AİŞE VALİDEMİZ KAÇ YAŞINDA EVLENDİ? (1)

Âişe validemizin doğum tarihi olarak İslâm tarihi kaynaklarında genellikle biʻsetin 4. (1) yılı zikredilir. Âişe validemizin yaşı ve dolayısıyla evlilik yaşı ilk dönem İslâm tarihi kaynaklarınca konu edilmemiş olup rivayetlerde verilen rakamlar tartışılmamıştır. Ancak günümüze yaklaşıldıkça Âişe validemizin evlilik yaşı Batı dünyasında sorgulanmaya başlanmıştır. Rivayetlere bakan bazı oryantalistlerin aradaki ciddi yaş farkı dikkatlerini çekince tartışılır olmuştur.

Burada meseleyi oryantalistler demiş diye körü körüne kapatmak kimseyi tatmin etmez. Elbette oryantalistleri çürütecek şekilde delillendirmek gerekir. Böyle bir delilimiz yok ise oryantalistlere dönüp kaynak isteseniz onlar bu rivayetleri hadis alimlerinizin eserlerinden getireceklerdir. Bu durumda Doğu araştırmacılarını yani oryantalistleri "niçin bu hadisleri fark ettiler" diye mi suçlayacağız? Yoksa "bu hadislerin ilim dünyamızda hem de dinin bir parçası olarak ne işi var" diye kendimize mi sormalıyız? Bu durumda bizim ilim alanımızda da olsa bu rivayetleri sorgulamak gerekir. Çünkü rivayetler Allah’ın koruma vaadi emniyeti altında değildirler. Onlar bizim beşerî ilim alanımızdaki kusurları bulduklarında bizim hayret etmemiz gerekir. Oryantalistlerin bizim ilim alanımızda 6 yaşında nikahla ilgili rivayetleri okuduklarında hayret ediyor olmaları bizim sorunumuzdur. Bu rivayetleri sergileyenler ve sorgulayanlar bize ait olanı bize söylüyorlarsa onlar değil, bunları uyduranlar suçludurlar.

Oryantalizm yani şarkiyatçılık, Yakın Doğu ve Uzak Doğu toplumlarını, kültürlerini, dillerini ve halklarının incelendiği Batı kökenli araştırma alanlarının tümüne verilen isimdir. Bu bilimsel bir çabadır. Bir üniversite sizden Doğu toplumlarıyla ilgili bir araştırma istese oryantalist ya da müsteşrik olursunuz. Doğu toplumlarının kötü kültürlerini, kötü dillerini ve kötü halklarını incelemek kesinlikle bilimsel bir amaç değildir. Bunu araştırmanızı isteyen olmaz. Bilim sizden tarafsız olmanızı ister. Ama kötü şeylere rastladığınızda bunları saklamanızı da istemez; her neye rastlarsanız onu olduğu gibi ister. Bu bilimsel bir görevdir. İçlerinde iyi niyetli olmayanlar olur mu? Bu her alanda az da olsa olabilir. Bilim alanı, önyargının en az olacağı alandır. Diyelim ki senin kültürünü kötü niyetli biri araştırıyor olsun, o kötü niyetli araştırmacı sende kötü bir şey bulamazsa eli boş dönecektir. Belki de sonuç Fransız müsteşrik Jean Paul Roux gibi olur. Rox, “Türklerin Tarihi” isimli kitabı yazmadan önce Türkleri sevmediğini, fakat araştırmasını bitirirken fikirlerinin tamamen değiştiğini söyler. Sen yeter ki sevdirecek izler bırak. Kısacası ön yargılıların müsteşrikleri kötülemelerine kulak asmayın. Bu araştırmacılar politikacı ya da din adamı değiller. Bunlar üniversitelerde görevli bilim adamlarıdır. Her alanda istisna kaideyi bozmayacağına göre bu alanda da çoğunun tarafsız olduğunu bilmekte fayda vardır. Mesele onların ne dedikleri değildir; bizim ne bıraktığımız ve onların ne bulduklarıdır.

