BEŞ VAKİT NAMAZIN İSPATI BAHSİ (2)

Peki Orta Namaz Nedir?

Bazıları her ne kadar Bakara suresinin 238. ayetinde geçen “salat’il vusta” kelimesini “orta namaz” olarak öğle ya da ikindi anlasalar da siyak ve sibak usulüyle böyle olmadığı aşikârdır. Bu konuda çok saçma hesaplar yapılmıştır. 5 vakit namazın ortası 3 imiş; üçüncü sırada ikindi varmış; böylece ikindi namazı imiş. Günün ve gündüzün ortası öğle vaktiymiş; böylece öğle namazı imiş ve saire. Belli bir vaktin namazı olamaz çünkü Allah belli bir vaktin namazını diğerlerinin hepsinden daha fazla önemsemez. Meallerin çoğunda bu namaz özellikle önemsenerek vurgulanıyor ki bu yanlıştır. Öyleyse başka ne olabilir?

Burada “vusta” kelimesi geçmektedir. Bu “vasat” demektir. Aynı surenin bir başka ayetinde vasat bir ümmet (ummeten vasatan) olduğumuz belirtilmektedir (111). Biz vasat yani mutedil bir ümmetiz. İfrata ve tefrite kaçmayan, dengeli, ölçülü, aşırıya kaçmayan… Öyleyse salât’ın vasatı nasıl olur? Mutedil salât. Burada salât’ı “namaz” olarak anlayacaksak ayette namazı en uygun şekilde ifa etmeye dikkat etmemiz ve Allah'ın huzurunda içten bir bağlılıkla durmamız isteniyor. Yani bizim namazımız da mutedildir. İki ayette daha “en makul” (112) anlamında ve bir ayette de bir topluluğun “ortasına” (113) anlamında kullanılmıştır.

Resulullahtan nasıl gördüyseler öyle yaparlar. Ne çok hızlı ne çok yavaş. Ondan ne rekât çıkarır ne de ona rekât eklerler; ne namazda ne yapılacağını unutacak kadar derinlere dalar ne de dünya hesaplarıyla namazı geçirecek kadar kayıtsız kalırlar; yani namazda ne okuduğumuzu dikkate almayacak kadar dünyaya ne de kaçıncı rekâtta olduğumuzu unutacak kadar ahirete dalmamalıyız. Tam kıvamında olmak, ne çiğ ne de yanmış… Namazımızın orta olması da işte bu anlamdadır. Mutedil bir namaz…

Âlimlerin çoğunluğu her ne kadar Bakara suresinin 238. ayetinde yer alan “orta namaz” (es-salâtü’l-vüstâ) ifadesiyle ikindi namazının kastedildiği kanaatinde olsalar da bu mümkün değildir. Çünkü emredilen bir nüsukun dikkat edilmesi gereken tek vakti olamaz. Bu itibarla rivayet alimlerini ters köşeye yatıran hadisler (114) metodist alimlerce gözden geçirilmelidir. Hadisler çok zeki olmayanlarca uydurulduğu için Kur’an’a ve akla uygun olmayanların ayrıştırılmaları zor olmaz diye düşünüyorum.

Bazıları diyorlar ki: “Cenâb-ı Hakk'ın orta namazın hangi namaz olduğunu belirtmemesi, her namazın orta namaz olduğu kabul edilerek özen gösterilmesi içindir. Özellikle, gündüz (sabah-öğle) ve gece (akşam-yatsı) namazlarının ortasında olması sebebiyle ikindi namazının edası hususunda itina edilmelidir” (115). Apaçık bir kitap indirdiğini söyleyen ve içlerinden birini canlı model bir elçi olarak seçen Allah bize, tüm vakitlere dikkat edelim diye kapalı bir ifade kullanır mı? Emreder ve biter. Bu nedir böyle oyun gibi? Orta namaza dikkat etmemiz istenecek ama hangisi olduğunu söylemeyecek ki hepsine dikkat edelim. Yahu bu beş vakitte neden o zaman emir kipi kullanıyor “Salat edin!”, “Hamd edin!”, “Tesbih edin!” diye?... Allah emredince önemsemeyeceğiz de saklarsa arayalım diye mi önemseyeceğiz? Bu nasıl alimlik? Yıl içinde Kadir gecesinin kesin biçimde bilinmeyişi ve her gecenin kadir olabileceği düşünülerek ihya edilmesinin gerekli sayılması gibi bütün namazların salât-ı vüstâ konumunda olduğunu söyleyenler de vardır (116). Salât-ı vüstâ “hangisi” diye aranmamalıdır, “nasıl” diye aranmalıdır. Çünkü beş vaktin beşi de emirdir ve dikkat edilmelidir. Fakat “nasıl” kılınacağı önemlidir. Bizi günahlardan alıkoyacak şekilde (117) huşu ile (118) kılınmalıdır mesela… İşte bu yüzden orta namaza dikkat edilmesinin hemen devamında “…ve Allah´ın huzurunda içten bir bağlılıkla durun” (119) buyrulmaktadır.

