AKP ve Gülen'in Bitirme Planı

"Türkiye'nin en çok tartıştığı adam kimdir?" diye sorulsa, duraksamadan vereceğim cevap Fethullah Gülen olur. Resmi hiçbir görevi olmayan emekli bir vaiz, önce hitabeti ile sonra da bir ahtapot misali her yere yetişen kolları ile basın yayın kurumları, okullar ve kitaplar ile insanları etkilemeyi başarabilmiş bir vaiz... Peki, bu adam neden tartışılıyor? Nasıl bugünkü konumuna geldi? Bu "ulvi" (!) makama gelirken kimlerden destek gördü, kimleri arkasında bırakarak yürüdü? Bu soruların cevabını vermek, önce onu tanımak ile mümkün olacaktır. Bir insanın hayatını en iyi kim anlatabilir? Gerçekleri saklamaz ve yalanlara başvurmazsa kendisi... Fethullah Gülen de hayatının ilk dönemine dair anılarını Şemsettin Nuri'nin "Küçük Dünyam" adlı kitabına aktarmış. Abartılarla süslü ve kendisine ilahi bir kutsiyet yükleyen bu satırları, Hikmet Çetinkaya'nın aktarmasından alarak, okuyuculara bir kez daha sunmak gerekiyor: "O yıllarda Kâbe ve çevresinin temizliğine bugünkü kadar dikkat edilmiyordu. Harem'in duvarlarına dahi idrar yapan oluyordu. Pislik sebebiyle de çok sinek bulunuyordu. Bilhassa geceleri, sinekler ciddi bir şekilde çoğalıyor ve rahatsız edecek oranda insanlara saldırıyorlardı. Ben on beş gün kadar Harem'den hiç ayrılmamıştım. Buna rağmen bir kere dahi olsun beni sinek ısırmadı. Bu durumun sadece bana mahsus olduğunu da zannetmiyorum. Sadece "Vemen dehalehu kane aminen" hakikatini Harem'de ne derece şümullü olduğunu bu hadise sebebiyle daha iyi anlamış oldum." Aynı kitapta bakınız hangi cümleleri kuruyor: "Vesveseye esas teşkil edecek hususların doğması için beyin yıkamanın lüzumuna inanıyorum. Baştan vesvese hiç doğmamalı, doğarken hemen ölmeli..." Fethullah Gülen, 12 Eylül'den sonra bize neler söyledi acaba? "Sahnenin bu rengârenk aldatıcılığı, ortalığı inleten valsın korkunç uyutuculuğu ve kostümün göz bağlayıcılığı karşısında, oynanan oyunun gerçek yüz ve vahşetini ilk sezen, son karakolun kahraman bekçileri oldu. Bu sezme, ümit dünyamızda yeniden kendimize gelmemizi ve kendi kendimizi idrak etmemizi temin etti. Aslında buna bir sezme demek de uygun değildir. Bu, düşmanı kıskıvrak yakalama ve bir zaferdir. İçtimaî bünyenin, haricî bir kısım eraciften temizlenme, arındırılma ve aslına ircâ zaferi. Bu zafer, kendinden ümit edilenleri getirdiği takdirde, Türk'ün zaferler hanesinde en muallâ yeri işgal edecektir. Böyle bir ilk tefahhus ve sezişe, başka bir yazımızda selam durulmuş ve gaziler ocağının yiğit eri Mehmetçiğe teşekkürler sunulmuştu. Ne var ki, yıllardan beri, bin bir saldırı ile rahnedar olmuş bir bünye, böyle hemen bir tedavi ile iyi edilemeyeceği de muhakkaktı. Daha köklü ve daha gönülden bir hareket gerekliydi ki, millî bünyeyi kemiren yıllanmış seretanlar bertaraf edilebilsin... Ve işte şimdi, bin bir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tulûu saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekâsına alâmet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe, istihâlelerin son kertesine varabilmesi dileğimizi arz ediyoruz." (1) Peki, soralım kendisine... Siyaset hakkında ne düşünüyor: "Siyasete karışmam, siyasete karışma demek, vatan ve millet işine milletin