Atsız'ı Anlatıyorum (Beşinci Bölüm)

("Ruh Adam: Atsız" adlı izletinin düzyazı halinin beşinci bölümüdür.) 19 Mayıs 1944 günü Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Türkçülerin cezalandırılmasına zemin hazırlayan bir konuşma yapmıştır. Bu konuşma alenen yargıya müdahil olma ve karara etki etme anlamına gelmektedir. Mayıs ayında bakanlık emrine alınan Bedriye Atsız, aynı ay içerisinde gözaltına alınır. On sekiz gün tutuklu kalan Bedriye Atsız'ın yokluğunda Atsız'ın iki oğluna komşuları bakmıştır. Tahkikatın sonunda Atsız ile birlikte yirmi üç kişi yargılanmaya başlar. Yargılananlar isimler aklımda kaldığı kadarı ile şöyledir: Hüseyin Nihal Atsız, Hasan Ferit Cansever, Fethi Tevetoğlu, Alparslan Türkeş, Nurullah Barıman, Hüseyin Namık Orkun, Nejdet Sançar, İsmet Tümtürk, Cihat Savaş Fer, Muzaffer Eriş, Fehiman Altan, Zeki Velidi Togan, Orhan Şaik Gökyay, Hikmet Tanyu ve Reha Oğuz Türkan... Hapis koşulları bugün ile değil o dönemin koşulları ile bile mukayese edilmeyecek düzeyde kötüydü. Görüşlerin yasaklanması, kâğıt kalem bulundurmanın suç sayılması bu kötü koşullara örnektir. Atsız da ifade vermeden önce, yerin metrelerce altında, lağım suları geçen, pis bir hücrede yedi gün bekletilmişti. Bir de tabutluk var ki, onu anlatmak için ayrı bir bölüm açmak lazım... Ama kısaca anlatmak gerekirse, bir tabut genişliğindeki beton hücrelere elleri ayakları bağlı şekilde konulan Türkçüler, ışık, su tacizi gibi yöntemlerle işkenceden geçiriliyorlardı Savcıya bu durum söylenince de, savcı Kazım Alöç "Biz bunları vatan haini olarak buraya getirdik. Pera Palas'a koyacak değildik" kabilinden sözler söylüyordu. Elbette Bütün sanıklar savunmalarının başında kendilerine isnat edilen "vatan haini" suçlamalarını şiddetle reddediyordu. Ondan sonra savunmalarının geri kalan kısımlarını yapıyorlardı. Nejdet Sançar'ın savunması bu savunmaların en etkileyicilerinden biridir. Savunmasını "Türk'ü sevdim, seviyorum, seveceğim. Ama bunun sonunda ıstıraplar varmış, felaketler varmış hatta karşılaşılacak türlü kahpelikler doluymuş; hepsi kabul. Büyük Türk ırkı sağ olsun!" sözüyle bitirmiştir. Ruhu şad olsun. Tarihçi Zeki Velidi Togan ise Türkistan'da ve Türkiye'de yaptığı Sovyet himayesindeki Türklere yardım faaliyetlerini anlatır. Bunun ırkçılık ve Turancılık kavramlarıyla ilgisi olmadığını da örnekler vererek anlatmıştır. O dönem Üsteğmen olan Alparslan Türkeş ise sorgusu sırasında milliyetçi biri olduğunu ama kesinlikle ırkçı olmadığını anlatmaktadır. Oysa daha evvelki mektupları bunun tamamen aksini belirtmektedir. Nitekim Türkeş, daha sonra mahkeme heyetine "hatamı anladım, beni affetmenizi dilerim" kabilinden bir mektup yazmıştır. Atsız'ın savunması ise bütünüyle mükemmeldir. İsa örneği "en masumunuz kimse o taş atsın" sözüyle kalabalıkları etkilemiştir. Tümünün okunması gerekir. Son cümlesi olan "Irkçı ve Turancı olduğum için mahkûm olursam bu mahkûmluk hayatımın en büyük şerefini teşkil