“El-Vustâ” sözcüğünün türevleri Kur’an’da 5 yerde geçmekte olup bunlar: “Veseten” (120) diyerek mutedil ümmeti, “vusta” (121) diyerek mutedil namazı, “evseti” (122) diyerek mutedil miktarı yani az ya da çok olmayanı, “evsetuhum” (123) diyerek mutedil yolu, “fevesetne” (124) diyerek topluluğun içini, ortasını ifade eder. Bu durumda bağlama bakmak icap ettiğinde “salat’il vusta” sözcüğü “mutedil” anlamında ağırlık kazanacaktır. Hadislerle bunu anlamak mümkün değildir; metotlu yaklaşmakla anlamak mümkündür. Çünkü bir hadis orta namaza sabah namazıdır (125) der; başka bir hadis orta namaza öğle namazıdır (126) der; başka bir hadis orta namaza ikindi namazıdır (127) der; başka bir hadis orta namaza akşam namazıdır (128) der; orta namaza yatsı namazıdır (129) diyen rivayete bile rastladık. Bu karmaşıklığın nedeni Müslümanların metotlu düşünmemeleridir. Bütün bu görüşlerin yanında es-salâtü’l-vüstânın “sabah ve ikindi namazı”, “sabah ve yatsı namazlarının her ikisi” olduğunu kabul edenler de vardır. Sabah ve ikindi namazı olduğunu kabul edenler sabah namazının ayetle, ikindi namazının hadisle sabit olduğunu vurgulamak suretiyle bu görüşlerini delil getirerek (130) “ayet ve hadisten başka daha kuvvetli bir delil ne olabilir ki?” derler (131). Bu görüşü kabul edenlerin başında Ebu’d-Derdâ gelir (132). Aynı zamanda Mâlikîlerden el-Ebherî (ö. 1265) de aynı görüşü paylaşır. Bunlara ilaveten orta namaz için cuma, vitir, korku ya da gece namazı şeklinde görüş beyan edenler de olmuştur (133). Size daha ne diyelim?

Benim için itibarı düşük olan Taberi’de bile bir yerinde isabet edilmiş: Çünkü onun tefsirini okuyunca “Muhammed ümmeti övülürken aynı kökten gelen vasat kelimesinin “aşırı uçlara sapmayıp itidali koruyan, dolayısıyla en hayırlı olan” şeklindeki anlamına bakarak” (134) bunun “en hayırlı namaz” mânasına geleceği görüşü de yer aldığına rastlıyoruz. Lakin o da Taberî, salât-ı vüstâyı ikindi namazı olarak açıklayan görüşün doğruya en yakın olduğunu söyleyerek (135) baltayı taşa vuracaktır. Öte yandan salât-ı vüstâ bazı rivayetlere dayanılarak öğle, akşam ve sabah namazları şeklinde yorumlanmış (136), hatta bazıları bunun yatsı namazı olduğunu ileri sürmüştür (137). Salât-ı vüstâ’nın ikindi namazı olduğu şeklindeki yorumu Ebû Hüreyre, Abdullah b. Ömer ve Abdullah b. Abbas belki söylemiş olabilirler; fakat sahabe Ali ve validemiz Aişe gibi bilge ve dürüst isimlerin söylemiş olacağına (138) inanmıyorum. Hendek Gazvesi’nin kritik bir gününde ikindi namazını kılamayan Resulullah müşriklere beddua ederek, “Bizi salât-ı vüstâdan alıkoydular” ifadesini kullanmış (139). Eğer gerçekten bu rivayet yaşanmışsa “orta namaz” itidali ifade ettiği ve namazın kaçmasıyla beş vakit namazın aksamasıyla disiplinin bozulması hasebiyle demiş olabilir. Kaçan namaz vakti diğerlerinden biri olsaydı itidal yine bozulmuş olacak ve Resulullah yine aynı sözü sarf etmiş olacaktı. Bunun ikindiyle değil namaz vaktinin kaçarak düzenin bozulmasıyla alakası olabilir. Tabi rivayetin doğruluğunu düşünürsek…

Eğer Mesele Arapça Bilmeye Bağlıysa Neden Arap Alimlerini Takip Etmiyorsunuz?

