MİLLET KİMİN İÇİN AĞLIYOR?

Uzayda bir bakteri kadar bile yer işgal etmeyen biz, sanırız ki dünyada her şeye yeteriz. Lakin iyi yönetemediğimiz bu dünyada payımız “utanmak” olmalıyken aksine makamlarımızda şımarırız. Tepeden bakarız bizi seçen halka. Aşağıdan geldiğimizi unuturuz bulutlarda süzülürken. Göklerin hâkimi sanırız kendimizi. Sonra Allah bir tokatla canımızı aldığında değil toprağın üzerine inmek, taa toprağın altına gireriz.

Nedim Odabaş, ABD ile tilki kurnazlığında pazarlık yaptıklarını zannedenler için, “Tilki tilkiliğini bilene kadar, sırtındaki postu gider” demişti (1). Daha siyasi, ekonomik, askeri noktalardaki pazarlıklar kâğıda bile dökülmeden tezkerenin Bakanlar Kurulunda imzaya açılması ABD’nin baskısının ne derece etkili olduğunu gösteriyor. Politikanın koktuğu yerde, “doğru” mide bulandırır; “adalet” kusturur!

ABD’nin “Biz burada bir Kürt Devleti kurdurmayacağız” demesine boşuna inanmayın. Büyük devletler ne kadar parça olup küçülseler bunların işine o kadar gelir. 1991’den beri Irak’ın bir kısmına devletin giremediğini, bağımsız olduklarını, kendi parlamentoları ve paraları olduğunu, kendi milli bayrakları ve marşları olduğunu kabul edin. Ecevit’in dediği gibi: “Burada bir devlet fiilen zaten var.” Irak adını Kürdistan yapsın eğer derdi ırkının adında bir devlet kurmaksa. Türkiye’ye sarkmak zorunda değilsin. Irak başbakanı bile Kürt. Ey Siyonizmin oyununa geldiğinin farkında bile olmayan gafil! Bilmeyerek babasının katiline âşık olmuş bir kıza benzeme…

Güneydoğumuzda birlik haldeki her devlet emperyalistleri rahatsız etmiştir. Nasıl mı? Birlik halde olması yeterli. Güçlü görünmesi yeterli. Bunlar Yeni İsrail’in temelleridir. Bu bölge paramparça olmadan yani İsrail’in tüm komşuları güçsüz olmadan İsrail bildiğini okuyamaz. Komşuları güçsüz olursa etrafını istediği gibi yani kalkan gibi kullanabilir. Büyük İsrail idealini gerçekleştirebilir. Kızıştırılan bir Türk-Kürt çatışmasının hay huyu içinde eli güçlenip de rahatlayınca emin adımlarla arz-ı mev’ud idealini gerçekleştirmesine kim engel olabilir? Müslümanların bu durumuna Allah gadab etmeyecek mi? Onlara değil bize etmeyecek mi diyorum? Atı alan Üsküdar’ı geçtiğinde Türkler, Kürtler, Arablar da anlayacaklar ama artık çok geç olacak… Asıl felaketi sizin bu basiretsizliğiniz yüzünden evlatlarınız ve torunlarınız çekecek… Bugün çıkarı için Siyonizme hizmet eden yarın her birey yahut her ülke kursağından zıkkım geçirmiştir. Sırtından vuran dostun arkasında bir vurduran vardır…

11 Eylül 2001 saldırılarıyla kendini gösteren Yeni Haçlı Seferi için yürütülen kanlı savaş kampanyası 26 Şubat 2003 tarihinde, aynı gün İngiltere ve Türkiye hükumetlerinin onayı ile artık kampanya olmaktan da çıkıp bizzat savaşın kendisi oldu. 26 Şubat 2003 (yani iki gün önce) sabahtan akşama kadar parlamentosunda savaşı değerlendiren iki ülke oldu: Türkiye ve İngiltere. İngiltere’de Blair ve onun Dışişleri Bakanı Jack Straw, Türkiye’de ise Ak Parti lideri Erdoğan, Başbakan Gül ve Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış milletvekillerini savaşa razı etmek için gerekçeleri anlatıp gün boyu ter döktüler. Savaşın elbette hoş bir şey olmadığını ama ülkemizin menfaati için bunun gerektiğini söylediler. İngiltere parlamentosu tarihindeki en büyük katılımıyla tam 434 kabul oyuyla savaşa onay verdi. Türk parlamentosu ise karara onlar kadar hazır değildi. Cumhurbaşkanımızın ağırlığını koymasıyla bu karar için iki gün daha geciktirmeyi tercih etti.