Bazı yazarlar Âişe validemizin evlilik yaşının, bilinenin aksine, daha fazla olduğunu iddia etmişler ve bu iddialarını destekleyen çeşitli deliller ortaya koymuşlardır ki ben de yaşının büyük olduğuna katılıyorum. Bazı yazarlar ise Âişe validemizin evlilik yaşının rivayetlerde aktarılan 9-10 yaş civarı olduğunu ve bu yaş aralığının o dönem şartları içerisinde gayet normal olduğunu savunmuşlardır ki bu inandırıcı değildir. Çünkü 9 yaş dünyanın her yerinde ve her döneminde çocuktur. Fizyolojik olarak gelişmiş olması zihinsel olarak çocuk olmadığı anlamına gelmez. Zaten bir insan zihinsel olarak çocuksa o kaç yaşında olsa çocuktur. Bir çocuk anormal şekilde bedenen büyüse -bu rahatsızlıktır, hastalıktır- fakat o yine de çocuktur.

9 yaşında iklimsel şartları katarak olgunluktan bahsedenler var. Bu arkadaşlar Âişe validemizin gerdeğe oyuncaklarıyla gittiğine ilişkin hadisleri ne yapacaklar?.. Uydurma bir hadisten dolayı düşülen bu durumu bu şekilde kurtaramazlar… Çocuğa “yetişkin” demek, şartlar her ne olursa olsun tatmin edemez. Fakat bu hadisleri reddederek “atmayın Resulullaha bu iftirayı” demek tartışmayı bitirir. Tek çıkış yolu bu iftiraları kurtarma aptallığını yapmamaktır. Siz bu hadisleri reddedince beyni basmayan müfteriler sizin hadisleri reddettiğinizi değil, inkâr ettiğinizi söyleyecek, hatta bununla da yetinmeyip içimizde midesi sübyancılığı kaldıramayan tutarlı ama yöntemsiz insanları deizme ve ateizme itecektir.

Bizim coğrafyamızda belki de Âişe validemizin evlilik yaşı hususuna ilk olarak itiraz eden Ömer Rıza Doğrul’dur (ö. 1952). Çünkü Süleyman Nedvî’nin eserine yaptığı çeviri esnasında, yazarın Âişe validemizin yaşı ile ilgili yaptığı açıklamalara itiraz edip kendi görüşlerini ayrı bir başlık olarak tercümeye eklemiştir (2). Günümüze yaklaşıldıkça Âişe validemizin evlilik yaşı üzerindeki tartışmalar gitgide yoğunlaşmıştır. Doğrul ve onun gibi düşünen yazarlar, Âişe validemizin biʻsetin 4. veya 5. yılında doğduğunu gösteren rivayetlere itiraz ederek, o dönemlerde bugünkü manasıyla nüfus dairelerinin olmadığını, sadece bazı önemli kişilerin doğum tarihlerinin tespitine çalışıldığını, ancak yapılan yaş tespiti çalışmalarının da çok sağlıklı olmadığını iddia etmişlerdir. Bu mümkündür. Böylece onlar Âişe validemizin evlilik yaşının bilinenden daha büyük olduğunu ispat etmeye çalıştılar ki bu üzerinde araştırmanın devam etmesini teşvik eden 7. yüzyıl için beklenilir önemli bir iddiadır.

Bu argümanlardan ilki Buhârî (ö. 870)’nin Sahîh’inde geçen: “Ben Mekke’de oynayan bir kız iken Muhammed’e: ‘Bilakis kıyamet onlara vaat edilen asıl saattir ve o saat dehşetli ve acıdır’ (3) âyeti nâzil olmuştu” şeklindeki rivayettir (4). Bu iddianın sahipleri aynı sûrede geçen “Şakku’l-Kamer” olayı üzerinden bir yıl tayinine girişerek sûrenin en geç biʻsetin 10. yılında nâzil olduğu sonucuna vardılar. Biʻsetin 10. senesinde Âişe validemizin, Resulullaha nâzil olan âyetleri takip edecek ve bu âyetleri ezberinde tutabilecek bir yaşta olması gerektiğini belirterek, Âişe validemizin, Resulullah ile nikahlandığı bu yılda 6 yaşında değil en azından 10 yaşında olmasının zaruret olduğunu iddia ettiler. Buradan yola çıkarak Âişe validemizin, Resulullah ile evlendiği tarihte en az 13 yaşında olması gerektiğini düşünenler de oldu. Yine bu âyetin biʻsetin 4. yılında inme ihtimali de bulunduğunu, bu sebeple Âişe validemizin evliliği esnasında 18-19 yaş civarında bile olabileceği ifade edilmiştir (5). Bazı yazarlar tarafından, Âişe validemizin hatırlattığı Kamer sûresinin 46. âyetinin Medenî olduğu ifade edilmesine rağmen (6) genelde tefsir kaynaklarında sûre ve içindeki âyetin Mekkî olduğu görüşü ağır basar (7).

