Hangi Türkçülük

Son günlerde yeni bir Türkçülük modası belirdi. Bu yeni Türkçülük modası, Türkçülüğü elinde bir ağaç gövdesi olarak gören ve istediği gibi yontacağını düşünen gafiller tarafından oluşturulmuştur.

Türkçülük düşüncesi tarihteki ismini aldığında bir kalas halindeydi. Daha sonra etrafında fazlalık olan kıymıklar temizlendi ve bugünkü en doğru halini aldı. Şimdi bu sade ve anlaşılır düşünceden parçalar koparmak, şüphesiz ki oluşturulan yapıtı eksik kılacaktır. Türkçülüğün çeşitli yorumları olduğunu ve bu yorumlardan istediğini seçebileceğini düşünen kişiler bu fikri Türkçülüğü genelleştirmek, yaymak için düşünüyor olabilir. Kasıtlı olarak Atsızcı Türkçülük düşüncesini tasfiye etmeyi de düşünüyor olabilir. Niyetlerini aleni bir şekilde ortaya koyamayanların, ardında art niyet olduğunu düşünmek elbette hakkımızdır. Bu yüzden ikinci seçeneği düşünmek zorundayız. Atsızcı Türkçülüğün tasfiyesi...

Şahsi kanaatim şöyledir ki, Atsızcı Türkçülük tabirini kullanmak "Türkçü Türkçülük" demek gibi kulak tırmalayıcıdır. Çünkü Atsızcılık zaten Türkçülüktür. Aynı anlama gelen iki sözcüğü neden üst üste kullandığımızı düşünüyordum ki, Türkçülüğü Atsız'dan bağımsız düşünebileceğini zanneden kişilerin türediğini öğrendim. Bu kişiler Türkçülük düşüncesinin tek önderinin Atsız olmadığını, Ziya Gökalp ya da diğer Türkçülerin yorumuyla hareket edenlerin de Türkçü olduğunu söylüyorlar. Bu yorumu kabul etmeyenleri Türkçü olmamakla ve Gökalp'a saygısızlık etmekle itham ediyorlar. Bu yaklaşım, ya tarih bilgilerinin eksikliğinden ya da "ben yaptım oldu" sinsiliğinden ileri gelmektedir. Üstelik Gökalp Türkçülüğünün adını özgünleştirenler, sanki bu sistemi kendileri bulmuşçasına isim takmakta ve kendi gruplarına resmi ideoloji olarak yapıştırmaktadırlar. İnsanın aklına "Öyleyse neden hala Atsız'ın resminin ve isminin arkasına saklanıyorsunuz?" sorusu gelmiyor mu? Öncelikle biz bulduk sevinciyle sağa sola duyurdukları düşüncenin özünü bir inceleyelim. "Türkçülüğün Esasları" kitabını kendine Türkçü diyen herkes okumuştur. Arvasi'nin kitaplarından fırsat bulup da okuyamayanlar, kökenlerinden utanıp Türkçülük yapanlar da bir zahmet okusunlar. Bu kitabın "Türkçülük Nedir" adlı kısmında Türk insanının milliyetçilik ve fert düşüncesine olan bakışı ele alınmaktadır. Bu kısmın birinci bölümünde ele aldığı "ırki Türkçülükte Gökalp şöyle demektedir:

