Kudüs’ün Kutsallığı (6)

Böylece Hıristiyanlar iki kısımdır:

1. Kendi halinde iyi niyetli samimi olan hurafeciler,

2. Samimi olmayıp emperyalist çaba içinde olan hurafeciler (Misyonerler).

Yahudiler de iki kısımdırlar:

1. Kendi halinde iyi niyetli samimi olan hurafeciler,

2. Samimi olmayıp emperyalist çaba içinde olan hurafeciler (Siyonistler).

Bütün Hıristiyanlar ve Yahudiler hurafecidirler ama misyoner olmayan Hıristiyanlar ve Siyonist olmayan Yahudiler arasında iyi niyetli zararsız kimseler bulunabilir. Müslümanlarda ise hurafecilerin de büyük kısmının samimi olmaları –yahut öyle görünmeleri çünkü şüphelerin üzerine delillerle gitme cesaretleri yok– yanıltıcı olmaktadır. Birileri Kudüs’teki Mescid-i Aksa’nın Peygamber döneminden birkaç yüzyıl sonra inşa edildiği iddiasındadırlar. Bu konuda akademik çalışmaları ileri sürüyorlar. Yüzleşsene, yüzleş ve delillerle sen çürüt. Ama hayır, o imani bir konuda tembellik gösterecek ama ona “samimi” denecek… İşte tartışılan budur.

Bu durumda biz Müslümanlar üç kısımız:

1. Kendi halinde iyi niyetli samimi olan hurafeciler (Uyuşuk tembeller),

2. Samimi olmayıp çıkarcı çaba içinde olan hurafeciler (Uyanık münafıklar),

3. Hem samimi hem basiretli olanlar (Uyanık müminler).

Bu kategorilerin her biri kendi içinde detaylanıp tekrar kategorize edilebilirler. Bu delil peşine gitmeme ve bodoslama inanma kolaycılığı hurafeci misyonerlerde ve hurafeci Siyonistlerde de var. Bütün hurafecilerin ortak özelliği delillerden kaçarak gerçeklerle yüzleşmekten korkmaktır.

Peki, bu durumda hurafeci olmayan samimi Müslümanlar Kudüs’ün kutsallığı söz konusu değil diye bu toprakları önemsemeyip Yahudilere mi bırakmalıdır? Hayır, bilakis! Çünkü Müslümanın hakkını müdafaa etmesi için ille de o hakkın mübarek olması gerekmiyor. Sadece “hakkı” olması bile onu değerli kılıyor. Teklif ettiğimiz bu mantıkla bu güne kadar hareket edilseydi Filistinliler bir karış toprağını bile Yahudilere satmamış ve kaptırmamış olacaklardı. Basiretsiz kafadakiler için ilk satma cüreti maalesef mübarek olmayan yerlerle(!) başladı.

Kudüs’ü, İsra ve Miraç mucizelerinin gerçekleştiği belde olarak gören, Peygamberi “Efendi” kendini “köle” kabul eden, onun Mescid-i Aksa’da bütün peygamberlere namaz kıldırdığına inanan, onun Allah’ın huzuruna buradan çıktığına inanan gelenekçi bir Müslüman şunu sorabilir: Mescid-i Aksa burası değilse neden İsra suresinde “etrafını mübarek kıldığımız” deniyor? Âlimlerimizin bu konudaki tespitlerinden size en mantıklı geleni seçebilirsiniz. En doğrusunu Allah’ın bileceğine inanmakla birlikte benim tercihim şu: İsra suresi ilk inen surelerden biri sayılacağından (1) ilk zamanlarda gizli kalındığı da dikkate alınacak olursa bu ayet indiğinde henüz sayılı adette mescid vardı. Az sayıda mescidin olması hasebiyle nasıl en yakın mescidin Mescid-i Haram olması azınlık haldeki Müslümanlarca malum idiyse en uzak mescid de malumdu. Mescid sayısı az olduğundan Kâbe’ye en uzakta kalan mescid bir süre için “ta falanca yerdeki mescid” demek yerine “en uzak mescid” olarak isim aldı. Başta en uzaktaki mescidi tarif etmek için kullanılan “en uzak mescid” tanımı uzun bir süre yeni bir mescid yapılmadığında en uzaktaki mescidin adı haline dönüştü. Nitekim o dönemde her mescidin mutlaka bir ismi olmuyordu. Ancak böyle özel durumlar isimleri belirleyebiliyordu. Sonraki dönemlerde yeni yeni mescidler inşa edilip çoğaldıkça en uzak mescidin hangisi olduğu buharlaştı. Fakat bunun hangisi olduğu değil, mesajın ne olduğu önemli.