Bu nedenlerden ötürü “Şakku’l-Kamer” hadisesinin tarihi üzerinden konuyu ele almaktan yana olanlar da vardır. Bu olayın tarihini kesin olarak bilmememize rağmen biʻsetin 8. veya 9. yılında vuku bulduğuna dair rivayetler vardı (8). Bu tarihi esas alacak olursak, biʻsetin 4. veya 5. yılında doğan Âişe validemizin bu tarihte bu yaşlarda olduğu ortaya çıkar. Bu yaş aralığı Âişe validemizin ilgili rivayette belirttiği, “Ben Mekke’de oynayan bir kız iken” ifadesine uygundur. Âişe validemiz bu rivayette belirtilen mevzuları Resulullah’tan, babasından veya bir başkasından dinlemiş ve aktarmış da olabilir. Bu sebeple böyle muğlak bir konu üzerinden Âişe validemizin yaşını tespit etmeye çalışarak kesin bir sonuca ulaşamayız. Bir kere hadis kaynaklarına bakarak Âişe validemizin çocuk yaşta evlenmediğini göstermek imkânsızdır.

Bazı kaynaklarda Âişe validemizin kız kardeşi Esmâ’nın hayatından bahsedilirken Esmâ’nın 100 yaşına kadar yaşadığı, 73/692 senesinde vefat ettiği ve Âişe validemizden 10 yaş büyük olduğu beyan edilir (9). Böylece yapılan hesaba göre genç bir kız yaşına ulaşılır (10). Âişe validemizin evlilik yaşının daha büyük olduğunu iddia edenlerin en mantıklı delili işte bu rivayettir. Ancak bize göre burada yanlış bir kıyas söz konusudur. Çünkü araştırmacılarımız İslâm tarihi (11) kaynaklarında Âişe validemiz ve Esmâ bint Ebû Bekir hakkındaki rivayetleri karşılaştırdıklarını ve Âişe validemiz hakkındaki malumatımızın çok daha fazla olduğunu söylerler. Esmâ bint Ebû Bekir’in yaşının belirtildiği kaynaklar Âişe validemizin yaşının zikredildiği kaynaklar gibi güvenilir değildirler. Bu sebeple hakkında daha az ve daha muğlak bilgi bulunan, Esmâ bint Ebû Bekir üzerinden Âişe validemizin yaşını tespit etmek ve buradan hareketle Âişe validemizin yaşının daha büyük olduğunu söylemek de doğru olmaz. Ayrıca Esmâ’nın vefat yaşı da ihtilaflıdır. Bu sebeple Âişe validemiz ve Esmâ bint Ebû Bekir arasında bir kıyaslama yapılacak olursa buradan Âişe validemizin yaşının daha büyük olduğu bilgisine değil, aksine Esmâ bint Ebû Bekir’in yaşının yanlış hesaplandığı sonucuna ulaşılır. Âişe validemizin ablası Esmâ’nın 692'de öldüğü kayıtlıdır ve bu konuda tarih kitaplarında hiçbir ihtilaf yoktur. Ancak öldüğü esnadaki yaşı konusunda bazı bilginler 100 rakamını verseler de kaç yaşında öldüğü konusu ihtilaflıdır. Esmâ’nın ölüm yaşı konusunda ihtilaf bulunduğundan bazı bilginler, Arapça’da genelde kırk, yetmiş, yüz gibi sayıların kesretten kinaye olarak kullanılabileceği prensibinde olduğu gibi, onun 100 yaşında öldüğünü bildirmiş olabilirler. Yani kasıtları Esmâ’nın uzun süre yaşadığını belirtmek olabileceğinden yapılacak rakamsal hesaplar da tutmayabilir. İbnü’l-İmâd ve Zehebî bu şüpheli bilgiden dolayı Esmâ’nın 90 yaşında veya bunu biraz aşmış bir yaşta vefat ettiğini belirtir (12).

