Mehmed Akif ve Şemseddin Sami Üzerine

"Millî Şair" sıfatını, millî marşımızı yazarak hak eden ve bu sıfat söylendiğinde ilk akla gelen isim olan Mehmed Akif Ersoy'un bazı şiirleri herkesçe bilinir. Bazı şiirleri de gerek dilinin bugün konuşulan beş yüz kelimelik Türkçe'ye uymaması gerek taşıdığı anlamlar neticesi ile pek bilinmez. Mesela hem Abdülhamid bayrağı taşıyıp hem Akif'i siper edenler, Akif'in "Gölgesinden bile korkup bağıran bir ödlek / Otuz üç yıl bizi korkuttu "Şeriat" diyerek" dizelerini pek söylemezler. Daha evvel yazdığım bir makalede Mehmed Akif Ersoy'un "Ben Arnavudum" diye biten şiirini sunarak, Mehmed Akif'in Arnavutluğunu ortaya koymasını haddinden fazla eleştirmiş, Akif'in "millet" tanımı ile bizim millet tanımımızın uyuşmadığını anlatmıştım. Millet tanımı konusundaki görüşlerimi hâlâ koruyorum lâkin, dönemin koşullarını bilmeden ve malum şiiri başından sonuna kadar irdelemeyerek eleştirdiğim de bir gerçektir. Akif'in millet tanımı, aslında o dönemin Osmanlı'sının genel millet tanımıdır. Balkan toprakları elden çıkana kadar uygulanan Osmanlıcılık siyaseti, geriye Arap yarımadası ve İslam halkı kalınca uygulanan İslamcılık siyaseti ve Türk topraklarındaki Türkçülük... Osmanlı'nın millet tanımı bu kayıplarla sürekli değişmiş, birkaç istisna dışında bilinçli bir Türkçülük hareketi devlet katında görülmemiştir. Akif de bu siyasi fikirlerden etkilenmiştir. Lâkin onun Türkçülük ile doğrudan bir bağlantısı olduğunu iddia edemeyiz. Hüseyin Nihal Atsız da bu Arnavutluk meselesini anlatırken, Akif'in nasıl anılması gerektiği konusunda ipuçları verir: "İstiklâl Marşı şairi Mehmet Akif'in babası Arnavut, ülküsü de Türkçülüğe aykırı olan ümmetçilik olduğu halde hangi Türkçü Mehmed Akif için Türk değildir demiştir? Mesele Yıldırım Bayazıd veya Mehmed Akif kadar Türk olabilmektedir." (1) Buna benzer bir durum da Şemseddin Sami'de görülür. Şemseddin Sami, her ne kadar tartışmalı olsa da bilinen ilk Türk romanının yazarı (Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat), döneminin en kapsamlılarından sayılabilecek bir Türkçe lügatin sahibi (Kamus- Türkî) olmasının yanında "Besa Yahut Ahde Vefa" adlı bir tiyatro eserinin de sahibidir. Arnavutların "besa" yemini üzerinden yazılan bu oyun, Şemseddin Sami'nin Arnavut kökenli olduğunun en mühim delilidir. Nitekim bunu kendisinin de inkâr ettiğini sanmıyorum. Arnavutluk'un Fraşer vilâyetinde doğmuş olan Şemseddin Sami, bazı tarihçilerimize göre, ilginç bir tabirdir, hem Arnavut hem de Türk milliyetçisidir. Türkçülüğün sistemleştirilmesinin baş isimlerinden biri olan Yusuf Akçura, Şemseddin Sami'yi bir "Türkçü" olarak tanımlar. Oğlundan (Ali Sami Yen) aldığı bilgilerle Sami'nin kısa bir biyografisini verir.) Onun "Türkçü" adıyla kitabına (2) eklediği isimlere baktığımızda bugünün dünyasında Türkçülüğün şümulüne dahil edilmeyecek düşünceleri olan kişilerin o dönem Türkçü olarak anıldığını görüyoruz. Bu da başta ifade ettiğimiz "o dönemin mantığı" tezini kuvvetlendiriyor.Söz Şemseddin Sami'deyken şu utanç verici hususu belirtmekte yarar görüyorum. Ne yazık ki milletimiz Şemseddin Sami'yi tanımıyor ve onu anlatabilmek için "Ali Sami Yen'in babası" demek zorunda kalıyoruz. Yeniden Akif'e dönersek... Mehmed Akif'in ve aslında bütün şairlerin kanında olmazsa olmaz bir muhaliflik görüyoruz. Başta belirttiğim Abdülhamid ile ilgili şiirine bakıp, Mehmed Akif'i bir Jöntürk yahut İttihatçı diye nitelemek de yanlış olur, çünkü onun meşrutiyet devrindeki sloganlar ile meşrutiyetçileri eleştirdiği şiirleri de vardır. Atatürk muhaliflerinin siper yaptığı Mehmed Akif'in bedeni, aslında böyle bir muhalif ruh taşıyor. Beşir Ayvazoğlu'nun daha evvel yaptığı röportajlarını "Gel Söyleşelim" adlı kitabında toplaması, onun en çok bilinen sözü "Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın"ın evveliyatını okurlara sunması dışında gözden kaçan bir ufak noktayı da okurlara sunuyor. Onun alıntılayacağım şu anısı, Mehmed Akif'in halk tarafından nasıl göründüğü ve gerçekte nasıl bir insan olduğuna iyi bir delildir. Âsım Şâkir anlatıyor: "Neyse, anlattığım gibi Midhat Cemal'in Karaköy'deki yazıhanesinde buluştuk. Ben tramvayla, o yürüyerek, gittik. Akaratler'de birleştik. İçeri girdik, baktık, herkes kollarını sıvamış abdest alıyor. Akif Bey, "Yahu dedi, beni tekkeye mi nereye getirdin? Her taraf ıslak!" "Sana karşı yapıyorlar" dedim. "Vay canına" dedi, "Amma da yanlış anlaşılmışız!" (1) Hüseyin Nihâl Atsız -Türk Halkı Değil Türk Milletiyiz Ötüken 1969 Sayı: 1 (2) Yusuf Akçura - Türkçülük, Türkçülüğün Tarihi Gelişimi - İlgi Kültür Sanat (3) Beşir Ayvazoğlu - Gel Söyleşelim Cümle Geçen Demleri - Timaş Yayınları

Başlık Kategori Yayın Tarihi
Atsız Bey'in İlk Eşi Mehpare Hanım Kimdir? Tarih 23.04.2014
Otorite Politika 09.02.2014
Atsız'ın 9 Mayıs Savunmasının Haklılığı Tarih 12.01.2014
Atsız'ın Basılmamış Eserleri Hakkında Tarih 11.12.2013
Necip Fazıl'ın Kanuni Hakkındaki Düşünceleri Tarih 16.09.2012
Başlık Kategori Yayın Tarihi
BÜYÜK BİR YALANDI O KELİME ''SEVGİLİ' !' Edebiyat 17.04.2021
Nokta Kadarsın. Edebiyat 23.12.2020
ÖĞRETMENE VERİLEN DEĞER Edebiyat 19.10.2020
UMUT BAZEN İŞKENCEDİR Edebiyat 19.08.2020
Eşek Arılarına Ders Edebiyat 07.08.2020

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.