İslamın gerçek bir yol olmadığını düşünenler..

Islam dinin ‘haşa’ yanlış veya sadece bir millete gönderilen bir din olarak görenler günyüzüne çıkanlar olduğu gibi onu kötü görenler de günyüzüne çıkmıştır. Mesela; bunlardan birisi Turan Dursun’dur. Ateist olmadan önce Imamlık ve Müftülük olarak görev yapmıştır. Yapmış olduğu araştırmalarında islamı ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhim ve sellim’i ağır bir şekilde eleştirmiştir. Din ve İslam hakkında şöyle sözler sarfetmiştir;

‘’Dinler neyi yitirtmiştir? Bana göre dinler insana gözyaşı getirmiştir, ölümler getirmiştir. Islam da bunların arasındadır.’’

 ‘’Kur’an’da Nisa Suresi 11. Ve 12. Ayetlerindeki miras dağıtım hesabında matematik hatası oldu.’’

‘’Bir şeyin insanlık dışı olması, İslamcının umurunda değildir. Elverir ki ‘İslam dışı’ olmasın.’’

Başta Müslüman olup sonradan ateistliği tercih eden yazar Aziz Nesin ise;

“Kuran­a inanmak için aklımı yitirmem lazım.”

“Ben bir ateistim ve eğer bir gün tanrıya inandığımı söylediğimi duyarsanız ciddiye almayın. Bunamışımdır.’’

‘’Yarın öbür gün bu dinciler iktidara gelip, Imam Hatipten yetiştirdikleri talebeleri yargıç, avukat, hakim, mühendis ve belediye reisi gibi devletin her koluna atayıp, en son da bu talebeleri Harbiyeye sokarak orduyu ele geçirip devleti her koldan kuşatacaktır. Ama şu anda kimse bunun farkında değil.”

Onlar gibi başkaları da dine, onların arasında olan islama hiç hoş olmayan sözler sarfetmişlerdir. Beğenmediklerinden dolayı islama karşı çıkmışlardır. Akıllarına göre haraket etmek ve nefsine hoşuna gidecek bir şeyler yorumlamak adeta onların işi güçü olmuştur. Fakat gerçek şu ki; İslam akıl ve mantık ile anlaşılacak bir dindir. ‘’Aklıma yatmadı’’ veya ‘’Mantıklı değil’’ gibi görüşler islamda yeri yoktur. Şayet bir insan böyle bir düşünceyle haraket ederse sadece kendini kandırmış olur. Kendini kandıran fark etmeden yoldan çıkar. Yoldan çıkan kişi doğru yolda olduğunu zanneder fakat onun sandığı yol aydınlık değil karanlık bir yoldur. Allah’tan uzak olanlar ve ona iman etmeyenlerin karşına dinsizliği ve imansızlığı yayan kişiler çıktığında onlara inanırlar, hayran kalırlar ve o sahışlara aydın veya filosof demeye başlarlar. Aydın ve filosoflar kendilerini saptırtıkları gibi onlara uyanları da saptırırlar. ‘’Allah’ı görmüyorsun demek ki islam ve diğer dinler yalan’’ gibi bir algı operasyonu yürütülüyor maalesef. ‘’Allahı aradım ama bulamadım’’ gibi düşünceler insanı helake sürüklemesin de ne etsin? Yaradanı göremiyoruz. Evet, doğru. Onu arıyoruz ama bulamıyoruz. Evet, o da doğru. Fakat var olmadığı anlamına gelmez.

Birgün Hazreti Musa aleyhisselam Allaha Teala’ya inandığı ve var oluşunu bildiği halde onu yine’de görmek istediğini dile getirmiştir. A’raf Suresi, 143. Ayeti bu meseleyi şöyle anlatır;

‘’Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tur’a) gelip rabbi onu konuştuğunda o, Rabbim! Bana görün; sana bakayım.’’ dedi. Rabbi, ‘’Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak; eğer o yerinde durabilirse sen de beni görebilirsin.’’ buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti; Musa da bayılıp düştü. Kendine gelince dedi ki; ‘’Seni noksan sifatlardan tenzih ederim, sana tövbe ettim; ben inananların ilkiyim.’’

