RAMAZAN PİŞKİN MESELESİNE DAİR

Ramazan Pişkin olayını biliyorsunuz bayramdan beridir ülkenin gündemini işgal eden bir olaydı.
Diyarbakır Ulu Camii avlusunda yıllardır kendi üslubunca İslami tebliğ eden bir insan. Anlatımını ve Üslubunu yanlış bulanda var, doğru bulanda var, Anlatımın üslubunun İslam’a zarar verdiğini iddia edende var üslubunun gayet iyi olduğunu iddia edende var.
Diyarbakır’da Ramazan’a “Deli” diyende vardı, “Veli” diyende…

İşte bu Ramazan bundan birkaç yıl önce yine her zaman yaptığı gibi Diyarbakır Ulu Camii avlusundayken birkaç yerli turist avluya giriyor. Bu yerli turistlerden bir bayan ile Ramazan arasında kadının kıyafeti üzerinden bir tartışma başlıyor. Ramazan kendi üslubunca kadının kıyafetinin bir ibadethane için uygun olmadığını söylüyor. Aralarındaki tartışmadan sonra kadın Ramazan hakkında şikâyetçi oluyor ve Mahkeme süreci başlıyor.
Şimdi, buraya çok dikkat.
Kadın ile Ramazan arasındaki tartışmanın Mahkeme sürecinde Ramazan “CİNSEL TACİZ” suçlamasıyla yargılanıyor.
Oysa Ramazan bu kadına Cinsel tacizde bulunmamış, Tecavüz etmemiş, Cinsel sarkıntılıkta veya benzeri eylemlerde bulunmamış. Sadece ve sadece SÖZLÜ ATIŞMA OLMUŞ ARALARINDA.
Sözlü tartışmalardan dolayı dava açılabilir mi? Evet, elbette ki AÇILABİLİR. 
Dava açılabilir ama “HAKARET” DAVASI AÇILABİLİR. Oysa burada bir HAKARET DAVASI DEĞİL, BİR CİNSEL TACİZ DAVASI AÇILMIŞ. 
Yani, Ramazan üslupsuz, anlatımını/meramını doğru yapamamış bir kişi olarak değil, bir “SAPIK” olarak yargılanmış ve sonunda da bu CİNSEL TACİZ davasından “HÜKÜM” giymiş oldu. 
Üst Mahkemelerde dâhil tüm Hukuki süreçlerden Cinsel Taciz SUÇLUSU, Yani bir SAPIK olarak ceza almış.

Ramazan’ın bir SAPIK olarak cezaevine girmesini istemeyenler bu defada Ramazan için ailesinin daha önceden verdiği dilekçeyi de kullanarak bir AKIL ve RUH SAĞLIĞI RAPORU (Şizofreni) almışlar. Bu Rapor ile Ramazan’ın cezaevine girişini önlemişler.
Ramazan’ın itirazı da burada başlamış.
“Ben DELİ DEĞİLİM” demeye başlamış ve kendisine “ŞİZOFREN” Raporunun verilmesini kabullenmeyerek Mahkemeye itiraz etmiş.
İtirazı kabul edilmemiş ve daha önce verilen kesinleşmiş mahkeme kararına istinaden Elazığ’daki Şehid Fethi SEKİN Şehir Hastanesinde gözetim altına alınmış.  
Buraya kadar olay HUKUKİ açıdan seyrederken Ramazan’ın Akıl hastanesine kapatıldığı duyulunca Sosyal Medyada tabiri caizse kıyametler koptu.

Bende durumdan rahatsız olanlardan biriydim ve bunu vicdanıma açıklayamıyordum.
Evet, Ramazan üslupsuz olabilirdi.
Evet, Ramazan bir Hoca’da, bir Alim’de, bir Veli’de olmayabilirdi.
Evet, Ramazan Camide zaten Müslüman olanlara yönelik bir tebliğ yaparak çokta uygun olmayan bir yöntem seçmiş olabilirdi.
Bunların hepsi tartışılabilir, konuşulabilir şeylerdir.
Ramazan’ın tüm bu sıfatlara sahip olmaması onun bu haksızlığa uğramasını haklı kılabilir mi? Haksızlığa uğrayanın kimliğine, Sosyal statüsüne bakmadan Adalet istememiz gerekmezmiydi? 