"Irki Türkçülere göre millet ırk demektir. Irk kelimesi esasen zoolojiye ait terimlerdir. Her hayvan nevi, teşrihi vasıfları itibariyle birtakım tiplere ayrılır. Bu tiplere ırk adı verilir. Mesela bir at nevinin Arap ırkı, İngiliz ırkı, Macar ırkı adlarını alan birtakım teşrihi tipleri vardır. İnsan arasında da eskiden beri, beyaz ırk, siyah ırk, sarı ırk, kırmızı ırk namlarıyla dört ırk mevcuttur. Bu tasnif, kaba bir tasnif olmakla beraber hala kıymetini muhafaza etmektedir. Beşeriyet ilmi Avrupa'daki insanları kafalarının şekli ve saçlarıyla ve gözlerinin rengi itibariyle üç ırka ayırmıştır. Uzun kafalı kumral, uzun kafalı esmer, yassı kafalı. (...) Gerçi bir zamanlar bazı beşeriyetçiler bu teşrihi, tiplerle içtimai hasletler arasında bir münasebet bulunduğunu iddia ederlerdi. Fakat birçok ilmi tenkitlerin bilhassa bizzat beşeriyetçiler arasında en yüksek bir mevkide bulunan Manouvrier ismindeki alimin, teşrihi vasıfların içtimai karakterler üzerinde hiçbir tesiri olmadığını ispat etmesi, bu eski iddiayı tamamıyla çürüttü. Irkın, bu suretle içtimai hasletlerle hiçbir münasebeti kalmayınca, içtimai karakterlerin toplamı olan milliyetle de hiçbir münasebeti kalmaması lazım gelir. O halde milleti başka bir sahada aramak gerekir."

İşte Atsız, Gökalp'ın aramadığı saha olan ırki Türkçülükte, Türkçülüğü geliştirmiştir. Günümüzün sözde Türkçüleri Gökalp'ın aramadığı ancak Atsız'ın aradığı sahayı Türkçülüğe yeniden dâhil etmek istiyorlarsa, buldukları yeni sistemin adının Türkçülük olmaması gerekir. Çünkü Türkçülüğün sistemleştirilmesi artık bitmiştir. Gökalp'ın Akçura'larla taşımaya başladığı bayrağı Atsız devralmış ve Türkçülüğü bugün bizim da kabul edeceğimiz biçimde sistemleştirmiştir. Onun makalelerindeki sözlerin birini alıp birini yok saymak Türkçülükle bağdaşmaz. Atsız, Gökalp'ı her zaman savunmuş ve onu büyük adamlardan biri olarak görmüştür. Cenazesine katılmış, ömrünün sonuna değin merhuma atılan iftiralara karşı adeta fahri avukatlık yapmıştır. Fakat Atsız, Hasan Bağcı gibilere karşı savunduğu Gökalp'ın Türkçülük düşüncesini eksik bulur. "Turancılık Romantik Bir Hayal Değildir" adlı makalede Atsız, Gökalp hakkında atılan iftiralara yanıt verirken şöyle demektedir:

"Ziya Gökalp, eski Türk ülkelerini zapt edelim demedi diye bizim de aynı yerde saymamız icab etmez. Ziya Gökalp'ın Türkçülüğü bugün için artık eksik bir Türkçülüktür. Zaman ilerledikçe o eksikleri tamamlayıp gedikleri kapatmaya mecburuz. Kaldı ki Gökalp eski Türk ülkelerinin zaptı taraftarıdır."

İşte Atsız, bu makaleyi yazdığı 1968 yılından ömrünün son dönemlerine kadar yazdığı makalelerle o eksikleri de kapatıp Türkçülüğü sağlam ve sarsılmaz ideolojik temeller üzerine oturtmuştur. Bütün bu yapılanlara karşı, daha elle tutulur iki makalesi dahi olmayanların kendi kendine Türkçülük icat etmesi şaşılacak ve kınanacak bir durumdur. 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Atsız Bey'in İlk Eşi Mehpare Hanım Kimdir? Tarih 23.04.2014
Otorite Politika 09.02.2014
Atsız'ın 9 Mayıs Savunmasının Haklılığı Tarih 12.01.2014
Atsız'ın Basılmamış Eserleri Hakkında Tarih 11.12.2013
Necip Fazıl'ın Kanuni Hakkındaki Düşünceleri Tarih 16.09.2012
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Şeytanın Oyunu Politika 03.05.2021
ŞİRİNLER Politika 02.05.2021
İftira Siyaseti Politika 01.05.2021
DÖNÜŞÜM Politika 23.04.2021
EVRENSEL OLMAK VARKEN Politika 19.04.2021

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.