BİR SAVUNMA YAZISI (29)

Mustafa İslamoğlu’na çatmalarının arkasında hep referansının Kur’an olması var. İslamoğlu uydurma hadisleri dikkate almıyor diye dine zan katanların hedefi oldu. Ben onun Kur’an halkasından biri değilim. Ama ona yapılan haksız saldırılara da tahammül edemiyorum. Kendisi benim hocam değil. Ona hiç ihtiyacım da yok. Fakat bu ülkede yaşayan biri olarak gözlemlerimiz ve okumalarımız ona saldıranlardan farklı. Haksızlık yapıyorsunuz. “Niçin?” diye üzerine gidiyorum bana delil isteyen ilmi olmanın aksine, "...iyi bir gözlemci olan hislerimle hissediyordum" diyor. Yahu bu suçlamalar öyle hislerle olur mu yahu? Dinimiz hukukun istediğini yani "hisleri" değil "delilleri" ister.

Neymiş? İslamoğlu değişmiş. Kendi hatasını fark etmişse bırak değişsin. İnsanın değişmesi suç mu? Eğer doğru bir şey demiş de artık yanlış şeyler söyleyerek bir değişime uğradıysa sen onu söyle. O da yok. Ne olmuş? Değişmiş… Ancak ön yargılılar uzun yıllar aynı kalabilirler.

Biraz üzerine gidiyorsun nihayet diyor ki, “Gençleri öyle güzel şüphelerle sevk edip yoldan çıkarıyor ki" diyor. İyi de biz de başka gezegende yaşamıyoruz ki; biz de bu coğrafyadayız ve biz bunun aksine şahit oluyoruz. Bu adamı dinleyip de gençlerin deizme kaymalarından endişe eden hurafeciler önce kendilerine baksınlar. İslamoğlu deist ve ateistleri sıkıştıran bir adam. Çünkü ateistler hurafeler yüzünden teizmi terk ettiler. Hurafelerle alakası olanlar da işte bu İslamoğlu gibi rivayetlerin gözden geçirilmesini ve Kuran’a uygun olmasını isteyenlerdir… Sizsiniz İslam’a hurafe katarak dinden soğutup kaçırtanlar…

Dediklerinizin tam tersine uydurma bazı hadisler yüzünden deizme kaymak üzere olan birçok genç bu adamı tanıdıktan sonra onun ve onun gibi alimlerin peşine düştüler; o çok önemsediğiniz beş vakit namazı kılıyorlar. Sadece bu değil… Bunun peşinde intihardan dönenler, zararlı alışkanlıkları bırakanlar, Kuran'ı öğrenenler var. Ben İzmit'ten ve İstanbul'dan şahidim. Bu ismin peşinde yoldan çıkan hiç kimseye şahit olmadım. Kim var? Bir de İslamoğlu’nun talebesi olanların içine gir bak daha neler duyacaksın… Camiasında olmadığım bu adamı savunma ihtiyacı duymamın nedeni İslam’a zararı onların değil, sizin vermeniz ve bu sataşmalarınızın Müslümanların birliğine zarar vermesidir.

Mustafa İslamoğlu’nun peşine gidenleri gereksiz tartışmalarla sürekli kalplerindeki din ve iman sevgisinden soğutup önce gaflete düşürdüklerini iddia edenler ne istiyorlar? İslam’a sokulan hurafeler ayıklanmasın mı? Siz saldırdığınızda onlar sussunlar mı? Bir de İslamoğlu’nun peşindeki adamlara sorun bakalım öyle mi? Aksine çatır çatır hem de anlayarak Kuran okuyorlar. Neden 180 derece ters tespitlerimiz oluyor?.. Çünkü dediğiniz başka realite başka…

