşünüyorum. Üstelik bu odalar, eczanelerden aldıkları aidatlarla (25-30 Tl. falan) oldukça güçlü bir ekonomik güce de sahiptiler. Sağlık bakanı da diyordu ki 'Eczacılar odalarının aldıkları bu aidatlar, canımı sıkıyor.'! Ve ekliyordu: 'Eczaneler bizimle tek tek anlaşsınlar, biz de hediyesi olarak bu aidatları kaldıralım.'. Yani gerçekte hükümetin, düşman olduğu, eczacılar değil eczacıların odaları idi belli ki? Evet, bu provokasyonun ikinci ayağı da böylece kurulmuş oldu: Bir yanda, meslektaşlarının sayılarında azalma olması için çalışanlar; bir yanda da Atatürkçü, laik, demokrat bir güç olarak görülen eczacıların odalarının yok edilmesi. Bop'un gözünden bir şey kaçmıyor belli ki?

Ve hükümet, eczacılara provokasyonunu çalıştırdı: İlaç fiyatlarını düşürdü. Üstelik, eczacıların ellerindeki, eski, yüksek fiyatlı ilaçların bitmesini beklemeden. Oysa okul formalarını değiştirmek istediğinde, forma üreticileri 'Elimizde forma var, bunlar bitsin önce.' dediklerinde hükümet onlara, ellerindeki formaları bitirmeleri için bir yıl süre vermişti. Bir forma kaç Tl? Oysa fiyatı binlerce Tl. olan ilaçlar var. Bin Tl.de %30 düşmesi demek, 300 Tl.nin uçması demek. Doğal ki bu durum karşısında eczacılar 'Aidatlarınızı almayacağız.' diyen hükümete 'Sadakaya gereksinimimiz yok.' dediler. Ve bir günlük, eczane kapatma eylemi yaptılar. Bu ise hükümetin beklediği, istediği şeydi. Ama provokasyona bununla düşmedi eczacılar. Tam tersine, kendi meslek odalarının, bu 'iş yeri kapama' eylemiyle düştüler. Hükümet de bunu yapmalarını istiyordu zaten. Ne demişti, Eczacılar Odaları başkanı: 'Hükümet, bizim ruhsatlarımızı asla iptal edemez, sakın korkmayın sevgili eczacılarım.' ama ilginç ki hükümet ruhsatları iptal ediverdi hem de hiç beklemeden! Ve yine ilginç ki eczacılara bu kez, bunu protesto etmek için 'Eczaneleri kapatın.' diyen de olmadı. Hani eczacıların ruhsatları iptal edilemezdi? Çünkü onlar da hükümetin, ruhsatları iptal etmelerini bekliyorlar, istiyorlardı kanısındayım, kuramsal olarak. Zaten eczacılar 'Ekonomik krizden dolayı eczanelerimizi kapatacağız.' demiyorlar mıydı? Birileri bunu hızlandırmış oldu yalnızca.

Gelelim, ilaçların marketlerde satılması olayına. Bu konu açığa çıkmadan önce ben de bunu düşünmüştüm. Zaten eczane, bir bakkal türü bence. Bunu, lisedeyken beri düşünüyorum. Hükümet ve medya hemen destek atışlarına başladı: 'Abd'de ilaçlar, marketlerde satılıyor!'. Ama düşünmedikleri bir şey var: Bu ülkede, henüz, sıradan gıda maddelerinde bile sağlıklılık sorunu varken; bu ülkede, marketlerde taze olmayan yumurta bile satılıyorken, (Bakkallarda satılan yumurtalar tazeye daha çok yakındır çünkü marketler dev yumurta stokları yaparlar, oysa bakkallar, bir hafta içinde satabilecekleri kadar yumurta alırlar. İsteyenler, marketten ve bakkaldan birer yumurta alıp kırıp denesinler tabaklara: Sarısı hemen dağılan yumurta bayattır, sarısı dağılmayan yumurta tazedir. Yumurta alerjilerinizin ve yumurta yedikten sonra yüzlerinizde çıkan sivilcelerin çoğunu, bayat yumurtalara borçlu olduğunuzu düşünmenizi isterim.) marketlerde bir de yaşamsal öneme sahip ilaçların satılması, pazarda, hastalara kan satılmasına benzer. Marketlerden alına bazı süt kutularının içlerinden fare çıkmadı mı? Üstüne 'susamlı' ya da 'fındıklı' yazılmış bisküvilerin içlerinden susamsız, fındıksız bisküviler çıkmadı mı? Dileyene, bende bu bisküvilerin kanıtları var. Şişe sütlerinin ishale yol açtığını ben kanıtlamadım mı, bir ay boyunca deneyip. Dileyene, bunun da kanıtı var bende. Adam köyden gelmiş market açmış, ilk okul mezunu; sen ona bir de ilaç mı sattıracaksın? Bu ülkede, kiremit tozları, kırmızı biber; soba kurumları, kara biber; plastikten yapılmış pirinçler, gerçek pirinç diye satılmadı mı? Bir zamanlar bu ülkenin marketlerinde, kurtlanmamış yeşil mercimek bulmak bile düştü. Toplum sağlığını, üniversite bile bitirmemiş marketçilere mi teslim edeceksin? Ya bir de onlar mafya ise? Market piyasasında mafya yok mu? Hem daha Permatik'lerini çaldırmamayı başaramayan marketlerin, yüzlerce, binlerce Tl. değerindeki ilaçları çaldırmayacaklarını düşünemiyorum. İşportada satılan marka, pahalı traş bıçakları ve donanımları nereden geliyor acaba? Ayrıca bu ülkede, geçen yıla kadar 'sahte ilaç' operasyonları yapmıyor muydu polis? Sahte ilaç, domuz gribi gibi gündemde değil miydi? İnsanlar ne bilsinler, marketteki ilaç sahte mi değil mi? Maydanozun yanında ilaç satan adama mı güvensinler?

