ÇAĞIN GARİP DRAMI

Pencereleri dışardan kafesli, içerden beyaz patiska perdeli evlerin sedirlerinde, yaşlı büyük hanımlar, beyaz başörtüleriyle köşeye bağdaş kurar, öne arkaya sallanarak Kur'an okurlardı.

Evlatlıklar, bahçedeki tulumbadan çektikleri sularla, helalardaki ibrikleri, önü küçük musluklu gaz tenekelerini doldurur, sonra da etekleri bellerine sıkıştırılmış, yanlarından bir kova su, çıplak sağ ayaklarının altında rengi koyulaşmış eski bir çuval, gıcırdata gıcırdata sofanın tahtalarını ovalardı.

Kilerde en azından altı aylık erzak dururdu.

Kimse, ne saçını yaptırmak için berbere, ne de Mozart dinlemek için konsere giderdi.

Erkekler, gecelik entarilerinin üstünde şal hırkaları, başlarında takkeleri, büyük kestane ağaçlarının altında, uyuklayarak nargile içerlerdi.

Ne elektrik vardı, ne telefon, ne radyo, ne televizyon...

Arada bir:

- Allah canımı alsa da kurtulsam! diye ağlayarak odasına kapanan genç kızlardan başka, ruhsal bunalım geçiren kimse de pek olmazdı.

Günler aynı kalıbın biteviyeliği içinde akıp giderdi. En büyük, olay, uzaktaki akrabalara gece yatısına misafirliğe gitmekti.

Misafirlikte, kadınlar öğleden sonra mevluda giderler, erkekler de akşam namazlarını topluca kılarlardı.

Yaz gecelerinde ise, bazen uydurma şanola açık hava gazinosunda temsiller vermeye gelen Naşid'e, yahut Dümbüllü'ye gidilirdi.

Evlatlıklar, "Acaba bizi de götürürler mi?" diye heyecanla bekleşip durur, sonra da büyük hanımların:

- Önce bulaşıkları yıkayın, sonra da yatakları serip yatın, bizi beklemeyin, biz de anahtar var, türünden kesin buyruklarıyla, boyunları bükülür elleri böğürlerinde kalırdı.

 

* * *

 

Bu, yüzyıllardır süzülüp gelmiş bir yaşam türüydü.

Kimsenin de aklından bu türün dışında daha başka yaşam türleri olduğu geçmezdi.

Sonra nasıl olduysa oldu eski ahşap evlerden yavaş yavaş apartman katlarına geçilmeye başlandı. Kalabalık aileler bölündü, büyük hanımların bazıları kızlarının, bazıları oğullarının yanına dağıldılar.

Kilerler, dolap boyutlarına indi, gece yatısı misafirlikleri azaldı, toplu namaz kılmalar bitti.

Konsere değilse de, kadın berberlerine gitme, boyanma ve kürk giyme dönemine geçildi.

Gaz lambalarının yerini elektrik aldı, radyolar ve telefonlar çoğaldı.

Ruhsal bunalımlarda da sanırım epey bir gelişme oldu. Karı-koca kavgaları, dedikodular, gürültülü boşanmalar gitgide yoğunlaştı.

Böylesi gerilimli ortamlarından sıkılan çocuklar, ilerde kuracakları yaşam düzeni konusunda kararsız ve örneksiz kalmaya başladılar.

Kimi avareliği yeğlemeye yöneldi, kimi boş vericiliğe, kimi de daha değişik yaşamları denemeye.

 

* * *

 

Değişik yaşamlar, daha çok roman ve sinemalardan kaynaklanan paralı, pullu, aşklı, gezili dinamik yaşamlardı.

Ne var ki, bu tür yaşamlar için gerekli koşullar çokçası bir araya gelemiyordu. Özellikle para pul sorunu, kolayından çözümlenemiyordu. Aşklar ise tatsız tuzsuz çekişmelere, kırıcı ayrılıklara, içki kadehinde boğulan kara yalnızlıklara dönüşüyordu.

Yaşam dinamizminin hedefi sık sık kayıyor, büyük geziler özleyenler, bakkal dükkanı açmaya, villa yaptırmak isteyenler at yarışlarında şanslarını denemeye savrulurdu.

Kırk yılda bir, dört ucunu bir araya getirenler ise genellikle lüks salonlarda yüzeyde, suyuna tirit konuşmalar ortasında soğuk bir iç yalnızlığına düşüyorlardı.

 

* * *

 

Yaşam biçimlerinden hangisinin en doyumlu ve ruhsal açıdan en sağlıklı bir ortam yaratacağı konusunda kesin bir bilgi örnek yoktu.

Beylik deyimliyle küçük burjuva yaşamının darlığı ve kısırlığı ile çerçevesiz bir yaşamın boyutsuz ve yerçekimsiz boşluğu ortasında, yirminci yüzyılın yeni kuşakları iyiden iyiye bocalamaya başladılar.

Birincinin dışına fırlayanların bir bölümü, hippilikten vurdulu kırdılı siyasal dövüşlere kadar çeşitli kavisler ve zigzaglar çizerek, otuz yaşlarını geçmeye başlayınca, külahlarını önlerine koyup, arpacı kumrusu gibi düşünür oldular.

Ve bir aşk kancasının ucunda yeniden mutfaklı, küçük salonlu, iki çocuklu beylik dünyaya dönmek zorunda kaldılar.

Yirminci yüzyılda kişiler henüz öz yaşamlarında küçük burjuva dünyasının dışında yeni bir öz yaşam türü yaratamıyorlar, yarattıklarını sananlar da, ya diledikleri ruhsal dengeye kavuşamıyor, ya kabuksuz ve güvencesiz yaşamaktan usanıp, eski modele dönüyorlardı.

 

* * *

 

Yollarını en geniş boyutlarının ufuklarından süzerek, dünyayı sayısız kez kucaklamış ünlü yazarlar dahi, yaşlılıklarında, küçük bir çiftlik evi, anlayışlı bir eş ve sıcak gülüşlü torunlar özleminin düşlerine sığınıyorlardı.

Oysa gençliklerinde önce böylesi dar bir ortamdan kaçmışlardı. Ve vara vara, sonunda kaçtıkları dünyanın özlemine varıyorlardı.

Yirminci yüzyıl, yirmi birinciyi hazırlarken, öz yaşam örneklemelerinde henüz sağlam ölçüler getiremiyor, bireyler için sıkıntılı, garip bir çalkantıyı ve aranışı sürdürmekten öteye gidemiyordu.

Ve belki de çağın en büyük dramıydı bu


Başlık Kategori Yayın Tarihi
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 01.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 17.06.2020
HAFTANIN SAÇMALIYANLARI Genel 11.06.2020
ÇİFT 20 KEŞKE HİÇ GELMESEYDİN Genel 20.05.2020
Ev Edebiyat 19.05.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SİLAHSIZ Edebiyat 28.01.2020
Kısa Öykü 111=7 Edebiyat 22.01.2020
Dönen Kızın Etekleri Edebiyat 20.01.2020
ÖZNESİ KAYIP DÜŞLER Edebiyat 02.12.2019
ASLA SÖNMESİN BU YANGIN Edebiyat 01.12.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.