BİR SAVUNMA YAZISI (17)

Bu vidoda programa telefonla katılan adam Edip’e diyor ki “siz neden önce rükuya sonra secdeye vardınız?” Edip ayet okuyup cevabını veriyor. Aslında bitiyor. Ayette önce rükû, sonra secde geçiyor. Ama adam sorusunun saçmalığını anlayıp “ha tamam öyle bir ayet var” demiyor. Fakat Edip adam hala anlamamış olabilir diye aklen bunun zaten mümkün olmayacağını ve önce secdeye kapanırsa kafalama yere çakılacağını söylüyor. Yanlış mı? Doğru. Yer çekimi buna imkân vermez. Ön yargısızlar için cevap yeterli.

Haa, eğer hala tatmin olmayıp “edip yüksel iki defa secdeye gidiyor.Neye dayanarak 2 defa secdeye gidiyor? Neden 3 ya da 4 değilde 2 defa secdeye gidiyor?” diye sorarsanız bunu zaten çok kısa olan bu videoda değil yöntemde aramalısınız. Yöntem şu: Dünyanın her yerinde Müslümanlar Kuran’da bulamadığı bir amel ya da muamelatı tevatüren gelen geleneğe uyarak yaparlar. Ama dikkat! Hadislere göre yapmazlar. Mütevatir gelenek başka hadisler başkadır. Türkiye’dekilerin, Suud’dakilerin ya da Endonezya’daki Müslümanların “tevatür” tanımı aynıdır ama kendilerine gelen tevatür farklı olabilir. Eğer dünyanın her yerinde bir konuda tevatür aynı ise bile sonuçta tevatüre uyulmuş oluyor. Hadislere göre kılması mümkün değil. Zaten Kuran ehli itikadda tek ölçü olarak Kuran’ı kabul ederler ama amelde ilk ölçünün Kuran, ikinci ölçünün mütevatir sünnet olduğunu düşünürler. Böylece itikad ile ameli birbirine karıştırmazlar. İtikad yani Kuran’da olan ilahi yasalar ile amel yani tevatürde olan beşerî yasalar böylece birbirine karışmadan ayrılmış olurlar. Bu çok önemli. Çünkü Allah’ın koruması altında ilahi olanı beşerden ayırmış oluyorsun…

Hadise göre neden mi kılamaz? Bir hadis Rasûlullah’ın Cuma’dan sonra 2 rekât sünnet kıldığını söylüyor (1), fakat gelgelelim bir başka hadiste Resulullah Cuma’dan 4 rekat kılınmasını tembih ediyor (2). Hadisler böyle oldukları halde “namazı hadislerden öğrendik” diyenler şimdi cuma namazından sonra 6 rekât kılıyorlar. Bu iki hadise de uymadıkları gibi adeta daha iyisini icat etmeye çalışan mucitler gibi 2 rekat daha ekliyorlar.

Hadislere göre abdest bile alamazsınız. Bir hadise göre “Rasûlullah abdest alırken tüm organlarını 1’er defa yıkayarak abdest alırdı” (3); başka bir hadise göre ise “Rasûlullah, tüm organlarını 2’şer defa yıkayarak abdest alırdı” (4), daha başka bir hadise göre "Rasûlullah tüm organlarını 3’er defa yıkayarak abdest alırdı” (5). Üçü de çelişiyor. Ama hepsi bu kadar değil başka bir hadise göre de “Rasûlullah abdest aldı: Yüzünü 3 kere, kollarını 2’şer defa yıkayıp başını mesh etti ve ayaklarını da 2’şer defa yıkadı” (6). Dördüncü versiyonda Kuran'a göre abdest alıyor fakat ağzına-burnuna su vermiyor, kulağını ve ensesini yıkamıyor. Şimdi söyleyin hangisine göre abdest alacaksınız? Arapsaçı gibi hepsi girdi birbirine… Belli ki hadisler amelde de ölçü değiller. Eğer hadislere bakarak amel etmeye kalkarsanız Rasûlullah abdest alırken yüzünü, kollarını, ayaklarını kaç kere yıkadığı belli değildir. Bu karışıklıktan kurtulmanın tek yolu yöntemli davranmaktır.

Cuma namazının farzını kıldın ne yapacaksın? Bir hadise göre “Resulullah şöyle buyurdu: Biriniz Cuma’nın farzını kılınca, ardından 4 rekât namaz daha kılsın” (7). Bu hadisi okuyan kişi “Peygamber Cuma’nın farzından sonra evine gitmedikçe namaz kılmazdı. Sonra evinde 2 rekât namaz kılardı” (8) hadisini okuyunca hangisini yapacağını şaşırır. Bunun üzerine bir de “Resulullah bize, konuşmadıkça veya mescitten çıkmadıkça farz namaza bir başka namazı eklememeyi emretti” (9) hadisini okursa kafası iyice bulanacaktır. Ne yapacağını bilemeyecektir. Çelişkiyi Resulullah’ta değil elbette ravilerde ve Buhari’lerde aramalıdır… Çok okuyanlar bu yüzden doğru yolu buluyorlar. Yöntem tek çıkış yoludur.

