'İslamcılık ve Kürtçülüğe Karşı Türkçülük' Makalesine Yapılan Eleştirilere Verdiğim Yanıtlar

Önceki yazım "İslamcılık ve Kürtçülüğe Karşı Türkçülük" epey yorum ve eleştiri aldı. Eleştirilerin sayısı fazla olunca, yorum bölümünde yanıtlamak yerine ayrı bir başlık altında değerlendirmek istedim.

İlk gelen yorum şöyle oldu. "Türkçülüğün İslamcılık ve Kürtçülüğe karşı savunulması gerektiğini belirtmişsiniz yazınızda. Sizce Türkçülüğü savunurken Türk olmayan kesime karşı bir dışlama mesajları göndermiyor musunuz? Neden insanları aynı topraklar üzerinde birlik ve beraberlik içinde yaşamalarını engelleyen düşüncelerin koyu savunuculuğunu yapıyorsunuz? Osmanlı devletini 6 asırlık yaşamı boyunca 72 milleti kardeşçe barındırdığı halde Cumhuriyet kurulduktan sonra oluşmaya başlayan akımlar sonunda aynı sofrada aynı yemeği kaşıklayın insanlar birbirine düşman olmadı mı?"

Öncelikle, epey yazım yanlışı olduğunu ve bunları düzelttiğimi söylemeliyim. Türkçülük yazarken büyük harfle başlayan okurumuz Türk yazarken küçük harf kullanmıştı. Dalgınlığına veriyorum. Türkçülüğü savunurken Türk olmayan kesime dışlama mesajı gönderip göndermediğim yargılanmadan önce şunları söylemek gerekir. Türkçülük, son dönemlerde Kürtçülük ve İslamcılığa karşı bir fikir akımı olarak küllerinden doğmuştur. Karşı fikir olarak çıktığı İslamcılık ve Kürtçülük düşünceleri, Kürt olan ya da Müslüman olmayan kesime ayrımcılık mesajı vermiyor mu? Eğer ortada Türklere karşı bir ayrımcılık söz konusu olmasaydı, bugün Türkçülük bu kadar önce olmayabilirdi. Osmanlı Devleti tarih sayfasına yerini almıştır. Önceki yazımda da belirttiğim gibi Osmanlı'nın millet anlayışındaki ortak payda Müslümanlıktı. Yükselen milliyetçilik akımıyla kardeşçe barındı dediğiniz milletler birer birer isyan çıkararak bağımsızlığını ilan ettiler. Bunu gözden kaçırıyorsunuz.

Diğer bir yorum da şu şekildeydi. "İnsanları eskiden sağcı-solcu olarak ayırırdınız. Sonra Alevi-Sünni olarak ayırdınız. Sonra Türk-Kürt olarak ayırdınız. En son laik-dinci olarak ayırmıştınız. Şimdi de ikili ayırmaların memlekete yeterince zarar vermediğini düşünüp İslamcı-Türkçü-Kürtçü üçgeni içinde ayırıp birbirine mi düşürmek istiyorsunuz. İnsan insandır. Düşüncesi, karakteri, dili, dini, ırkı v.s. ne olduğu fark etmez. Her insan kendi hayatını yaşar. Irkçılık kokan yazılardan birisi daha sadece. Atsız dediğiniz kişinin de nasıl birisi olduğunu çok iyi biliyoruz. Kendisini anma törenleri yapılmasını ve bu törenlerde sıralar üstünde bale yapılmasını uygun görüyorum"

