ORUÇLA İLGİLİ UYDURMA RİVAYETLER

Allah Teala buyuruyor: “Ve onlara ayetlerimiz, delillerle okunduğu zaman bize ulaşmayı dilemeyen kimseler şöyle dedi: “Bize bundan başka bir Kur’an getir veya O’nu değiştir.” De ki: “O’nu, kendi nefsimden ilka ederek benim değiştirmem olamaz. Ben ancak bana vahyolunan şeye tabi olurum. Şayet Rabbime asi olursam muhakkak ki ben, büyük günün azabından korkarım” (1). Hal böyleyken zan ve rivayet peşinde koşanlar bundan hiç mi endişe etmezler? Neden bir türlü uyarıdan anlamıyorlar? Neden kesin korunmuş vahiyler varken korunmamış rivayetlere kaçıyorlar? “Bunları Kuran’da türlü türlü şekillerde açıkladık ki öğüt alıp hatırlasınlar. Fakat bu sadece kaçışlarını artırıyor” (2). Zira bozulmuş dinler rivayet dinine dönüştükleri için bozuldular. Korunmuş Kur’an varken korunmamış rivayetler bizi bağlamaz. Rivayet Kur’an’a ve akla uygun olmalıdır ki ilmi bir değeri olsun. Peki, tavrımız ne olacak? Şu: “…Ta ki ölen beyyine üzerine ölsün, yaşayan da beyyine üzerine yaşasın” (3).

Burada sadece oruçla ilgili rivayetleri değerlendireceğiz…

Mesela İmam Bakır rivayeti olduğu rivayet edilen bir hadise göre Resulullah “Her şeyin bir baharı vardır, Kur’an’ın baharı da Ramazan ayıdır” (4) demiş midir? Çünkü bu durum diğer yanda Kur’an’ı kışıleştirir. İlkbahar kulağa hoş gelse bile ardından son baharı sorulur. Bir şeye beşer katıldığı zaman işte böyle kötü kokular gelir. Sorgular ve çelişkiler rahatsız eder.

Gerek Şii’lerin İmam Ali rivayeti olduğunu rivayet ettikleri “Ramazan Allah’ın ayı, Şaban Resulullah’ın ayı, Recep benim ayımdır” (5) ayrımı da Kur’an’a pek uyumlu gelmiyor. Benzeri Sünni kaynaklarda da var: “Receb Allah’ın ayıdır, Şaban benim ayımdır, Ramazan ise ümmetimin ayıdır” (6). Biz Kur’an’a bakınca görüyoruz ki bütün aylar Allah’ındır. Allah’la paylaşmak icat edilmiş…

Şiilere göre Resulullah buyurmuş ki:“İnsan, Ramazan ayının faziletini bilseydi, yılın hepsinin Ramazan olmasını isterdi” (7). Bu da sıkıntılı. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in terbiyesinin dışına çıkmazsak ömür boyu tövbekâr ve takva olan biri için aylar fark etmez. Çünkü kulluk süreklidir. Nasıl bir kalple ne yaptığımız çok önemlidir. Bunun ille savm olması gerekmiyor. Savm edersin ve biter; fakat kulluk daimidir. İmam Sadık’ın rivayeti olduğu rivayet edilen “Kim Ramazan ayında Kur’an’dan bir ayet okursa, diğer aylarda Kur’an hatmeden kimse gibidir” (8) Şii hadisi de aynı... Bu hadise göre Kur’an değerini Ramazan ayından alıyor; oysaki Kur’an her zaman sonsuz değerlidir. Şiilerin “Gökyüzünün kapıları Ramazan ayının ilk gecesi açılır ve son gününün gecesine kadar kapanmaz” (9) hadisini de aynı kategoride değerlendirebiliriz. Yalnız bu hadisin Sünnilerde şöyle bir versiyonu var: “Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur” (10). Bu hadisler uydurulmadıysa soralım: Ramazan ayında ‘Müslümanım’ diyeni de demeyeni de, oruçlusu da oruçsuzu da günah işlediğinde şeytan bağlıyken bu nasıl mümkün oluyor? Hani bağlıydı? Hatta trafikte sürücü “oruç başıma çarptı zaten git belanı arama benden” derken ve hele sonra kavgaya tutuşurken şeytan bağlı olduğuna göre şeytansız mı kavga ediyorlar? Demek ki bunlar Resulullah’ın sözü olsaydılar böyle çelişkiler taşımazlardı. Böyle bir şeytan algısı Kur'an'ın şeytan tanımına da uygun değil. Başka bir Sünni hadise göre Ramazanda orucunu tutup da Şevvalden de altı gün tutan kimse bütün sene oruç tutmuş gibidir (11). Bunlar uydurulmuş bonus hadisler…

