Ord. Prof. İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI'ya Tekzip

Osmanlı tarihi konusunda tarih camiasında otorite olarak kabul edilen Ord. Prof. İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI'nın Midhat Paşa ve Yıldız Mahkemesi adlı eserinde Sultan Abdülaziz Han'ın ölümünün nedenini, yaptığı araştırmalar neticesinde cinayet mi intihar mı sorusuna, intihar hükmünde karar kılması, tarihin objektif bir gözle yazılamayacağının zuhur ettiği bir örnek olarak maalesef tarihte yerini almıştır. İsmail hocanın kaleme aldığı eserin önsözü şu şekilde başlamaktadır. " Abdülaziz'in ölümü üzerine neşredilen tebliğ ile bunun intihar suretiyle vukuu ilan olunmuştu; merhumun mutaazzım ve izzeti nefsine son derece ehemmiyet verir bir hükümdar olması sebebiyle hal olunması ve bundan başka kendisine layık olmayan bazı muamelelerde bulunulması, nefsine ağır gelerek geçirdiği bir buhran neticesinde intihar etmiş olduğu pek tabii görülmüştü" diyor. Sultan Abdülaziz Han'ın tahttan indirilmesi için hal fetvasının altında imzası olan dönemin Şeyhülislâmı Hasan Hayrullah Efendi, "aklî dengesi bozuk, siyasetten habersiz, din ve dünya işlerini bozup karıştıran, milletin mülkünü tahrip eden bir kimse" diye yazıyor. İslam camiasının söz sahibi, bütün Müslümanların yeğane tek temsilcisi ve Allah'ın yeryüzündeki halifesi olan, dini vecibelerini eksiksiz bir şekilde yerine getirmeye çalıştığı rivayet edilen, samimi kâmil bir Müslüman olduğu hakkında ortak bir görüş bildirilen bir zatı muhteremin, intihar etmesi söz konusu olabilir mi? Osmanlı tarihinde kaç tane intihar etmiş padişah vardır? İntihar etmenin Müslüman bir er kişi nazarında Allah'ın katında ne büyük bir mesul, büyük bir yükümlülük getirdiğini Sultanın bir halife olarak bunun anlam ve mahiyetini bizden daha iyi bir şekilde idrak edebileceğini düşünmemiz gerek. Padişahın ölümünün gerçekleştiği esnada odaya giren saray ahalisinin Kur'anı Kerimde Yusuf suresinin açık ve bir parça kanın bulaşmış olduğunu daha sonraki ifadelerde yer alarak belgelerle tescil edilmiştir. İsmail Hakkı hoca yine adı geçen eserinde, II. Abdülhamit devrinde Yıldız Sarayı arşivinde görev yapmış ve cumhuriyet devrinde ise arşivin tasnif edilerek Başbakanlığa devredilmesine başkanlık etmiş olan Tarihi muhakemelerde kendisinden birkaç gömlek daha üstte olan konu hakkında net bir hüküm bildirmeyen İbnülemin Mahmut Kemal İnal hocaya, " şüphelilerin sorgu belgelerini ve diğer vesikaları daha iyi tetkik etmediği" iddiasında bulunuyor. Ne kadar komik bir durum Yıldız sarayının arşivinde çalışmış ve daha sonra belgelerin cumhuriyet döneminde tasnif edilmesinde başkanlık yapmış bir insana isnat edilen durum bizi şaşırtıyor, kararı siz verin? İsmail Hakkı hoca Abdülaziz'in ölüm anını eserinde şu şekilde tasvir etmektedir. " Valide Sultan gelip Abdülaziz'in hizmetine bakan Arzı niyaz Kalfa'ya "aslanım ne yapıyor" diye sormuş o da "oturuyor" cevabını verdiğinden Valide Sultan da oğlunun odasına girmiş, fakat Abdülaziz bu sırada validesinin gelmesini istemeyerek: "- Gelme benim üstüme, birazdan gelip görürsün" diyerek validesini dışarı çıkardıktan ve odasının kapısını kapadıktan sonra sürmelemiştir. Bu sırada kapısının önünde Valide Sultanla Kadın efendiler ve hazinedar bulunuyorlar ve Fahri Bey az ötede merdiven sahanlığında oturuyordu. Oda bu suretle bir saat kadar kapalı kalmıştı. Bu müddet zarfında Abdülaziz Kur'an-ı Kerim'den Yusuf'u okumuştu. Abdülaziz kapı kapandıktan bir müddet sonra cariyelerden birisi yanındaki odanın penceresinden -ki bu pencere