"Kuran müslümanlığı insanımızın başına gelen en büyük tehlikelerden biridir bana göre" diyerek şirke giriyorsun. Böyle bir ifadeyi kullanan birinin İslamoğlu’na karşı çıkması bile onu aklar… Bunların yüzünden eline meal alanların derdi alim olmak değil, Kuran’ı anlamadan okurken ağlayanlar gibi olmamak. Yani okuduğunu anlamak. Cennet ayetlerini okurken bile ne okuduğunu anlamadığı için ağlayanlar var. Böyle mi olsunlar? Sizin gibi mi olsunlar? Bırakın mealinden okuyup mesaj neymiş anlasınlar. Bu onu mealci yapmaz. Çünkü derdi anlamak… Çekin pençelerinizi Kuran’a yüzünü dönenlerin boğazından…

Kuran Müslümanını meal Müslümanı olarak tanımlama. Onlar kendilerine bu ismi vermiyorlar. Sizin görmek istediğiniz başka, onların ne oldukları başka. Onların peşinden gidenlerin bir kısmının namazı inkâr ettiğini söylüyorsun; yalan! Bir kısmının tesettürü, bir kısmının orucu, bir kısmının çocukların sünnet olmasını, bir kısmının rakıyı helal yapmanın fetvasını icat ettiğini ve bir kısmının yılbaşını kutlamanın fetvasını icat ettiğini söylüyorsun. Yalan! İslamoğlu'nun arkasında veya etrafında bu saydıklarından kimse yok. Hepsi namazında, eşleri tesettürlü, inkârız, imanlı, sünnetle (hitan) derdi de olmayan kişiler; rakıyla uzaktan yakından işleri olmaz; bu eleştirinin altında bu suçlama çok gereksiz kalmış... Öyle bir suçluyorsun ki Mustafa İslamoğlu'ndan bir başkasını kastediyormuşcasına alakasız. Çünkü siz, sizden olmayanların hepsini aynı grup sanıyorsunuz. Siz daha sizin gibi parçalananların kiminle alakalı olup olmadığından habersizsiniz. Bu saydıklarınızın hiçbiri İslamoğlu’nda yok iken İslamoğlu neden talebelerinin böyle olmalarını istesin? Bunları istediğini kanıtlayabilir misin? Adamın kitapları ortada… Videoları ortada… Sizin iddianız dışında nerede rakıyı helal yapmış? Bunlar ne aşırı iftiralardır… Bu iftiralar bocalamakta olduğunuz içindir… 21. Yüzyıl sizin hurafelerinizi taşımayacaktır… Bitiyorsunuz… İslamoğlu kadar şuurlu değilsiniz… Ama onun öğrencileri onu da geçeceklerdir…

"Kitaplarını okuyup araştıran biri" olduğunu söylüyorsun. Hadi söyle öyleyse hangi kitabında bu saydıklarını gördün? Kitaplarında namaz yok, tesettür yok, rakı iç mi diyor, nereden çıktı bunlar? Ben dinimi anlamak için İslamoğlu'na ihtiyaç duymuyorum ama şu söylediklerinizi de söyleyerek öbür dünyada sizin gibi iftiradan sorumlu olup hesabını vermek istemem. Düzinelerce kitapları var adamın ama onu ne okuduğun doğru ne araştırdığın doğru ne de tanıdığın… Tanısaydın bu kadar düşman olmazdın… Düşmansın anladık da neden delil getiremiyorsun? Neden “lanet olası bir sayfa numarası” vererek sözlerini ispatlayamıyorsun?

Siz daha önce benim gibi düşündüğünüzü söylüyorsunuz ya bu da doğru değil. Çünkü sizin bu potansiyelle benim çerçevemden İslam’a bakmanız mümkün değil. Bu fırın ekmek yeme meselesi... Bir de kalkmış vaktiyle onu savunduğunuzu söylüyorsunuz. Buna da inanmıyorum. Ben onu savunmuyorum aslında. Ben “sizin alimlerinizin daha rezil durumları mevcut olduğu halde onları görmeyip de neden bu adama bakıyorsunuz?” diyorum… Önce kendi alimlerinizden vaz geçmeden neden İslamoğlu’na sataşıyorsunuz? Sizin alimleriniz gırtlağına kadar şirke batmış durumdalar… Ve sizler de o gırtlakta birer yudumsunuz…