Bir başka hadis işin içine Cenneti de katıyor: “Cennet, her yıl Ramazan ayının gelişiyle süslenip ziynetlenir (12). Cennet hazır mıdır? Bunu Allah bildirmiş midir? Hangi ayet? Ayrıca Cennet amellerin ağırlığıyla ilgilidir. Ramazan gelse ne olur eğer niyet berrak değilse? Allah her anımızdan sorumlu tutuyor. Sadece Ramazan yetmiyor. Bunlar bizim için gerekli bilgiler olsaydı Kur'an'ın eksiksiz olduğunu göstererek “Her şeyin açııklaması” (13) buyrulan Kur’an’da mutlaka yer alırdı. Allah “Hüküm yalnız Allah’ındır” (14) buyurduğuna göre başka hüküm koyuculara ihtiyaç yoktur. Zira onu da beyan ediyor: “Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz” (15) buyuruyor. Ya ne yapacağız? Korunmasız rivayet mi okuyacağız? Hayır. Onlar birbiriyle çelişebilir; Resul sözü olmayabilir hatta onun sözü bile olsa değiştirilebilir. “Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kudret yoktur” (16). Dikkat ederseniz Resulullah'tan bile vahyedileni okuması isteniyor. "Vahy-i gayri metluv yapalım" demiyor...

Bir hadise göre Resulullah “Oruç tutanın uykusu ibadet, susması tesbih, ameli kabul ve duası müstecab olur” (17) demiş. Bu yüzden oruçluyken bütün gün uyuyup iftara kalkanlar da var. İftara kadar yatıyor; ezanla kalkıyor. Ne anladın bu oruçtan? Hiçbir şey. Uykuda garibana empati bile yapmadığı halde nasıl oluyor da ibadet kabul ediliyor? Ama bunların duaları kabul olmuyor. Hadisler her ne kadar, “Oruç tutanın duası reddedilmez” (18) dese de Allah reddediyor. Çünkü oruçlu ama takva değil. Mesele bir ibadette değil, toplamda ne olduğumuzdur. Mesela bir kimse kul hakkına karşı oruçlu değilken ne kadar oruç tutup dua ederse etsin faydasız olacaktır. İmam Kazım rivayetli bir hadiste ise “Oruç tutanın duası iftar vakti kabul olur” (19). Dualarımızın kabulü için o kadar çok bonus zaman ve mekânlar varken nasıl oluyor da dünyada en çok çile çeken biz Müslümanlara bu bonuslar yaramıyor?

Yine İmam Sadık’ın rivayet ettiği rivayet edilen “İnsanın başına bir musibet geldiği zaman oruç tutsun” (20) hadisi de her musibet için geçerli değil. Mesela şeker hastalığı da musibettir ama oruç tutamazsın. İmam Zeynelabidin’in rivayet ettiği rivayet edilen “Selam sana olsun ey Ramazan ayı ki, hiçbir ay seninle fazilette yarışamaz” (21) hadisi de işi sende değil ayda bitiriyor. Ay’la konuşuyor. Fazilet senin hangi ayın içini nasıl doldurduğunla alakalıdır. Bunu ayın hangi ay olduğu değil senin tutumun belirliyor. Mesela takva birinin bütün ömrü faziletlidir. Ayrıca fazilet ne zaman yaptığınla yeterli olmuyor; neyi ve nasıl yaptığın da çok önemlidir.

“Cennet dört kişinin özlemini çeker, ….biri de Ramazan ayında oruç tutandır” (22) hadisi de çok garip. Ramazan ayında oruç tutmaktan çok bir Müslüman olarak ortalama önemli. Tartıldığında sağın ağır gelecek mi? Bu gibi hadisler “şunu yap, tamam” mantığıyla icat edilmiş. Kişiliğini ya da bütün bir kulluğunu değil, parça ibadeti düzeltmeye kalkışıyor; bu mantıkla mesela “kıl beşi bitir işi” tipinde bir namaz, sahur ve iftarda tıka basa doldurulan bir mideyle açlık çekilmeyen bir Ramazan ortaya çıkıyor. Yahu mademki “Rabbin asla unutkan değildir” (23) neden bunlara Kur’an’da yer verilmemiş?.. Demek ki uydurulmuş…

Bu tür inançlar bakın işi nereye vardırıyor: “Ramazan ayı bütün ayların, Kadir gecesi ise bütün gecelerin efendisidir” (24). Bu Şii hadisi Kadir gecesi ifadesini bile idrak etmemiş biri tarafından uydurulmuş olmalı. Gece mi Kur’an’la kıymetlenir, Kur’an mı geceyle? Kişi önce bunu ayırmasını bilmelidir. Burada Kadir gecesinin ne olmadığını anlatarak konumuzdan kopmak istemiyorum. Ayın veya gecenin efendi olması gibi acayip ifadeler Kur’an’ın üslubuna terstir. Bunlar icat etmiştir…

Şiilere göre İmam Sadık’ın dediği rivayet edilen bir rivayete göre “En faziletli cihad sıcak havada oruç tutmaktır” (25). Bunu uyduran kimse başka şartları dikkate alamayacak kadar dar kafalı biri olmalıdır. Çünkü bunun zorluğunu yaşarken uydurmuştur. Kur’an’da oruca cihad tanımı yapılmış mı ki oruca cihad deniliyor? Hayır. Tabi uydurma derken uyduran kişi elbette İmam Sadık değildir; muhakkak onun adına adı esamesi anılmayan biridir. Bundan daha zor ve faydalı cihad durumlarının bundan daha faziletli olacağını düşündüğümden İmam Sadık’ın böyle bir şeyi rivayet edeceğine hüsn-ü zannımla ihtimal veremem. Hani bir ayette “Yoksa okuyup, ders almakta olduğunuz bir kitabınız mı var? İçinde keyfinize uyanın sizin olduğu…” (26). İşte böyle sanki Allah ve Resulü demiş gibi aktarılan ders kitapları uydurdular. Allah nasıl da buyurmuş: “Kendilerine okunmakta olan Kitap’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?” (27).