İran dikkat et gözler üzerinde! Zaten Afganistan’ın işgaliyle bir tarafın tehdit altına girmiş durumda. Irak operasyonuyla da ikinci bir cepheden kuşatılabilirsin. Komşularının kendilerine hayrı yok. Senin de zaten onlara hayrın yok… Irak ve Afganistan’dan sonra İran’ı da silahlı bir saldırının hedefi haline getiren ABD, Türkiye’ye yönelik kuşatmayı gitgide artırmanın peşindedir. Özellikle ABD Büyükelçiliğine ait resmi konutta, bir İran saldırısına karşı çıkması muhtemel milletvekilleri yemekli davetlerle ağırlanırken, bununla yetinmeyen ABD Büyükelçiliğine mensup bazı görevlilerin bizzat Meclise gelerek milletvekilleriyle yakın temas kurmaya çalışması dikkate şayandır. Gerek ABD Büyükelçiliğindeki yemekli davetlerde gerekse bizzat Meclise yapılan ziyaretlerde ABD tarafından İran konusundaki baskı ve dayatmaya varan yaklaşımını artırdığı anlaşılıyor. Türkiye’deki görüşmelerde daha yumuşak yaklaşımlar sergileyen ABD’lilerin Türkiye’den ABD’ye giden heyetlerle yaptıkları görüşmelerde çok daha sert ve net yaklaşımlar sergilemesi manidardır. İran’la ilgili gelişmeler nedeniyle gözlerin çevrildiği Türk-Amerikan İş Konseyi 25. Yıl Konferansı'nda ABD’li yetkililerin açıklamaları tehdide varan niteliktedir.

New York Times, Hükumetin üslerin kullanımına izin verdiğini yazdı. Fakat Dışişleri Bakanımız kolaylıkla bunu yalanladı. Fakat yalansa niçin o zaman Diyarbakır’da yeni hangarların niçin yapıldığına cevap veremedi?.. Sadece birkaç üs ve liman için verilen iznin demiryollarımızı ve sanayi tesislerimizi nasıl içerdiğini de izah edemedi… Meclis’in izni ve kararı olmadığı halde Dışişleri Bakanı, “ABD’nin topraklarımıza yerleştirmek istediği asker sayısı çok yüksek. Bunu kabul edebileceğimiz bir sayıya indirmek için görüşülüyor” demişti. Sayı belirlesen ne olur? Nerede TBMM’nin kararı? Madem bir Meclisimiz ve orada güvenerek seçtiğimiz insanlar var kararı da orası versin… Desene, hele biz anlaşalım, kararı nasıl olsa alırız… Demem o ki: Seçilince randevu bile alamayacağınız adamları aday bile yapmayınız… Hükumetten ricamızdır: Siyaset memura serbest olsun. Her şeyi millet görüyor hatta her şey kayıt altına giriyor. Bir “yakın tarih” yazılıyor…

Türkiye’yi bu işe bulaştırmalarının görünüşte iki nedeni var: ABD’ye göre Irak’ın elinde kimyasal silah olduğu ve silahlı bir Irak’ın potansiyel tehlike olduğu iddiaları. Ama biz bu masala inanmıyoruz. Siz zalimsiniz. Sizin idealiniz inandığınız Tanrıyı kıyamete zorlamak ve İsa Mesih’i yeryüzüne inmeye mecbur etmek. Cennete böylece gideceğinizi sanıyorsunuz. Bu ne cahilane bir imandır. Mazlumların kan ve gözyaşları üzerinden cennete köprü kurulur mu?..