Çünkü bu aklına da gelmez işine de gelmez. Sen sonradan Arapça öğreneceksin, etimoloji ve semantik bilmeyeceksin, herhangi bir Arapla Arapça konuşuyor olmanın yeterli olduğunu düşüneceksin öyle mi? Yahu mesele Arapça bilmekte değil, metotlu davranmakta… Metotlu davranmadıktan sonra iki Türk Türkçeyle de anlaşamazlar. Metotlu inceleme yapılırsa mesajın alınmaması mümkün değil.

Bizler bu çağın Müslümanları olarak birtakım geleneksel birikimlerimiz nedeniyle o dönemin hakikati üzerine atılan hurafe küllerini üfleyip atamadığımızdan Kur’an’da yatsı ya da ikindi gibi kelimeler arayarak çok vakit kaybettik ve çok yanlış yönlendirmelerde bulunduk. Hiç düşünmedik ki bunlar kelime olarak değil de kelimelerin açılımları olarak Kur’an’da yer alıyor olabilir…  Böylece mikro gözlükler evrensel gerçekleri gösteremedi. Kendimizi o dönemin müslümanı yerine koyamadık. Sanki Sahabe Ebu Bekir “niyet ettim ikindi namazını kılmaya” diyor... Ah şu üçüncü sınıf ilmihaller yok mu?

İslam Akademisyenlerin Dini Değildir ve İlim Alimin Yitik Malı Değildir.

İslam bir haberdir. Bunun akademisi olmaz. Müslümanlar akademisyenlerden kurtulmadıkça hakikatler boğuntuya gelecektir. İlmi konularda akademisyenlik olmasın demiyorum. Ama saf, katıksız, Kur’an endeksli bir İslam anlayışı üzerine bina edilmelidir. Sorumluluklarımız basittir. Bunların dışında teferruatlı konularda akademik çalışmalar yapılabilir. İslamdan haberdar et, İslami konulardaki araştırmalarını paylaş, öğret, ilet… İslamın değil; tarihinin, hadisinin, kelamının, fıkhının akademisi olmalıdır. Her Arapça bilen âlim geçinir olmuştur. Suud’da çoluk çocuk Arapça bilmektedir ama bu onları âlim yapmaz. İlim “gerçeğe ulaştırıyorsa” vardır! Kur’an âlimin Allah olduğunu haber veriyor. Biz sadece haberci olabiliriz ve âlimliği bilgilerin çokluğu değil, gerçeğe uygunluğu belirler. Daha ileri gidenlerimiz akademisyen olabilirler ve gerçekleri yakaladıkları kadar âlim olabilirler. Apaçık bir haberi âlimin yitik malı olsun diye zan katarak örtmenin gereği yoktur. Bu haber çok zeki olmayı değil, çok dikkatli olmayı gerektirirken içindeki bir sözü başka bir sözüyle açıklayan bir haberdir.

Ölçümüz Ne Olmalıdır?

Sonuç olarak sabah namazı (140), öğle namazı (141), ikindi namazı (142), akşam namazı (143) ve yatsı namazı (144) şeklinde yayılarak her ne kadar vaktin tevafuku ve isabeti bakımından tesbit ediyor gibi bir izlenimimiz olsa bile önerimiz şudur: Metodlu yaklaşmalıyız. O takdirde kendimizin Resulullaha direkt hatta dolaylı bile değil, uzak muhatab olduğumuzun farkına varırız. Mademki biz uzak muhatabız bilmeliyiz ki, bu namaz vakitleri direkt muhatablarına açıktı ve dolaylı muhatab da onlardan gördü. Bizler gibi uzak muhatablara da mütevatir bir gelenekle intikal etti. Bugünkü beş vakit namazı uzak muhatab olmamız hasebiyle belki herkese ayetlerde apaçık gösteremeyebiliriz ama bugünkü beş vakit namaz uygulaması itikadda tek ölçümüz olan Kur’an’a ters de değildir. Bugünkü beş vakit namaz uygulaması Kur’an’a ters düşmeyen hadislerde de benzerdir. Mütevatir gelenekten sonra bu hadisler amelde üçüncü ölçümüzdürler. Namazın biçimi bellidir, vakitleri bellidir, meramı bellidir; zorlamaya gerek yoktur. Allah içinde bulunduğumuz imkânlara göre yargılayacaktır. Beş vakit namaz kılmak, namaz kılmamaktan ve özellikle bu konuda azınlığı taklit etmekten iyidir. Kimse beş vakit namaz kılmakla şirke girecek de değildir. Gündüzün uçlarında ve karanlıkta namazın olduğu hem kesindir hem de emredilmiştir. Allah zamanları belirlemiş ve neler istediğini buyurmuş, Resulullah da o vakitlerde salat içinde kendisinden istenileni yapmıştır. Onun tesbihi ve hamdı salatla yapması hususunda Allah ona herhangi bir uyarıda bulunmamıştır. Buradan da anlaşılıyor ki Allah elçisinin disiplininden Allah razı olmuştur.