kısmen hakan-ı sabıkın odasını görüyormuş -bakmış. Bu esnada Abdülaziz'in odanın bir köşesine oturup aynaya baktığını görünce gelip Valide Sultana haber vermiş. Bunun üzerine Valide Sultan Fahri Bey'e "haydi bizde görelim" diyerek gidip cariyenin bakmış oldukları odanın penceresinden bakmışlar ise de kendisini görememişlerdir; "belki bakıldığını hissederek çekilmiştir" diyerek tekrar odasının kapısının önüne dönmüşler ve bu esnada Abdülaziz'in odasından içeriye hazinedarların girdiklerini görmüşlerdir." Hocanın kaleme aldığı cinayet anını dikkat eder isek Sultan Abdülaziz'in odasının kapısı yaklaşık bir saat kapalı kalıyor ve tesadüfe bakar mısınız bir cariye diğer pencereden kendisini gördüğünü iddia ediyor. Valide Sultan ve Fahri Bey o tarafa gittiklerinde olan oluyor aynı noktadan baktıklarında Sultanı göremiyorlar daha sonra tekrar döndüklerinde kapının açık ve bağrışmaların olduğunu görüyorlar peki o cariye ve Fahri Bey bilerek götürmüş olamazlar mı Valide Sultanı oraya, o aradaki zaman diliminden istifade ederek Sultana bir haber getirildiğine dair telkinde bulunularak kapıyı açtırılmış ve aman verilmeden üzerine çullanılmış olamaz mı? Yada o kapalı kalan bir saatlik zaman diliminde yine aynı şekilde kapının açılmış olma ihtimali yok mudur. Daha sonra cariye halen içerde sağ olduğunu kanıtlamak için pencereden gördüm diyemez mi, kapının zorla açılmadığı malum, arka kısmında sürgü olması ve Sultanın onu arkadan sürgülemiş olması eğer bir zorlama söz konusu olsa idi kapıda bir darp izi meydana gelirdi. Buradan kapının içerden açılmış olacağı kanısına varmış olabiliriz. Ve daha sonra Sultanı katleden taife içerde bir kişiyi bırakarak aynı kapıdan çımış ve içerde kalan kapıyı tekrar arkadan sürgülemiş olamaz mı? Bunu destekleyen bir açıklama olarak olay esnasında Tıp Mektebi'nin nazırı Marko Paşa daha sonra açılan soruşturma sonrasında mahkemedeki tanıklığında; ""Ben Boğaziçi'nin Anadolu Sahili'nde Çırağan Sarayı'nın tamamen karşısında Kuzguncuk'ta oturuyorum. Efendim, velinimetim Sultan Aziz'in Feriyye Sarayı'na naklinden beri dürbünümü sık sık bu istikamete yöneltmeyi alışkanlık edinmiştim. Pazar sabahı birden siyah bir cismin pencereden düştüğünü gördüm. Bir müddet sonra gürültü ve sesler işittim ve rıhtımda olağan dışı bir hareket gördüm. Karım ile orada hazır bulunanlara, merhum Sultan'ın ikametgâhında beklenmedik bir takım şeylerin cereyan etmekte olduğunu söyledim. Pencereden düştüğünü gördüğüm şeyin bir adam veya başka bir şey mi olduğunu iyice ayırt edemedim" demesi bizim kapının içerden açılarak daha sonra tekrar kapanması ve bununla bağlantılı olarak Sultanın ölümünden sonra rapor düzenlemek için çağrılan Marko Paşanın raporunda "aldığımız habere göre yara aleti makas olduğu nedeniyle" ifadesi Marka Paşanın bir şeyleri bilerek kendini garantiye alması olarak yorumlayamaz mıyız? Dolmabahçe sarayında Sultanın etrafında çalışanların hemen hemen hepsi Hüseyin Avni Paşanın ajanları değimliydi. Arzı niyaz kalfanın sultanın öldüğü odaya daha girmeden intihar ettiğini bir tiyatrocu edasıyla avaz avaz bağırması bunlara delil olamaz mı? Sultan çepe çevre kuşatılmış adeta bir kafese sıkıştırılıp öldürüleceği günü bilerek beklemekte ve bir çözüm yolu bulamamaktadır. Sol bileğinde üç santim derinliğinde kesik olan adam, o elle sonra sağ bileğini de nasıl kesmişti? Yine İsmail Hoca İddiasına bakın nasıl devam ediyor; "Beş doktorun verdikleri bu rapor hakikaten vuzuhsuz olduğu gibi "haber aldığımıza göre alet-i cariha makas olduğu cihetle" ibaresi kapalı ve