hayat ve bekasına karışma demektir." "Muvaffakiyetin düşmanı, refahtır, lükstür. Müslümanların muvaffakiyeti ancak komando gibi yaşamakla mümkün olur. İslami olmayan gazete ve mecmuaları okumak zararlı olur. Eğer mutlaka okunması gerekiyorsa sadece başlıkları okunmalıdır." (2) "Durmadan hazırlanmalıyız. Hem de hiç durmadan... Zamanı gelince, uygun boşluk bulunca maratona geçeriz. Bazıları benim için korkak diyor. Ama bazen hasımdan kaçmak çok çok önemli bir manevradır. Şef döneminde çarşaflı kadınları bile astılar. Milleti kırıp geçirdiler. Dikkatli olmalıyız. Erken harekete geçersek tepemize binerler. Başka kuvvetler var bu ülkede. Bunları hesap ederek temkinli yürümekte yarar var." "Ta ilerilere gitme, can damarları içinde dolaşma ve eğer sonra dönülüp gelinecekse yara almadan geriye gelme meselesi. Gelecek adına çok önemli esaslardır, hususlardır. Gelecek için bunlara mutlaka riayet edilmelidir." "Adliyede, Mülkiyede veya başka bir hayati müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp öyle değerlendirilmelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır." (3) 1999'da yayınlanan bu gizli görüntü kaydında "gelecek, teminat, garanti" sözlerini kullanan Gülen, 2002'de iktidara gelen AKP ile birlikte koltuğa ilk defa oturmadı, sadece yerini sağlamlaştırdı. On sekiz ay önce kurulmuş bir partinin bu kadar çabuk ve bu kadar yüksek oyla iktidara gelmesi, tanıtımını yapabilmesi ancak "cemaat desteği" ile açıklanabilir. 1980'den sonra Fethullah Gülen'in destek verdiği tüm partiler iktidara gelmiştir. Bu ya koalisyon yoluyla ya da tek başına iktidarlık ile olmuştur. Buna Demokratik Sol Parti de dâhildir. Ne diyordu Bülent Ecevit: "Yine bazı çevrelerce eleştirilmeyi göze alarak tebrik ederim çalışmalarınız dolayısıyla" "Yine herkes şunu kabul ediyor ki, eğer bu topluluğun gayretleri olmasaydı Orta Asya'daki Türk Cumhuriyetleri kolaylıkla İran köktendinciliğinin etkisi altına girebilirdi. Bunları önlemiş bulunuyor" Artık DSP'lilerin dahi kabul ettiği bu gerçeği bir kenara bırakalım ve şu soruyu soralım: "Peki, Gülen'in destek verdiği tüm partiler iktidar oldu diyorsun. Öyleyse neden Necmettin Erbakan bu koltuğa sadece bir kez oturabildi?" Cevap basittir. Fethullah Gülen düne kadar, hem başbakan hem de İslami hareket önderi sıfatını tek bir kişinin taşımasını istemiyordu. Ona göre bu hareketin lideri kendisi olacaktı. Başbakanlığı da emaneten bir isme bırakacaktı. Necmettin Erbakan'la işte bu yüzden anlaşamadılar. Aralarında bir "soğuk savaş" her daim sürdü. Siyasi kanadı teslim alan Recep Tayyip Erdoğan da "gömlek çıkarmak" vaadi ile iktidar olabildi. (devamı yarın)

Başlık Kategori Yayın Tarihi
Atsız Bey'in İlk Eşi Mehpare Hanım Kimdir? Tarih 23.04.2014
Otorite Politika 09.02.2014
Atsız'ın 9 Mayıs Savunmasının Haklılığı Tarih 12.01.2014
Atsız'ın Basılmamış Eserleri Hakkında Tarih 11.12.2013
Necip Fazıl'ın Kanuni Hakkındaki Düşünceleri Tarih 16.09.2012
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Şeytanın Oyunu Politika 03.05.2021
ŞİRİNLER Politika 02.05.2021
İftira Siyaseti Politika 01.05.2021
DÖNÜŞÜM Politika 23.04.2021
EVRENSEL OLMAK VARKEN Politika 19.04.2021

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.