RESULULLAH'IN AİŞE VALİDEMİZLE EVLENMESİ RİVAYETLERİNİN KRİTİĞİ

Âişe validemizin Rasûlullah ile evliliği ve bu evlilik esnasında Âişe validemizin kaç yaşında olduğu hiç de benim problemim değil. Çünkü benim işim rivayetle değil, ayetle… Kuran’ın demediği bütün rivayetler yanlış olmaya açıktırlar.  Bu dedikodular Kuran ehlinin değil, rivayet ve hadis ehlinin problemidir. Bırakın onlar tutarlı bir cevap arasınlar. Kuran ehli açısından Rasûlullah’ın eşlerinin isimleri bile meçhul. Kuran’da tartışılmayan hiçbir tartışma umurumda değil. Bu rivayetlerde hoşlanmadığınız şeylere rastlayıp da deist veya ateist olmayın. Bunlar “din” eğil, o da belki “din hakkında” şeylerdir…

İnsanlar metotlu yaklaşmıyorlar. Konuları bulunduğu çağın koşullarına göre değerlendirme sadedinde bile değiller. 21. yüzyılda Türkiye’de kapalı ortamlarda sigara yasağı gelene dek 20. yüzyılda kapalı ortamda sigara içilmesinin aslında ne kadar saçma, aptalca ve hatalı olduğunu görememişiz. Rivayet ehli kendi zihinlerindeki ön kabulleri körü körüne tatmin etmeye çalışma peşindeler. Âişe validemizin yaşının rivayetlere bakarak bile kendi döneminde “tartışılmaması” her ne olduysa dönemsel şartlara uygun olduğundandır. Rivayetlere göre Âişe validemizin Rasûlullah ile nikâhı Rasûlullah açısından biʻsetin 10. yılı çok sıkıntılı bir dönem imiş. Rasûlullah bu yılda en büyük destekçilerinden Ebû Tâlib’i ve takriben otuz beş gün sonra da Hatice validemizi kaybetmiş. Bu nedenle bu seneye “senetü’l-hüzn” yani “hüzün yılı” denilmiş (1). Böyle bir dönemde bu evliliğin Rasûlullah için büyük bir moral olmuş olması günümüzden bakarak buna karşı çıkanları tatmin etmez.

Rasûlullah’ın böylesine derinden yaralandığı bu süreçte Osman b. Mazʻûn’un karısı Havle bint Hakîm Rasûlullah’a gelerek: “Ya Rasûlallah! Evlenmeyecek misin?” diye sorunca, Resulullah: “Kimle evleneyim?” diye karşılık vermiş. Havle: “Dilersen bekâr, dilersen dul bir hanımla evlenebilirsin” deyince Rasûlullah: “Bekâr kim? Dul kim?” diye sormuş. Havle: “Kız olarak, yaratılanlar arasında sana en sevimli olan kişinin kızı Âişe bint Ebû Bekir’dir. Dul olarak ise, sana iman eden ve tabi olan Sevde bint Zemʻa’dır” demiş. Bu iki ismin Rasûlullah’a uygun kişiler olduğu düşüncesinin Havle’de oluşması nasıl mümkün oldu? Neden Âişe validemizin Rasûlullah’la evlenmesi hususunda yaş faktörü hiç kimse açısından probleme dönüşmemiştir? Eğer dönüşseydi gerekçeler araştırılabilirdi. Yoksa Âişe validemiz gerçekten çok olgun bir yaştaydı da rivayetlere mi “çocuk yaşta” olarak sokuldu? Bunu dikkate alarak devam edelim…

Rasûlullah: “Benim için her ikisiyle de görüş” demiş. Bunun üzerine Havle, Âişe validemizin annesi Ümmü Rûmân’a gelerek: “Ey Ümmü Rûmân! Allah’ın size nasip ettiği hayır ve bereketi biliyor musun?” deyince Ümmü Rûmân: “O nedir?” diye sormuş. Havle: “Rasûlullah Âişe’yi istiyor” deyince Ümmü Rûmân: “Ben de bunu isterim. Ancak Ebû Bekir gelecek onu bekleyelim” demiş. Burada neden Âişe validemizin annesi hemen “ben de isterim” deyip yaş farkını konu bile etmiyor?

