HER SABAH AYNI GÜNEŞ TEMBELLER İÇİN DOĞAR

“Riba” baba ya da ata parasıyla yan gelip yatan tembellerin zulmüdür. Riba bizim toplumumuzda “faiz” olarak ünlenmiştir. Faiz dendiğinde münafık olmayan her Müslüman yüreğinde bir nefret hissi duyar. Çünkü riba (meallerde faiz) Kur’an-ı Kerim’de dehşet bir biçimde kötülenmiştir. Bu konuda çok sayıda hadisler de vardır ve zaten asrın aşikâr bir gerçeğidir. Hadi alışkanlığınızı dikkate alarak bu yazımızda biz de ribaya faiz diyelim. Çünkü ülkemizde tanımı bu… Artık o hale geldi ki riba, faizin ikinci bir anlamı haline bile geldi.

Faiz zamanla artan borçtur. Bu artış borç veren kişi ya da kurum yan gelip yatarken gerçekleşir. “Sana 1 TL borç verdim; önümüzdeki ay verirsen 1.5 TL, sonraki aya ertelersen 2 TL, daha sonraki ay 3 TL alırım” demek gibi düşünün. Bu yüzden faiz fırsatçılık ve legalleşmiş tefeciliktir. Faiz zarara katılmayan kardır. Ancak para, emek ve kar/zarar üzerine kurulan bir “çıkar paralelliği” ile gerçekleşen ortaklık caiz olabilir. Fakat peşinen “Ben parama karşılık ister batın ister çıkın, zarara karışmam, şu kadar kar isterim” denilirse elde edilecek kazanç faizdir. Faiz misliyattan alınan fazlalık ve kiradır. Mesela aynı cins tüketim mallarının borç alınarak sonradan geri ödenirken verilen fazlalık faizdir. Faiz başkasının zararına rağmen doğan kazançtır. Faizcilikte para parayı doğurur. Oysa ki para emek vererek üretmenin karşılığı olmalıdır. Yani parayı emek ve üretim doğurmalıdır. Çalışmadan ve üretmeden tüketme hakkı elde etmek hırsızlık, haksızlık ve zulümdür. Çünkü başkalarının kazancı ve hakkı sömürülmektedir. Faiz borç para isteyecek dostu olmayanların bankanın eline düşerek ödemesi bitene kadar banka için de çalışmasıdır. 

Faiz işte böylesine bir haksızlık olduğuna göre ve dünyada faizsiz bir ekonomi (bireysellik hariç) mevcut olmadığına göre -zira Kur’an’a rağmen içtihadlar buna kapı aralamıştır; bu nedenle Müslümanların ülkelerinde de faizcilik söz konusudur- akla şu soru gelebilir: Faiz olmaksızın ihtiyaç duyulan krediler nereden ve nasıl sağlanacaktır? Çok sorulan bu sorunun nedeni kapitalizmin içinde doğmak, büyümek ve yaşlanmaktır. Alternatiflerine tanık olunmamasıdır. Sadece devlete ait olan kredi işlevini faizsiz bankalar yürütebilir. Bu bankalarda yatırım ve üretime dönük olmayan sadece kâr amaçlı ticari krediler kesinlikle verilmemelidir. Kredilerin yatırım ve üretime yönelik olması şarttır. Çeşitli malları bolluk mevsiminde ucuza kapatarak ihtiyaç duyulduğunda stok edilen yerden piyasaya çıkarıp pahalıya satmak ve lüks veya gereksiz eşyaları ithal etmek gibi kurnazlıklara kredi verilmemelidir. Yani kredi verilenin hangi işi nasıl yapacakları banka tarafından bilinmelidir. Kredi alabilmek bazı kriterleri gerektirmelidir. Ancak emeğiyle üretmek isteyen namuslu insanlara kredi verilmelidir. Böylece ülkenin en zengin insanları çalışan ve üreten namuslu insanları olur. Aksi takdirde bunun tersinin olması kaçınılmazdır.