Bir başka Şii rivayete göre “Kim Ramazan ayını oruçlu geçirir ve haramlardan ve iftiradan sakınırsa, Allah ondan razı olur ve cenneti ona farz kılar” (28). Kur’an’ın taleplerini hatırlarsak size yeterli geliyor mu bunlar? Bütün bunları yaptığı halde şirkte olduğunun farkında bile olmayanlar da var. Size bunlar sınırlı gelmiyor mu? Mesela bu kişi Ramazan ayını nasıl bir oruçla geçiriyor? Bu önemli. Sınırlı ifadeler eksik bırakır. Ama Kur’an böyle değildir: “Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım?” (29).

“Her kim Ramazan ayını susarak oruç tutar da, kulağını, gözünü, dilini, şehvetini ve vücudunun organlarını yalandan, haramdan ve gıybetten Allah’ın rızası için korursa, yüce Allah onu kendine yakın kılar, öyle ki o adam Hz. İbrahim Halilullah’a (onun makamına) erişir ve onunla birlikte olur” (30) hadisine göre iyi bir oruç tarifi var; ama biliyoruz ki insanlardan kimse bir nebiye (makam olarak da) ulaşamaz. Çünkü onlar sonradan da olsa seçilmişlerdir. Elçiler arasındaki dereceler bile ancak Allah’ın bileceği bilgilerdir. Bir bilgi Kur’an’dan gelmiyorsa Allah bildirmemiştir ve "Allah bilir" deyip geçmek gerekir. Buna rağmen İmam Bakır’ın “Ramazan ayının diğer aylara üstünlüğü Resulullah’ın diğer peygamberlere üstünlüğü gibidir” (31) şeklinde bir hadis rivayet ettiği nakledilir. Bu gerçek olamaz; çünkü Kur’an’ın bizi sorumlu tuttuklarından ve bize verdiği bilgilerden çok uzaktır. Bu tuzağa maalesef sadece Şiiler değil, Sünniler de düşmüşlerdir. Allah ayetinde buyuruyor: “Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz? Hala mı tezekkür etmezsiniz? Yoksa sizin apaçık bir fermanınız mı var? O takdirde kitabınızı getirin eğer doğru söylüyorsanız” (32).

Gerek Şiilerin (33) gerekse Sünnilerin (34) mutabık oldukları bir hadis de şudur: “Ramazan ayı öyle bir aydır ki, başlangıcı rahmet, ortası mağfiret ve sonu Cehennem ateşinden kurtulmadır.” Bu hadis bazı Sünni otoritelerce zayıf kabul edilmiştir (35). Zira çelişkilidir. Başı rahmet; peki ortası rahmet değil mi? Yani ortasında ve sonunda rahmet kesiliyor mu? Devamında ne diyor? Ortası mağfiret imiş. Yani başında ne kadar tövbe edersen et ille ortasını beklemen mi lazım? Sonunu bile değil; çünkü ortası mağfiret. Sonunda da cehennemden kurtuluş… Yani bir oruçla ya da bir Ramazanla iş bitiyor… Allah sorgulamıyor bile; Ramazan orucuna bakıyor, tamam; hesaba bile çekmiyor… Ayın ortasında ölürse oruçtan dolayı elde edeceği mağfiret şansını yitiriyor. İyi de yaşasaydı tutacaktı adamcağız. Uydurma olduğu ne kadar da belli değil mi? Yine de milyonlarca Şii ve Sünninin dünyasına girmiş… Oruçla ilgili cehennem ateşinden kurtaracağı iddiası başka Sünni kaynaklarda da var (36). Resulullaha asla yakışmayacak ifade biçimleri uydurmuşlar...

İmam Ali’nin rivayet ettiği rivayet edilen bir hadise göre “Oruç, kul ile Yaradanı arasında bir ibadettir, Allah’tan başka kimse onu bilemez” (37). Sorunlu; çünkü Allah, savm (oruç) konusunda istediği maneviyatı diğer tüm ibadetler için de istiyor. Arasında da ne demek? Orucun sosyal boyutu yok mu? İftar ilanı bile ezanla… Tutarken tuttuğunuzu sır yapmıyorsunuz. Biliyorlar ki oruçlusunuz. Nedir onu namazdan farklı kılan Allah ile kul arasında dedirtecek kadar? Buna birileri elbette yanlış karşılıklar verecektir. Siz de diğer ibadetleri hatırlatınız… İcatçılar ahrette diyecekler ki: “Rabbimiz biz ileri gelenlerimize itaat ettik ve büyüklerimiz böylece bizi yoldan saptırdılar” (38). Resulullah da onları Allah’a şikâyet edecek: “Ey Rabbim! Benim toplumum bu Kuran’ ı devre dışı tuttular” (39).