Ebû Bekir geldiğinde Havle durumu ona anlatınca Ebû Bekir: “Bu nasıl olabilir? Âişe onun kardeşinin kızıdır” demiş. Bunun üzerine Havle, Rasûlullah’a dönerek, Ebû Bekir’in kendisine söylediklerini anlatınca. Rasûlullah: “Ebû Bekir’e dön ve ikimizin kardeş olduğunu söyle. Fakat biz sadece din kardeşiyiz. Bu sebeple Âişe bana eş olabilir” demiş. Menkıbenin devamında görüldüğü gibi Ebû Bekir de kızı Âişe validemizin küçük yaşta evlenmesini problem yapmıyor.

Havle, Ebû Bekir’in yanına dönüp Rasûlullah’ın kendisine anlattıklarını haber verince Ebû Bekir Havle’ye: “Beni biraz bekle” diyerek evden ayrılmış. Bu sırada Ümmü Rûmân Havle’ye Ebû Bekir’in Âişe’yi daha önce Mutʻim b. Adî’nin oğluna söz verdiğini ve Ebû Bekir’in asla sözünden dönmeyeceğini söylemiş. Ebû Bekir, yanında eşi Ümmü’l-Fetâ da bulunan Mutʻim b. Adî’ye gelerek: “Bu kızın işi hakkında ne diyorsun?” diye sormuş. Mutʻim karısına dönerek: “Bu konuda sen ne düşünüyorsun?” demiş. Bunun üzerine Mutʻim’in karısı Ümmü’l-Fetâ Ebû Bekir’e dönerek: “Eğer biz oğlumuzu kızınla evlendirirsek, sen onu dinimizden çevirip kendi dinine sokacaksın” demiş. Ebû Bekir, Mutʻim b. Adî’ye dönerek: “Bu konuda sen ne düşünüyorsun?” deyince Mutʻim b. Adî: “Söylenilenleri işittin” şeklinde cevap vererek karısıyla aynı fikirleri paylaştığını Ebû Bekir’e bildirmiş. Bunun üzerine Ebû Bekir sözünü bozmuş olmadığı için, oradan gönül rahatlığıyla ayrılmış. Görüldüğü gibi sadece bir söz verme durumu var ve anlaşılan Mutʻim b. Adî ile Ümmü’l-Fetâ’nın işine gelmiyor Ebû Bekir ile hısım olmak ve damat adayının ailesi tarafından konu kapanıyor.

Ebû Bekir Havle’ye: “Rasûlullah’ı buraya davet et” demiş. Havle Rasûlullah’a gelerek durumu kendisine bildirmiş. Rasûlullah’ın Ebû Bekir’in evine gelmesiyle birlikte, Rasûlullah’ın ve Âişe’nin nikâhı kıyılmış (2). Dönemine bakıldığında çok normal bir gelişme söz konusudur…

Bu rivayette sadece söz vermiş olmak ve evlenen erkeğin dinine girmek durumu dışında validemizin yaşının küçüklüğü konu bile edilmemiştir. Başka bir rivayette o tarihte Âişe validemizin henüz küçük olduğu için fiilî evlilik ileri bir tarihe bırakıldığı ve bu sıkıntılı günlerden sonra Âişe validemizle nikâhı, Rasûlullah için büyük bir sevinç vesilesi olduğu kayıtlıdır (3).