Ayetlerin Nüzul Sıralamasına Göre Namaz

Özellikle ayetlerin nüzul sırasını belirlemede benim tercihe ettiğim Cafer-i Sadık’a ve çok mecbur kalındığında İbni Abbas gibi diğerlerinin sıralaması dikkate alınarak söz konusu ayetleri incelediğimizde şunu görüyoruz:

Önce Müzemmil suresinde “Gündüzün her iki tarafında ve gecenin yakınlarında salat et…” (145) ayeti geldiğinde insanlar ilk kez salat ile sorumlu oldular. Ayetin devamında “iyilik” (hasenat) kötülükleri giderir” buyrulduğu için salatın diğer anlamlarına da davetkardır. Gündüzün başında ve sonunda yani sabah ile ikindi (ya da akşam) gündüzün iki tarafıdır. Gündüzün bitimi olarak ikindi düşünülebilir çünkü daha sonra gelecek olan akşamın başlangıcıdır. Akşamın başlangıcı olarak akşam namazı vakti düşünülebilir yahut başka bir ifadeyle gündüzün bitimi ile akşamın başlangıcının aynı kapıya çıkacağı düşünülebilir. İkindi de olsa akşam da olsa başka ayetlerde tekrarlanacağı için bunu ayırmaktan emin olamamak problem teşkil etmez.

Daha sonraki zamanlarda inecek olan Kaf suresinde “…Güneşin doğuşundan önce ve batışından önce de Rabbini hamd ile tesbih et” (146) ve devamında “Ve gecenin bir kısmında Onu secdelerinin ardından da tesbih et” (147). Yukarıdaki ayetle birlikte bu ayeti dikkate alırsanız aynı vakitlerde salat da tesbih de bir aradadır. Şu hâlde salatla tesbih de gerçekleşmektedir. Resulullah bu tesbihi sabah ve akşam vakitlerinde namaz ritüeliyle yapıyor çünkü bir önceki ayette o vakitler için “ikame et salatı” demişti.

Daha sonraları inecek olan Taha suresinde “…güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısım vakitlerinde ve gündüzün etrafında da tesbih et ki hoşnutluğa eresin” (148) buyrulacaktır. Sabah kesin olmakla birlikte eğer güneş batmadan önce denilen ikindi ise ayetin devamındaki gecenin bir kısım vakitleri denilen akşam ve yatsı olabilir. Eğer güneş batmadan önce denilen akşam ise gecenin bir kısım vakitlerini yatsı karşılar. Gündüzün etrafında ifadesini içinde öğle ve ikindi yer alabilir. Yapılan nedir tesbih. Bu pekâlâ namazla gerçekleşebilir.

Daha sonraları inecek olan İsra suresinde “Güneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar gereği üzere namazı kıl, bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazında, gece ve gündüz melekleri hazır bulunur” (149). Güneşin batıya kayması sabah da, öğle de, ikindi de, akşam da ve hatta yatsı da söz konusudur. Fakat gecenin karanlığına kadar demiş olması akla öğle ve ikindiyi de getirir. Çünkü sabahı ayrıca vurgulamaktadır.

Daha sonraları inecek olan Hud suresinde “Gündüzün her iki tarafında ve gecenin erken saatlerinde salatı ikame et…” (150) diye doğrudan namazın kılınmasını hem de emrederek isteyince gündüzün iki tarafı namaz kılmak mecburi oldu. Sabah kalkınca ve gündüzün bitimi kesin. Gecenin erken saatlerinin akşam veya yatsı olması mümkün. Hem de emir kipiyle salatın ikamesi yani namaz geçiyor. Daha önce de defalarca akşam ve yatsıya işaret söz konusu olmuştu. Ben geç yatılmayacağı için ve bütün ümmetten geç yatılması istenmeyeceği için gecenin erken saatinin yatsı olabileceğini düşünüyorum. Geceleri yolların ve elektrik direklerinin olmayacağını da dikkate alın. Nihayet bütün bu ihtimaller yağmurunda akşama da yatsıya da olsa her ikisine de ayetler isabet edecektir.

