Ankara

Soğuk günler geldi gibi. Bugün ilk defa titredik ve kendimize geldik. Dışarıda, sanki dumanlı tepelere çıkıyormuş sandıran kaldırımda yürüdüm fırsat buldukça. Dumanlar çökmüştü.-Dağ ile yeksan- Her zamanki gibi gitmek istedim oraya fakat işim vardı, bir süre sonra zil çalacaktı fakat yürüdüm bir aşağı bir yukarı. Ankara'da yürür gibi. Çağırırlar beni arada bir. Ben onların beni ne zaman çağıracağını bilemem fakat çağıracaklarını hissederim ve dinlerim. Yürürken beni çağırdı Ankara. Tamam dedim, geleceğim mutlaka dedim, üşümeye devam ederken. Yüzümün üşümesiyle, arada bir sulusepken gibi yağan keskin soğuk damlalarla mutlu gibi oldum. Bu mutluluk filan değil. Mutluluk bir yanılsamadır. Çoğu zaman yalandır. Sadece farklı bir ahenk durumu vardır,uyumlu bir şeyler vardır; bir halden bir hale geçiş; safi mutluluk diye bir şey yok zaten. Muğlak kelimelerden nefret ederim; mutluluk gibi. Yüzüme çarpan keskin soğuk sulusepkenin damlaları gibi olmalı her şey. Çoğu zaman böyle isterim. Topyekun halimi muğlak bir şeymiş gibi yorumlayanlardan ve kendi yorumlarımdan nefret ederim. Ben farkındayım, sulusepkenin keskin soğuk damlalarının beni bir çeşit netliğe ittiğinin. Gülmeyi sevmiyorum fazla. Gülmek fiziki bir ifrazattır çoğu zaman benim için. Neden güler ki insan. Gülmek ve her daim kendine yalanlar söyleyip gülmek en büyük iğrençlik bana göre. Uçana gül kaçana gül. Güldüğüm zamanlarda kendimden nefret ediyorum. Gülmek, hele de kendine yalanlar söyleyip gülmek ihanettir.;en azından, ben böyle algılıyorum. Gülünce ben, kendimi kaybediyorum. Yürüyordum, dediğim gibi, bir aşağı bir yukarı. Duman çökmüş dağlara-tepelere bir inip bir çıkar gibi. Sanırım, kurtlar da uluyordu. Tavşanlar,sincaplar kurtların gölgesinden daha çok korkuyordu. Bodur çamların altında veya adını bilmediğim bir sürü ağaçların arasında soğuk rüzgarlar esiyordu. Bir yandan da Ankara'da yürüyordum. Korna sesleri geliyordu. Tren garında oturmuşum, su böreği yiyordum, kirli bir su bardağında çay içiyordum. Gelip geçenleri seyrediyordum. Ben oradayken ışıltılı camekanları vitrinleri görmem. Ulus tarafında, heykel taraflarında gezerim akşamları. Heykele karlar yağmıştı düşümde. İnsanlar daha hızlı yürüyorlardı. Kale tarafına doğru, Altındağ üzerinden bir yol kaleye, Cebeci tarafına gidiyordu. Oralarda hep bir kirli mahşer vardır. Devasa kalabalıklar. İnsanları hep alacakaranlık gibi görürüm. Bir gece bir çingene genci aniden karşıma çıkıp mini Yasin kitapçığı satmıştı bana, hatırlarım. Yüzü yüzüme o kadar yakın olmasına rağmen, ki o da alacakaranlık gibiydi sanki, gerçek olup olmadığı konusunda ta Bentderesi'ne kadar yürümüştüm düşünüp. İşportacılar, eskiciler, ayaklı kumarbazlar vardır kerhane yolunda. Oradaki tatlıcılardan birini hep filozofa benzetmişimdir.Tatlı satan bir filozof, niyeyse. Plotinos'un Aşk Kuramı'nı okuyan bir tatlıcı. Niyeyse, hiç anlamadım bunu. Sonra, oralara kravatla gelenler ve hala saçlarını limon suyuyla "jöleleyenler", iş çıkışı kadınlar, yanık baharatlı kokoreç dumanları... Başka bir dünyadır orası, gezer dururum. Gezdim durdum, inip çıkarken kaldırım boyunca. Kar yağıyordu. Memnundum bu durumdan. Sonra Ankara Tren Gar'ında su bardağı ile çay içerken gelip geçen insanları seyrettim. Peronlar boyunca bir aşağı bir yıkarı yürüdüm, sonra yine yürüdüm. Ayakların aşındırdığı mermer taşlarına baktım yürürken. Kalın cıvatalı devasa demir sütunlara baktım bekleme peronlarında. Bir aşağı bir yukarı yürüdüm, usanmadan yürüdüm. http://www.youtube.com/watch?v=DjrnuWi0boo

Başlık Kategori Yayın Tarihi
Teşekkürler Yoldan-daş Genel 12.03.2019
Didim, Pompei olur mu? Sosyal 02.03.2019
O ayaklar iyi ayaklar değil- Mikrop-iyolojik incelemeler Anı 25.02.2019
İnsan 4.0 Genel 13.02.2019
Çete çeteye girmiş- Koko-Bonzo-Fetö Genel 09.02.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Yeni Yol Anı 25.04.2019
Bir Özlem Ancak Bu Kadar Yakabilirdi İçimi.. Anı 08.04.2019
Doğu Türkistan'da Yaşam. Benim Hayatım, Yaşananlar ve yasaklarlar Anı 18.01.2019
32 Yaşımdan 32 Öğüt Anı 10.12.2018
geçiyor mu Anı 07.12.2018

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.