Rasûlullah’ın Âişe validemizle evliliği Âişe validemizle Rasûlullah’ın nikâhlarının üzerinden yaklaşık 2 yıl gibi bir süre geçtikten sonra müslümanların neredeyse tamamı ve son olarak Rasûlullah ile Ebû Bekir de Medine’ye hicret etmişler. Rasûlullah ve Ebû Bekir ailelerini Medine’de bırakarak yalnız olarak Medine’ye hicret etmişler (4). Rasûlullah ve Ebû Bekir Medine’ye vardıktan bir müddet sonra ailelerini de yanlarına getirmek istemişler. Âişe validemizin şöyle anlattığı rivayet edilir: “Rasûlullah, Medine’ye hicret ettiğinde bizi ve kızlarını Mekke’de bırakmıştı. Medine’ye varınca azatlı kölesi Zeyd b. Hârise ile Ebû Râfi’i 2 deve ve bir de ihtiyaç duyacakları şeyi satın almak üzere Ebû Bekir’den aldığı 500 dirhem harçlıkla birlikte bize gönderdi. Ebû Bekir de Abdullah b. Üraykıt’ı 2 veya 3 deve ile onların yanına katıp zevcesi annem Ümmü Rûmân’ı, beni ve kız kardeşim Esmâ’yı bindirerek göndermesini Abdullah b. Ebû Bekir’e emretti. Beraber yola çıktık. Kudeyd’e geldiğimizde Zeyd b. Hârise o 500 dirhemle 3 deve daha satın aldı. Yolda Talha b. Ubeydullâh’a rastladık. O da Ebû Bekir’in ev halkı ile birlikte hicret etmek istiyordu. Hep birlikte Mekke’den yola çıktık. Ebû Râfiʻ Fâtıma’yı, Ümmü Gülsüm’ü ve Sevde bint Zemʻa’yı; Zeyd de Ümmü Eymen’i ve oğlu Üsâme’yi bindirip yola çıktı. Abdullah b. Ebû Bekir, Ümmü Rûmân’ı ve 2 kız kardeşini alıp yola çıktı. Talha b. Ubeydullâh ise kendi başına yola çıktı. Hep beraber konuşa konuşa Mina mevkiinden Beyz’a ulaştığımızda devem kaçtı. Ben, hevdecin içindeydim, annem de yanımdaydı. Annem: ‘Eyvâh kızcağızım! Eyvâh gelinciğim!’ diyerek çırpınıyordu. Yüce Allah devemizi döndürüp bizi devemize ve selâmete kavuşturdu. Nihâyet Medine’ye geldik. Ben, Ebû Bekir’in ev halkı ile birlikte indim. O zaman mescid ve mescid civarındaki odalar yapılmış bulunuyordu. Rasûlullah’ın ev halkı kendi odalarına indiler” (5). Ebû Bekir’in ailesi ise Medine’ye gelince, Sunh’da oturan Benû Hârise b. Hazrec’in bölgesine inmişler (6). Hayatın normal akışını okuyorsunuz… Günümüz tartışmalarının hiçbir izi yok…

Hicretten kısa bir süre sonra Medine’nin havasına alışık olmayan muhâcirler humma hastalığına yakalanmışlar. Humma hastalığına Âişe validemiz de yakalanmış. Bu hastalık sebebiyle Âişe validemizin saçları dökülmüş. İyileştikten sonra saçları tekrar çıkmış ve bir hayli uzamış (7). Âişe validemiz tekrar sağlığına kavuştuktan sonra annesi Ümmü Rûmân Âişe validemizin kilo alıp Rasûlullah ile evliliğe hazırlanması için Âişe validemize sümne ilacını vermiş. Fakat Âişe validemiz kilo almamış. Daha sonra Ümmü Rûmân Âişe validemize yaş hurma ile salatalığı beraber yedirerek onun kilo almasını ve vücudunun gelişmesini sağlamış (8).

Aradan uzunca bir süre geçtikten sonra Ebû Bekir Rasûlullah’a gelerek: “Yâ Rasûlallah! Âişe ile evlenmekten seni alıkoyan ne?” diye sormuş. Rasûlullah mehir sebebiyle evlenemediklerini söyleyince Ebû Bekir kendisine 12,5 ukıyye (40 dirhem) göndermiş. Rasûlullah bu parayı Âişe validemize mehir olarak vermiş (9). Sadece Rasûlullah’ın fakir olması sorun… Onu da kayınpederi çözüyor..

Rasûlullah ile evlendikleri günü Âişe validemiz şöyle anlatmış: “Ben kız arkadaşlarımla beraber bir tahterevalli (veya salıncak) üzerinde oynarken Ümmü Rûmân bana seslendi. Hemen yanına gittim. Niçin beni çağırdığını bilmiyordum. Elimden tutarak beni kapının yanında durdurdu. Nefes nefese kalmıştım. Biraz sakinleştikten sonra Ümmü Rûmân beni odaya aldı. İçeride bazı ensâr kadınları vardı. Kadınlar: ‘Hayırlı, uğurlu ve mübarek olsun’ dediler. Ümmü Rûmân da beni onlara teslim etti. Kadınlar başımı yıkayıp beni hazırladılar. Birden Rasûlullah kuşluk vakti ansızın çıkageldi. Kadınlar da beni ona teslim ettiler” (10). Rasûlullah Âişe validemizden başka bakire biriyle evlenmemiş (11).