Olay patlak verdikten ve Sosyal Medyada infial uyandırdıktan sonra Hükümet kanadından ve Akparti’ye yakın bazıları durumdan rahatsız oldular.
Olayın Hükümeti/Akparti’yi yıpratacağını düşünmeye başladılar. Haksızda sayılmazlardı. 
Olay, İstanbul Sözleşmesindeki “Kadının beyanı esastır” maddesini tartışmaya açmış ve İstanbul sözleşmesindeki bu ifadelere dayanılarak Ramazan gibilere “HAKARET” yerine “CİNSEL TACİZ” davaları açılmasının yolunu açtığını gözler önüne sermişti.
Kamuoyu, bu olayda iki kişi arasındaki basit bir tartışmadan bile CİNSEL TACİZ suçlamalarının yapılabileceğini ve hiç alakası yokken insanların “SAPIK” damgası yiyebileceğini çok net bir şekilde görmüş oldu. 
İnsanları rahatsız eden en önemli argümanlardan biri buydu.
İşte Akparti üst yönetiminin Sosyal Medyadaki bu infialden rahatsız olması süreci böyle başlamış oldu. Bu rahatsızlıkları sebebiyle önce Ramazan’a destek verenleri sakinleştirme sürecine girdiler ve Ramazan’a destek verenler tanıdıklar vasıtasıyla teker teker telefonlarla arandılar. Ramazan’a destek verenlerin sakin olmasını sağladılar ve olayın Çarşamba günü çözüme kavuşturulacağını anlattılar.
Hakikaten bayramdan sonraki Çarşamba günü Ramazan’a verilen rapor ile Hastaneden taburcu olması sağlandı.
Ramazan’a süreç boyunca destek verenler de artık işin peşine düşmediler. Mesele hallolmuştu. 
Fakat beklendiği gibi olmadı.
Ramazan’a destek verenler suskunluğa gömülmüştü ama bu defa ANTİ PROPAGANDA başlamıştı.
Ramazan ve Ramazan’a destek verenlerin nasıl bir gaflet, dalalet ve hıyanet içinde olduklarına dair yazılar, yorumlar, paylaşımlar peşpeşe geldi. 
Ramazan için olmadık iftiralar gırla gitmeye başladı. Kimi Tarikatlara bakışından dolayı onu suçlarken bir diğeri Siyasete bakış açısından, kimileri de Kemalizme, Apoizme bakış açısından dolayı onu suçluyordu.
Koskoca Âlimlerin Ramazan’ın aslında hoca olmadığına yönelik beyanatları, Kocaman yazarların Ramazan’ı hor, hakir gören yazıları peş peşe geliyordu.
Ramazan’a destek verenlerin “Dıj Güçlerin kuklası” ve “Provokatör” oldukları hatta hızını alamayıp “Vatan haini” olduklarını söyleyenler bile çıktı. 
Onlara göre Ülkemizin yasal bir Mahkemesi Mevzuata, Hukuka uygun “yasal” bir karar vermişti. Öyleyse bir Mahkeme bir konuda karar vermiş ise bize de bunu sorgusuz sualsiz eleştirmeden direkt kabul etmek düşerdi. 
Bizim gibi Ramazan’a destek verenlere göre ise Evet olay Hukuki açıdan doğru ve fakat vicdani açıdan rahatsız edici bir karardı.
Tıpkı daha önce İstanbul Belediye Başkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’a Siirt’te okuduğu Ziya GÖKALP’in Şiirinden dolayı verilen ceza gibiydi. Yasal olarak Hukuka uyuyor ancak vicdani olarak ise hiç kimsenin içine sinmiyordu. 
Kamu Vicdanı devlet adına verilen bu iki karardan dolayı da rahatsız olmuştu. Recep Tayyip Erdoğan’a verilen Şiir cezası, 28 Şubat günlerinde verilen Başörtüsü ile Üniversite okuyamama kararları, Bediüzzaman Said Nursi’ye Osmanlının son dönemlerinde yapıştırılan “Deli” damgası ve Cumhuriyetin ilk yıllarında verilen onlarca hapis cezası Yasalara uygun ve fakat Kamuoyu vicdanlarını yaralayan kararlardı. Oysa bunların hepsi MAHKEME KARARLARI idi…
Demek ki Mahkemeler her zaman doğru kararlar veremeyebilirdi. Bunu 28 Şubat davasında yargılanan ve önce yasal Mahkemelerde CEZA ALIP daha sonraları ise YENİDEN YARGILAMA yolu ile beraat ettirilenlerden biliyorduk. Hukuk demek ki aynı konuda farklı kararlar alabiliyordu. Bunları gözümüzle görmüştük.