Nitekim Körfez Harbinde Irak’ın silah gücünün yüzde doksanı imha edilmişti. Şunun şurasında sadece “Savaşa Hayır!” diyenlere Erdoğan’ın dış borçlarımızı hatırlatması niçin gerekmişti? Bugün yaşadıklarımız tarih olmayacak mı? Tarihte haklı olarak yer almak varken zamane çıkarlarımız daha mı önemliydi? 20. yüzyılın en büyük felaketlerinden biri olan 1. Dünya Savaşı’na girişimiz okullarımızda tarih kitaplarında yazılıdır. Çocuklarımız ve torunlarımız okuyor ya da okuyacaklar. Ağustos 1914’te Çanakkale Boğazı’na giren “Goeben” ve “Breslau”yu satın alarak adlarını da “Yavuz” ve “Midilli” olarak değiştirmiştik. İsim değiştirmek güzel. Ama kendimiz yapsaydık daha güzeldi. Güçlü olsaydık da bu savaşa sokulmak zorunda bırakılmasaydık. Demek ki zihniyeti değiştirmek bambaşka bir şey. O tarihte Alman Genelkurmay Başkanı Von Moltke’nin ne haddine “Türkiye Rusya’ya hemen savaş ilan etmelidir” demek? Güçlü olacaksın güçlü! Üretirsen güçlenirsin… Toplumu birey gibi düşün. Erdemli bir toplumun stresi olmaz. Ayağını yorganına göre uzatır; borçlanmaz. Dostlarının sayısını artırır; darılmaz ve darıltmaz. Başarı ve başarısızlık toplumların zekâ yaşını gösterir. Buna “toplumsal zekâ” diyebilirsin. Zekâsı kadar huzuru olur.

Şimdi de ABD’nin 25-30 milyar verme ihtimaline binaen komşumuzun yakasına mı yapışacağız? 1. Körfez Savaşı’nda savaşa girmediğimiz halde Amerika yüzünden 50 milyar dolar zarar ettik ve bunlar tanzim de edilmedi. Yani boşuna. Bunu hatırlatıp itiraz edebiliriz onlar. İlle de menfaatçi olacaksak versinler bu parayı ondan sonra aramızda tartışalım ne yapacağımızı… Her şeyden önce ettiğimiz maddi zararın karşılandığını görelim. Bunu görmeden masaya oturmayacağımızı söyleyelim… Bana kalırsa sonra da Meclisten geçemediğini göstererelim…

Kısaca hatırlayalım: Almanya Başbakanı Helmut Kohl, Irak'ın karşısında bulunan müttefiklere nakit ve malzeme olarak toplam 2 milyar dolarlık yardım yapacaklarını söyledi. Türkiye, Körfez krizinin başında ılımlı bir politika izlemesine rağmen 8 Ağustos 1990’a, BM’nin Irak’a ambargo kararlarına uyarak Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattını kapatarak Irak’a yönelik uluslararası ambargoya katılarak yan çizdi. Hollanda Kraliyet Hava Kuvvetleri de Türkiye ve İsrail’e Patriot füzelerini yerleştirdi. Cumhurbaşkanı Turgut Özal bunu fırsat bilerek Türkiye’nin stratejik önemine dikkat çekti. Körfez krizinde aktif rol almak isteyen Özal, temkinli siyasetçi Başbakan Yıldırım Akbulut, Dışişleri Bakanı Ali Bozer ve Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay ile karşı karşıya kaldı. Özal'ın tutumuna tepki gösteren Dışişleri Bakanı Ali Bozer 11 Ekim 1990’te, Millî Savunma Bakanı Safa Giray ve Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay 3 Aralık 1990’da görevlerinden istifa ettiler. Helal olsun bu adamlara! Erbakan Hocamı da zaten kahretti bu Özal. Sağ-sol fitnesinin nimetinden yararlanarak çoğu sağcı olan bu milletin oyuyla iktidara gelmişti. Lakin solcular gibi sonradan sağcılar da kara bir tarih yazmış oldular. Ne sağdan hayır geldi ne de soldan. Erbakan Hocam bu yüzden, “Ne sağcıyız ne solcu, hak yolcuyuz, hak yolcu!” dedirtiyordu. ABD bu kriz sırasında Ankara’dan Türkiye’deki üslerin Irak’a yönelik hava harekatlarında kullandırılmasını, Saddam’ın Kuveyt cephesindeki asker sayısını azaltması için Türkiye’nin Irak sınırına asker kaydırmasını istedi. Türkiye bu iki talebe olumlu cevap verdi. Fakat Suudi Arabistan’da toplanan koalisyon kuvvetlerine birlik gönderilmesi isteği, Özal’ın tüm ısrarlarına rağmen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin karşı çıkmasıyla gerçekleşmedi. Helal olsun Türk Silahlı Kuvvetleri’mize! Türkiye bu doğrultuda 180.000 kadar askerini Irak sınırına kaydırarak, Irak’ın kuzeyde 8 tümen tutmasını sağladı. Nihayet Irak'a yönelik uluslararası ambargoya katılıp İncirlik Hava Üssü’nün Amerikan uçakları tarafından kullanılmasına müsaade ederek tarihini lekelemiş oldu. Özal’ın para beklentisi bile boşa gitti. Onun Musul ve Kerkük’ün alınmasından, bölgedeki Arap ülkeleriyle geliştirilecek ekonomik ve ticari ilişkiler ile bu ülkeleri potansiyel silah pazarı olarak görme planları da suya düştü. Aksine savaştan sonra Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattının kapatılmasından dolayı Türkiye’nin uğradığı zararın tazmin edilmesi için körfez ülkeleri tarafından verilen 3 milyar dolarlık yardımın ödenmesinde bile isteksiz davrandılar. Körfez ülkelerinden ve ABD’den alınan yardımlar ve tazminatlar, Türkiye’nin, Körfez Savaşı’ndan sonra da yaklaşık 12 yıl yürürlükte kalan BM ambargosuna uyması nedeniyle uğradığı 100 milyar ABD dolarının üzerindeki zararın karşılanmasında çok yetersiz kaldı. Ayrıca savaştan sonra ayaklanan Kürtlerin Saddam kuvvetleri tarafından saldırıya uğraması sonucunda, 1,5 milyon Kürt Türkiye sınırından geçti. Türkiye duruma kayıtsız kalmayıp Kürtlerin sığındıkları dağlardan indirilip, Irak tarafındaki düzlüklere yerleştirilmesi için burada bir tampon bölge oluşturulması fikrini ABD’ye iletti. ABD bu teklifi bile beklemiş olmalıdır. Temmuz 1991’de Irak'ın kuzeyinde Kürtler için oluşturulan Güvenlik Bölgesi’nin korunması için aralarında Türkiye, ABD, İngiltere ve Fransız askeri kuvvetlerinin bulunduğu Çekiç Güç’ün Türkiye sınırları içinde de konuşlanmasına izin verildi. 2003’teki Irak Savaşı’na kadar görev yapan Çekiç Güç’ün varlığı Erbakan Hocayı çileden çıkardı. Dönemin Başbakanı Yıldırım Akbulut bile Millî Düşünce Merkezi’nde bu konuyu anlattığı bir konferans yayınladı. Bölgede İsrail, Irak’ın yenilmesiyle rahatladı tabi bunun aksine Irak’ın yanında yer alan Filistin Kurtuluş Örgütü zor durumda kaldı. Düşünüyorum da: “Asrın müceddidi Erbakan Hocam! Senin Millî Görüş gömleğini tekrar giydiğini söyleyenlere ne derdin?”