Anlacağımız, peygamber dahi olsa bir insan dünya’da iken Allaha Teala Hazretleri görememektedir. Göremeceğini bizzat bu ayeti kerime bizlere anlatmıştır. Öyle merhametli ki Yaradan olan Allah celle cellahu, Hazreti Musa aleyhisselam tecelli etmedi de dağa tecelli etti. Direk Musa peygambere tecelli etseydi buna dayanamayıp yok olurdu. Rahmeti sonsuz olan Yaradanımız kulunun iyi olmasını istemektedir. Insanı ve diğer canları birakın, göklere ve yerlere tecelli etseydi hepsi yok olup kaybolmuştur. Burada insanoğlu bir ders çıkarmalıdır ve körü körüne Allahı yok sayıp dinsiz ve imansız yaşamamalıdır. Allah celle cellahu insana akıl ve fikir vermiştir. Araştırmayı ve bulmayı nasıl yapacağını öğretti, ilham etmiştir. Doğruyu ve yanlışı ayırt etme kabiliyeti vermiştir. Aklını kötüye kullana bildiği gibi iyiye de kullana bilir. Mevlamız iradeyi ona bırakmıştır. Insana doğruyu bulması için göstermiştir. Yanlış olan yolu da ona göstermekten geri durmamıştır. Bu yüzden insanoğlu ‘’ben bilmiyordum’’ veya ‘’ben anlamıyordum’’ diye bahane edemez. Bu sorumluluk ona Kur’an-i Kerim ulaştığı zaman hasıl olur. Ateistler kutsal kitabımızı açsın okusunlar ve tefekküre dalsınlar. Ayetler ne güzel bir yol gösterici olduğunu anlayacaklar. Sadece okuyarak değil aynı zamanda inanarak bunu göstermeleri gerekmektedir. ‘’Okudum fakat yine de inanmıyorum’’ diyerek yol kattedemezler, olduğu yerde kalırar, ilerleyemezler. Böyle yaparak asla doğru yola ulaşamazlar. Bir ayeti kerimi belirtip onun hakkında ne düşündükleri sorulabilirler.

Yüce Mevlamız buyuruyor ki;

‘’Kim doğru yolda giderse ancak kendisi için doğru yolda bulunur (Sevab kendisinedir). Kim de sapıklık ederse, yalnız kendi aleyhine sapıklık eder (cezasını çeker). Hiç bir günâhkâr da başkasının günahını taşımaz. Bir de biz, bir Peygamber göndermedikçe azap etmeyiz.‘’ 

İsra Suresi, 15.Ayeti

Bu hayatta neyin yanlış ve neyin doğru olduğunu az çok biliyoruzdur. Mesela; kaçak yoldan yolcu götürmek, hırsızlık yapmak, dolandırıcılık yapmak, uyuşturucu satmak gibi her aklı yerinde olan ve erişkin olan yanlış bir hareket olduğunu bilmektedir. Hatta bu fiili işlemek büyük bir suç olduğundan haberdardır. Bundan uzak duran ve bu olaylara şahit olan yanlış bir yol olduğunu iyi sezmektedir. Birde bu kötü yollara başvuran bir yakını çıktığında onu uyarmak istemektedir. ‘’Yapma, etme. Bu gittiğin yol, yol değil’’ gibi bir söz söyleyip yanlış olduğunu belirtmektedir. Bunu duyan pişman olup bu yoldan geri döner veyahut çok israr edip bu yolda devam eder. Tercih onun. Netice de bilir ki, işlediği bu fiil yanlış bir şey olduğunu. Demek ki, Allaha inanmayan da ve onun yolundan gitmeyen de kendisine kötülük etmiş oluyor. Bu da yanlış bir tercihmiş demek. Birisi gelip bir fabrika’da çalışmaya başlasa ve ‘’Bu fabrikanın sahibi var olduğunu inanmıyorum. İstediğim saatte gelip, istediğim yerde çalışırım.’’ dese, onun durumu ne olur? Fabrikanın sahibi yanına geldiğinde anlayacak ki, büyük yanılgıya uğradığını. Onun varlığını inkar ettiği için pişman olacaktır. Yaptığı bu davranışından dolayı fabrikadan atılacaktır. Anlattığımız bu meseleyi hepimizi güldürür, değil mi? Çünkü böyle bir şeyin münkün olmadığını biliyoruz. Her iş yerin bir sahibi, bir büyük şefi olduğunu hiç şüphe etmeden inanıyoruz. Ona inanılıyor da neden bütün kainatı yaratan Allaha Teala Hazretlerine inanılmasın? Ateistin düştüğü bu durum da gülünç bir hal değil midir? Ya gerçekten Allahın varlığına inanmakla güçlük çekiyorlar veya akıllarına yatıyor fakat küfre inat ediyorlar.