Âişe ve Rasûlullah’ın evlilik tarihi hususunda iki rivayet bulunmaktadır. Bir rivayete göre Şevval 1 Nisan 623 tarihinde evlenmişler (12). Diğer bir rivayete göre Şevval 2 Mart 624 tarihinde Bedir Gazvesi’nden sonra evlenmişler (13). Âişe validemiz Medine’ye ulaştıktan bir müddet sonra humma hastalığına yakalanmış ve saçları dökülmüşse Âişe validemizin tekrar sağlığına kavuşması, kilo alması ve kendi ifadesiyle saçlarının tekrar gürleşmesi için epey zamana ihtiyaç duyulacağından ikinci rivayetin daha makul olduğunu düşünenler var. Buna ek olarak Rebiyülevvel ayında başlayan Mescid-i Nebevî’nin ve etrafındaki odaların inşaatının yaklaşık yedi ay sürüp, şevval ayında tamamlanmış olması da (14) bu evliliğin Şevval 2 Mart 624 tarihinde yapılmış olması ihtimalini güçlendirir. Çünkü Rasûlullah ve Ebû Bekir kendi ailelerini mescidin inşaatı bittikten sonra Medine’ye getirtmiş. Ebû Bekir’in Rasûlullah’a gelerek evliliğin niçin geciktiğini sorduğu rivayeti de Şevval 2 Mart 624 tarihini destekler. Rasûlullah ve Âişe validemiz Şevval 2 Mart 624 tarihinde evlenmiş olabilirmiş. Tarih hususunda ihtilaf olmayan tek konu Âişe validemizin şevvâl ayında evlenmesiymiş. Birçok rivayette Âişe validemiz bunu övgüyle mesela şöyle dile getirmiş: “Rasûlullah benimle şevvâl ayında nikâhlandı ve şevvâl ayında evlendi. Onun hangi hanımı onun yanında benden daha değerlidir” Bu sebeple Âişe validemiz, yakını olan kimselerin şevvâl ayında evlenmelerini istermiş (15). Hadisçilerin nelerin peşine düştüklerini görüyor musunuz? İslam dünyası Rasûlullah’ın irtihalinden belki birkaç yıl sonrasından beri kan ağlamaktadır. Perişandır. Rasûlullah’la ilgili belki de hiç doğru olmayan bu hadislere iman edenler olmuştur. Bu hadisleri içeren kitaplarda geçen diğer hadisler içerisinde Rasûlullah’ın Âişe validemiz sübyan iken nikahlandığına dair hadislerin bulunması rivayetçileri sübyancılığa “sünnet” olduğu düşüncesiyle itmiştir. Bazı cihad hadisleri terör örgütü oluşturmalarına yol açmıştır. Kuran’ın dışında kalmak ümmetin belasını vermiştir. Adeta Kuran’ın bedduasına uğranılmıştır. Bu hadisler Müslümanların hiçbir yarasına merhem olmamış ve kanayan yara gitgide büyümüştür. İnsan ömrü bunlarla uğraşacak kadar uzun değildir. Ümmet de bunlarla meşgul olacak kadar rahat ve huzurlu değildir. Yangını söndürmenin bile bir usulü var… Ümmetin en büyük derdi problemlere (yangınlara) usullü yaklaşmamaktır. Yangında ateşe sırtını dönen ve kendini yakan itfaiyecilere benziyoruz…

Kaynaklar:

1. (İbn Sa‘d, 2012: I, 164; İbnü’l-Esîr, 2010: I, 606; İbn Kesîr, 1997: IV, 304-316; Kastallânî, 1996: II, 38; Şulul, 2011: 335-338; Küçükaşçı, 2009: XXXVI, 519-520).

2. (Ahmed b. Hanbel, 2006: XVII, 228-229; İbnü’l-Esîr, ts: VII, 186-187; Zehebî, 1985: II, 149-150; Heysemî, 1994: IX, 362-363; Şâmî, 2006: 81-82. Krş. İbn Hacer el-Askalânî, 2001: VII, 188; Hâirî, 1987: II, 251; Sekâkînî, 1986; 54-57). Hz. Peygamber ve Hz. Âişe’nin nikâhı biʻsetin 10. senesinde Şevval ayında yapılmıştır (İbn Saʻd, 2012: VIII, 47, 48; Dârimî, 1981, Nikâh 28; Zübeyr b. Bekkâr, 1983: 35; Müslim, 2010: Nikâh 73; İbn Mâce, 2013: Nikâh 53; Tirmizî, ts: Nikâh 9; Belâzürî, 1996: II, 540; Nesâî, ts: Nikâh 18, 77; İbn Abdilber, 1992: IV, 1882; Nüveyrî, 1975: XVIII, 174; Şulul, 2011: 338).