Elektrik, su, ulaşım, savunma gibi temel hizmetleri görerek makro planda ve ulusal kalkınma planları ve organize projeleri hazırlamak dışında, her türlü yatırım ve üretim işlerinin özel sektörce yürütülmesi esas alınmalıdır. Kredi müessesesi bunu faizsiz bir şekilde kar ortaklığı anlaşmalarına verebilir. Bunun için sermayedarlar parasını ortaya koyarlar, tesis sahipleri fabrika kurarlar -ki mikro plana sahip kapitalist bir düzende veya plansız bir sosyalist düzende fabrikası veya fabrikaları batmış tecrübeli iş adamları için de böylece iyi bir fırsat doğar. İşçiler emekleriyle katılırlar. Hammadde sahipleri tesis için gerekli hammaddeyi getirirler. Devlet ise altyapı ve genel hizmetleriyle iştirak ederek kurulacak olan kar ortaklığı yatırımlarına yeterince faizsiz kredi sağlar. Kanalizasyon, su, elektrik, yol, arazi ve saire ne gerekiyorsa devlet desteğini yapar.

Elinde birikmiş ihtiyaç fazlası parası olan kimse bunu faizsiz bankaya yatırarak, bankaya bıraktığı parasının miktarı ve zamanı kadar kredi kullanım hakkına sahip olur. Böyle kimselere de faizsiz kredi verilebilir. Mesela bankaya 1000 TL yatırarak 1 yıl bekleten biri, başkalarının 1 yıl boyunca bu 1000 TL’den yararlanmalarını sağladığından isterse kendi parası dışında bankadan 1000 TL kredi alıp bunu 1 yıl kullanabilir ya da toplamını (12 bin TL) bir ayda kullanma hakkına sahip olabilir. Bu durumda herkes, ileride kredi hakkı doğsun diye birikmiş parasını karşılıksız olarak bankaya yatırır. Böylece müessese devlet garantisi ve organizasyonuyla yürütülür. Faizsiz olarak başkalarının ihtiyacı görülür.

Özel ve tüzel kuruluşlar atölye ve fabrikalarında çalıştıracakları işçi sayısına göre özel emek kredisi alma hakkına sahiptirler. Böylece daha fazla işçi çalıştırmak için işletmenin ve üretimin artması gerekecektir. Böyle bir emek kredisi de faizsiz kredi olarak verilebilir. Ürettiği ve henüz satmak istemediği sınai ve zirai mallara sahip olanlar bunları rehin bırakarak da faizsiz olarak kredi alabilirler. Her mükellef devlete ödediği vergi nispetinde ayrıca ilave kredi alma hakkına sahip olmalıdır. Böylece vergi rekortmenliği sadece manevi değil maddi bir kazanç şeklini de alır ki -bu vergi yarışında rekabeti artıracaktır. Uygun projelerle bankaya başvuran müteşebbise bağlı oldukları meslek odalarından ehliyet belgesini temiz sicil raporu alıp göstermesi halinde -ki kefillerin mevcudiyeti çok önemlidir- kendilerine gerekli krediler verilebilmelidir. Fakat bunlar kontrollü ve dikkatli gerçekleştirilmelidir.

“Selem”, para peşin ve mal veresiye olan bir alışveriş sözleşmesidir. Mesela birkaç ay üretilecek buğday, peynir, kumaş ve benzeri şeylerin o günkü piyasa değerinden daha düşük bir fiyatla satılıp peşin parası alınarak, karşılığında taahhüt edilen malın üretildikten sonra ödenmesi selemdir. Bu durumda peşin para veren tüketici ucuza mal almış olacaktır. Bu parayı tüketiciden veya bankadan peşin ve faizsiz kredi olarak alan müteşebbis ise üretimi gerçekleştirme ve işini genişletme imkânı bulur. Selemin faiz şüphesinden uzak olması ve böylece meşruiyet kazanması için para peşin olarak ödenmeli, mal veresiye (en az 1 ay sonra) verilmeli, malın teslim edileceği yer ve zaman gösterilmeli, bu mal kararlaştırılan mekan ve mevsimde piyasada bulunur cinsten olmalı, selem yapılan mal ve paranın faize bulaşmaması için farklı cins ve miktarda ve peşin ödenen paranın cinsi ve miktarı belirtilmeli, peşin alınan para karşılığında sonradan taahhüt edilen malın cinsi, nev’i, miktarı ve sıfatı belirtilmelidir. Cinsi buğday, nev’i yerli buğday, 500 kg., orta kalite ve saire.