Bir hadise göre “Her şeyin bir kapısı vardır, ibadetin kapısı da oruçtur” (40). Sıkıntılı bir ifade. Hangi ibadetin kapısı oruçtur? Sadece kendisinin. Diğer ibadetler de kendilerinin. Sonra ibadet “kulluk” demektir ki bu kesintiye uğramaz. Takva kul uykusunda bile ibadet halindedir. Yani ibadet süreklidir; kesintisizdir. Bu kapılı bir şey değil. Bunların mantığında ibadet ritüelleridir (nüsuk) de ondan parçalı düşünüp hataya düşüyorlar.

“Oruç sabrın yarısıdır” hadisi Şiilerin (41) de, Sünnilerin (42) de ortak olarak dillendirdikleri bir hadis olup adeta cımbızla seçilip koparılmış gibi durmaktadır. Oruç sabretmeyi öğretir demek isteniyorsa yarı yarıya mı öğretir? Sabrın yarısı da ne? Bu öyle matematiksel boyutu olan bir şey mi? Sabredemedikleri zaman “oruç başıma vurdu” diyorlar. Ayete göre savm (oruç) takvaya katkı yapıyor ve takva sabrı da ihtiva eder. Takva olmak için oruç tutulursa sabır kendiliğinden hallolur. Burada uydurmacılara Kur’an’ı ve ondaki şu ayeti hatırlatmak lazım: “…Rab’lerinin izniyle insanları karanlıklardan nura; azîz, hamîd olanın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz kitaptır” (43).

Başka bir hadiste “Oruç tut; çünkü oruç gibi bir ibadet yoktur” (44) deniliyor. Bu hadis de sorunludur. Hangi ibadet önemsiz ki? Her birinin değeri niyet, titizlik ve ihlâsla belirleniyor. Namaz huşu ile kılınsa ama oruçluyken kul hakkı yenilse durum değişmez mi? Elbette değişir. Salât (namaz) gibi ibadet var mı? Üstelik salât emir kipiyle geliyor. Farzdan daha kat’i. Emir farzdan, farz vacibten, vacib müstehabtan üstün değil midir? Oruç farz, namaz emir... Farzın mazereti olur, emrin mazereti olmaz. Ne olacak şimdi?

Buraya kadar Resulullaha atılan iftiraları gördünüz. Burada Allah'a atılan bir iftira örneği verelim: “Allah-u Teâlâ buyuruyor: “İnsanoğlunun oruç hariç bütün iyi amelleri kendisi içindir; ama oruç benim içindir ve ben mükâfatını vereceğim” (45). Buraya kadar olduğu gibi bu hadisi de Resulullah söylemiş olamaz. Çünkü hiçbir iyi amel ya da ibadet yoktur ki Allah rızası için değil de kendimiz için olsun. Diğer ibadetler söz konusu olduğunda mükâfatını Allah’tan başka verecek var mıdır? Yoktur. Bu hadisteki tehlike Kur’an’a aykırı olmasıdır. Allah Kur’an’da, “Muhakkak ki; benim namazım, kurbanım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir de” (46) buyuruyor. Fakat hadise göre sadece oruç Allah için. Böyle ayete ters düşmekle haklı olunmaz… Ayet o kadar çok şey sayıyor ki mesaj “anla işte, her şeyim Allah için” demeye geliyor. “…hayatım…” diyor; daha ne desin? Yine de apaçık olsun diye saymış… Ama görmek istemeyen ve uyduran için faydası yok.

İmam Ali’nin rivayet ettiği rivayet edilen bir rivayete göre bir hadis şöyledir: “İslam beş temel üzerine kurulmuştur; namaz, zekât, hacc, oruç, velayet” (47). Sünniler de bu hadisi dillendiriyorlar fakat ‘velayet’ değil de ‘kelime-i şahadet’ diyorlar (48). Resulullah’ın temeli bu kadar sınırlı tutacağına ihtimal vermiyorum. Bu hadis Ebû Küreyb Vekî’ vasıtasıyla Hanzale b. ebî Sûfyân el Cumahî’den, İkrime b. Hâlid el Mahzûmî’den ve İbn Ömer’den değişik şekillerde rivayet edilmiştir. Temeli nüsukla belirlemesi elbette geleneğin etkisidir. Bu İslam değildir; başata Araplar olmak üzere müslümanların geleneği ve kültürüdür. Madem ki Allah “…Ve sana, her şeyi beyan eden, hidayete erdiren ve rahmet olan Kitab’ı, müslümanlara müjde olarak indirdik” (49) buyuruyor, daha ne istiyoruz?

