Şapkalardan Yardım Alıyoruz

Türk abecesinde yer alan a, ı ve u harflerinin üzerine yerleşen ve kendinden önce veya sonraki harfi incelten, ya da kendini incelten şapkayı ele alacağız. Bu şapka, artık en dili koruduğunu iddia eden kurumlarda bile yok sayılmakta ve kullanılmamaktadır.

Türk Dil Kurumu tarafından kaldırıldığı iddia edilen bu harfler, Türk Dili'nin "yazıldığı gibi okunma" özelliğini yok etmiş, kar ile kâr aynı şekilde yazılıp kafaya göre okunmaya başlamıştır.

"Hâlâ (şimdiye kadar) seni görmemişler." tümcesini "Hala (babanın kız kardeşi) seni görmemişler." olarak yazan romancılarımız bile vardır. Bu durum büyük anlam kaymalarına yol açmaktadır. Peki, bu harfler, Türk Dil Kurumu tarafından gerçekten kaldırılmış mıdır? Şu anda TDK'nin hazırladığı sözlüklerde görmekteyiz ki bu harfler ne kaldırılmış ne de düzgün kullanılmıştır. Kimi yerlerde TDK'nin; yalnız "l" harfini yumuşatan şapkaları (Ör: ahlâk sözcüğünde â harfi, kendini değil kendinden önceki harfi yumuşatır.) kaldırdığı, diğer kullanımları ise sözlüğünde bulundurduğunu okuyabilirsiniz. Evet, bu yöntem ile yazılan "â" harfi kaldırılmıştır. TDK'nin sözlüğü incelenirse bu yöntem ile yazılan sözcüklerin şapkasız şekilde bulunduğunu görürüz. Ahlâk sözcüğünü aratırsak, karşımıza ahlak çıkıyor. ahlak çokluk, isim (ahla:kı, l ince okunur) Arapça

Görüldüğü gibi, bu yöntem artık kullanılmamaktadır. Peki, kaldırılmış tek kullanım bu mudur? Birçok kişiye sorsak "evet" yanıtını alabiliriz. Oysa bu durum hiç de anlatıldığı gibi değildir. Şu anki TDK yöntemi şu şekildedir:

1) "l" harfini yumuşatan ve ondan sonra gelen harfe konan şapka, kullanılmamaktadır.

2) "A", "ı" ve "u" harflerini "ağ", "ığ" ve "uğ" şeklinde okumamızı sağlayan "â", "î" ve "û" harfleri kullanımdan kalkmıştır. Bu harflerin tek kullanıldığı durum, kendisi ile aynı harflerle yazılan sözcüklerin farklı anlam verdiği durumdur. Yani, kar ve kâr birbirinden ayrılır. Bunu ayırmak için de şapkalı a kullanılır. Fakat şapkasız kullanımı başka bir anlam vermiyorsa, bu harfi kullanmamıza gerek yoktur.

TDK'nin düşüncesi kısaca budur. Bu konuda birkaç sözcüğü ele almak ve aralarındaki farkı göstermek isterim. Milli, hala, kar, lazım, kütüphane, asi... Birçok örnek verebiliriz ama ilk olarak bu sözcükleri ele alalım. Eğer milli yazarken "ulusal" anlamını vermek istiyorsak bu sözcüğü "millî" olarak yazmamız gerekir. Diğer durumda milli, mili olan demektir ve "mili olan takım" veya "Mili Olan Eğitim Bakanlığı" anlamı tam anlamıyla saçmalıktır. Millî derken "milliğ" yazımına benzer bir okunuşla okuruz. Oysaki "milli" yazımının okunuşu yine millidir. Baştaki "i" harfini nasıl okuyorsak sondakini de öyle okumamız gerekir. Bu okunuş da bizim "ulusal" anlamını karşılamaz. "Lâzım" derken "lağzım" okunuşuna benzer bir okunuş olması gerekir. Oysaki "lazım" yazışındaki anlam "Ben laz kökenliyim" gibi olur. TDK'deki yazımı da "lazım" şeklindedir. "Lazım" sözcüğünü "lağzım" der gibi okursak, Türkçe'nin "yazıldığı gibi okunma" kuralına ihânet etmiş oluruz. Üst tümcede yazdığım ihânet sözcüğünü ele alalım. Bu sözcük Arapça'dır ve doğru yazımı sanılanın aksine "ihanet" değil "ihânet" olmalıdır. Burada, en güvenilir kaynak olarak düşündüğümüz Türk Dil Kurumu bile kendi koyduğu kurala uyarak, Türkçe hatâsına düşmüştür. İhânet" yazımının okunumu "ihağnet" demeye yakındır. Oysa "ihanet" derken (Eğer Türkçe yazıldığı gibi okunuyorsa) a harfi uzatılmaz. Türk Dil Kurumu'nun bu türde bir çok yanlışı vardır. Örneğin, "isyan eden birey" anlamına gelen "âsî", sözlükte "asi" olarak gösterilmiştir. Oysaki asi sözcüğünün hiçbir anlamı yoktur. Anlamı olan sözcük "âsî" sözcüğüdür. Ne yazık ki, topluma da bu ezbere okuma alışkanlığı yerleşmiştir ve bâzen, kendilerini dil gönüllüleri olarak tanımlayanlar bile bu hatâya düşmektedir.