tereddüdü mucip olduğundan kabul edilmemiştir. Bunun üzerine diğer on dört doktorun daha iştiraki ile on dokuz tabip tarafından yapılan muayene neticesinde ikinci bir rapor daha verilmiş, fakat bunda da vuzuh olmadığından bu hal, daha sonra Abdülaziz'in intihar etmeyip katledildiği hakkında II. Abdülhamid'in iddiasına bir zemin teşkil etmiştir. Hâlbuki o tarihte İstanbul'da İngiltere elçisi bulunmuş olan Sir Hanry Elyot tarafından yazılarak Nineteenth Century isimli risale-i mevkutede neşretmiş olduğu (Bir Hakikatin Tezahürü) isimli makalesinin tercümesinde şöyle deniliyor, "Cesedi sonradan muayeneye gelmiş olan İngiltere sefareti doktoru Dikson ile Harem-i Humayun tabibi doktor milincin biraz geçce kaldıklarından ondan evvel muayene eden on yedi doktor, ölümün intihar olduğuna karar vermiş olduklarından Dikson ile arkadaşıda cesedi iyice gözden geçirip her tarafına bakmışlar ve derisi pek ince ve nazik olan Abdülaziz'in kollarından başka hiçbir yerinde ufak bir sıyrık bile görmemişlerdir. Bundan başka Dikson açılan yaraların bıçak ve çakı ile olmayıp ucu sivri bir makasla yapılmış bulunduğunu ve kesiklerin istikameti dahi bunların başka bir şahıs tarafından değil, kendi kendisine icra ettiğini göstermiş olduğundan dolayı Abdülaziz'in intihar ettiğine katiyen kani olmuştur" diyor. İsmail Hoca ilk beş doktorun hazırladığı raporun mesnetsiz olduğunu ve daha sonra on dört doktor daha katılarak on dokuz doktorun imzasının bulunduğu ikinci bir raporunda gerçeği teşkil etmediğini söyleyerek, o tarih de İngiliz elçisi Sir Hanri Elyot'un daha sonra günah çıkarmak için memleketinden kaleme aldığı ve orada geçen anılarda elçilik himayesinde bulunan bir doktorun raporunu delil olarak kullanıyor. Kılavuzu karga olanın diye bir tabir vardır Anadolu'da. İlk önce bu elçiyi tanıyalım kimdir? Bu zat-ı muhterem (1867-1877) tarihleri arasında İngiltere'nin İstanbul'da ki Büyük elçisidir. İstanbul'dan ayrıldıktan sonra "Bir Hakikatin Tezahürü" isimli eserinde bakın ne diyor; "Mevki ve itibar, 1875 senesinde ve ondan önceki gibi olmayıp Türklerin bize olan emniyet ve itimatları şüphe ve tereddüde dönüştüğünden, sözümüzün hüküm ve tesiri ikinci derece bir hükümet raddesine inmiştir. Mithat Paşa ile taraftarları, İngiltere halkının manevi yardımına mazhar olacaklarından emin olmasa idiler, devlet yönetimini değiştirmek gibi müşkülat ve düşünceler ile kuşatılmış bir işi üzerlerine almağa kolaylıkla cesaret eyleyemezlerdi" diyor. Evet, o tarihlerde İngiliz elçisinin Sadaret (Başbakanlık) makamında sözlerinin bir kıymeti harbiyesi yoktu. Bu nedenle eserinde veryansın ediyor o tarihlerde başbakanlık makamında halkın nazarında nedimof diye bilinen Mahmut Nedim Paşa idi. Mahmut Nedim Paşa dönemin Rus elçisi Nikolay Pavloviç İgnatyev ile çok yakın bir ilişkide olduğu için bunu hazmedemeyen Avrupalı diplomatlar vardı ve Rusya'nın, Osmanlı devleti üzerindeki politikalarının kendi çıkarlarına zarar vereceğini bildikleri için bir şekilde Mahmut Nedim Paşadan kurtulmak istiyorlardı. Hal işinin organizatörleri Sir Hanri Elyot da hal'in ne zaman gerçekleşeceğine dair bilgilendirmişlerdi. Yabancı bir devlet adamının ülkenin iç işlerinde ne kadar söz sahibi olduğunun delilidir. Doğal olarak İngiliz elçisi Sir Hanri Elyot Mithat Paşa ve darbecilere sonuna kadar destek verecek yapılan olayların meşru olduğuna kanat getirip Sultan Abdülaziz'in intihar ettiği hükmüne varacaktır. Evet, böyle bir adamı'da İsmail Hoca kaynak olarak kitaplarına alacaktır. Daha sonra bu İngiliz Elçisi görevi bittikten sonra