Fâtıma validemizin yaşı üzerinde de benzeri bir kıyas yapılmıştır. Bazı kaynaklarda Fâtıma validemizin nübüvvetten 5 yıl önce Kureyş kabilesinin Kâbe’yi tamir ettiği senede doğduğu yazar (13). Bazı kaynaklarda Fâtıma validemizin Âişe validemizden 5 yaş büyük olduğu geçer. Bu durumda Fâtıma validemizden 5 yaş küçük olan Âişe validemizin Resulullaha ilk vahyin geldiği yıl doğmuş olur. Vahyin ilk geldiği yıl doğmuş olan Âişe validemizin de hicret esnasında yaklaşık 13 yaşında, evlendiği tarihte ise 14-15 yaşında olması gerektiği iddia edilir (14). Âişe validemizin evlilik yaşını ifade eden rivayetler Kütüb-ü Sitte gibi gelenekselcilerin kaynaklarında geçmesine rağmen doğruluğu sorgulanmaktadır. Çok zayıf bir rivayet bile olsa, eğer kendi görüşleri doğrultusunda ise hemen kabul ederek yanlış olabileceği ihtimali üzerinde bile durmaz. İlmi değil, duygusal yaklaşır. Fâtıma validemizin Âişe validemizden 5 yaş büyük (15) olduğunu belirten rivayetlerin yanı sıra 8 yaş büyük (16) olduğunu belirten rivayetler de vardır. Hatta Fâtıma validemizin hangi senede doğduğu da ihtilaflıdır (17). Âişe validemizin evlenme yaşının daha büyük olduğunu savunan bazı yazarlar, o dönem şartları içerisinde Âişe validemizin yaşının tam olarak tespit edilemeyeceği tezini savundular. Çünkü o dönemde, kaynaklarda verilen rakamların bazen tam rakamı ifade etmeyip tahmini olabileceğini söyleyerek tarihi kaynaklarında bulunan benzer birçok ihtilafı delil olarak gösterirler (18). Âişe validemizin doğumu ve yaşı konusunda hatta Âişe validemizin şehadetini kabul hususunda bile ihtiyatlı davranılması gerektiğini belirtirler (19).

O dönemde nüfus dairelerinin olmadığı ve birçok sahâbenin yaşı hususunda ihtilaf olduğu doğrudur. Fakat Âişe validemiz hakkında en çok malumatımız olan sahâbelerden biridir. Ayrıca Âişe validemizin yaşı hususundaki malumat diğer sahâbelerinkinden farklı olarak Buhârî ve Müslim gibi gelenekçilerin en güvendikleri kaynaklardan bize ulaşır. Eski dönemlerde kişilerin yaşlarının yaklaşık ifadelerle zikredildiği doğrudur. Kişi kendi yaşı hususunda bir-iki yıl yanılsa bile Âişe validemiz gibi entelektüel bir insan için 10 yıl gibi farklı bir ifadeyle yanılamaz. Âişe validemizin yaşının daha büyük olduğunu iddia eden yazarlara göre Resulullahın Hatice validemizin vefatından sonra evini idare edip çocuklarına bakacak kimsesi kalmamış. Onlara göre Resulullahın böyle bir ortamda çocuk yaşta birisiyle evlenmesi mantıklı değildir. Âişe validemizin yaşının daha büyük olduğunu düşündüğümüzde bu evlilik akla daha uygundur. Aynı yazarlar Resulullahın, Âişe validemizden önce Sevde validemizle evliliğini de kabul etmezler. Ancak Sevde validemizin Âişe validemizden önce evlendiği şeklindeki rivayetlerin kabul edilmesi durumunda da sonuç değişmez. Çünkü onlara göre Sevde validemiz yaşlı, iri yarı ve hizmete muhtaç bir kadın olduğundan ev işleriyle, ev idaresiyle, çocuk terbiyesiyle meşgul olmaya takat ve mecali yoktu. “Bunu ancak genç, dinç ve muktedir bir kadın yapabilirdi” demektedirler (20).