Sondan başlayalım. Kişi eğer Atsız'ı eleştirebilecek düzeyde kendini görüyorsa ve bunu dalga geçer mahiyette yapıyorsa önce yazım kurallarına dikkat edecek. Irk isimleri büyük harfle başlar. Bunu yeniden anlatmama sanırım gerek yoktur. Türkçülük düşüncesinin kurucu önderi ben değilim. Keşke ben olsaydım ve tarih yapraklarında bu kutlu düşünce namına adım geçseydi. Kökeni yüzyıllar öncesine dayanan bir fikirden söz ediyoruz. Memleketi üçe bölmek gibi bir niyetim yok. Bu yorumu okuyan bir Tunuslu, memlekette her şey güllük gülistanlık olmasına rağmen Kağan Bahadır adlı bir kişi çıkmış, Türkçülük düşüncesini ortaya atmış ve memleketi bölmeye çalışıyor sanır. Bahsettiğiniz memlekette İslamcılık ve Kürtçülük var oldukça Türkçülük de var olacaktır. Ülke, içinde bu kadar düşmanı barındırıyorken, düşman her koldan içine sızmışken, iktidara gaflet uykusu basmışken, yine de duruma hümanist gözle bakmak, bu vaziyette teslim olmaktan başka bir anlam taşıyamaz. Karşındakiler sana insan gözü ile bakmıyorsa, senin olaya insancı ya da toplumcu bakman aptallıktır. Çünkü insancılık (hümanizm) insan olana karşı uygulanır. Toplumculuk (sosyalizm) ise toplum olma bilincinde olan yığınlarda kullanılır. Oysa senin karşında insan değil, otuz bin kişinin katilleri ve o katillerin destekçileri duruyor!

Yorumlara devam ediyoruz. MHP'li olduğunu tahmin ettiğim bir kişi şöyle bir yorum yapmış: "Atsız Türkçü idi, fakat ırkçı değil idi. Irkçılık ve Türkçülük farklıdır. Türkçülük faşizm değildir. Atatürk de Türkçü idi ve Türkçü olduğunu birçok platformda dile getirmişti. Bu açıdan Atsız'ın yeniden keşfi güzel gelişmelerdir. Gerçek Atatürkçülüğe dönüştür. Ancak, Türkeş'in ve MHP'nin Türkçülüğe karşı gibi gösterilmesi çok anlamsız. Ülkücülüğün fikir babası zaten Nihal Atsız'dır. Atsız'ın "milli ülkü" söyleminden doğmuştur. MHP Türkçüleri değil, ırkçıları tasfiye etmiştir. MHP içinde Türkçüler halen bulunmaktadır. Atatürk'ün de Atsız'ın da Türkeş'in de milliyetçilik ile ilgili fikirleri paraleldir. Üçünün de Türk kavramını tanımlayışı, etnik köken üzerine değil; ahlak, kültür ve bilinç üzerinedir. Yazar bu hususları görmezden gelmektedir."

Kimi hususları görmezden geldiğimi iddia eden bu kişinin, görmezden geldiği birinci husus Atsız'ın Türkçü ve Irkçı olduğudur. "İçimizdeki Şeytan" adlı Sabahattin Ali'ye yanıt verir mahiyetteki makalesi okunsaydı bu yanlışa düşülmezdi. Atsız o makalede şöyle yazmıştı: "Ben de ırkçı, Türkçü ve Turancı olduğum için - Evet, övünerek söylüyorum ve tekrar ediyorum: Irkçı, Türkçü ve Turancı olduğum için - Sabahattin Ali'nin itiraflarına cevap vermek lüzumunu duyuyorum" Yorumcunun görmezden geldiği ikinci husus, MHP'nin Türkçülüğe karşı gösterilmesini anlamsız gördüğünü söylemesidir. Bahsi geçen partinin 1969'da Türkçüleri nasıl tasfiye ettiğini hepimiz biliyoruz. Ayrıca kırk yıllık Türkçülük Günü'nün nasıl milliyetçilik günü yaptıklarını da... Tatmin olmadınız mı? Yine mi Atsız'dan örnek vereyim? "Ne Yaptığını Bilmeyenler" makalesinden... "Türkçü taviz vermez ve politika yapıyorum zannı ile "biz Yahudi aleyhtarı değiliz; çünkü onlarla hiç savaşmadık" gibi gülünç sözler söylemez. Türkçülük makam hırsı ile bağdaşmaz. Başkanlık vasıflarından mahrum insanların başkalarını kötüleyerek liderlik davası gütmeleri, hilekâr daltabanların oyuncağı olmaları kadar acıklı durum yoktur. Başkan olacak adamın bütün ömrü dimdik geçmiş olmalı, mazisinde kendisini küçük düşürecek bir zaaf bulunmamalıdır. Vaktiyle kendisini sorguya çekenlere "Hatamı anladım. Beni affetmenizi istirham ederim" diye mektup yazanların liderlik davası Don Kişot cakasından başka bir şey değildir. Böyle liderler ilk seçimde silinmeye mahkûmdur."