edecektir." Sözü de aynı doğrultuda etkileyicidir. Mahkemeler sonunda on üç kişi beraat eder, on kişi ise tutuklanır. Atsız da elbette tutuklananlar içindedir. Hakkında çıkan tüm hükümler ileride bozulmuş ve 1945 yılında tahliye edilmişlerdir. Irkçılık Turancılık Davası, kısaca Sabahattin Ali Davası, dava sürerken Atsız'ın evinin aranması, meşhur vasiyetnamenin bulunması ve evde tuttuğu notlar ve mektuplaşmalarla bir insanın hükümeti devirmeyle suçlanması... Kısaca böyle açıklanabilir. Sanıldığının aksine Atsız meşhur vasiyetnameyi hiçbir yerde yayınlamamıştır. Sadece kendi oğluna yazdığı bu vasiyetname, sanki milleti tahrik ediyormuş gibi algılanarak suç sayılmıştır. Bu yönüyle de günümüz davalarıyla pek çok benzerliği görebiliyoruz. Atsız dava sonucunda beraat etmiştir ama öğretmenlik görevinden alınmıştır. Hapisteyken babasının vefatının haberini almış, işsiz kalmış, adeta "fişlenmiştir". Hapisten çıktıktan sonra Atsız hakkında ileri geri konuşanların sayısında da bir artış gözlenmiştir. Atsız'ın oğlu Yağmur, İlkokulda okurken de bu konuşmalardan nasibini almaktadır. Atsız, "Bozkurtlar" serisinin birinci kitabı olan "Bozkurtların Ölümü"nü yazmaya hapisteyken başlamıştır. Hapisten çıktıktan sonra bitirebildiği bu romanı yazarken, Atsız adeta eve kapanmış ve tüm gücünü romanı bitirmeye yoğunlaştırmıştır. Yağmur Atsız'ın "Bozkurtların Ölümü"nün yazım aşaması ile ilgili "Onun o dönemki tek amacı "Bozkurtlar"ı tamamlamaktı." Cümlesi ile de, onun bu kitaba verdiği önemi anlayabiliriz. Atsız, Bozkurtların Ölümü'nü 1946 yılında bitirmiştir. Bir kesim tarafından bu roman Atsız'ın en iyi romanı olarak söylenmiştir. Elbette güzellik görecelidir ancak bu romanın pek çok kişiyi etkilediği ve roman sonunda birçok çocuğun isminin Kürşad olarak konduğu da bir gerçektir. Şiirlerini de Yolların Sonu adıyla bastıran Atsız, yeni şiirler yazdıkça kitabın yeni baskılarına bu şiirleri de eklemiştir. Atsız'ın şiirlerinin büyük kısmının kırklı yıllarda yazıldığını da hatırlatmak gerekir. İşsiz kalan Atsız ailesinin tek geçim kaynağı, Bedriye Atsız'ın haftanın bir günü verdiği dersten alınan 30 liradır. Evdeki halılar da geçim sıkıntısı nedeniyle yok pahasına satılmaya başlanmıştır. Atsız'ın değer verdiği kitaplarının bir kısmını da bu doğrultuda satmak zorunda kaldığı da anılarda belirtilir DEVAM EDECEK

Başlık Kategori Yayın Tarihi
Atsız Bey'in İlk Eşi Mehpare Hanım Kimdir? Tarih 23.04.2014
Otorite Politika 09.02.2014
Atsız'ın 9 Mayıs Savunmasının Haklılığı Tarih 12.01.2014
Atsız'ın Basılmamış Eserleri Hakkında Tarih 11.12.2013
Necip Fazıl'ın Kanuni Hakkındaki Düşünceleri Tarih 16.09.2012
Başlık Kategori Yayın Tarihi
GÜREŞ TEKKELERİNDE TASAVVUF Tarih 07.05.2021
SEN KATİLLERİN TORUNU DEĞİLSİN Tarih 28.04.2021
EFSANE TARİHİMİZİ DUYURMAK Tarih 18.03.2021
SOLAK BALİ OĞLUNUN BAŞINDAKİ KAVUNU NİÇİN VURDU? Tarih 15.03.2021
.... Tarih 08.03.2021

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.