Resulullah’ın rivayet ettiği rivayet edilen bir başka hadis şöyledir: “Oruç, cehennem ateşinden koruyan bir siperdir” (50). Alın size bir bonus ibadet. Tek bir ibadetin cehennem ateşinden koruması söz konusu değildir. Gerek o ibadet ve gerekse diğerleri nasıldırlar? Bu ibadeti yapan kişi ortalama olarak iyi bir insan ve iyi bir Müslüman mıdır? Kur’an neden tek bir ibadetin kurtaracağını söylemiyor da takva, salih amel ve birr gibi kişiliğimizi belirleyen terbiyenin kurtuluş olacağını yani ateşten koruyacağını söylüyor?

Bir hadise göre ise “Üç amel Allah’ın rahmetindendir: Gece namazı kılmak, mümin kardeşin halini sormak ve oruç tutmak” (51). Bu hadise inanan biri için diğer ameller Allah’ın rahmetinden değiller. Bunları okudukça aklımıza cevap olarak hemen bir ayet geliyor; hani Allah buyuruyor ya: “Ve andolsun; onlara bir kitap getirdik ve iman eden bir kavim için onu rahmet ve hidayet(e erdiren) olarak bir ilim üzerine ayrı ayrı açıkladık” (52). Fakat maalesef insanların bir kısmı hidayeti yan kaynaklarda arıyorlar…

Bir Şii hadisinde “Oruç tutan bir kimse, kendisine hakaret edildiği vakit ‘Allah’ın selamı üzerine olsun ben bugün oruçluyum’ derse, Alla-u Teâlâ buyurur: “Oruçlu kulum bana sığındı, onu cehennem ateşinden koruyup cennetime yerleştirin” (53). Alın size bir bonus daha. Bir oruçla öyle hemen cennete yerleştirilme Kur’an’a aykırıdır. Kur’an herhangi bir ibadeti seçip onunla cennete sokmuyor. Yahu bu oruçlu nasıl bir kimsedir? Şirksiz ve yüz kızartıcı suçu olmayan doğru dürüst biri midir ki öyle hemencecik kurtuluveriyor?  Yoksa vardır da buna rağmen mi? Görüldüğü gibi bu sorular bu rivayette cevabını bulamıyor. Ayrıca bu yanlış bilgilerle donanan insanlar sinirlenip orucu mazeret eden kimselerdir. “Zaten oruç başıma vurmuş belanı arama” diyenlerdir.  Bunlar takva Müslüman olsalar uydurulan bu hadisteki gibi değil, ancak şöyle diyebilirlerdi: “Allah’ın selamı üzerine olsun ben Müslümanım.” Müslüman olmak gereksiz kavgalara tutuşmamak için yeterli bir nedendir. İlle de oruçlu olunması gerekmiyor. Benzeri bir Sünni hadiste var: “Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, ‘Ben oruçluyum’ deyin” (54). Bu hadis hiç olmazsa Ramazan ayında yahut oruçluyken kavgadan uzak durmak için güzel bir gerekçedir. Rivayetlerde hal böyleyken şu ayete ne cevap verecekler?: “Andolsun size hatırlatıcı bir kitap indirdik. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?” (55). Kur'an bizi sadece Ramazanda değil, hayat boyu terbiye eder.

İmam Sadık’ın rivayet ettiği söylenen bir Şii hadisinde “Oruç tutan her mu’min sahur ve iftar vakitlerinde Kadir suresini okursa, bu iki vakit arasında Allah yolunda canını veren kimse gibidir” (56). İşte size bir bonus daha. Oturduğu yerde bile sadece okumakla hem dünya hayatını yaşamaya devam ediyor hem de karısını dul ve çocuklarını yetim bırakıp dünya hayatını nihayetlendiren bir şehid gibi oluyor. Size inandırıcı geldi mi? Sünnilerde daha düzgün bir versiyonu var: “Sahura kalkmak berekettir. Bir yudum su içseniz bile onu terk etmeyiniz. Çünkü Allah sahura kalkanlara rahmet eder” (57).

Bir hadiste “Oruç tutan kimsenin iki mutluluğu vardır; iftar vakti ve Kıyamet günü” (58). Bu hadis uydurulurken herhalde bazı durumlar gözden kaçmış. Birincisi iftar herkesin çok mutlu oldukları bir an değildir. Bazı insanlar iftara kadar yatıp uyuduklarından acıkmıyorlar ve iftarda mutlu olamıyorlar. Bazı insanlar genel olarak iştahsız oldukları için iftar da onları mutlu etmiyor; hatta visal orucu bile tutabilecek durumdalar. Mesela ben iftarda bile acıkmayan iştahsız biriyim. Bazı insanlar çok fakir olup sofraya koyacak pek bir şey bulmadıklarından yoksun bir iftarla mutlu olamıyorlar. Yine bazı insanlar haramdan kazanıp sofrayı donatarak iftarda mutlu oluyorlar. Ayrıca mutluluğu öyle ikiyle sınırlamak ve kıyamet günü bir şeyle kurtulmak da inandırıcı değil. Zaten mutluluk kıyamet günü olmayacak o gün henüz Allah’ın şefaati söz konusu bile değil. Hesaptan sonra şefaatle mutluluk gelecek. Benzer hadis Sünni kaynaklarda da var (59).