Mustafa İslamoğlu’nun büyülü sözleri beni etkilese onun halkasına dahil olurdum. Beni etkilemek kolay değil. Mesele etkilemesi de değil, mağdur olması. Kendisiyle tanıştım. Ziyaret de ettim. Hatta kimseyi karşılamadığı gibi karşılandım. Tarzını da biliyorum. Ama anladığım kadarıyla onu sizden iyi tanıyorum. Onun imalarıyla da işim yok. Kuran’ın birçok yerini ondan daha doğru anladığımı düşünen biri olarak daha ne diyeyim? Mesele kul hakkı kısmı. Onu tanıdığınızı iddia etmenizin nedeni suçlamalarınıza dikkat edeyim diye… Delil getirmedikten sonra bunu nasıl mümkün görürsün? Bizler sizler gibi klavye tuşu değiliz öyle üzerine bas, istediğini yaz…

Hem alimlere sataşmalarınız hem de delilsiz iddialarınız dine zarar veriyor…

Mevlana’yı kimler seviyor? Kimler olacak, takvim yaprağının arkasından ilim öğrenenler... Kimler ona objektif bakıyorlar? Onun hakkında tarafsızca akademik çalışma yapan akademisyenler. Niçin? Çünkü onlar kayıtları buluyorlar... Onlar kaynaklara iniyorlar… Onlar bodoslama inanmıyorlar… Ayet ne diyor? “Yeryüzündeki ağaçlar hep kalem olsa, deniz de arkasından yedi deniz daha kendisine destek olduğu halde mürekkep olsa, yine de Allah'ın kelimeleri yazmakla tükenmez…” (Lokman,29). Mevlâna ne diyor? “…Ormanlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa yine Mesnevi’nin biteceğini sanma…”. Nerede diyor? İşte kaynak: Celaleddin Rumi’nin Mesnevi’sinin  6.cildinin 178.sayfasında… Müsaade et de eleştirsin? Dokunulmazlığı mı olacak Allah’ın sözünün altına imza atanların? Mesnevi’yi böyle övmesi şirk değil mi? Bu zamana kadar bilmeyenler ve korkanlar yüzünden susulmuş ve sadece araştırmacılar arasında kalan bu bilgileri 21. Yüzyıl istifra etmektedir. İçinde tutamamaktadır... Moğollarla iş birliği yaptığına dair akademik tezler okudum. Umarım bir gün bunları çürüten akademik tezler de yazılır da hakkında söylenen bütün bu ithamlar doğru çıkmaz. Ama az önce verdiğim ayete rağmen Mesnevi örneğini nasıl sindireceğiz? Nasıl kabul edeceğiz? Üstelik bu sadece biri…

İmamlar arasındaki tartışmalar akademik çevrelerde biliniyor. Bunlar maalesef gerçek. Övüleceği yerde över, yerileceği yerde yerer; bunda ne var? Bir imamı övünce onun başka yönünü yeremez mi? Rivayetlerden şüpheniz varsa ilmi bir değerlendirmeyi dikkate almazsınız olur biter. Sonuçta rivayettir; din değildir. Fakat bırakın araştırmacılar eğer hoşlanmadığımız şeylere ulaşıyorlarsa ulaşsınlar. İnanmasak da ilmi çalışmalar devam etsin. Siz inanmazsınız ama başka biri kendi birikimiyle birtakım bağlantılar kurarak bazı sonuçları keşfedebilir. Bırakın eski kaynaklarda nelere ulaşılıyorsa ulaşılsın. Bu bizim imamlara karşı nefretimizi değil objektifliğimizi artırır ve taassubumuzu azaltır. “Gerçek” kimseye zarar vermez. Herkes delillerini ortaya koysun ki en doğru karara varılsın. “İslamoğlu niçin bunu dedi?” diye değil, “İslamoğlu hangi delili getiriyor?” diye sormalı. Bizi gerçeğin ta kendisi ilgilendirmeli. Duymak istemediğimiz sonucu duymaya da hazır olmalıyız.