İsra Surenin 15. Ayetini Ed-Durru’l Mensur Tefsiri şöyle bir Açıklamada bulunmuştur;

Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Ebû Hureyre'den bildiriyor: Kıyamet gününde Allah fetret (yani peygambersiz dönem) ahalisini, geri zekalıları, sağırları, dilsizleri ve İslam'ı yetişmeyen yaşlıları toplayacaktır. Sonra onlara bir elçi gönderecek ve "Cehenneme girin" denilecektir. Onlar:

“Bize peygamber gönderilmemişken bu nasıl olur?" derler. Vay hallerine, eğer onlar ateşe girmiş olsalardı ateş onlar için soğuk ve selamet olacaktı. Sonra onlara peygamber gönderilecek ve ona itaat etmek isteyenler itaat edecektir."

Ebû Hureyre:

“Dilerseniz: «Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz» âyetini okuyun" dedi.

İshâk b. Râhûye, Ahmed, İbn Hibbân, Ma'rife'de Ebû Nuaym,

 

Taberânî, İbn Merdûye ve el-İ'tikâd'de Beyhakî'nin Esved b. Serî'den bildirdiğine göre Hazret-i Peygamber(sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde dört kişi mazeret arzeder. Biri sağır olup ta bir şey işitmeyen kişidir. Biri akılsız olan kişi, İslam geldiğinde yaşlı olan kişi, biri de fetret zamanında ölen kişidir. Sağır kişi: «Ey Rabbim! İslam geldiği zaman ben hiçbir şey duymuyordum» der. Akılsız kişi: «Ey Rabbim! İslam geldiği zaman çocuklar bana keçi kığısı atıyordu» der. Yaşlı kişi: «Ey Rabbim! İslam geldiği zaman artık benim aklım bir şeye ermiyordu» der. Fetret zamanında ölen kişi de: «Ey Rabbim! Bana bir elçin gelmedi» der. Onlardan elçiye itaat edeceklerine dair söz alınır ve cehenneme girmelerini emreden bir elçi gönderilir. Muhammed'in canı elinde olana yemin olsun ki, eğer cehenneme girmiş olsalardı ateş onlara soğuk ve selamet olacaktı. Ona girmeyen kişi içine çekilecektir. "

İbn Râhûye, Ahmed, İbn Merdûye ve Beyhakî, Ebû Hureyre'den aynısını:

"Eğer cehenneme girmiş olsalardı ateş onlara soğuk ve selamet olacaktı. Ona girmeyen kişi içine çekilecektir" ziyadesiyle bildirir.