Bu iddialar birçok yönden yanlıştır. Resulullah söylenildiği gibi ev işlerine bakacak genç birisine muhtaç olmasına rağmen, niçin Âişe validemiz ile olan evliliğini 3-4 yıl erteleyip Âişe validemiz ile 624 yılında evlenmiştir? Ayrıca rivayetlere bakılırsa Resulullahın en küçük kızı Fâtıma validemiz bile Âişe validemizden büyüktür. Sevde validemizle Rasûlullahın daha önce evlendiği rivayetinin kuvvetli olmadığı iddiası da tartışılır. Resulullah ile Âişe validemizin nikâhı önce yapılmış olması mümkündür. Fakat evlilik noktasında Âişe validemiz Sevde validemizin dört yıl kadar gerisindedir (21). Sevde validemizin iri yarı ve hizmete muhtaç olması iddiasını dolaylı olarak destekleyebilecek bir rivayet bize Âişe validemizden Veda Haccı sırasında nakledilir ki bu, zikredilen tarihten yaklaşık 13 yıl sonra meydana gelen bir durum olduğundan bu iddialar Âişe validemizin yaşına delil olarak gösterilemez. Âişe validemizden aktarıldığına göre: “Sevde bint Zemʻa Rasûlullah’tan Müzdelife’den erken ayrılmak için izin istemişti. Rasûlullah da ona izin vermişti. Râvi Kâsım diyor ki: ‘Sevde sebte bir hanımdı.’ Yine Kasım dedi ki: ‘Sebte ağır ve kilolu demektir.’ O geceleyin Müzdelife’den ayrılmış, biz ise Rasûlullah’ın yanında kalmıştık ve Müzdelife’den Rasûlullah ile birlikte ayrılmıştık.” Âişe sözüne şöyle devam etti: “Eğer ben de Sevde’nin izin istemesi gibi izin isteseydim ve Müzdelife’den insanlardan önce ayrılabilseydim. Bu beni çok mutlu ederdi” (22). Rivayete bakılırsa Sevde validemizin hizmete muhtaç olması durumu o tarihlerde bile söz konusu değildir. Âişe validemizin 9 yaşında Resulullahla evlenip 18 yaşına dek Resulullah ile yaşadıklarını hafızasında kaydetmesi, Resulullahın vefatından sonrasına tekabül eden 18 yaşından sonraki yıllarda da gelişen muhakeme yeteneğiyle birlikte fetva verebilmesi tarihi olaylara uygun düşse bile hiçbir surette dini bağlayıcı değildir.                                                           

Bu yazarlara göre birçok ilimde otorite olan Âişe validemiz acaba bütün bu kudret ve gücü 9 yaşından 18 yaşına kadar Resulullaha eşlik etmekle mi kazanmıştı? 9 yaşında olan bir çocuk bütün bu mevzuları kavrayarak 9 sene içinde henüz 18 yaşındayken yaşlı ve bilge insanlarla yarışabilir miydi? Bu sebeplerden dolayı Âişe validemizin Resulullahla 18 yaşlarında evlenerek onun olgunluğundan istifadeye başladığını ve 27 yaşlarına varıncaya kadar Resulullahın öğrenim ve irşadından istifade ettiğini kabul etmenin daha tutarlı ve mantıklı olduğunu iddia edereler (23). “Genellikle gençlik çağı zihni meşguliyetler için en uygun zaman kabul edilir. İstekli olma, meşguliyetin azlığı, gönül huzuru açısından en verimli çağ, bu çağdır” diyenler (24) Resulullaha çocukla evlenmeyi yakıştıramayanlara hiçbir şey ifade edemezler. Verimli olsa ne olur olmasa ne olur? Neymiş? Bu iddiaların tam aksine ilmî açıdan küçük yaşlar ezber kabiliyetinin çok daha gelişmiş olduğu dönemlermiş. Bazılarına göre İmam Şâfiî (ö. 819) ve İbn Sînâ (ö. 1037) gibi âlimlerin henüz 15 yaşlarında iken ilmi birikim noktasında çok üst seviyelere çıktıkları bilinen bir gerçektir (25). İbn-i Sina’ya bir şey diyemem. Ama İmam Şâfiî tartışılır. Gerçeğin ne olduğunu rivayetlere değil de verdikleri eserlere bakarak daha iyi görürsünüz. Yani demeye getiriyorlar ki 15 yaşında ilmi birikimleri çok yüksekse Resulullah da 9 yaşındaki bir çocukla evlenebilir. Ah bunlar ah, işte hayatı boyunca şirkle mücadele eden Prof. Dr. Hasan Onat'ın vefat haberini alınca öldü diye sevinen bu kafadır. Bunlar ayeti rivayete takas eden zihniyettir. Bunlar Resulullaha atılan iftiralarla sübyancılıktan midesi bulananları ateizme-deizme iten itici güçtür. Bunlar sünnet iddiasıyla 2020 yılında bile halen sübyanlarla dini nikaha yeltenen sapıklardır. Bunlar kendilerini ehl-i sünnet olarak tanımlayan boğazına kadar şirke battığından bile haberi olmayan ehl-i dalalettir. Resulullah ve Kuran, bütün bu sapık kişilerden ve rivayetlerden son derece uzaktır.