Hadislerin ölçü olamayacağı belli ama son bir örnekle bitirelim… Yahu hadislere göre beş vakit namaz bile kılamazsınız. Öğlen namazının sünnetini nasıl kılacaksınız?  “Resulullah şöyle buyurdu: Bir kimse öğle namazının farzından önce 4, farzından sonra da 4 rekât sünneti devamlı olarak kılarsa Allah Teâlâ ona cehennemi haram kılar” (10). “Resulullah ile beraber öğle namazının farzından önce 2, farzından sonra da 2 rekât namaz kıldım” (11). Hangisi sünnet? Başka rivayetlere de girersek iyice bocalarsınız…

“Kuran müslümanıyim diyenler kibir deposu” demek de yanlış. Çünkü kibir din, mezhep, erkek, kadın ayırmaz. Her toplumda kibirliler de olur kibirsizler de. Fakat Kuran ehlinden yani ayet ehlinden bazıları, hadis ehlinden yani rivayet ehlinin sayılamayacak kadar çok sayıda çelişkilerini bulduklarından gerçeği öğrenmenin verdiği bir hazla bir anda kibre sapabilirler. Tabi sapmamak gerekir. Fakat bu tümünü kibirli görmenizi gerektirmez. Bu haksızlık olur.

Edip Yüksel ve avanesi alay ettikleri mezhep ve hadis alimleri olmasaydı bu gün nasıl namaz kılacaklarini dahi bilmeyeceklerdi. Onlardan öğrendikleri ritüelleri sanki kendileri kurandan keşfetmiş gibi tavır takınıyorlar” diyorsunuz. Tevatürle bileceklerdi.  Ama hadisle bilmeyeceklerdi. Zaten yukarıda verdiğim hadis misalleri bunu anlamaya yeterlidir. Kuran’da olmayan bir şeyi onlardan keşfetmiş gibi de tavır takınamazlar. Kuran’da varsa Kuran’dan alırlar. Yoksa tevatürden. O bahsettiğin adamlardan aldıklarının hepsini kustu onlar; tiksindiler… Onların Kuran’dan aldıkları kadar ortak tarafımızın olması normaldir.

“Hiç samimi değiller” diyorsunuz. Samimiyet gaybdır. Bunu sadece Allah bilir. Siz dahil hiçbir kul bilemez. Ben sizin dahi samimi olduğunuzu hüsnü zannımla düşünüyorum. Çünkü sizin samimiyetsiz olduğunuzu düşünmek beni niyet okuyucusu yapar ve bunu sadece Allah bileceği için Allah’ın hiç hoşuna gitmez.

“Akıllı insan doğrunun içinde ki yanlışı gorebilendir. Yani bize doğru diyen yuutturulmaya çalışılan yanlışı görebilendir” demişsiniz. Madem öyle siz de ayet ile rivayeti ayırınız. Siz de metodlu yaklaşmaya bakınız.