Fethullah Gülen için bütün İslam alimleri sırf cemaatine sempatik olmak için benzer ifadeleri kullandılar. Fethullah’ın rol yaparak kandırdığı iyi niyetliler olabilir; fakat iş birliği yaparak kandırdıkları suç ortağıdır. Önemli olan Fethullah bunlardan kimlere inandı, kimlere inanmadı, bunu bilmek… Mesela İslamoğlu’na inanmadı. Bu önemli. Çünkü bu onların penceresi. Youtube’a şunu yazın “Gülen'den inciler; 'Kur'an müslümanlığı sapıklığı çıktı!!!” diye. Fethullah Gülen’e göre kim bu Kuran Müslümanı olan sapık? Mustafa İslamoğlu… Neden ondan hoşnut değil? Düşmana bakarak bir sonuca varamaz mıyız? Neden senin hocalarına saldırmıyor da Mustafa İslamoğlu’na saldırıyor? Hadi bunu açıkla…

Mealcilik ya da başkası, sonu “cilik”le biten hiçbir şeyde yokuz. Ama Kuran’a göre bütün münafıklar kafirdirler. Bizim bazı fıkıhçılar sonradan “amelde münafıklık” diye bir şey çıkararak münafıklığı yumuşatmışlar. Ama Kuran kafirden başkasına münafık dememiştir. Bu yüzden senin de dememeni tavsiye ederim. Elbette eğer Fethullah hakkında dediği bir şeyi evirip çevirip demediğini söylüyorsa hatadır. Ben onun vaz geçtiği hatalarıyla ilgilenmem. İslam tarihi din değildir; beşeri bir ilimdir. Bunu bilmekle din bilinmez. Din Kuran’da olandır ve Maide 3’ün inmesiyle daha Resulullahın sağlığında din tamamlanmıştır. Tefsir de din değildir; o da beşeri ilimdir. İlimde hatalar olur; din mükemmeldir. İlim beşere, din Allah’a aittir. Bu ikisi aynı şey değildir. Hadisler, içtihadlar da ilmin konusudur. Ayrıca Allah’ın ilmi ummul Kitab’da olandır ve sonsuzdur… Biz burada “ilim” derken bundan değil, beşerin ilminden söz ediyoruz…

Edip Yüksel, İslamoğlu’nu hedefliyor. İslamoğlu da onu hazzetmez ama onun gibi isim vererek de tenkit etmez. Bunda beis yok. Onlar en azından sizin gibi her gün şirke batıp çıkmıyorlar. “Bunlar eski alimlere cephe alıyor” derken Allah aşkına Ebu Hanife’ye cephe aldığı tek bir örnek verebilir misin? Ebu Hanife saray imamlığının rahatlığını değil, şehadeti seçti diye onun aleyhinde olarak kayıtlı tüm rivayetlere cephe alıyor. Burada iyi niyet aranmalı. Eğer delille geliyorsa bırak gelsin. En fazla kaynağa inanmazsın olur biter.

“Mustafa İslamoğlu’nun yarın tesettürü inkâr etmeyeceğinin kim garantisini verebilir?” gibi suizandan Allah’a sığınmalısın. Bekliyorsun ki adam hata yapsın da dümbelek çala çala oynayasın… Yazık… Bu konuda ayet var. Sizin de benim de garantimiz yok. Buradan yola çıkılmaz…

Sorun Said Nursi’yi eleştirmesi midir? Bu gibi konularda tenkidin üzerine gitmeliyiz. Ben bütün Risale-i Nur’u okudum. Ama ne bağlı ne de bağımlı oldum. Çok güzel ifadelerine de rastladım, asla kabul edemeyeceğim ifadelerine de. Çünkü o da bir kuldur ve koca bir külliyatın hatasız olması imkansızdır. Her kul hata yapar. Hatta onun hataları o sevmediğin İslamoğlu’nun hatalarından çok daha fazladır. Ama sen görmek istediğine gözlerini açıyorsun…