 

KAYNAKLAR: 1. (İbn Sa‘d, et-Tabakât, Kahire: Mektebetü’l-hanci, 1421/ 2001, Ebü’l-Kâsım İbn Asâkir, ez-Zührî, 2012 tarihli neşri, VIII, 62-63; Hâkim, Ebû Abdullah Muhammed b. Abdullah b. Muhammed el-Hâkim en-Nîsâbûrî (2002). Müstedrek ale’s-Sahîhayn, tah. Mustafa Abdülkâdir Atâ’, Beyrût: Dârü’l-Kütübü’l-İlmiyye: IV, 6; İbn Hacer, 2001: VII, 187; Şâmî, Muhammed b. Yûsuf b. Alî b. Yûsuf es-Sâlihî (ö. 942/1536), Subulu’l-hudâ ve’r-reşâd fî sîreti hayri’l-‘ibâd,, 2006: 78; Habeş, 1990: 5) veya 5. (İbn Hacer, 2001: VII, 187; Şâmî, Muhammed b. Yûsuf b. Alî b. Yûsuf es-Sâlihî (ö. 942/1536), Subulu’l-hudâ ve’r-reşâd fî sîreti hayri’l-‘ibâd,, 2006: 78). 2. (Süleyman Nedvî, “İslâm Târîhi Asrı Saʻâdet: Hazreti Âişe”, 1928: V, 12-25). 3. (Kamer 54/46). 4. (Buhârî, 2011: Fezâilü’l-Kur’ân 6). 5. (Nedvî, 1928: V, 15-21; Savaş, 1995: IX, 141-142. Krş. Maqsood, 1996: 13; Malik, 1986: 115; Moin, 1982: 7; Öztürk, 2010: 65-66; Bursalı, 2003: 114-115). 6. (CERRAHOĞLU, İsmail (1997). Tefsir Usûlü, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 81). 7. (YAZIR, Elmalılı Muhammed Hamdi (1992). Hak Dini Kur’ân Dili, sad. İsmail Karaçam-Emin Işık-Nusrettin Bolelli-Abdullah Yücel, İstanbul: Azim Dağıtım, VII, 328; MEVDÛDÎ, Ebü’l-A‘lâ (1997). Tefhîmü’l-Kur’ân, çev. Muhammed Han Kayanî vd., İstanbul: İnsan Yayınları, VI, 43; ATEŞ, Süleyman (1995). Kur’ân-ı Kerîm’in Öz Tefsîri, İstanbul: Milliyet Gazetesi, V, 463; KARAMAN, Hayrettin vd. (2006). Kur’ân Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, V, 155). 8. (DİYÂRBEKRÎ, Hüseyin b. Muhammed b. Hasen (ts). Târîhu’l-Hamîs fî Ahvâl-i Enfesi Nefîs, Beyrût: Müessesetü Şaʻbân, ts: I, 298; ŞULUL, Kasım (2011). İlk Kaynaklara Göre Hz. Peygamber Devri Kronolojisi, İstanbul: İnsan Yayınları, 333-334). 9. (İbn Mende, 2005: 982; Tebrîzî, ts: 11). 10. (Nedvî, 1928: V, 22; Berki-Keskioğlu, 2005: 217; Savaş, 1995: IX, 140; Coşkun, 2004: VIII/XX, 189; Maqsood, 1996: 7-8; Acar, 2003: VI/XVI, 135; Öztürk, 2010: 66-67). 11. (Ben İslam tarihinin rivayetlerle oluşacağına inanmıyorum. İslam kesinliktir, korunmuş dinimizin adıdır. Fakat İslam tarihi denilen kesin olmayan ve korunmayan zan ve rivayetlerin ürünüdür. Bu yüzden belki “Müslümanların tarihi” yahut daha makul bir isim bulunabilir.) 12. (Ayrıntılı bilgi için bkz. AZİMLİ, Mehmet (2003). “Hz. Âişe’nin Evlilik Yaşı Tartışmalarında Savunmacı Tarihçiliğin Çıkmazı”, İslâmî Araştırmalar Dergisi, S. XVI/I, s.31-32). 13. (İbn Sa‘d, et-Tabakât, Kahire: Mektebetü’l-hanci, 1421/ 2001, Ebü’l-Kâsım İbn Asâkir, ez-Zührî, 2012 tarihli neşri: VIII, 16; İbn Hacer, 2001: VII, 213). 