Tefsire bakıldığında bir peygambere rastgelmeyen ve tebliğine yetişemeyen bir topluluk için dünya’da azap olmasada ahirette azap olma ihtimali var olduğunu görüyoruz. Kitap ve peygamber varmadığı bir yere durum böyle iken kitap ve peygamber olduğu bir zamanda nasıl olur da insan bunu inkar edebiliyor?
Yüce Mevlayı bilmeyen veya daha kötüsü bilipte kabul etmeyen islamı ve diğer dinleri alay konusu edebilir. Bunların içinde en çok islama karşı saldırılar yapılıyor. Halbuki islam dini yegane ve iki cihan’da mutluluğa sevkeden bir dindir. Insan hayatın en güzel anında ve çok önemli bir firsat ile karşı karşıya geldiğinde onu istememesi ve ondan uzak uzak durması verilen tuvaf bir karar değil midir? İşte İslam yoluna girmeyip onu bir yanlış olarak görüp çirkin yorumlarda bulunmak o meseleden daha tuvaftır. Her görülen şey o anlamda olduğunu ifade edilemez. Çünkü gören gözler, düşünen beyin yanılabilir. İnsan tehlikeye sokan nokta işte burasıdır. Akıl ile tasarlayıp sapık fikirleri meydana çıkarmak. Böyle yapan doğru bir şey yaptığını öne sürmüş ve kendi kendine bir ideoloji üretmiş olur. Var eden ve Yaratıcısı Allahu Teala olduğu için her şeyi en iyi bilen odur. Insanı da en iyi bilen yine odur. Insan kendisini Yaradan’dan daha çok bilemez. Bazen ne için hasta olduğunu bilemez. Bunun tedavisi ne olduğunu bilemeyip bazen şifa dahi bulamaz. Insan vucudunda neler olup neler bittiğini bilemez. Şüphesiz yüce Rabbimiz en ufak zerrecikten haberdardır. Hiç bir şey ondan kalamaz. Neyin iyi geldiği ve neyin kötü olduğu en iyi bilen tek Sahibimiz olan Cenabı Haktır. İşte dini İslam, insanlık için büyük bir fayda sağlacağını bildiği için göndermiştir.


Islam hakkında söylenen çirkin sözler Allah’tan uzaklaşmanın bir alameti olduğunu söyleyebiliriz. Allah’tan uzak kalmayı tercih eden otomatik olarak İslam dininden de uzak kalır. Bazıları sadece uzak kalır ve hayatına devam eder. Bazıları ise uzak kaldıktan sonra ona karşı gelip adeta harp ilan eder. Kusursuz olan İslam dininden kusur aramaya başlayıp onu topluma duyurmaya başlar. Hâlbuki arayıp bulduğu şey sadece kendisini aldatmaktadır. Sayılmayacak kadar güzel ve hatadan çok uzak bir Sahibimiz vardır. O güzel, hiç hatası olmayan ve ayrıca çok yüce olan bir Sahipten kötü ve yanlış bir şey çıkar mı? Süphesiz çıkmaz. Bunun aksini düşünenler aklını kullanmayanlar ve şeytana köle olanlardır. Şu bir gerçektir ki, yüce Yaradanı gerçek mana ile bilmeye çalışan ve ona gönülden bağlanan bir insan ise, dini mükemmel bir din olduğunu anlar. Ona yakın olur, ona karşı güzel düşünceleri ve davranışları olur. Islam dininde Peygamberimize ve diğer peygamberlere olsun ve kitaplara, meleklere, kaza-kadere, hayra-şerre olsun iman edip hayatın sonuna kadar onlarla haşır neşir olur. Ayrıca Peygamber Efendimiz sallahu aleyhi ve sellem’in islama rehber olan Kur’an-i Kerimi Allahın vahiy ve Cebrailin vesilesi ile getirdiğini hiç süphesiz inanır. Bu zamanda yaşayan aiteistler ise buna inanmazlar. Efendimiz sallahu aleyhi ve sellem’in zamanında yaşayan müşrikler gibi ‘haşa’ uydurulmuş ve gerçek olmadığını düşünmektedirler. Bakın Allaha Teala Hazretleri bir ayetinde ne buyurmuşturlar:

Yoksa onu (Muhammed kendisi) uydurdu mu diyorlar? De ki: "Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun benzeri bir sûre getirin ve Allah'tan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın.