Daha sonra inecek olan Yusuf suresinde “ǐşa’en” sözcüğü hem de nebi Yusuf dönemiyle ilgili bir konuda geçtiği için onun döneminde yatsı namazının kılınmış olabileceğini ve bu kelimenin “akşam” anlamında da kullanılmış olabileceğini düşünenler olmuştur. Kelimelerin çok anlamlılığına ve bağlamına göre anlam kazanabileceğine inanmakla beraber ben üçüncü bir olasılığa işaret etmek istiyorum. Bence son Nebi döneminde buraya kadar yatsı namazı malum olduğu ve zaten Müslümanlar tarafından kılınmakta olduğu için elçi Yusuf döneminde “Ve yatsı vakti, ağlayarak babalarına geldiler” (151) diyor ki akşamın üzerinden biraz geçmiş olduğunu anlayalım.

Daha sonraları gelen İbrahim suresinde elçi İbrahim duasında “Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri salatını ikame edenlerden eyle…” (152) demesiyle zaten ikame edilen salatın (namazın) ta nebi İbrahim döneminde var olduğunu anlıyoruz.

Daha sonraları inecek olan Rum suresinde “O halde akşama girdiğiniz zaman ve sabaha girdiğiniz zaman Allah’ı tesbih edin. Göklerde ve yerde hamd’ın (her türlü övgünün) Ona mahsus olduğunu (görerek) öğle vaktinde de sonrasında da (Onu yüceltin)” (153) buyrularak akşam ve sabah için tesbih, öğlen ve sonrası için de hamd edilmesi gerekiyor. Bu öyle ağzınızdan hamd etmekle geçiştirilecek bir şey olsaydı ayetler defaatle vakit vurgusu yapmazdı; hatta beş vakit namaz kılma geleneği bile oluşamazdı.

Hemen sonra gelecek olan Naziat suresinde “ǎşiyyeten” yani yatsı kelimesi geçiyor. Buna kısa olsun diye “akşam” diyenler de var. Buyruluyor ki: “Onlar o kıyameti görecekleri gün sanki dünyada bir yatsı (vakti kadar) veya kuşluğundan başka durmamışa dönecekler” (154). Herkes yatsının güneş battıktan hemen sonra olmayan ve yatmadan biraz önce olan bir süreç olduğunu bildiği için “yatsı” denmiştir diye düşünüyorum. Hatırlayın, Muminun suresinde kabirlerinden kalkanlara yeryüzünde kaç yıl kaldıkları sorulunca (155), insanın ömründen anladığı şudur: “Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık…” (156). Böylece bu iki ayetin tutarlılığı da söz konusu olacaktır.

Daha sonraları gelecek olan Ankebut suresinde salatı (namazı) ikame etmesi emrediliyor (157). Yakın zaman sonra inecek olan Bakara suresinde “fecr” kelimesinin savm (oruç) için geçtiğini görüyoruz (158). Yine yakın zaman sonra inen Al-i İmran suresinde Meryem validemizden secde ve ruku etmesi isteniyor (159). Yine kısa bir zaman sonra Nisa suresi iniyor ve “…Salat müminler üzerine belirli vakitlerde yazılı bir yükümlülüktür” (160) buyruluyor. Burada “belirli vakitler” diyerek en azından kafamıza göre vakit belirleyemeyeceğimizi anlayabiliriz.

Daha sonraları inecek olan Dehr suresinde “Rabbinin ismini sabah akşam zikret” (161) derken sürekliliği ifade ediyor. “Dilinden düşürme, unutma” anlamında. Hemen ardından gelen ayette de “Gecenin bir bölümünde de Ona secde et. Hem de Onu uzun geceler boyu tesbih et” (162) buyruluyor. Nedenini sonraki ayetten anlıyoruz: “Çünkü onlar bu dünyayı seviyorlar ve önlerindeki ağır bir günü arkaya atıyorlar” (163). Demek ki buradaki zikr, kafasını hep taze tutması ve dünyaya kapılmamasıyla alakalıdır.