14. (MOİN, Mumtaz (1982). Umm al-Mu’minin ‘A’ishah Siddiqah: Life and Work, Delhi: Taj Company: 8; MALİK, Fida Hussain (1986). Wives of the Prophet, New Delhi: Taj Company: 115). 15. (İbn Hacer el-Askalânî, Ebü’l-Fazl Şihâbeddîn Ahmed b. Ali b. Muhammed el-Askalânî (2001). el-İsâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe, tah. Sıdkî Cemîl elAttâr, Beyrût: Dârü’l-Fikr, VII, 213; VAROL, Mehmet Bahaüddin (2013). Hz. Hasan, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 36). 16. (ZEHEBÎ, Ebû Abdullah Şemseddîn Muhammed b. Ahmed b. Osman (1985). Siyeru A‘lâmi’n-Nübelâ, tah. Şuʻayb el-Arnaût vd., Beyrût: Müessesetü’r-Risâle, II, 139). 17. (İbn Hacer el-Askalânî, Ebü’l-Fazl Şihâbeddîn Ahmed b. Ali b. Muhammed el-Askalânî (2001). el-İsâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe, tah. Sıdkî Cemîl elAttâr, Beyrût: Dârü’l-Fikr, VII, 213). 18. (SAVAŞ, Rıza (1995). “Hz. Aişe’nin Evlenme Yaşı ile İlgili Farklı Bir Yaklaşım” DEÜİFD, S. IX, 143-144). 19. (COŞKUN, Selçuk (2004). “Hadislerin Tarihe Arzının Uygulamadaki Bazı Problemleri: Hz. Âişe’nin Evlilik Yaşı Örnekleminde Bir İnceleme”, Ekev Akademi Dergisi, S. VIII/XX, 186-191). 20. (NEDVÎ, Süleyman (1928). İslâm Târîhi Asrı Saʻâdet: Hazreti Âişe, çev. ve ekler. Ömer Rıza Doğrul, İstanbul: Gündoğdu Matbaası, V, 22-23; SAVAŞ, Rıza (1995). “Hz. Aişe’nin Evlenme Yaşı ile İlgili Farklı Bir Yaklaşım” DEÜİFD, S. IX, 143). 21. (İbn İshâk, Ebû Abdullah Muhammed b. İshâk b. Yesâr b. Hıyâr el-Muttalibî el-Kureşî el-Medenî (1976). Sîretü İbn İshâk el-Müsemmâ bi-Kitâbi’lMübtede’ ve’l-Mebʻas ve’l-Megâzî, tah. Muhammed Hamîdullah, Fas: 239; İbn Sa‘d, et-Tabakât, Kahire: Mektebetü’l-hanci, 1421/ 2001, Ebü’l-Kâsım İbn Asâkir, ez-Zührî, 2012 tarihli neşri: VIII, 42-43; NEVEVÎ, Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Şeref b. Mürî (1929). El-Minhâc fî Şerhi Sahîhi Müslim b. Haccâc, Kahire: Matbaʻatü’l-Mısriyye, X, 49; DAVUDOĞLU, Ahmed (2013). Sahîh-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İzmir: Işık Yayınları, IV, 3030; KÖKSAL, M. Asım (1987). İslâm Tarihi, İstanbul: Şamil Yayınevi, V, 116-118). 22. (Ahmed b. Hanbel, 2006: VIII, 360; Dârimî, 1981: Hac 53; Buhârî, 2011: Hac 98; Müslim, 2010: Hac 293). 23. (NEDVÎ, Süleyman (1928). İslâm Târîhi Asrı Saʻâdet: Hazreti Âişe, çev. ve ekler. Ömer Rıza Doğrul, İstanbul: Gündoğdu Matbaası, V, 23-24; ÖZTÜRK, Yaşar Nuri (2010). Asrısaadetin Büyük Kadınları, İstanbul: Yeni Boyut, 67). 24. (BAYRAKTAR, M. Faruk (2010). İslâm Eğitiminde Öğretmen Öğrenci Münâsebetleri, İstanbul: İFAV, 239). 25. (BAYRAKTAR, M. Faruk (2010). İslâm Eğitiminde Öğretmen Öğrenci Münâsebetleri, İstanbul: İFAV, 239).