Selemin yazılması (sipariş senedi), devlet teminatı altında bulunması (resmiyeti), senetlerde sadece borçlunun belirtilmesi, hamiline (elinde bulunan) şeklinde düzenlenmesi, taahhüt edilen malın belirtilen yer ve zaman, miktar ve vasıfta teslim edilmemesi durumunda bunu tazmin etmek üzere yeterli ipotek alınması tam tersine işletme kapasitesini büyütür, üretimi artırır ve böylece işsizliği engeller. Selem senetleri hamiline (taşıyana) yazılı olduğundan para gibi işlem görebilme özelliğine de sahiptir. Böylece selem yoluyla faizsiz kredi bulabilen hiç kimse faizli krediye itibar etmeyecektir. Selem müessesesi faizin köküne dinamit suyu döker. Demek ki haksızlık yapmadan da ticaret yapılabilir…

Milli hasıla açığının olduğu yerde faiz kaçınılmaz sonuç olur. İbni Haldun, “Emek değerin esasıdır” derken görünen değer para olsa bile asıl değer emektir. Emek yoksa yemek de yoktur, para da. Faizi gereksiz kılacak en büyük güç emek, üretim ve ticarettir. Nüfus artmıyorsa işgücü de artmaz. Kontrollü bir nüfus artışı gereklidir. Farklı tip okullar farklı ihtiyaçlarımızın gereğidir ve daha çok yayılmalıdır. Fakat bu bile ihtiyaç yüzdesini aşmamalıdır. Asgari ücretle çalışanların taşeron firmalar sayesinde işsizliği bir nebze de olsa azaltması geçici ve kısmi çözümdür. Milletin devlete ortak olduğu, birlikte fabrikalar yaparak üretimi ve ihracatı artırdıkları daimî çözümler söz konusu olmalıdır. Sanayi ve üretim alanında dışa bağımlı olunmamalıdır. Sigortacılıkta yabancı sermayenin gittikçe büyümesi bizi endişelendirmelidir. Gelişmekte olan ülkelerin ekonomik büyümelerinin gelişmiş ülkelerce engellendiği bir dünyada kendi kendimize çalım atmak yerine dış güçlerden daha güçlü olmaya bakmalıyız. Kaynakların nerede kullanılacağına dair tercihsel hatalar yapmamalıyız. Serbest piyasada paranın kullanımı tam anlamıyla takip edilmelidir. Mesela vergi kaçırılması engellenmelidir. Aldığımız manevi eğitim kalplerimize bunu vermelidir.

Muhasebe mesleğine gerekli denetimler yapılırsa KİT’ler ne yetersiz ne de verimsiz hale gelmez. Her alanda yolsuzlukla karşılaşılmaz. Bankalar ve kamu kaynakları hortumlanmaz. Yüksek miktarlarda batık krediler olmaz. Yasal altyapısı olan bir muhasebe denetimi öyle hemen sayılamayacak sayıda yolsuzluğun ve yoksunluğun, hemen hesaplanamayacak kadar israf ve savurganlığın önüne geçer. Siyaseti bırakan nice eski bakanlar, nice eski milletvekilleri var. Onların gemileri terk etmelerinin nedeni sahte kaptan olmaları nedeniyledir. Kaptan gemiyi en son terk eden, hatta hiç terk etmeyendir. İyi bir kaptan zaten gemiyi batma aşamasına getirmez. Yıllardır tayfalar tarafından yönetilen bir millet batan geminin mallarının yağmacılarına dönüşür.

Düşünün:

Vatandaşta para yok vitrindekiler ucuz: Ne olur? Ekonomi canlı olmaz. Sadece kira ödemeyen esnaflar karın tokluğuna satış yaparlar. Çünkü fazla müşterisi olmaz. Vatandaş borca girerek alışveriş yapar. Bu iki tarafa da yansır.

Vatandaşta para var vitrindekiler pahalı: Ne olur? Ekonomi canlı olmaz. Vatandaş her ihtiyacını gideremez. Vatandaşın her ihtiyacını gidermesi için borca girmesi lazım. Bu durum da her iki tarafa yansır.

Vatandaşta para yok vitrindekiler pahalı: Ne olur? İki taraf da felç olur. Vatandaş borca girerek bile geçinemez hale gelir.