Şapka kullanımı, yalnızca "aynı harflerden oluşan iki sözcüğü birbirinden ayırmak" için kullanılan bir harf değildir. Bunu Türk Dil Kurumu benimsemiştir ve halka da benimsetmektedir. Oysa bu harflerin, dilin özleşmesine büyük katkıları olabilir. Arapça okutan bu sözcüklerin, dilin özleşmesine nasıl yarar sağlayacağını fazla düşünmeğe gerek yoktur. Bu harfler, hangi sözcüğün Arap veya Fars kökenli, hangi sözcüğün Öz Türkçe olduğunu en bilgisiz bireyin anlayabilmesi için kullanılması gereken önemli bir ayıraçtır. Her bireyin bilmesi gereken en önemli husus şudur. İçinde â,û,î okunuşlu herhangi bir harf bulunan sözcüklerin tümü Arap ve Fars kökenlidir. "Bâzı" ve "kimi" sözcüklerini, hiçbir işlem yapmadan yalnızca okunuşlarına bakarak ayırabilir, bâzı sözcüğünün yabancı kökenli olduğunu anlayabiliriz. "Sâdece" sözcüğü, okunuşundan da anlaşılacağı üzere yabancı bir sözcüğün zarflaşmış şeklidir. Bu sözcüğün yerine kullanılan "yalnızca" hem okunuş bakımından, hem de Öz Türkçe oluşu bakımından daha tercih edilesidir. Bu konuda bir çok örnek verilebilir. Bundan sonrası okuyuculara kalmıştır.

Ayırım yaparak dilini özleştirmek isteyen kimseler, kimi konularda kararsızlığa düşebilirler. Örneğin; kişi, "isim" ve "ad" sözcüklerinin hangisinin Türkçe, hangisinin Arapça olduğunu düşünüyor... Bu kurala dayanarak, bu işin içinden çıkamayacağını düşünüyor. Böyle durumlarda "Sözcüğün başına veya sonuna ek yaparak bulma" kuralı uygulanır. Bu kuralda, sözcüğün başına veya sonuna ekler getirilerek, içine şapkalı harfleri alan uyumlu sözcükler oluşturup oluşturmadığı denetlenir. Şimdi bu iki sözcüğü ele alalım. İsim: İsmî (Okunuş: İsmiğ Anlamı: İsimsel) Ad: Adî (Okunuş: Adiğ Anlamı:Anlamı Yok) Buradan isim sözcüğünün yabancı, ad sözcüğünün ise Türkçe olduğunu görmüş oluruz. Peki, burada yapılacak olan nedir? Yâni, şapkalı harflerin dile ve sözlüklere geri geldiğini düşünelim. Bu adımlar izlendikten sonra, yapılacak olan nedir?

1) Gazetelere ve televizyonlarda bu harflerin uygun olarak kullanılmasını yasa yoluyla sağlamak birinci adımdır.

2) İkinci adım, birinci adımın süreğidir. Bu yolla katılımı sağlanan harflerin, gazetecilerde ve beyazcamcılarda usanç sağlayacağını söylemeye gerek yoktur. Bu durum, onların "yerine kullanacağı sözcük" arayışlarına girmelerine neden olacaktır. Bu "bulunan sözcük" de büyük olasılıkla Öz Türkçe olacaktır.

3) Yasal yolla yapılan bu değişiklikler, toplumdan destek görecektir veya görmeyecektir. Bunu şu an için kestirmek güçtür. Fakat, kesin olan bir gerçeklik vardır ki; o da, bu yasa ile bireylerin Öz Türkçe gazete okumaları, beyazcam izlemelerini sağlayacaktır. Bu durum da, onların Türk Dil Devrimi'ne alışmalarını kolaylaştıracaktır. Dil Devrimi'nin; belki de en önemli konusu, şapkalı harflerin geri kazanımı konusudur. Bu konu, kesinlikle göz ardı edilmemeli; toplumun Arap ve Fars dilinden arınması için en önemli etken olduğu görülmelidir. Türk Dil Kurumu da, şu anda içine düştüğü yanlıştan bir an önce dönerek, şapkalı harfleri geri kazanmalıdır. Aksi durumda, Arapça sözcükler, giderek artan bir hızla Türkçeleşmeyi sürdürür.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Atsız Bey'in İlk Eşi Mehpare Hanım Kimdir? Tarih 23.04.2014
Otorite Politika 09.02.2014
Atsız'ın 9 Mayıs Savunmasının Haklılığı Tarih 12.01.2014
Atsız'ın Basılmamış Eserleri Hakkında Tarih 11.12.2013
Necip Fazıl'ın Kanuni Hakkındaki Düşünceleri Tarih 16.09.2012
Başlık Kategori Yayın Tarihi
BÜYÜK BİR YALANDI O KELİME ''SEVGİLİ' !' Edebiyat 17.04.2021
Nokta Kadarsın. Edebiyat 23.12.2020
ÖĞRETMENE VERİLEN DEĞER Edebiyat 19.10.2020
UMUT BAZEN İŞKENCEDİR Edebiyat 19.08.2020
Eşek Arılarına Ders Edebiyat 07.08.2020

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.