İmam Ali rivayetli olduğu sanılan bir hadiste “Her şeyin bir zekâtı vardır, bedenin zekâtı da oruçtur” (60) denilse bile biz biliyoruz ki ne oruç salt bedensel bir ibadettir ne de diğer ibadetler. Bedenin zekâtı diye bir şey varsa bedenimizi dâhil ederek yaptığımız bütün ibadetlerdir. Beden mideden ibaret değildir.

İmam Sadık’a isnad edilen “Allah, orucu zengin ile fakir eşit olsunlar diye farz kıldı” (61) Şii hadisi de sorunlu. Allah kalplere ve şartlara bakarak bu eşitliği sağlıyor; sadece bir oruçla değil. Allah oruçla ilgili ilk ayeti indirene kadar eşitsizlik ve haksızlık mı vardı? Hayır. Sizden daha zeki olmayan biri hadis uydurunca sizi tatmin edemiyor. Yine zeki olmayan birinin uydurduğu başka bir Şii hadiste “Bu ay Ramazan diye adlandırıldı; çünkü bu ay günahları temizler” (62) deniliyor. Bu hadise göre bu ay günahları temizler diğer aylar değil. Yahu sen tam bir teslimiyetle Allah’a her zaman sığınsana. Böyle şeyin zamanı olmaz. Her zaman günahlar temizlenebilir. Mesele zaman değil, bizzat sensin.

Başka bir Şii hadiste ise “Kim Ramazan ayını oruç tutar ve haramlardan sakınırsa, Allah onun geçmiş günahlarını affeder” (63) deniliyor. Geçmiş günahlar sol tarafına yazılıyor. Orucun da nasıl tuttuğuna bağlı olarak iyi tuttuysan sağına yazılıyor. Öyle sadece Ramazan ayı ile iş bitmiyor. Ramazanda haramlardan sakınmak bizi kurtarmıyor. Hayatın boyunca tövbekâr ve takva olacaksın. Sünni hadisler de bundan geri kalmıyorlar; geçmiş günahlar oruçla affolabiliyor (64). Hatta Kadir gecesinin iyi ihyasıyla da geçmiş günahlar affolabiliyor (65). Ancak bu öyle kolay olmuyor; aramak gerekiyor (66). Aramak denice de iş tesadüften dolayı piyangoya benziyor.

Yine başka bir Şii hadisinde “Oruç tutun ki sıhhatli olasınız” (67) ifadesi var. Bu hadise göre oruç bedensel sıhhat için lazım da ondan tutuluyormuş gibi algılanıyor. Herhalde bunun uydurulduğu zamanlarda diyabet ya da migren hastaları hiç akla gelmemiş. Zannediliyor ki herkes tutabilir ve şifa bulur. Oruçtan murad ancak gönlün sıhhati olabilir. Fakir fukaraya şefkatli olup cömert olmak ve Allah’a çokça şükretmek için. Şii kaynakların durumu görüldüğü gibi içler acısı. Fakat aynı hadis Sünnilerde de var (68).

Sünni kaynaklardaki bir hadiste ise hocalar, “Ey gençler, sizden kimin gücü yeterse evlensin; çünkü bu, gözün haramdan sakınmasını ve iffetin korunmasını sağlar. Kimin evlenmeye gücü yetmezse oruç tutsun; çünkü oruç, cinsel arzuları kontrol etmede çok faydalıdır” (69). Kişi takva olmadıktan sonra evlenmek gözü haramdan korumaz; evliyken de günaha girer. Evlenmeye gücü yetmeyenin oruca değil Müslümanların bir araya gelip destek olmalarına ihtiyacı vardır. Nereye kadar oruç? Elini cebine atmak istemeyen için gayet kullanışlı bir hadis.

Allah’a şükür ki Sünnilerde Kur’an’a ve akla ters düşmeyen şöyle bir oruç hadisine rastlıyoruz: “Oruçlu bir kimse yalanı ve yalanla iş yapmayı terk etmezse onun yemesini içmesini terk etmesine Allah'ın hiçbir ihtiyacı yoktur” (70). Fakat şu Sünni hadis için aynı şeyi söyleyemeyeceğim: “Kim Allah Teâlâ yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar” (71). Allah’ın yolu dışında bir oruç söz konusu olabilir mi? “Allah yolunda oruç” ifadesi tuhaf değil mi? Başka bir Sünni kaynakta peygamber beddua bile edebiliyor: “Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün. Anne ve babasına veya bunlardan birine yetişip de onlar sayesinde cennete girmeyen kimsenin de burnu sürtülsün. Ben yanında zikredildiğim zaman bana salât okumayan kimsesinin de burnu sürtülsün!” (72). Oysaki Kur’an’a göre hani Resulullah ümmetine yumuşak ve hoşgörülüydü (73)? Hani âlemlere rahmet olarak gönderilmişti (74)? Hani ümmetinin üzerine çok düşkün, çok şefkatli, çok merhametliydi (75)? Hani fenalığı en güzel şekilde savacaktı (76)? Allah’ın ayette kafirler için bile, “Onlar mü’min olmuyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin” (77) dediği bir peygamber üstelik bir Müslümana beddua eder mi?