Yunus Suresi, 38.Ayeti


Evet, uydurulmuş bir kitap olduğunu iddia ediyorlarsa bunun delilini getirmeyi zorundadırlar. Delil olmadan insanın buna inanması münkün olmayabilir. Delil, herhangi bir işi veya meseleyi aydınlığa çıkaracak ve kendini haklı olarak ispatlacak bir vasıtadır. Sadece akla uyarak ve mantığa ters olduğunu düşünerek böyle bir harakette bulunmak hoş bir davranış değildir.


Yunus Suresi, 38. Ayeti hakkında tefsir-i semerkandi’de şunlar yazılıdır:

«Yoksa kâfirler, "Bunu Muhammed kendiliğinden mi uydurdu?" diyorlar. De ki: "Eğer iddianızda samimi iseniz, onun sûrelerine benzer bir sûre meydana getirin. Allah'dan başka çağırabileceklerinizi de çağırın".»

Kur'ân-î Kerim, Allah tarafından vahiy yolu ile Peygamber'e peyderpey gönderilmiştir. Hazret-i Peygamber, gelen âyetleri kâfirlere okuyunca, onu yalanlamışlar ve «Bunu Muhammed kendisi uydurdu, Allah tarafından gönderilmedi-» demişlerdi. Yüce Allah bu âyet-i celilede, inanmayanlar için sevgili Peygamberine şöyle buyuruyor: «Yoksa kâfirler, "Bunu Muhammed kendiliğinden mi uydurdu?" diyorlar. Onlara de ki: "Ey kâfirler, eğer iddianızda samimi ve Kur'an’ın Allah kelâmı olduğunda şüpheniz varsa, siz de onun benzeri gibi bir sûre veya bir âyet getirin. Allah'dan başka bütün bilginlerinizi ve yardımınıza çağırabileceklerinizi de çağırın. Hepiniz bir araya toplansanız da; yine Kur'an’ın benzeri gibi bir sûre getiremezsiniz".» Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekkeli müşriklere bu âyeti okuyup, onları Kur'an’ın benzeri gibi bir sûre veya bir âyet getirmeye davet edince donakalmışlar, söyleyecek lâf bulamamışlardı. Bugüne kadar Kur'an’ın bir sûresinin ve bir âyetinin benzerini kimse getirememiş, kıyamete kadar da hiç kimse getiremeyecektir. Kur'an, inanmayanlara böyle meydan okuyor. Onun Allah kelâmı olduğunda şüphe yoktur, eğer Allah kelâmı olmasaydı bugüne kadar çoktan değiştirilmiş olurdu. İnanmayanlar, Kur'ân-ı Azîmüşşân'ın Allah kelâmı olduğunda hâlâ -şüphe mi edeceklerdir?.

Semerkandi güzel bir ifade ile bu ayetin tefsirini yapmıştır. Kur’an-i Kerim öyle güzel bir kitap ki, kafirlere ve müşriklere bile nefesini kestiren cevabını vermektedir. Onlara karşı daima galip gelir, asla yenilmez. Bir hayat rehberi ve bitmez tükenmez bir hazine olduğunu daima gösterir. Bir benzeri yoktur ve bundan sonra da olmayacaktır. Şüphesiz bütün sorulara cevabı, herhangi bir meseleye kanıtı vardır. Bir hayat rehberi olduğu gibi aynı zamanda ahiret rehberidir. Dünya’da insanın nasıl hareket edip mutlu yaşacağını dair ipuçları bildirdiği gibi ahirette nasıl kazançlı çıkalacağını dair ipuçları da bildirmiştir. Mesela daha iyi anlaşılsın diye şöyle bir misal verebiliriz:

Üniversite’de herhangi bir bölümü bitirmek için sınava girmek lazımdır. Sınava hazırlanmak için çalışmak gerekmektedir. Onu kazanmak için malzemeler yani kitaplar mevcuttur. Sinavı sonucu ya kazanmamızı ya da kaybetmemizi belirler. Dediğimiz bu dünya hayatı da bir sınavdır. Bu sınavı kazanmak için Kur’an-i Kerim yoluna uymak zorundayız. Biliyoruz ki, üniversite de sınava girildiğinde kitaplara bakmak yasaktır. Bakıldığında sınavda hile yapıldığı söylenir. Böylelikle insan mezuniyeti elde edemez. Fakat bu hayat sınavında Kur’ana bakmak ise serbesttir. ‘‘Ona bakıp okuyamayız veya ondan faydalanamayız‘‘ diye bir yasak asla sözkonusu olamaz. Mevla Hazretleri kullarına kolaylık sağlamıştır. Hatta ‘‘ikra‘‘ yani ‘‘oku‘‘ diye bize emrini vermiştir. Onunla bir yaşam süren kişi sonunda kazanlardan olacaktır inşaallah. Ne yazık ki, fırsat varken o kutsal kitaba bakmayan, ona göre yaşamayan ve daha kötüsü, ona karşı gelip inanmayan ve hakarette bulunan gerçekten akılsızlık etmiş ve hem dünyada hem de ahirette hüsrana düşmüş olur.

Ateistlerin sözde ‘‘Tesadüflere inanıyorum‘‘ teorisi kendi uyguladığı teorileri değildir. Bunu icat eden kendileri değil bizzat şeytandır. Insanoğlu aradığını bulmak için incemeler, araştırmalar yapar. Allaha celle cellahu inançı varsa ve kutsal kitabına tabi ise bulduğu şeyin üzerine tefekkür eder ve rızasına uygun harekette bulunur. Şayet bunlara karşı inançı yok ise hakkın yoluna değil aklın yoluna uyup böyle birşeyin var olduğunu münkün olmadığını belirtir. Mesela: kabir azabı, kiyametin kopması, bu hayattan başka bir hayatın olması, ayın ikiye bölünmesi, Hazreti İbrahim aleyhisselamın ateşe atılması ve onu yakmaması gibi. Şeytan Kur’an ayetlerinde yüce Allah celle cellahu ile konuştuğunu bahsedilmektedir. Bu nokta’da anlaşılıyor ki, şeytanın Allahın varlığını bilmekte ve onu inkar etmemektedir. Şeytan, ateistliği sadece insanlara karşı silah olarak kullanıyor. Allahın celle cellahu yolundan sapsınlar ve cehenneme girsinler diye bunu yapıyor. Diğer pislikleri insanlara yaptırdığı gibi. Ateistler herhangi bir durumla karşı karşıya geldiklerinde akıl ve mantık ile yorumlayabilir. Şeytanın diğer kirli oyunlarında vesvese ettiği gibi ateistlikte de vesvese eder. Ateistliğe vesvese ile kapıyı aralar. O kapıdan giren şeytanın emrin altına girmiş olur. Ateistlikte denen bu sapık yolda derinliğe kadar inen ve kendini sözde ‘‘Filosof‘‘ olduğunu topluma inandırandan  şeytan geri adım atar ve onu yanlız birakır. Kendi haline birakır çünkü istediği seviyeye ulaşmıştır. Yani onu kandırmış ve Allahın hak yolundan saptırmıştır...


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Islam güzel ahlaktır.. Genel 25.01.2021
Bu Vatan tektir, birdir asla bölünmez Şiir 26.11.2020
Ey güzel yüce Allah'ım Şiir 23.11.2020
İnsanın can yoldaşıdır '' EŞ ''.. Felsefe 31.07.2020
Ayasofya Felsefe 28.07.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
AMERİKAN RÜYASI Genel 09.01.2021
BİR SAVUNMA YAZISI (28) Genel 06.01.2021
2021 'e Merhaba Derken Genel 29.12.2020
İSA KUNDAKTA KONUŞTU MU SORUSUNA VE DİĞER MUCİZELERE CEVAB Genel 29.12.2020
DOĞALGAZ,ALTİN VE UZUN MEHMET Genel 28.12.2020

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.