Niçin anlattım bunları? ABD’den bize hayır yok… ABD, Irak’a karşı akıllı bombalar adı altında tarihin en gelişmiş kitle imha silahlarıyla saldırarak kendi gücünü hem göstermek hem görmek istedi. Bu silahlara sahip olmasından dolayı ABD’ye “dur” diyen yoktu. Irak halkı silahlandırılmış durumdayken ABD, Irak ordusuyla uğraşsa daha mı iyiydi? Halkı karşısına alacak… Bu durumda çoluk çocuk demeden katlettiği için ABD’deki muhalefet ve yazarlarla uğraşacak. Gerçi bunu da yaptı ve kurunun yanında yaşın yanacağını da anlattı ama ne olur ne olmaz. Her girişim seçimlerde önüne çıkacak. Hadi diyelim bunu da göze aldı halkın içine süngü ile girince de akıllı bombalarını kullanamayacak… Silah kullanmamak deyip geçmeyin. Savaşın arkasında zaten silah tüccarları var…

Bush, Powell, Erdoğan ve Gül’e rağmen tezkere ertelendi ve daha sonra da Meclisten geçemedi. Bunu CHP’liler ve Ak Partililerin bir kısmı engelledi. Ancak “Evet” diyenlerin hepsi Ak Partiliydiler… Abdullah Gül ümmet için ne yaptı? Tek bir şey söyleyin…

Hani biz Sünniliğimizle övüne övüne başımız neredeyse göğe eriyordu, hatta Fırka-i Naciye oluyorduk da öldükten sonra Cennet eninde sonunda garantiydi. Bizim alimlerimizin icması değil miydi şu söz: “Müslümanlara karşı küffara yardım eder mürted olur.” Mürted, dinden tard olan, dinden çıkan demek… Ne olacak bu paradoks? Eğer dinimiz nedeniyle kendimizi düzeltmezsek en başta bilim adamları dinden soğurlar. Papazın oğlu olduğu halde Nietzsche Hıristiyanlığın çelişkilerinden nefret edip dinden çıkmadı mı? Ona hemen kızmayın sakın. Nietzsche insanlıktan bile üstün olmayı tavsiye edecek kadar iyi bir insandı. Sahibi tarafından kırbaçlanan bir beygirin boynuna sarılıp ağlayacak kadar merhametli biriydi. Bu derece merhametli olan bir insana kötü denir mi? Kaçımız dayak yiyen bir beygire sarılarak kırbacın altına girebiliriz? Ama gel gelelim iyi insan Nietzsche’ye göre Hıristiyanlık herhangi bir kötülükten daha zararlıdır (2)…