Sünni kaynaklardaki “Ramazan ayında, hasta veya ruhsat sahibi olmaksızın kim bir günlük orucunu yerse, bütün zaman boyu oruç tutsa bu orucu kaza edemez” (78) hadisi de sıkıntılı. “Bütün zaman boyu” ne kadar bir zaman dilimidir belli değil. Ayrıca bilerek oruç bozmanın sahabenin yapabileceği bir iş olmadığını hatırlatmalıyım. Yine ayrıca oruç kaza ile birlikte anılan bir nüsuktur.

Hadisçiler Şevval orucu icad etmişler (79); aşure orucu (80); her ay üç gün orucu (81); Pazartesi-Perşembe orucu (82); zilhicce orucu (83); Davud orucu (84) icad edilmiştir. Fazla amelde problem yok. Belki peygamber buyurmuştur düşüncesiyle Kur’an’a ters düşmeyen bazı hadislerle elbette amel edilebilir; edilmelidir de. Fakat hadisler ilmimize değil de şayet dinimize bir şeyler katarsa işte problem budur.

Rivayet dünyası gibi rey dünyası da karışıktır. Mesela başlanmış nafile bir orucun bozulması durumunda bunun kaza edilmesi Hanefîlere göre vacip iken Malikîlere göre farzdır; Şafiîlere göre hatta Malik’ten başka bir rivayete göre ise nafile orucun kazası bile gerekmez.

Bu durum bizi aklını iyi işleten âlimlerin çelişkisiz Kur’an’a olan davetine zorunlu kılıyor. Delil yerine atalarının uyduğu sisteme göre hayatlarını yönlendirenler Kuran’ı okumalıdırlar ki onları ilgilendiren mesajları (85) alabilsinler. Atalarımızdan yanlış gördük diye sorumluluktan kurtulamayız. Ayet var: “Yoksa ondan önce, onlara kitap verdik de böylece onlar, ona mı sarıldılar? Hayır, dediler ki: “Gerçekten biz, babalarımızı bir ümmet (dîn) üzerinde bulduk. Ve muhakkak ki biz, onların izleri üzerinde hidayete erenleriz.” Ve tıpkı bunun gibi, senden önce bir ülkeye bir nezir göndermiş olmadık ki, onun refah içinde olanları: “Muhakkak ki biz, babalarımızı bir ümmet (dîn) üzerinde bulduk. Ve mutlaka biz, onların izlerine tâbî olanlarız” dememiş olsunlar. (Nezirlerin hepsi): “Size babalarınızı üzerinde bulduğunuz şeyden daha çok hidayete erdirecek olanı getirmiş olsam da mı?” dediler. (Onlar da): “Muhakkak ki biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr edenleriz” dediler” (86). Görüldüğü gibi geleneksel hale gelmiş rivayetlerle din oluşturma problemi beraberinde Allah’ın indirdiklerini dışlamaya neden olmaktadır.

Anlayana sadece şu ayet de yeter: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, hepsi bundan sorumlu tutulacaktır” (87).

KAYNAKLAR

1. Yunus, 15.

2. İsra Suresi, 41.

3. Enfal Suresi, 42.

4. “Vesail-uş Şia”, cilt: 7, sayfa: 218; “Bihar-ul Envar”, cilt: 93, sayfa: 246.

5. “Vesail-uş Şia”, cilt: 7, sayfa: 366.

6. “Kenzu’l-Ummal”, XII/310; ayrıca: “Mecmau’z-Zevaid”, III/143, 190; XIII/466.

7. “Bihar-ul Envar”, cilt: 93, sayfa: 344.

8. “Bihar-ul Envar”, cilt: 93, sayfa: 341.

9. “Bihar-ul Envar”, cilt: 93, sayfa: 344.

10. Müslim, “Sıyam” 2, 1079.

11. Müslim, “Sıyam”, 203.

12. “Sefinet-ul Bihar”, cilt: 2, sayfa: 67.

13. Nahl, 89.

14. Yusuf Suresi, 40.

15. Kehf Suresi 26.

16. Kehf Suresi, 27.

17. “Meheccet-ul Beyza”, cilt: 2, sayfa: 122, “Bihar-ul Envar” cilt:93, sayfa: 248-253.

18. “Bihar-ul Envar”, cilt: 93, sayfa: 256.

19. “Sefinet-ul Bihar”, cilt: 2, sayfa: 64.

20. “Meheccet-ul Beyza” cilt: 2, sayfa: 123.

21. “Sefinet-ul Bihar”, cilt: 2, sayfa: 12.

22. “Mustedrek-ul Vesail”, cilt.7, sayfa: 400.

23. Meryem Suresi, 64.

24. “Bihar-ul Envar”, cilt: 40, sayfa: 54.

25 “Bihar-ul Envar”, cilt: 93, sayfa: 256.

26. Kalem Suresi, 36,37.

27. Ankebut Suresi, 51.

28. “Bihar-ul Envar”, cilt: 93, sayfa: 346.

29. En’am Suresi, 114.

30. “Vesail-uş-Şia”, cilt:7, s: 117.

