Atsız'ı Anlatıyorum (Birinci Bölüm)

("Ruh Adam: Atsız" adlı izletinin düzyazı halidir) Tarih: 12 Ocak 1905 Devlet-i Aliye-i Osmaniye sancılı dönemler geçiriyor. İmparatorluğun başında kimilerinin "ulu hakan", kimilerinin "kızıl sultan" Atsız'ın ise ileride "Gök Sultan" diyerek savunacağı Abdülhamid Han bulunuyor. Kasımpaşa'daki evlerinde Deniz Güverte Binbaşısı Mehmet Nail Beğ ve bir asker kızı olan Fatma Zehra Hanım, ailelerine yeni katılan bu gürbüz çocuğu selamlıyorlar. Adını "Hüseyin Nihal" koydukları bu çocuk ailenin ilk göz ağrısı idi ve ilk umudu idi. Hüseyin Nihal, 1910'da doğan Nejdet ve 1912'de doğan Fatma Nezihe ile birlikte geçirdiği çocukluğunda yaşadıkları, ileride savunacağı Türkçülük düşüncesinin tohumlarının ekilmesine ve Türk olmayan unsurlara karşı kuşkuyla bakmasına vesile olacaktı. 1912'de başlayan Balkan Savaşları, bunun neticesinde kaybedilen topraklar ve balkanlarda yaşayan Türk nüfusunun anayurtlarına dönmesi onun çocuk aklına o dönem yer etmiş, askeri başarısızlığı ve sonucunda milletinin perişan olmasını hiç unutamamıştır. İlk ve orta öğretimini Kadıköy'deki çeşitli okullarda ve babasının askeri görevi nedeniyle kısa bir dönem Süveyş'te tamamlayan Hüseyin Nihal, okuldaki gayrı Türklerin ihbarcı ve nankör davranışları ve Süveyş'teki İtalyanlarla yaşadığı kavgalar ile millilik duygusuyla tanışır. Ünlü Türkçülerden Yusuf Akçura'nın Türkçülük üzerine yazılmış ilk önemli makale sayılabilecek "Üç Tarz-ı Siyaset" manifestosu da onun Türkçülük ile tanışmasını ve benimsemesini sağlamıştır. Karakterini ve mefkûresini oturtmaya başladığı, yavaş yavaş kendisini ve ırkını tanımaya başladığı bu yıllar bir büyük Türkçünün, bir Gökbilge'nin ülkü adamı olarak sahneye çıkmaya hazırlandığı yıllardı. Birinci Dünya Savaşı'nın sonucunda Osmanlı'nın yenilmesi, elde avuçta yalnızca Anadolu topraklarının kalması ve Arapların İngilizlerle işbirliği içine girerek devlete ihanet etmesi Hüseyin Nihal'in Türkçülük düşüncesine olan bağlılığını iyiden iyiye perçinliyordu. Hüseyin Nihal artık bir Türkçüydü. Lise eğitimini başarıyla tamamlayan Hüseyin Nihal, 1922'de Askeri Tıbbiye'ye 82 apolet numarasıyla kaydoldu. O yıllarda çıkan "Türkçülüğün Esasları" kitabı onun başucu kaynağı olmuştu. Türkçülüğün fikir sahasına girmesini sağlayan Ziya Gökalp'ı mefkûresinin kaynağı olarak gören Hüseyin Nihal, ileride Türkçülük bayrağını ondan daha da keskinleştirerek devralacaktı. Askeri Tıbbiye içindeki yabancı ırkların milliyetçiliğini yapanlar ve Rusya'da parlayan komünizm düşüncesini savunanlarla girdiği sert tartışmalar, tartışmalar sırasında destek görmesi, onu Türkçülük yolunda daha da heyecanlandırıyordu. Bu arada Türkiye toprakları sarsıntılı günler geçirmekteydi. Mustafa Kemal önderliğinde başlayan milli hareket ilerlemiş, Türk - Yunan savaşı yani Büyük Taarruz başarıyla sona ermiş, Türk toprakları Yunan askerlerinden temizlenmişti. Mustafa Kemal ve arkadaşları yönetim biçimini değiştirmiş ve cumhuriyeti Ankara'da kurmuştu. Cumhuriyet kurulduğunda Nihal Atsız da Askeri Tıbbiye'de idi. 25 Ekim 1924'de fikirlerinin babası sayılabilecek olan Ziya Gökalp'ın vefat haberini aldığında Hüseyin Nihal derinden sarsılır. Bir gün sonra yapılan cenaze töreninin akşamında Askeri Tıbbiye'de olaylar çıkar. Olayların sonucunda Hüseyin Nihal gözetim altına alınır. Kendisine ilk uyarı yapılmıştır. Bu, tekrarında Tıbbiye'den atılacağı anlamına gelmektedir. Tıbbiye günleri Atsız'ın bazen keyif aldığı, bazen sinirlendiği birçok anının yaşandığı günlerdi. Maçlarda kalecilik yaptığı, Tıbbiye'den kaçmak için türlü numaralar denediği, 41 derece ateşle hastalandığı o günler Atsız'ın gençlik yıllarının renkli günleriydi. "Kendimi Tanıtıyorum" adlı makalesinde bu günleri uzun uzadıya anlatır. Tıbbiye günlerinde eğlenceli olduğu kadar sıkı dersler de vardır. Atsız "ruhi ve fikri hiçbir hazırlığı olmadığı" düşüncesini taşımaktadır. Nitekim derslerinde başarısız olmuştur. 