Nihayet daha sonraları inecek olan Nur suresinde “…sabah (fecr) salatından önce, öğleyin (zehirati) soyunduğunuz vakit ve yatsı (işa’i) namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar mahrem halde bulunabileceğiniz üç vakittir…” (164) buyururken Rum suresinde geçen öğle “tuzhirune” vaktinde Allah’ı hamd ederek yüceltmemizin istendiğini (165) hatırlıyoruz. Evinde sabah uykuda olabileceğin için üzerin açık olabilir; öğlen sıcaklardan dolayı serinlemek için açılmış olabilirsin ve yatsı yatıp uyuyacağın için üstün başın müsait olmayabilir diye bu saatler mahrem vakitleri olarak kabul edilmiş. Bizim konumuzla alakalı kısmı şu: Daha önce yatsıyla ilgili salat kelimesi hiç geçmediği halde daha önce yatsı vakti hamd etmemiz istenmişti ya (166) burada aynı vakitte salat edildiği anlaşılıyor. Demek ki daha önceleri inen Rum suresinde Allah teala elçisinden yatsı vakti hamd etmesini istediğinde Resulullah bu hamdini salatla gerçekleştirmiş. Çünkü daha önce hamd etmesini istediği vakit burada yani neredeyse Kur’an’ın tamamlanacağı zamanlar inen Rum suresinde salat ettiği vakit olarak önümüze çıkıyor. Şu hâlde belirlenen diğer bazı vakitlerde de tesbih ve hamd'ı Resulullah salatla yapmıştır. Demek ki Allah kendisine hamd edilmesini isterken yeni bir ritüel istemiyor; elçi İbrahim’den beri gelmekte olan namazla hamd edince bundan razı oluyor. Çünkü Allah’ın asıl istediği olan gerçekleşmiş oluyor.

Dikkat ederseniz Allah’ın bilinen beş vakit namaza tekabül eden zamanlarda salat, hamd ve tesbih emirleri yağmur gibi yağmaktadır. Biri değilse diğerinin bu beş vakte isabet edeceği tartışma götürmez. Bu durumda Resulullah’ın söylediği rivayet edilen fakat bana onun söylemiş olamayacağını düşündüren “İslâmiyet’te bugün bilinen şekliyle beş vakit namaz hicretten bir buçuk yıl kadar önce Mirâc gecesinde farz kılınmıştır” (167) hadisi de herhangi bir “beş vakit namaz ayeti” bir paket halinde vahiyle inmediği için çürümüş olmaktadır. Çünkü namazla ilgili ayetler değişik yerlerde (Mekke, Medine) ve değişik zamanlarda (Müzemmil suresi, Kaf suresi, Taha suresi, İsra suresi, Hud suresi, Yusuf suresi, İbrahim suresi, Rum, Naziat suresi, Ankebut suresi, Bakara suresi, Al-i İmran suresi, Nisa suresi, Dehr, Nur suresi) inmiştir.

Sabah (salâtü’l-fecr) ve yatsı (salâtü’l-işâ) namazları ismen zikredilirken (168) diğer vakit namazlarına salat, hamd ve tesbih denilerek işaretlerde bulunulmuştur. Tefsir kaynaklarında Rûm sûresinin 17 ve 18. ayetlerinde “akşam vaktine eriştiğinizde” ifadesinin akşam ve yatsı namazlarına, “sabah kalktığınızda” ifadesinin sabah namazına, “akşam üstü” ifadesinin ikindi namazına, “öğle vaktine ulaştığınızda” ifadesinin de öğle namazına işaret ettiği; İsrâ suresinde geçen “dülûkü’ş-şems”in öğle ve ikindiyi, “gasaku’l-leyl”in akşam ve yatsıyı, “kur’ânü’l-fecr”in sabah namazını ifade ettiği belirtilir (169). Bu iki ayetin dışında “Gündüzün iki tarafında ve gecenin -gündüze- yakın saatlerinde namaz kıl” meâlindeki âyette (170) gündüzün iki tarafında kılınması emredilen namazlardan biri sabah namazı, diğeri ise güneş batmadan önceki kısım (taraf) olarak alındığında öğle ve ikindi, battıktan sonraki taraf olarak alındığında akşam ve yatsı olarak yorumlanır. Ayette geçen zülef (gündüze yakın saatler) kelimesinin gecenin gündüze yakın olan ilk saatlerini yani yatsı namazı olduğu görüşü benimsenmiştir.