3. (İbn Saʻd, 2012: VIII, 47; Heysemî, 1994: IX, 365).

4. (İbn Saʻd, 2012: VIII, 49-50; Belâzürî, 1996: II, 546; Taberânî, 1984: XXIII, 24-25; Hâkim, 2002: IV, 56; Zehebî, 1985: II, 152-153; Heysemî, 1994: IX, 366; İbn Hacer, 2001: III, 247; Köksal, 1987: VIII, 166-167. Krş. İbn İshâk, 1976: 240; Ahmed b. Hanbel, 2006: XVIII, 172; İbn Kesîr, 1997: IV, 546; Şâmî, 2006: 79-80; Demircan, 2000: 144-145).

5. (İbn Saʻd, 2012: VIII, 49-50; Belâzürî, 1996: II, 546; Taberânî, 1984: XXIII, 24-25; Hâkim, 2002: IV, 5-6; Zehebî, 1985: II, 152-153; Heysemî, 1994: IX, 366; İbn Hacer, 2001: III, 247; Köksal, 1987: VIII, 166-167. Krş. İbn İshâk, 1976: 240; Ahmed b. Hanbel, 2006: XVIII, 172; İbn Kesîr, 1997: IV, 546; Şâmî, 2006: 79-80; Demircan, 2000: 144, 145).

6. (Heysemî, 1994: IX, 364; Şâmî, 2006: 83; Köksal, 1987: VIII, 167).

7. (Dârimî, 1981: Nikâh 56; Buhârî, 2011: Menâkıbü’l-Ensâr 44, 45; Müslim, 2010: Nikâh 69; İbn Mâce, 2013: Nikâh 13; Ebû Dâvûd, 1997: Edeb 63; İbnü’l-Cevzî, 1985: II, 16; Şâmî, 2006: 83-84).

8. (İbn Mâce, 2013: Et’ime 37; Ebû Dâvud, 1997: Tıb 20; Nesâî, 2001: VI, 251; Hâkim, 2002: II, 202).

9. (İbn Saʻd, 2012: VIII, 49-50; Belâzürî, 1996: II, 546; Hâkim, 2002: IV, 6; Zehebî, 1985: II, 152153; Köksal, 1987: VIII, 166-167. Krş. Hâkim, 2002: II, 197-198; İbn Kesîr, 1997: IV, 546; Şâmî, 2006: 79-80).

10. (Dârimî, 1981: Nikâh 56; Buhârî, 2011: Menâkıbü’l-Ensâr 44; Müslim, 2010: Nikâh 69; İbn Mâce, 2013: Nikâh 13; Ebû Dâvud, 1997: Edeb 63; İbnü’l-Cevzî, 1985: II, 16; Şâmî, 2006: 83-84).

11. (İbn Hişâm, ts: IV, 301; İbn Saʻd, 2012: VIII, 63-64; Buhârî, 2011: Nikâh 9; Belâzürî, 1996: II, 545; İbnü’l-Cevzî, 1985: II, 17; Zehebî, 1985: II, 163-164; Şâmî, 2006: 87, 103).

12. (İbn Saʻd, 2012: VIII, 46; Belâzürî, 1996: II, 540; Hâkim, 2002: IV, 5; İbn Kesîr, 1997: IV, 546, 570; Heysemî, 1994: IX, 367-368; İbn Hacer, 2001: VII, 187).

13. (Zübeyr b. Bekkâr, 1983: 35; İbn Abdilber, 1992: IV, 1881; Nüveyrî, 1975: XVIII, 174; Zehebî, 1985: II, 135, 141-142; İbn Hacer, 2001: VII, 187; Moin, 1982: 12-13).

14. (Bozkurt, 2004: XXIX, 282).