Öyleyse Müslüman olduğunu söyleyen her kim olursa olsun onu yaşayacak… Sanatçı, siyasetçi, bilim adamı, tüccar hele cami imamı veya ilahiyatçı… Nietzsche’lerin sayısını hak bir dinin hakka uygun yaşanmaması da artırır. Bir bayrağın olsun tabi. Ama bu seni kafatasçı yapmasın. Milletini sev; vatanını sev. Ama sonu “çilik”, “çılık”,”culuk” la biten sınırlayıcı terimlerin içine girme. Bu nedenle yanlış kullanılan “Millî Görüşçü” ifadesini ben “Millî Görüşlü” olarak kullanırdım. Ben “milliyetçi” değilim bu yüzden; “milliyetli”yim. Kulağa bile hoş geliyor; “milliyetli” yani bir milleti olan; belli belirli bir milletten olan. “Milliyetçilik” sıkılı bir yumruğa, “evrensellik” açık bir ele benzer; ne zamana kadar sıkabilirsin? Potansiyeli yüksek olan insanlar başka diller öğrenerek dünyanın her yerinden arkadaşlıklar ediniyorlar. Bilim ve iletişimin gelişmesiyle dünyayı küçültüyorlar. Evrensellik dünya savaşlarının sonudur. Dünya çapında dostlukların kurulması sömürünün sonudur. Yeter ki evrensellik yayıldıkça yayılsın… Evrensellik hümanizmi de yayar…

İyi insanlar öldüklerinde geride sadece gözyaşı bırakmazlar. İyiliği miras bırakırlar. Lakin iyilerin arkasından gözyaşı dökenler samimidirler. Yürekten gelen bir duygu akıtır onları. Erbakan Hocam ölünce muhteşem bir kalabalığı toplayan cenazesine bakarak dedim kendi kendime: “Bak millet kimin için ağlıyor?” Vatanına, milletine, ümmete, garibana, yetime, yoksula hizmet eden için ağlıyor. Millet iyi bir insan için ağlıyor. Malcolm X şehid olunca da aynı samimiyetle ağlamışlardı. Ebu Hanife, Ömer Muhtar, Hasan el-Benna, Seyyid Kutub, Muhammed İkbal, Ali Şeriati, Begoviç, Mehmet Akif Ersoy gibi şirke savaş açanların ardından ağlayanlar da son ama son derece samimiydiler… Dürüstlük en büyük kazanım olduğu için, dürüst olduğu için kaybeden şereflenir. “Dürüstlük” ve “haya” namusun kalkanıdırlar. Dürüstlüğün demir kapısı açılınca haya’nın perdesini yırtmak zor değildir. Hiçbir güzel haslet yoktur ki dürüstlükle başlamasın. Eğlenmeli de insan… İnsanların dertlerine derman bularak eğlenmeli. Yetime sahip çıkarak eğlenmeli. Yaşlıya baston olarak. Açların karınlarını doyurmalarını keyifle izleyerek eğlenmeli. Dürüst olmanın verdiği huzuru yaşayarak eğlenmeli…Dürüst olduğunun hissini yaşayarak eğlenmeli…

28 Şubat 2003

KAYNAKLAR: 1. (Bknz. Millî Gazete, Mart 2003). 2. (Friedrich Nietzsche, “Deccal-Hıristiyan Karşıtı”).


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (11) Genel 15.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (10) Genel 14.06.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
YCHP'Lİ NİHAT YEŞİL'E KIDEMLİ SORULAR !! Politika 20.06.2020
Batı Emperyalizmi ve Türkiye Politika 17.06.2020
"KRİPTO FETÖ VİRÜSÜ" ve FETÖ'YE GEBE KALAN VESAYETCİLER !! Politika 12.06.2020
İhanet Projeleri -3 Politika 05.06.2020
KILIÇDAROĞLU'NUN, HDP 'ye UYUMLU YENİ PARTİ PROGRAMI !! Politika 03.06.2020

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.