Vatandaşta para var vitrindekiler ucuz: Ne olur? Kalite artar. Eğitimli insan sayısı artar. Vatandaş politikacılar tarafından kandırılamaz. Çünkü vatandaş okuyup gelişmiştir. Bu durumda beceriksiz politikacıların yerini kaliteli politikacılar almak zorunda olur. Hayat cennete döner. Boşanmalar, stresler, hastalıklar azalır. İnsan ömrü uzar. Her iki taraf da mutlu olur. Hem toplum hem devlet gelişir.

Resmi rakamlarda yüzlerce milyar lirayı aşan bankalardaki sorunlu krediler, batık kredilerin devlete yıkılması olasılığı, IMF’nin kapısının çalınması ihtimali, yüz milyarı aşan yıllık bütçe açığı, azalan vergiler ve artan harcamalar bir Hazine ve Maliye Bakanının önüne konduğunda işinin ne kadar zor olduğunu elbette o da görür. Yanız şu da bir gerçek: Gelişmiş ülkelerde geriye gidiş çok büyük bir felaket olabilir. Fakat yavaş gelişen ülkeler bunu onlar kadar hissetmezler. Çünkü yoksunluğa daha duyarlıdırlar. Dünyanın ekonomik denge bozukluğu ekolojik denge bozukluğuna da yansıyacaktır. Dünyanın ekolojik ve beraberinde getireceği bilumum denge bozuklukları ileri tarihlerin kapitalizmiyle astronomik servetlere sahip olan aristokratların dünyadaki dengesizliklerden muhafaza olabilme amacıyla uzaya taşıyabilir. Uygar dünya peşine düşülen güçlü ülkelere özenmek, güçlü ama vahşi bir hayvana özenmeye benzer. Gücü ve beraberinde içten kaynaklanmayan bir saygıyı elde edersiniz ama sevgiyi asla elde edemezsiniz. Dünya ille de birincilik isteyenlerin parselidir. Siz birinciliği ısrarla ister çaba gösterirseniz “ikincilik yarışını seyreden bir birinci” olursunuz. Önce gerçekleşmeyecek hayaller kurarsınız; sonra hayat size bunun yanlış olduğunu öğretir. Öğrenirseniz gerçekleşecek hayalleri kurarsınız; ısrar ederseniz başarırsınız ve başardıkça hayalleriniz daha yukarıya çıkar. Başaramazsanız geridekiler gibi gerçekleşmeyecek hayaller kurarsınız. Beşerî bir imkansıza inanmayın! Siz zalim hükümetleri reylerinizle yerle bir etmezseniz, Allah da sizi onların eliyle yerle bir eder. İsteğin zuhuratının imhası, isteğin zuhur ettirdiğinin imhasından daha büyük bir stratejidir. Batı işte bunu başarıyor. “Köle gibi yetiştirilenler, köle gibi yönetilebilirler ancak” der Shaw…

Kaç şeye ya da kaç kere galip olduğumuz önemli değil; cehaleti yenmedikçe hiçbiri kıymet kazanmaz. Ancak böyle güçlü oluruz. Güç arzusunun bulunmadığı bir yerde çöküşün kaçınılmaz olduğunu düşünen Nietzsche kendi soruyor ve kendi cevaplıyor: “İyi olan nedir? Güç duygusunu ve güç arzusunu ve insanın içinde var olan gücü artıran şey. Kötü olan nedir? Güçsüzlükten doğan her şey. Mutluluk nedir? Gücün çoğaldığı ve bir direnişten üstün gelindiği hissi.” (*). İyiyi, kötüyü ve mutluluğu güç üzerinden böyle okuyor Nietzsche…

Her sabah aynı güneş tembeller için doğar!

 (*) Friedrich Nietzsche’nin “Deccal-Hıristiyan Karşıtı” kitabı.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
JEET KUNE DO’MUZA KULELKAVİDO EKLEMEMİZİN NEDENLERİ Spor 16.07.2020
DUYGULARDAN FISILTILAR (10) Şiir 14.07.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
EKONOMİ İYİ DURUMDA VE DOĞRU YOLDA MI? Ekonomi 28.05.2020
Keşke Vicdan Nakli Yapılsa! Ekonomi 31.12.2019
YERELİN SONU (MU)? Ekonomi 11.12.2019
MERKEZ BANKASI BAŞKANI ÇETİNKAYA'NIN GÖREVDEN ALINMASI Ekonomi 09.12.2019
AKDENİZ DE NELER OLUYOR Ekonomi 08.12.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.