“Edip yüksel de tipik din tahripcileri gibi iki açık özelliği var. 1) Söylemleri sureti haktan gözükse de aslında Söylemleri ABD ye hizmet ediyor. Kaldı ki kendisi de orada yaşayıp oraya hayran. 2) Her din tahrifcisi gibi oda Mustafa Kamal hayranı. Ne tesadüf değil mi? Nedense Adnan Oktar, Yaşar Nuri, Ali Haydar baş ve edip yüksel hepsi de Kamal hayranı...” demişsiniz. Din tahripçileri asıl kimlerdir söyleyeyim: Az önce çelişkilerini döktüğüm hadisler yoluyla ravileri değil de onların yüzünden Resulullah’ı çelişkili gösteren hadislerdir. Asıl din tahripçiliği tasavvufun içine giren şirklerdir. Asıl din tahripçiliği sünnetullah’ın gerçek anlamını gizleyerek şapkanın altından tavşan çıkacağına inanan mucizecilerdir. ABD’ye hizmet Kuran’ı terk edip (12), sadece Kuran’dan sual olunacağına (13) inanmayanların tutumudur. Fethullah Gülen gibi “ehli sünnet” olduğunu söyleyenlerdir. Mustafa Kemal konusu size ya da herhangi bir vatandaşa sorulacak bir konu değildir. Her alanın tarafsız alimi vardır. Tarih alanında Prof. Halil İnalcık ve Prof. İlber Ortaylı en tarafsız ve en otoriter tarihçilerimizdir. Tarihi onlara sorunuz. Atatürk’ü onlar sizden daha iyi bilirler. Adnan Oktar kesinlikle bizim gibi bir Kuran ehli değildir. Kuran’ı da bilmez. Mealden okur ama hadisle açıklar. Zaten o hadisler sayesinde Mehdi olduğuna dair deliller sunar. Çünkü Kuran’da Mehdi’yi bulamaz. O sizin gibi hadislere de iman eden ama aslında ne size ne de bize benzeyen kendine münhasır zinacının biridir. Yaşar Nuri’nin nasıl yaşadığı değil, nasıl inandığı beni ilgilendirir. İnancında şirke rastlamadım. Sahte peygamberi televizyonda nasıl ezip un ufak ettiğini de unutmadım. Samimiyetini Allah bilir. En azından uydurma hadislerle Resulullah’a iftira atmıyor. Ayrıca ön yargılılarca onun sözleri çok saptırılıyor. Bunu apaçık görüyoruz. Atatürkçülüğünün dozunu kacırmış olabilir. Fakat bu da bizi bağlamaz. Çünkü onun alanı tarih değildir. Tarihi de Atatürk’ü de ondan öğrenecek değiliz. O bizim imamımız değil. Onun hatası onu bağlar. Bizim imamımız Kuran’dır. Kuran’da hata bulduğunu söyleyen varsa işte bu bizi bağlar. Kuran ehli olduğunu söyleyip şirkten korunanların yaşantıları bizi bağlamaz. Haydar Baş’ın kitaplarına bakarsanız Alevilik ve Atatürk hakkındaki görüşlerini kenara koyun tamamen sizin gibi ehli sünnet inancı olan ve hadislere iman eden biridir. Kitapları ortada. Kesinlikle Kuran ehli değildir. O da zannın ve rivayetlerin yolundaydı. Sizin gibi ehli sünnet olduğunu söyleyen fakat "sümük-ü şerif"ler icad eden Cübbeli Ahmed’in, “Allah eşittir Muhammed” diyen Bayram Ali Öztürk’ün, kaybolduğu cevizini bile bulmak için Geylani’nin ruhunu çağırarak bulduğunu hatta bin kez bu şekilde bulduğunu söyleyen Said Nursi’nin, haram olan sigarayı içen nefsini bile yenecek gücü olmayan ve yazılmış en şirk kitaplardan biri olan Minah’ı başucu kitabı yapan Adıyaman şeyhinin, kendini son evliya olarak yutturmaya çalışan Şeyh Ömer Öngüt’ün, 12 yaşındaki kıza sarkıntılık eden Şeyh Fatih Nurullah’ın ve "Kur’an Müslümanlığı diye bir sapıklık çıktı” diyerek sonunda ne mal olduğu anlaşılan kendine münhasır Nurcu Fethullah Gülen gibilerin  anlayışlarına, vaazlarına, videolarına ve kitaplarına bakınız hepsi “ehli sünnet” iddiasındalar. Hepsi Kuran’ı itikadda tek ölçü görenleri sapıklıkla suçluyorlar. Daha ne diyeyim?

KAYNAKLAR:

1. (Buhârî, Cuma: 38; Nesâî, Cuma: 42).

2. (Ebû Dâvûd, Salat: 236; Nesâî, Cuma: 44).

3. (Tirmizi: Temizlik 32: (42); Buhârî: Vudu 23);  İbn Mâce: Tahara 45).

4. (Tirmizi: Temizlik 33: (43) Ravi: Ebu Hureyre; Buhari: Vudu 24, İbn Mâce: Tahara 47. Ebû Dâvûd: Tahara 53).

5. (Tirmizi: Temizlik 34 (44) Ravi: Ali; Buhari: Vudu 25; Ebû Dâvûd: Tahara 52; İbn Mâce: Tahara 46).

6. (Tirmizi: Temizlik 36: (47)).

7. (Müslim, Cum’a 67-69; Ebu Davud, Salat 238; Tirmizi, Cum’a 24; Nesai, Cum’a 42; İbn Mace, İkamet 95).

8. (Müslim, Cum’a 71; Buhari, Cum’a 39; Nesai, İmamet 64; Cum’a 43).

9. (Müslim, Cum’a 73).

10. (Ebu Davud, Tatavvu 7; Tirmizi, Salât 200; Nesai, Kıyâmü’l-leyl 67; İbn Mace, İkamet 108).

11. (Buhari, Teheccüd 29, 34; Müslim, Müsafirin 104; Tirmizi, Salât 189, 199, 205; Nesai, Kıyâmü’l-leyl 66; İbn Mace, İkamet 100).

12. (Furkan, 30).

13. (Zuhruf, 44).