Ömer Döngel isimli ilahiyatçı kardeşimizin vefatına üzüldüm; Allah rahmet eylesin ama hemen ondan sonraki gün ölen “garibanların doktoru” lakaplı Doktor Mustafa Kaptan'ın vefatına daha çok üzüldüm. Adamın arkasından ne konuşturduğuna bakınız: “Gariban doktoru.” Tüm hastaları muayene edermiş, fakirlerden para almazmış, daha da ileri gider ilaçlarını alıp yol parasını da cebine koyarmış... Neden bizim ilahiyatçı hocalar arkalarından bunları diyecek bir kitle bırakmıyorlar? Sorun burada. İlahiyatçılarımız toplumca beğenilmiyor…

Kuran Müslümanı olarak suçlanan hocalar TV’lere bedava çıkarlarken Nihat Hatipoğlu’nun, Fatih Çıtak’ın ve bunların varyasyonlarının kaç liraya çıktıklarını okumadın mı? Para işin içine girince herkes rengini veriyor. İslamoğlu çıkınca para almıyor. Mehmet Okuyan bunu haykırarak duyuruyor ve onları da para almadan dini anlatmaya davet ediyor. Anlattıkları din bile değil yahu… Bu ne parası? Yazıklar olsun… Ayrıca Mehmet Okuyan, Ömer Döngel’in vefatından dolayı üzüntüsünü dile getirdiğini de bizzat gördüm. Diğerleri rahmet dilediler mi bilemiyorum. Ancak buradan mezhebci olmamak çıkmaz. Hatta birkaç hocayı dışlamak da mezhepçilik anlamına gelmez. Bu dışlamayı siz de işte burada yapıyorsunuz. Bu hep var zaten…

Abdurrahman Dilipak yazdığı “Bir Başka Açıdan Kemalizm” isimli kitabını tarih profesörü İlber Ortaylı ile TV’de tartışmışlardı. Dilipak, Mustafa Kemal’e bırak “ikiyüzlü” demeyi adeta “dörtyüzlü” diyebilmek için kitabın kapağında Mustafa Kemal’in dört farklı fotoğrafını resmetmişti. Uzatmamayım programın sonunda Dilipak, Atatürk hakkında öylesine çürütülmüştü ki “Bundan sonra tarihi tarihçilere bırakacağım” demişti. Hiç unutmadım. Yıl 1999, tarihi depremden 3 gün önce. Kısacası Atatürk konusu bilgi kirliliği içindedir; bırak tarihçiler anlatsınlar. Yok eğer onun “gökten inen dinler” ifadesiyle eleştirdiği din algısını hatırlayacaksan İslam gökten inmedi. Allah semada değil. Semavi din ifadesi de İslam’a uygun değil. Ahirette bu iş çözülür merak etme… İslamoğlu’nun, “Bu toprakların işgalden kurtuluşunda emeği geçen başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, emeği geçen herkesi rahmet ve minnetle yad ediyorum. Barış içinde birlikte yaşayacağımız özgür, aydın, huzurlu ve müferreh bir ülkede yaşamak en büyük dileğimizdir” dediğini söylüyorsun. Demek ki siz farklı tarih bilgilerine sahipsiniz. O araştırdıkça böyle demeyi uygun görmüş olabilir. Siz de araştırmanızın bu safhasında farklı düşünebilirsiniz. Bu bir adamı toptan kökünden silip atmayı gerektirmez. Velev ki hatalı bile olsa.