Bu yazıyı okuyan gelenekçi kardeşlerimiz, "biz zaten 5 vakit kılıyoruz bizim ihtiyacımız yok" diyebilirler. Fakat onlar bu 5 vakti hadislerden değil gelenekten yola çıkarak ikame etmekteler. Mütevatir gelenek hadislerden daha büyük bir rol oynamaktadır. İmam Buhari hadis araştırmadan evvel nasıl namaz kılıyordu? Hadislere bakmıyordu. Babasından nasıl gördüyse öyle kılıyordu. İmam Buhari’nin babası da namaz kılıyordu ve oğlunun araştırmalarının bitmesini beklememişti. Öyleyse Kur’an’dan sonra ikinci kaynak mütevatir sünnettir. Hadislere göre namaz kılmaya kalkanın kafası karışır. Sünnet diye Cumadan sonra namaz kılmak isteyenin dört rekât kılması gerektiğini (171) söyleyen hadise mi uyacaksın, yoksa iki rekât kılması gerektiğini (172) söyleyen hadise mi? Resulullahın kadınlar gibi elini göğsüne koyduğuna dair hadisler de var (173) ama kadınlar hariç hiçbirimiz böyle yapmıyoruz. Kısacası Resulullahın vakit namazlarını nasıl kıldığıyla ilgili o kadar farklı hadisler var ki onlara bakarak namazı gerçekleştirmek imkânsızdır. Bugün kıldığımız yüzlerce rivayetten o da kısmen sadece biri olup Resulullah kesinlikle beş vakit namazı robotları programlamada olduğu gibi yahut bizim gibi kılmamıştır. Onun namazı bize nispeten çok daha doğaldı.

Sonuç

Bütün bu zanlar ve rivayetlerin oluşturduğu bilgi kirlilikleri herkesin bir şey deme ihtiyacını doğurdu. Herkes bu konulara metotsuzca yani bodoslama dalınca hakka batıl karıştı. Hak ancak metotlu bakanlar için kendini batıldan ayırır. Beş vakit namaz yine metotlu bakanlar için Kur’an’da görülebilir. Onlar görürler ki namazla salat da edersin, dua da, tesbih de, hamd da, zikr de… Algının gerilediği noktaya bakın ki tesbih denince namazdan sonra çekilen 99 boncuklu ip halkası akla geliyor. Bu Kur’an’a göre Müslüman olmamanın faturasıdır. Çünkü Kur’an’daki tesbih akla gelmiyor. Zikr denince de belli bir kelimenin tekerrürü akla geliyor. Bu da Kur’an’a göre Müslüman olmamanın faturasıdır. Çünkü Kur’an’daki zikrin nasıl anlatıldığı akla gelmiyor. Hamd denince şükürle karıştırılıyor. Anne babana şükredebilirsin (174), ama hamd Allah’a mahsustur (175); Allah’tan başkasına hamd edemezsin. Bu da Kur’an’a göre Müslüman olmamanın faturasıdır. Çünkü Kur’an’daki hamd akla gelmiyor. Salat denince o da yarım yamalak bir şeyler okuduysa sadece namaz akla geliyor; çoğunun aklına bir şey de gelemiyor. Bu da Kur’an’a göre Müslüman olmamanın faturasıdır. Çünkü Kur’an’daki salat akla gelmiyor. Kur’an’da salatın namaz, yardım, dua gibi birçok anlamının olduğu ve bunların hepsinin aynı kapıya çıktığı bilinmiyor.