15. (İbn Saʻd, 2012: VIII, 47, 48; Dârimî, 1981: Nikâh 28; Müslim, 2010: Nikâh 73; İbn Mâce, 2013: Nikâh 53; Tirmizî, ts: Nikâh 9; Belâzürî, 1996: II, 540; Nesâî, ts: Nikâh 18, 77; İbn Abdilber, 1992: IV, 1882; Zehebî, 1985: II, 164; Şâmî, 2006: 86-87).

NOT: Yukarıda kısalma olarak geçen kitapların açılımları aşağıda verilmiştir.

BELÂZÜRÎ, Ebü’l-Hasen Ahmed b. Yahyâ b. Câbir b. Dâvûd (1996). Ensâbü’l-Eşrâf, tah. Muhammed Hamîdullah-Süheyl Zekkâr-Riyâz Ziriklî,Beyrût: Dârü’l-Fikr.

BOZKURT, Nebi (2004), “Mescid-i Nebî”. DİA, S. XXIX, s. 281-290.

BUHÂRÎ, Ebû Abdullah Muhammed b. İsmail b. İbrahim el-Cuʻfî (2011). Sahîh, tah. ve tahr. Ahmed Zehve-Ahmed İnâye, Beyrût: Dârü’l-Kitâbi’lArabî.

DÂRİMÎ, Ebû Muhammed Abdullah b. Abdurrahman b. el-Fazl (1981). Sünen, İstanbul: Çağrı Yayınları.

DEMİRCAN, Adnan (2000). Nebevî Direniş Hicret, İstanbul: Beyan Yayınları.

İbn Abdilber, Ebû Ömer Cemâleddîn Yûsuf b. Abdullah b. Muhammed (1992). el-İstî‘âb fî Ma‘rifeti’l-Eshâb, tah. Ali Muhammed el-Becâvî, Beyrût:Dârü’l-Cîl.

İbnü’l-Cevzî, Ebü’l-Ferec Cemâleddîn Abdurrahman b. Ali b. Muhammed el-Bagdâdî (1985). Sıfatü’s-Safve, tahr. Mahmûd Fâhûrî, tah.Muhammed Revvâs Kalʻacî, Beyrût: Dârü’l-Maʻrife.

İbnü’l-Esîr, Ebü’l-Hasen İzzeddîn Ali b. Muhammed b. Muhammed eş-Şeybânî el-Cezerî (2010). el-Kâmil fi’t-Târîh, tah. Ebü’l-Fidâ’ Abdullah elKâzî-Muhammed Yûsuf ed-Dakkâk, Beyrût: Dârü’l-Kütübü’l-İlmiyye.

İbnü’l-Esîr, Ebü’l-Hasen İzzeddîn Ali b. Muhammed b. Muhammed eş-Şeybânî el-Cezerî (ts). Üsdü’l-Gâbe fî Maʻrifeti’s-Sahâbe, tah. Ali Muhammed Müʻavviz-Âdil Ahmed Abdilmevcûd, Beyrût: Dârü’l-Kütübü’l-İlmiyye.

İbn Kesîr, Ebü’l-Fidâ İmâdüddîn İsmail b. Şihâbeddîn Ömer b. Kesîr b. Dav’ b. Kesîr el-Kaysî el-Kureşî (1997). el-Bidâye ve’n-Nihâye, tah. Abdullah

İbn Hacer el-Askalânî, Ebü’l-Fazl Şihâbeddîn Ahmed b. Ali b. Muhammed el-Askalânî (2001). el-İsâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe, tah. Sıdkî Cemîl elAttâr, Beyrût: Dârü’l-Fikr.

İbn Hişâm, Ebû Muhammed Cemâleddîn Abdülmelik b. Hişâm b. Eyyûb (ts). es-Sîretü’n-Nebeviyye, tah. Mustafa es-Sakâ-İbrahim el-EbyârîAbdülhafîz Şiblî, Beyrût: Dârü’l-İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî.

İbn İshâk, Ebû Abdullah Muhammed b. İshâk b. Yesâr b. Hıyâr el-Muttalibî el-Kureşî el-Medenî (1976).

İbn Mâce, Ebû Abdullah Muhammed b. Yezîd Mâce el-Kazvîni (2013). Sünen, haz. Muhammed Berber, Beyrût: el-Mektebetü’l-Asrıyye.