41 kişi içinde 38. sıradadır. Sık sık bütünlemeye kalıyor, asiliği nedeniyle pek çok kez hücre cezası alıyordu. 4 Mart 1925 günü Arap asıllı olduğunu bildiği Teğmen Mesut Süreyya Efendi, gereksiz bir yerde Hüseyin Nihal'den selam ister. Hüseyin Nihal bu selamı vermez. Disipline önem veren Tıbbiye, bu olayı affetmez ve Hüseyin Nihal okuldan uzaklaştırılır. Üç yıl okuduğu onca bilgi, uzun yılları "boşa gitmişti" Okuldan uzaklaştırılan Hüseyin Nihal geçim sıkıntısı içine girince, Kabataş Lisesi'ne öğretmenlik başvurusu yapar. Üç ay yaptığı yardımcı öğretmenlik, ders yılının sona ermesi ile kesintiye uğrar. Gençlere bir şeyler öğretmek Hüseyin Nihal'in epey hoşuna gitmiştir. Fakat bakanlığa kayıtlı bir öğretmen olmadığı için tatil döneminde maaş alamaz. Bunun üzerine Deniz Yolları'nın İstanbul - Mersin seferini yapan "Mahmut Şevket Paşa" adlı vapurunda kâtiplik yapmaya başlar. Kâtiplik görevi nihayete erdikten sonra öğrenimini öğretmen olarak tamamlamaya karar verir. Bu arada Türkocağı'nda da çeşitli faaliyetleri bulunur. Ekim 1926'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin Yüksek Muallim Mektebi'ne kayıt yaptıran Hüseyin Nihal, öğretmen olmayı ciddi manada düşündüğünü böylelikle göstermiştir. Çevresindekiler de onunla aynı fikirdedir: Fakat ummadığı bir olay onu beklemektedir. Okula kaydını yaptırdıktan tam bir hafta sonra askere çağrılan Hüseyin Nihal, tecil başvurusu yapar. Başvurusu reddedilince mecburi askerlik hizmetine başlar. Görev yeri İstanbul Taşkışla 5.Piyade Alayı'dır. 28 Temmuz 1927'de askerlik hizmetini tamamlayarak Muallim Mektebi'ne geri döner. Muallim Mektebi'nde ileride Atsız gibi tanınacak olan Orhan Şaik Gökyay, Nihat Sami Banarlı, Ziya Karamuk ve Pertev Naili Boratav gibi isimler bulunuyordu. Atsız, ileride birçok kez karşı karşıya geleceği Hasan Ali'yi de Muallim Mektebi yıllarında tanır. Pertev Naili Boratav ile birlikte gittikleri Yücel'in, sürekli olarak Fuad Köprülü'yü eleştirmesi Atsız üzerinde olumsuz bir etki bırakmıştı. Muallim Mektebi'nde gece eğitimi gören Atsız, Fransızca da dâhil olmak üzere birçok ders görür. Ders veren öğretmenleri ile münakaşaya girer. Sık sık girdiği münakaşaları makalelerinde anlatmıştır. Muallim Mektebi yılları Atsız için epey hareketli geçmiştir. Daha önce de belirttiğim gibi birçok isim Muallim Mektebi sıralarından geçmiştir.Okul yıllarında derslerle ilgilenmek dışında şiirler de yazan bu öğrenciler arasında bulunmamasına rağmen, o çevreyle arası iyi olan ve aradan uzun bir zaman geçmeden Atsız ile arasında davalar geçecek olan Sabahattin Ali de Atsız'a hitaben bir Terkib-i Bend yazmıştır. Atsız, Ahmet Naci ile birlikte hazırladıkları "Anadolu'da Türklere Ait Yer İsimleri" adlı çalışmasının, Türkiyat Mecmuası'nda çıkmasından sonra Fuad Köprülü'nün dikkatini çekmeye başlamıştır. 1930 yılında "16. Asır Şairlerinden Edirneli Nazmi'nin Eseri ve Bu Eserin Türk Dili ve Kültürü Bakımından Ehemmiyeti" üzerine yaptığı çalışmanın sonrasında fakülteden mezun olmuştur. Bu çalışmayı 1934 yılında Orhun'da da yayınlayan Atsız, İran etkisinde kalmamış ve şiirleri bugüne ulaşmış aruz kullanan en eski Türk şair olarak nitelediği Edirneli Nazmi'nin şiirlerini incelemiş ve kimi kelimelerin bugünkü karşılıklarını bulmuştur. Kimi Türkçülerin şeytan manasında kullandığı "albız" sözcüğü de ilk olarak bu makalede anlatılmıştır. DEVAM EDECEK

Başlık Kategori Yayın Tarihi
Atsız Bey'in İlk Eşi Mehpare Hanım Kimdir? Tarih 23.04.2014
Otorite Politika 09.02.2014
Atsız'ın 9 Mayıs Savunmasının Haklılığı Tarih 12.01.2014
Atsız'ın Basılmamış Eserleri Hakkında Tarih 11.12.2013
Necip Fazıl'ın Kanuni Hakkındaki Düşünceleri Tarih 16.09.2012
Başlık Kategori Yayın Tarihi
GÜREŞ TEKKELERİNDE TASAVVUF Tarih 07.05.2021
SEN KATİLLERİN TORUNU DEĞİLSİN Tarih 28.04.2021
EFSANE TARİHİMİZİ DUYURMAK Tarih 18.03.2021
SOLAK BALİ OĞLUNUN BAŞINDAKİ KAVUNU NİÇİN VURDU? Tarih 15.03.2021
.... Tarih 08.03.2021

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.