Benim en çok üzüldüğüm konu ise bugünlerin ileride/yarınlarda Müslümanlar açısından, İslamcı geçinenlerin çoğunluğu açısından utançla anılacak günler olmasıdır.
Gerçek şudur ki, Ulu Cami avlusunun ortasındaki bir tartışmadan dolayı bir kişi CİNSEL TACİZ suçlamasıyla sadece ve sadece KADININ BEYANI ESAS ALINARAK ve KESİN HÜKÜM VERİLEREK CEZALANDIRILDI.
Yıllar sonra insanlar bu adamı CİNSEL TACİZ SUÇLUSU diyerek “SAPIK” ilan edecekler. Yani, bu karar sayesinde adam DURDUK YERE SAPIK DAMGASI YEMİŞ OLDU.
Cezaevine girmesinin muazzam bir zulüm olacağını bildikleri için ona güya! iyilik yaparak cezaevine girmesini engellemek adına bu defada “DELİ” Raporu çıkarttılar ve böylece hakikaten de adamı cezaevine girmekten korudular!
Ama, ADAMA ŞİZOFREN DAMGASI VURARAK onu korudular!!!
Yani, birincisi adama haksız yere “SAPIK” DAMGASI VURMUŞ OLDUK, İkincisi ise üstüne tuz biber ekerek birde adamı “ŞİZOFREN” yaptık.
Bir insana daha fazla nasıl zulmedilebilir acaba?
Bugün Ramazan’ı ilahlara (İstanbul Sözleşmesine) kurban verdik ama yarın bunun tıpkısının AYNISININ Ramazan’ı eleştirenlerin BAŞINA GELMEYECEĞİNİN GARANTİSİ YOK... Hepi topu şirret bir kadının mahkemeye gidişine bakar her şey!!!
Ben, "Umarım aynısı başlarına gelir" demeyeceğim ve emin olun bunun aynısı Ramazan’ı eleştirenlerin başına da gelse onları da destekleyeceğim ama yine bu süreci gördükten sonra kesinlikle emin oldum ki faraza bunun aynısı kimsesiz sahipsiz birinin başına gelse ve bir şirret kadın sahipsiz birine bu iftirayı atsa HEPSİ O KİŞİYİ BİR KALEMDE SİLECEKLER, bunu da ÇOK NET ANLAMIŞ OLDUM...
Konuşmamız gereken Ramazan'ları ilahlara (İstanbul Sözleşmesine) kurban vermek değil, daha fazla Ramazanlar mağdur olmasın diye İstanbul Sözleşmesi gibi Yasaların nasıl iptal edilebileceği olmalıydı.
Ramazan benim için sıradan biriydi. Halende öyledir.
Ramazan benim Arkadaşım değil, yakınım değil, Liderim değil, Yoldaşım değil. Bir kaç kere Ulu Camide görmüşlüğüm var hepsi o kadar.
Ramazanın ve Ramazanların yolunu yöntemini beğenmeyebiliriz, Üslubunu beğenmeyebiliriz, beğenmek zorunda da değiliz ama İstanbul Sözleşmesinin bir kurbanı olarak yarın bu tür iftiralardan herkesi korumak adına onun yanında yer almamız ve onun YENİDEN YARGILANMASINI SAĞLAMAMIZ gerekirken onu kurban etmemiz doğru bir yaklaşım değildi.
Bugün SARI ÖKÜZ olan (Cemaatsiz, Sahipsiz, Kimsesiz) Ramazan’ı Aslanların (Gücü elinde bulunduranların) önüne yem olarak atarsanız yarın sıra Mor İneğe de gelir, Siyah İneğe de gelir, Kırmızı İneğe de gelir ve günün sonunda tüm inekler Aslanlara/İlahlara yem olmuş olur...

Alman Papaz Martin Niemöller’in 2. Dünya savaşından sonra söylediklerini unutmayın;  “Naziler önce komünistleri götürürken sesimi çıkarmadım, evet, ben bir komünist değildim. Sosyal demokratları hapsettiklerinde sesimi çıkarmadım, evet, bir sosyal demokrat değildim. Sendikacıları almaya geldiklerinde sustum, evet, ben bir sendikacı değildim. Benim için geldiklerinde ise, buna karşı çıkabilecek kimse kalmamıştı…” 
Son olarak Müslüman bireyler olarak İslamın en temel şiarlarından olan şu cümleyi asla unutmayın; “HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR”…
Bugün Ramazan için gelenler yarınlarda sizin için geldiğinde sizi savunacak insanlar bulunsun istiyorsanız “Adalet” önceliğiniz olsun.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
SAYIN VALİM Yaşam 17.06.2020
GENÇLER NEDEN EVLEN(E)MİYOR? Sosyal 22.05.2020
CORONA GÜNLERİNDE TOPLU ULAŞIM Sosyal 28.04.2020
SOSYAL YARDIMLAŞMADA TEKELLEŞME SORUNU Sosyal 23.04.2020
TERÖRİST KİMDİR? Genel 06.04.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Nefes Almak İstiyoruz Sosyal 02.07.2020
Ayasofya Sorunu Sosyal 15.06.2020
SOSYOLOJİK VİRÜS "IRKÇILIK" Sosyal 04.06.2020
Neden Hala İnsan Olamadık? Sosyal 28.05.2020
ESKİ RAMAZANLARI UNUTMAYALIM Sosyal 15.05.2020