Ayet şöyledir: “Subhandır; ki O gece yürüttü kulunu geceleyin Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya… Ki O bereketlendirdi onun etrafını ona göstermemiz için ayetlerimizden… Muhakkak ki O işitendir, görendir”  (2). Yani mesaj olarak diyor ki: Allah kusursuz, hatasız, noksansızdır.  Allah geceleyin yürüttü kulunu en yakın mescidden en uzak mescide kadar… Allah bol bol rızık verdi malum secde yerinin (el-mescid) etrafına… Ona gösterelim diye kudretimizin işaretlerini…  Ahmet Baydar Hocamın, “Ayet, ilahi kudrete işaret eden her şeydir” şeklindeki tanımını burada hemen hatırlamalıyız.

Ayetin “etrafını mübarek kıldığımız” demesi şu mesajı vermek içindir: “Bâraknâ” sözcüğü Kur’an’da hep rızkın bolluğuyla ilişkili geçer (3). Bir ayette de aynı anlamda “bârake” geçiyor (4). Ancak bu sözcükle ilişkili olan “mubârak” sözcüğünün manevi  (5) ve maddi (6) kullanılabildiğini de görüyoruz. “Etrafını” ifadesi ilk anda rızkı hatırlatıcı olmakla beraber “ayet” sözcüğü meselenin manevi boyutunun olduğunu da göstermektedir.  Fakat bu ayete ister manevi ister maddi bakılsın doğrudan bakıldığında miraçla ilişkilendirilecek hiçbir emare yoktur. Mescid-i Aksa’nın değeriyle ilgili sadece hadislere rastlıyoruz (7).

Bu durumda Kudüs asla bir Mekke-i Mükerreme (Kâbe) veya Medine-i Münevvere (Mescid-i Nebevi) derecesinde değerli olmasa bile sadece “müslümanın hakkı” olması bakımından da bakılsa elbette bir “kırmızıçizgi” olarak görülmelidir. Sadece Kudüs değil Müslümanların herhangi bir karış toprağı da Yahudilere peşkeş çekilemez. Hatta siyasi ve konjonktürel şartlar Kudüs’ü bir “namus meselesi” haline getirmiştir.

Kudüs halkı her geçen gün işgalci İsrail devleti tarafından bilinçli bir şekilde yoksullaştırıldı. Kudüslü Müslümanların % 80’i yoksullukla savaşıyor. Evleri yıkılıyor, işyerleri kapanıyor, tarım arazileri yakılıyor… Kudüs’ün İslami kimliği yok edilerek Yahudileştiriliyor... Kudüs’te insan hakkı değil Yahudi hakkı geçerli. Hem de dünyanın gözü önünde sokak ortasında yargısız infazlar yapılıyor. Sırf Mescid-i Aksa’ya yakın olduğu için oturdukları küçük ve bakımsız evlerine milyon dolarlık teklifler getiren Siyonistlere evlerini satmamakta kararlı olanlar da var; ama ziyadesiyle müminlerin unuttuğu fakat gayrimüslimlerin hiç boş bırakmadığı Kudüs maalesef yavaş yavaş Siyonist toprağına dönüşmüştür.

KAYNAKLAR: 1. 17.sure 2. İsra, 1 3. A’raf, 137; Enbiya, 71, 81; Sebe, 18; Saffat, 113 4. Fussilet, 10 5. En’am, 92, 155; Meryem, 31; Mu’minun, 29; Enbiya, 50; Nur, 61; Sad, 29; Duhan, 3 6. Kaf, 9; Nur, 35; Kasas, 30 7. Buhârî, Mescidü Mekke 1, 6; Savm 67; Sayd 26; Müslim, Hac 415, 511, 512; Ebû Davud, Menâsik 94;Tirmizî, Salât 126; Nasaî, Mesâcid 10; Dârimî, Salât 132; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 234, 238, 278, 501; III, 7, 34, 45, 51, 53, 64, 71, 75, 78, 93, VI, 7; Nesâî, Mesâcid 6; İbn Mâce, İkâme 196; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 176.

19 Ocak 2018  http://www.bizimyaka.com/yazar-82702-Kudusun-Kutsalligi-6


Başlık Kategori Yayın Tarihi
CANLI BOMBA NASIL ANLAŞILIR? Genel 10.06.2021
İSLAM NEYİNİZE YETMEDİ DE TASAVVUF İMDADINIZA YETİŞTİ? Genel 26.05.2021
DİN HALİNE GELEN TASAVVUF (2) Genel 15.05.2021
DİN HALİNE GELEN TASAVVUF (1) Genel 14.05.2021
‘VAHY-İ GAYR-İ METLUV’ DEYİP DE ŞİRKE GİRME Genel 11.05.2021
Başlık Kategori Yayın Tarihi
AK Parti'nin Akı, Karası Politika 01.06.2021
Üst Akıl Faaliyeti Politika 31.05.2021
FİLİSTİN’DE KALICI BARIŞ MÜMKÜN MÜ? Politika 19.05.2021
Şeytanın Oyunu Politika 03.05.2021
ŞİRİNLER Politika 02.05.2021