Yorumlara devam ediyoruz. Bir yorum var ki beni epey şaşırttı. Cümlelere Türkçü bir dille başlayan bu yorumcumuz, sonunda bombayı patlatıveriyor: "Türkiye Cumhuriyeti anayasasına göre, bu vatan içerisinde yaşayan, milli duygu ve düşüncesine sahip din, dil ve örf adetlerle birbirine bağımlı olan herkes Türk'tür. Türklük, Kürtleri, Lazları, Çerkezleri, Arnavutları, Sünni, Şii, alevi.... Herkesi içerisinde barındırır. Günümüzde ki problem, Osmanlı imparatorluğunda bağımlı olan ülkeler, kendi ırklarıyla anılırdı, Türk denmezdi, zaten imparatorlukta buna denirdi. Vergisi veren ülkeler, kendi din örf ve kökenleriyle anılırdı. Sonuç itibariyle, şu anki durum, artık imparatorluk değil, cumhuriyet yönetimi bulunmaktadır. Cumhuriyet yönetimi, ülkeleri vergiye bağlayıp imparatorvari sistemiyle değil, cumhuriyetin kapsadığı vatanda ki insanlara tek kimlik tanır. Bu da Türkiye Cumhuriyeti için Türk'tür. Bu dünyada her ülke için geçerlidir. Fransa, Almanya, Amerika içinde. Özellikle Amerika için, bildiğiniz gibi kendi bir ırkı olmamakla(yerel olmayanlar için), tamimiyle Avrupa'dan göç almış kökeni de Avrupa'nın tüm ülkelerinden gelmiştir. Dolayısıyla, Amerika da içerisinden yetmiş çeşit ırk bulunmakta, ama sadece bir üst kimlik olarak tanınan Amerikalı olarak anılmaktadır. Vatandaşlık işlemlerinde ve yüz tanıma, polis belgelirinde tanımlama için kullanılan seçenek, ırkı öğrenmek için, beyaz, siyah, Latin, Meksika.... Seçenekler sadece fiziksel özellikler için kullanılmıştır. Sonuç olarak, Türkçülük diye bir tanım aslında yersiz bir tanımdır. "

Burada da epey yazım yanlışı vardı. Tarafımdan düzeltildi. Hep bana mı soru sorulacak? Burada da soruyu ben sorayım. Bütün bu anlattıklarınıza rağmen neden Türkçülük yersiz bir tanımdır?

30.05 tarihli 05.44'de yorum yapan arkadaşa da teşekkür etmekten başka bir şey elimden gelmiyor. Keşke uzun yazısının altına imzasını koysaydı da isim vererek teşekkür edebilseydim. Epey uzun bir yanıt oldu. Eminim yorum yazan muhataplar dışında merak edip okuyan çok az kişi çıkacaktır. Ama yanlışları düzeltmek, fikirlerimi anlatmak boynumun borcudur. Yapıcı her türlü eleştiriyi her zaman böyle değerlendireceğimin de bilinmesini isterim. Siyasi ve içtimai mezhebim Türkçülüktür. Mesleğim milli şuur tabiyesi ve topluma münevver kişiler kazandırmaktır.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Atsız Bey'in İlk Eşi Mehpare Hanım Kimdir? Tarih 23.04.2014
Otorite Politika 09.02.2014
Atsız'ın 9 Mayıs Savunmasının Haklılığı Tarih 12.01.2014
Atsız'ın Basılmamış Eserleri Hakkında Tarih 11.12.2013
Necip Fazıl'ın Kanuni Hakkındaki Düşünceleri Tarih 16.09.2012
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Şeytanın Oyunu Politika 03.05.2021
ŞİRİNLER Politika 02.05.2021
İftira Siyaseti Politika 01.05.2021
DÖNÜŞÜM Politika 23.04.2021
EVRENSEL OLMAK VARKEN Politika 19.04.2021

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.