Mustafa İslamoğlu gibi Müslüman aydınların hadis ravilerini eleştirmesinin nedeni Peygambere iftira atıldığına inanmalarıdır. Şu hadise bakınız: “Peygamber Âişe ile evlendiği esnada Âişe’nin oyuncak bebekleri yanındaydı” (Müslim, 2010: Nikâh 71). Müslim senin itibar ettiğin bir isim…

“Ben kız arkadaşlarımla beraber bir tahterevalli (veya salıncak) üzerinde oynarken Ümmü Rûmân bana seslendi. Hemen yanına gittim. Bana ne yapacağını bilmiyordum. Elimden tutarak beni kapının yanında durdurdu. Nefes nefese kalmıştım. Biraz sakinleştikten sonra Ümmü Rûmân beni odaya aldı. İçeride bazı ensâr kadınları vardı. Kadınlar: ‘Hayırlı, uğurlu ve mübarek olsun.’ dediler. Ümmü Rûmân da beni onlara teslim etti. Kadınlar başımı yıkayıp beni hazırladılar. Birden Rasûlullah kuşluk vakti ansızın çıkageldi. Kadınlar da beni ona teslim etti.” demiştir" (Buhârî, 2011: Menâkıbü’l-Ensâr 44; Müslim, 2010: Nikâh 69; İbn Mâce, 2013: Nikâh 13; Ebû Dâvud, 1997: Edeb 63). Buhari, Müslim, İbn Mace, Ebu Davud hep senin itibar ettiğin isimler…

Bu hadislerin iftira olduğunu söylemek mi yoksa Peygamberi (haşa!) sübyancı göstermek mi dinden soğutur? Hayber Gazvesi’nin 7/628 tarihinde, Tebük Gazvesi’nin de 9/630 tarihinde gerçekleştiği göz önüne alındığında Hz. Âişe’nin Hz. Peygamber’in vefatına yakın zamanlarda bile hâlâ oyuncaklarının olduğu açıkça görülür. Bunlara mı inanacaksınız? Bunlar din değildir. Bu konular ilmin konusudur. Bu hususlardaki ilmi konulardan benim edindiğim son kanaat bunlar Resulullaha iftiradırlar. Bu rivayetlere bakan ecnebi İlahi Komedya (The Divine Comedy) adlı eserinde Resulullahı cehennemin en alt tabakasında azap çekiyor halde tasvir etmiştir (Palacios, M. “İslam and divine comedy. London”: Frank Cass, 1968, s. 103).

Bunların nedeni ayetler değil, işte böyle rivayetlerdir. Sevgili ….., bunları sindirebilir misiniz? Çok sayıda örnekler veririm bunlardan. Bize Kuran’a uygun olan hadisler yeter. Yok eğer bu uydurma hadislere de sırf Buhari, Müslim, Ebu Davud rivayet etmiş diye saygı duyuyorsanız sözün bittiği yere geliriz…

Kısacası siz Mustafa İslamoğlu’nun kusurlarını sayacağınıza içine düştüğünüz şirkin yutan bataklığında tepinerek daha da batmayın. Benim İslamoğlu’nu savunmamın iki nedeni var: Birincisi siz şirke battığınız halde onun kusurlarını ararken kendi alimlerinizin şirk sözlerini görmezden geliyorsunuz… İkincisi Mustafa İslamoğlu günahıyla sevabıyla şirki hedef almış ve şirke büyük yaralar açarak birçok insanın şirkten kurtulmasına vesile olmuş bir şahsiyettir.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
KUL ÇIKARSA ARADAN, KALIR SANA YARADAN Genel 29.03.2021
EFSANE TARİHİMİZİ DUYURMAK Tarih 18.03.2021
SOLAK BALİ OĞLUNUN BAŞINDAKİ KAVUNU NİÇİN VURDU? Tarih 15.03.2021
BİR HIRİSTİYAN MİSYONERE CEVAP Genel 07.03.2021
DARU'L İSLAM-DARU'L HARB MESELESİ Genel 01.03.2021
Başlık Kategori Yayın Tarihi
KADIN(2) Genel 23.03.2021
Bir Albatros Hikayesi Genel 07.03.2021
DEPREM HAFTASI Genel 03.03.2021
YASADIŞI YASA DIŞI SIRADIŞI VE SIRA DIŞI SAVIM Genel 07.02.2021
HAYAT'A DAİR GÜZEL TAVSİYELER Genel 07.02.2021