Evet sonuç şu bence: Eczacıları hem kendileri hem de hükümet provokasyona getirdi. Sağlık Bakanlığı ile tek tek anlaşmayı seçebilecek eczacıları ise hükümet, bağrına basacaktır ve bir süre sonra da bir başka nedenle, marketlerde ilaç satımını yasaklayacaktır. Bu işin arkasında doğal ki uluslar arası, faşist ilaç tekelleri ve ünlü Bop var. Bu faşist tekeller, Türkiye üzerinden, günü geçmiş, bayat ilaçları Bop ve Bap bölgelerine pazarlayacaklar sanırım. Doğal ki buna Atatürkçü, laik, demokrat, bilimsel eczacılar ve odaları izin vermeyecekti, bu nedenle ortadan kaldırılmaları gerekiyordu. Eski sağlık bakanlarından Osman Durmuş 'Piyasada bayat, domuz gribi aşıları var.' dedi, geçen gün bir Tv kanalında. Onun zamanında da 'yapay şarbon' salgını başlatmıştı, faşist ilaç tekelleri..Ve sanırım Finlandiya sağlık eski bakanlarından bir bayan da, geçen ay 'Abd, dünya nüfusunun yarısını yok etmek istiyor.' demişti. Ee, Avrupalı, ne de olsa bir bildiği vardır. Uluslararası üne sahip bir ilaç denetim kurulunun bazı yöneticileri de ilaç şirketleri lehine yanlış rapor vermekten yargılanmaya da başladılar.

Anlaşılan o ki; kadın ile erkek arasındaki savaş nasıl bitmediyse, ilaç şirketlerinin de para kavgası bitmemiş.

Çok katlı ya da katmerli provokasyonda yapacak bir şey yoktur. Tek çözüm, başlangıçtaki en az zarara katlanıp geri çekilmektir. Yani eczacılar, işyerlerini kapamamalıydılar. Şimdi hem sayıları azalacak hem de ilaç dünyası, dinsel faşizmin eline geçecek. Eczacılar, bu ülke çıkarı için, o kadarcık bir zarara katlanmalı ve kaleleri terk etmemeliydiler. Ne demişler: Gelen, mala gelsin, cana değil, ''

Sanırım Batıcı Türk aydınları, birazcık da Türk Halkı'nın aydınlığını keşfetmek zorundalar.

Herkese önerim: Provokasyon üzerine yazılarımı iyi okusunlar?.

Provokasyon sanatında ikinci ders: Önce, düşürülmek istendiğin provokasyon türünü sapta, sonra gereğini yap...

Konu ile ilgili yazılarım: 1- Çok katlı ya da katmerli provokasyon kuramı; 2- Bop, Bap, Bip, Dıt; 3- Godoşlu gıdalar?.


Necdet Gürçiftçi
İnternette yayınlandığı zaman: 2009-aralık


Başlık Kategori Yayın Tarihi
AN VE ZAMAN Felsefe 17.04.2021
Dostluk.. Felsefe 05.04.2021
ERDEMLİ OLMA VE ŞEREFLİ KAYBEDİŞ Felsefe 13.02.2021
PANTEİST SPİNOZA’NIN YETERSİZ TANRISI Felsefe 12.01.2021
SIRADAN MISIN Felsefe 02.08.2020