İbn Sa‘d, Ebû Abdullah Muhammed b. Saʻd b. Meniʻ el-Kâtib el-Hâşimî el-Basrî el-Bagdâdî (2012). et-Tabakâtü’l-Kübrâ, tah. Muhammedn Abdülkâdir Atâ, Lübnan: Dârü’l-Kütübü’l-İlmiyye.

KASTALLÂNÎ, Ebü’l-Abbâs Şihâbeddîn Ahmed b. Muhammed b. Ebû Bekir (1996). el-Mevâhibü’l-Ledünniyye, tah. Muhammed Abdülʻazîz elHâlidî, Beyrût: Dârü’l-Kütübü’l-İlmiyye (Zürkânî Şerhinin İçinde).

KÖKSAL, M. Asım (1987). İslâm Tarihi, İstanbul: Şamil Yayınevi.

MÜSLİM, Ebü’l-Hüseyin Müslim b. el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyrî (2010). Sahîh, Beyrût: Dâru İbni Hazm.

NESÂÎ, Ebû Abdurrahman Ahmed b. Şuʻayb b. Ali (ts). Sünen-i Nesâî: bi Şerhi’l-Hâfız Celâleddîn es-Süyûtî ve Haşiyeti’l-İmâmi’s-Sindî, tah. Mektebü Tahkîki’t-Türâsi’l-İslâmî, Beyrût: Dârü’l-Maʻrife.

NESÂÎ, Ebû Abdurrahman Ahmed b. Şuʻayb b. Ali (2001). Sünenü’l-Kübrâ, tah. Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türkî vd., Beyrût: Müessesetü’rRisâle.

NÜVEYRÎ, Şehâbeddin Ahmed b. Abdülvehhâb b. Muhammed (1975). Nihâyetü’l-Ereb fî Fünûni’l-Edeb, Kahire: el-Hey’etü’l-Mısriyyetü’l-Âmme li’l-Kitâb.

SEKÂKÎNÎ, Vedâd (1986). Ümmehâtü’l-Mü’minîn ve Benâtü’r-Rasûl, Dımaşk: Dârü’l-Fikr.

ŞÂMÎ, Ebû Abdullah Şemseddîn Muhammed b. Yûsuf b. Ali b. Yûsuf es-Sâlihî (2006). Ezvâcü’n-Nebî, tah. Muhammed Nizâmeddin el-Füteyyih, Beyrût: Dârü’l-Kelimi’t-Tayyib.

ŞULUL, Kasım (2011). İlk Kaynaklara Göre Hz. Peygamber Devri Kronolojisi, İstanbul: İnsan Yayınları.

TABERÂNÎ, Ebü’l-Kâsım Müsnidü’d-Dünyâ Süleyman b. Ahmed b. Eyyûb (1984). Müʻcemü’l-Kebîr, tah. Hamdî Abdülmecid Selefî, Beyrût: Dâru İbn Hazm.

TİRMİZÎ, Ebû İsa Muhammed b. İsa b. Sevre (ts). Sünen, Haz. Muhammed Nasıruddîn el-Elbânî-Ebû Ubeyde Meşhûr b. Hasan Âli Selmân, Riyâd: Mektebetü’l-Meʻârif.

ZEHEBÎ, Ebû Abdullah Şemseddîn Muhammed b. Ahmed b. Osman (1985). Siyeru A‘lâmi’n-Nübelâ, tah. Şuʻayb el-Arnaût vd., Beyrût: Müessesetü’r-Risâle.

Zübeyr b. Bekkâr, Ebû Abdullah (1983). el-Müntehab min Kitâbi Ezvâci’n-Nebî, tah. Sekîne Şehâbî, Beyrût: Müessesetü’r-Risâle.

 

                                                          

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (18) Genel 24.09.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (17) Genel 20.09.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (16) Genel 04.09.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (15) Genel 31.08.2020
YÜKSEL YILMAZ BİYOGRAFİSİ (Ağustos 2020) Spor 10.08.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
KADIN Genel 12.09.2020
Ya Olduğun Gibi Görün ,Ya Göründüğün Gibi Ol Genel 07.09.2020
Kadınları Kerhane Kadınlarına Benzetme Genel 29.08.2020
Başkasının Hakkını Gasp Etmek Genel 29.08.2020
MİLLİ GÖRÜŞ ‘MİLLİ’ Mİ, İRANÎ Mİ?(1) Genel 29.08.2020