Avrupa da o dönemdeki Genç Osmanlılarla yakınlaşacak ve kaldığı yerden devam ederek Osmanlının politikalarına burnunu sokacaktır. İngiliz Elçisi Henry Elliot, Meşrutiyet'in ilanının altında yatan acı gerçeği şu cümleyle ifade ediyordu: "Sınırsız kudrete sahip bir hükümdarın iktidarının daraltılması her İngiliz'i memnun eder ve onun onayını alır buna hiç şüphe yok!" Sultan Abdülhamit, darbeyi gerçekleştirenlerden birisi olan Hüseyin Avni Paşa için, "İngiltere'den para aldığını biliyordum. Bir devlet adamı, başka bir devletten para alıyorsa, onun hizmetini de görüyor, demektir. Hayatımda hiçbir şey, beni bu derece sarsmadı. Bir devlette seraskerlik ve sadrazamlık mevkiine yükselen bir kimsenin, yabancı bir devletten para almış olmasını aklım kabul etmiyor." diyecekti. Ve son olarak Fransız Araştırmacı Michel de Grece, aynı darbeyi üç kelimeyle özetleyecektir: "Mithad, Elliot ve Altın!" İşte İsmail Hoca'nın intihar hükmüne vardığı ve Abdülhamit Han'ın usulsüz düzmece bir şekilde yargıladığını iddia ettiği adamlar bunlar. İntihar hükmünü kabul edenler Genç Osmanlılar, ittihatciler akabinde kurulan cumhuriyet dönemindeki uzantılar bundaki tek sebep Meşrutiyetin en ateşli savunucusu ve Sir Hanri Elyot'un sıkı bir dostu olan Mithat Paşa'yı ve kabinesini aklamak bu çeteyi Yıldız Mahkemesi'nde yargılatıp sonra da her birine ayrı, ayrı ceza veren Mithat Paşa'yı Taif'e sürgüne gönderen, ölümünden sorumlu tutulan, Amcasının Hal edildiğini ömrünün sonuna kadar unutmayan, hal edenlerden intikamını alan Sultan Abdülhamit Han. İşte ismini bu yukarıda zikr ettiğimiz guruplar sırf Abdülhamit Han'a karşı olan kin ve nefretlerini bu şekilde dile getirmişlerdir.


Yazıya yapılan bütün yorumlar

Halil 17.05.2019

İlk Önce 2 Abdülhamidin hatıralarının sahte olduğunu araştırın dileyin mantık süzgecinden geçirip kabul edin.Sonra da Osmanlı Arşivlerinden Osmanlıda çıkan gazetelerin hatta yabancı gazetelerin Maaşa bağlandığını kabul edin ,Murat Bardakçı açıkladı gazetecilere lehte yazı yazsınlar diye verilenparaları bir öğrenin ,.Mithat paşa çiftçi sandıkları kurarak rumeli ve anadoluda tefecilerin işlerini engellediğini bir öğrenin Sonra Osmanlı Bankası Bankerler konusunda Y.Lisans tezini Okuyun ,Abdülhamidin Borsa tahvil ve bankerleree kırdırdığı paralarla kaç senede ne servet edindiğini o sırada da İmparatorluğun halini düşünün Tefecilerrinden Zafirinin Çorbacı lakalplı Yunanistanın isyan ve ayrılması sırasında yunanisdan için harcadıklarını da düşünün Sonra da Abdülhamidin İÖzel hazinesi HAzineyi Hassanın Başındaki Ağop paşa portakal Paşa ve saire nin atamaları ile Agop PAşanın benden evvel bırakın Mürekkep faizzi basit simple faizzi bile bilmiyorlardı diyen Abdülhamidin nasılpara kazandığını Anlattığı hatıralarını okumak gerek ,Sonar da Mıerırı kaybederken Mısır süveyş kanal hisselerini aldığını biliyormusunuz. Filistindeki yahudi göçü için o kadar uyarıya rağmen geç detbir aldığını Küdüsdeki filistindeki yahudi yerleşimcilerin aldığı arazilerin tapularını iptal ettirmek için dava açan Kudüs Mutassarrıfını dava sırasında Çanakkle Mutasarrıflığına yollayarak tapuların iptal davasını akamete uğratan kimdi.???Bir de Osacar Salaomon Staraus un ABD nin Osmanlı Büyükelçisi hatıralarında Filipinli Müslümanların ABD askerlerine karşı direnmelerini savaşnalarından vaz geçirmek için aracı olması için yapılan görüşmeyi bu konuda yazdıklarını Sulu Kabilesi liderlerini Hacca davet ederek hacda telkin yaptırıldığını biliyormusun Bir raz okuman gerek

Bu yazıya sizde kendi yorumunuzu yazabilirsiniz.