KAYNAKLAR: 111. (Bknz. Bakara 143). 112. (Bknz. Maide 89, Kalem 28). 113. (Bknz. Adiyat 5). 114. (Bknz. Buhârî, “Cihâd”, 98; Müslim, “Mesâcid”, 202, 205, 206). 115. (Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, İstanbul 1935, I, 810; Muhammed Ali es-Sâbûnî, Muhtasaru Tefsir-i İbn Kesîr, Beyrut 1401, I, 218; Mehmed Vehbî, Hulâsatü'l Beyân Fî Tefsîri'l-Kur'ân, İstanbul 1339-1341, I, 204). 116. (Taberî, II, 767; Elmalılı, I, 811-812). 117. (Bknz. Ankebut 45). 118. (Bknz. Muminun 2). 119. (Bakara 238). 120. (Bakara 143). 121. (Bakara 238). 122. (Maide 89). 123. (Kalem 28). 124. (Adiyât 5). 125. (Bknz. İbn Hacer, Şihâbuddîn Ahmed b. Hacer b. Ahmed el-Askalânî (1448), Fethu’l-Bârî, I-XIII, Dâru’l-Marife,1379/ 1959, VIII, 196; Taberî, Tefsiru’t-Taberî, V, 215, 216, 219, XVII, 522; Ebu Ömer en-Nemrî, el-İstizkâr, II, 189,190; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, VIII, 196). 126. (İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, VIII, 196; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, II, 68; Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî, el-Câmi-u li Ahkâmi’l-Kur’ân, Kahire 1354, III, 190). 127. (el-Hâzin, Tefsîru’l-Hâzin, I, 172; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, VIII, 195-196; Tirmizî, Salât, 19; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 12, 13, 23; Beyhakî, es- Sünnetü’I-Kubrâ, I, 460, II, 22; Bkz. İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, XI, 195). 128. (el- Hâzin, Tefsîru’l-Hâzin, I, 173; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, VIII, 196; Taberî, Tefsîru’t-Taberî, V, 214; Taberî, Tefsîru’t-Taberî, V, 214.; İbn Kesir, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, I, 646, 653; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, VIII, 196; Taberî, Tefsîru’t-Taberî, V, 214). 129. (Kuveyt Fıkıh Ansiklopedisi, Kuveyt Diyanet İşleri Bakanlığı’nın uhdesinde 1404- 1427 h. Arası 45 cüz olarak basılmıştır. Cüzlerin basılış yerleri: 1-23 cüz ikinci baskı, Dârus-Selâsil, Kuveyt, 24-38, birinci baskı Dârus-Safve, Mısır. 39- 45 ikinci baskı Kuveyt Diyanet İşleri Bakanlığı – 14 Kasım 2010, XXVIII, 313). 130. (İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, VIII, 197). 131. (İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, VIII, 197). 132. (Muhammed b. Mukassim, Tarhu’t-Tesrîb, II, 242). 133. (Bkz. İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, VIII, 197). 134. (Taberî, II, 10-12). 135. (Taberî, II, 767-769). 136. (Taberî, II, 760-767). 137. (Elmalılı, I, 811). 138. (Taberî, II, 750-755). 139. (Buhârî, “Cihâd”, 98, “Meġāzî”, 39; Müslim, “Mesâcid”, 202; ayrıca bk. Taberî, II, 755-760). 140. (Bknz. Taha 130, Rum 17, Hud 114). 141. (Bknz. Rum 18). 142. (Bknz. İsra 78). 143. (Bknz. Taha 130, Rum 17, Hud 114). 144. (Bknz. Rum 18, Hud 114). 145. (Muzemmil 20). 146. (Kaf 39). 147. (Kaf 40). 148. (Taha 130). 149. (İsra 78). 150. (Hud 114). 151. (Yusuf 16). 152. (İbrahim 40). 153. (Rum 17-18). 154. (Naziat 46). 155. (Bknz. Muminun 112). 156. (Muminun 113). 157. (Bknz. Ankebut 45). 158. (Bknz. Bakara 187). 159. (Al-i İmran 43). 160. (Nisa 103). 161. (Dehr 25). 162. (Dehr 26). 163. (Dehr 27). 164. (Nur 58). 165. (Rum 18). 166. (Bknz. Rum 18). 167. (Buhârî, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 6; Müslim, “Îmân”, 259; Tirmizî, “Ṣalât”, 213). 168. (Nûr 58). 169. (Bknz. İsra 78). 170. (Bknz. Hûd 114). 171. (Bknz. Ebu Davud, Salât: 26; Nesai, Cuma: 44). 172. (Bknz. Buhari, Cuma: 38; Nesai, Cuma: 42). 173. (Ebu Davud 759; Ahmed 22026; Albânî Cenaiz 150; İbni Huzeyme 479; Beyhaki 2/30). 174. (Bknz. Lokman 14). 175. (Bknz. Fatiha 2).

Not: Yazının yeni düzenlemesi 01.04.2020 tarihidir. Bazı kısımlar bazı okurlarımızın hoşuna gitmeyebilir ama bu 175 kaynaklı bir yazıdır ve hiçbirinizin kafasında soru işareti bırakmayacak kadar detaylara girseydim zaten çok uzayan bu yazı birkaç kat daha uzayacaktı. Alt yapısı sağlam olanlar için ise yetecektir.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (2) Genel 24.05.2020
BİR SAVUNMA YAZISI Genel 22.05.2020
DUYGULARDAN FISILTILAR (9) Şiir 19.05.2020
YOUTUBE’DA BRUCE LEE HAKKINDA BİR RÖPORTAJA YORUMUM Spor 04.05.2020
DUYGULARDAN FISILTILAR (8) Şiir 02.05.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Torus Nefesi Nedir ? Torus Nefesi Teknikleri'ni Nasıl Uygularız ? Genel 20.05.2020
ÇİFT 20 KEŞKE HİÇ GELMESEYDİN Genel 20.05.2020
Müzik Terapi Nedir ? Genel 19.05.2020
Son Peygamber (Hz. Muhammed (S.A.V)) Genel 19.05.2020
PANDEMİDE SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI Genel 09.05.2020

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.