31. “Sefinet-ul Bihar”, cilt: 2, sayfa: 123.

32. Saffat Suresi, 154-157.

33. “Bihar-ul Envar”, cilt: 93, sayfa: 342.

34. İbn-i Huzeyme, “Sahih”; Beyhaki, “Şuabu’l-İman”, 5/223; es-Saati, “el-Fethu'r-Rabbânî”, 9/233; el-Hindi, “Kenzu'l-Ummal”, 8/477; Münzirî, “et-Tergîb ve’t-Terhîb”, II, 94-95.

35. İbn Ebi Hâtim, “el-Cerhu ve’t-ta’dil”, 6/186-187.

36. “Cami’üs Sağir”, 4:212.

37. “Kısar-ul Cümel”, cilt: 1, sayfa: 394.

38. Ahzab Suresi, 67.

39. Furkan Suresi, 30.

40. “Meheccet-ul Beyza”, cilt: 2, sayfa: 122.

41. Meheccet-ul Beyza, cilt. 2, sayfa 121.

42. İbn Mâce, “Sıyâm” 44.

43. İbrahim Suresi, 1.

44. “Bihar-ul Envar”, cilt: 93, sayfa: 254, “Muhaccet-ul Beyza” cilt: 2, sayfa: 121.

45. “Erkan-ı İslam (Oruç)” Selman Ğaveci, Sayfa: 16.

46. En’am, 162.

47. “Bihar-ul Envar”, cilt: 93, sayfa: 257, “Meheccet-ul Beyza” cilt: 2, sayfa: 121.

48. Müslim, “İman” 1; Buhârî, “İman” 1; Tirmizi, “İman” 3, 2612.

49. Nahl Suresi, 89.

50. “Meheccet-ul Beyza”, cilt: 2, sayfa: 123.

51. “Bihar-ul Envar”, cilt: 93, sayfa: 257.

52. Araf Suresi, 52.

53. “Vesail-uş Şia”, cilt: 4, sayfa: 121; “Sefinet-ul Bihar”, cilt: 2, sayfa: 65.

54. Buhari, “Savm”, 9.

55. Enbiya Suresi, 10.

56. “Sefinet-ul Bihar”, cilt: 2, sayfa: 67.

57. Müsned, 3:44.

58. “Bihar-ul Envar”, cilt: 93, sayfa: 249.

59. Buhari, Savm, 2.

60. “Nehc-ul Belağa”, Hikmetli Sözler 131; “Vesail-uş Şia”, cilt: 4, sayfa: 3.

61. “Vesail-uş Şia”, cilt: 7, sayfa: 3; “Muhaccet-ul Beyza” cilt: 2, sayfa: 124.

62. “Bihar-ul Envar”, cilt: 93, sayfa: 367.

63. “Sevab-ul A’mal”, sayfa: 160.

64. Müslim, “Müsafirin”, 174.

65. Müslim, “Müsafirin” 174, (769); Ebu Davud, “Salât” 318, (1371); Tirmizi, “Savm” 83.

66. Buhârî, “Leyletü’l–Kadr”, 3.

67. “Meheccet-ul Beyza”, cilt: 5, sayfa: 160.

68. “Et-Tergib ve'Terhib”, 2:83.

69. “Sahih-i Muslim”, cilt: 4, sayfa: 128.

70. “Buhari”, Savm, 8.

71. Tirmizi, “Cihad” 3, 1624.

72. Tirmizi, “Daavat” 110, (3539).

73. Bknz. Âl-i İmran, 159.

74. Bknz. Enbiya, 107.

75. Bknz. Tevbe,128.

76. Bknz. Fussilet, 34.

77. Şuara, 3.

78. Buhari, Savm 29.

79. Müslim, “Sıyâm”, 204.

80. İbn Mâce, “Sıyâm”, 41; Müslim, “Sıyâm”, 116.

81. Müslim, “Sıyâm”, 181-182.

82. Ebû Dâvûd, “Savm”, 60; İbn Mâce, “Sıyâm”, 42.

83. Müslim, “Sıyâm”, 196-197.

84. Müslim, “Sıyâm”, 187-192.

85. Lokman Suresi, 21; İbrahim Suresi, 10; Hud Suresi, 62 ve 109; Maide Suresi, 104; Araf Suresi, 28.

86. Zuhruf Suresi, 21,22,23,24.

87. İsra Suresi, 36.

 

 

 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
HOCAM AHMET BAYDAR’DAN TUTTUĞUM NOTLAR (3) Genel 22.11.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (27) Genel 20.11.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (26) Genel 19.11.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (25) Genel 18.11.2020
MÜSLÜMANIN EFENDİSİ OLUR MU? (3) Genel 08.11.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
ODAK TEK EĞİTİM MODELİ Genel 28.11.2020
El-Cezeri ve Cizreli Mehmet(imiz) Genel 22.11.2020
İslamın gerçek bir yol olmadığını düşünenler.. Genel 22.11.2020
TEKNOLOJİK GELİŞMELER-2 Genel 27.10.2020
Teknik Düşünceler 16- Lütfen Kartınızı Alınız Genel 26.10.2020

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.