“BE LIKE WATER”

"Be like water" diyor Bruce Lee.

Yüzeysel fark edişle zihnin iki türlü hali vardır: Birincisi düşünce, ikincisi boşluk. Düşünmede odaklanma vardır; boşlukta ise hiçbir şey yoktur. Düşüncede adeta bir huninin geniş tarafından bakılarak bir noktaya odaklanılır. Boşlukta ise sınırlar olmadığından adeta bir huninin dar tarafından bakıldığında geniş tarafın her yeri göstermesi gibi her yer görülür. Bruce Lee’nin “be like water” yani “su gibi ol” yahut “suya benze” demesi elbette zihinsel tutumla alakalıdır...

Suyun yapısını dikkate alın. Su yumuşaktır; her şekli alabilir ve kabına göre renk ya da şekil alır; çünkü şekilsizdir. Akar, donar, erir, buharlaşır… Suyu mavi kaba doldurduğunuzda kaptaki su mavi görünür. Sarı kapta sarı, yeşil kapta yeşil, oval kapta oval, kare kapta kare… Su yol alırken kolay yoldan gider. Şiddetlendiğinde engel tanımaz. Sakinlediğinde hiç direnmez. Ağaca mı çarptı? Yalar geçer. Suya ne ile çarparsan çarp suyun sesi gelir. Yumuşaklık sertliğe galiptir. Düşünce sertliktir; boşluk yumuşaklık. Su gibi olmak boşlukta olmakla mümkündür. Boşlukta olmak ise düşünceden yalıtılmış olmakla… Su kokusuz ve tatsızdır. Dünyanın da insanın da en geniş alanı sudur. Susuz hayat imkansızdır; zaten hayat suyla başlamıştır. İçinde gerekli mineraller bulunur. Yaş ilerledikçe vücut suyu azalır. Şartlara göre hali değişerek katı, sıvı, gaz olur. Katı haldeki su sıvı haldeki suyun üzerinde yüzer. Çünkü suyun katı hâli sıvı hâlinden daha hafiftir. Hatta soğuk bir bölgede göl yüzeyini kaplayan buz tabakası soğuğu yalıttığından dipteki hayatı korur. Moleküler yapısı bile çok basittir. Su (kendi molekülleri arasındaki çekim kuvveti nedeniyle) dağılmaz; (moleküllerinin kutuplaşması nedeniyle) yapışabilir; (kılcal yapılar içinde kopmadan yükselip taşınması nedeniyle) bitkiler karada canlı kalırlar. Saf haldeki yağmur suyu topraktaki mineralleri toplayıp içilebilir bir suya dönüşerek akarsulara aktarır. Havadaki su damlacıkları güneş ışığını kırarak gökkuşağı oluştururlar. Su iki zıddiyetten yani yakıcı oksijen ve yanıcı hidrojenden oluşan bir söndürücüdür; bu durumda ontolojik açıdan hidrojen yin, oksijen yang’tır.

Bedenin somutluğu karşısında zihnin soyutluğu yin-yang’ı ifade eder. Zihin de kendi içinde yin-yang’a sahiptir. Düşünce yang, boşluk yin’dir. Her yang içinde azıcık yin ve her yin içinde azıcık yang bulunur. Yin ve yang var olan her şeyde yer alır. Sadece Allah’ın subhanlığı bundan beridir. Kaynağı kendisi olduğu için sıfatları yin ve yang’tan bağımsız değildir. Boşluk, kuantum mekaniği açısından her saniye parçacıkların ve anti-parçacıkların birbirlerini yok etmesi sonucu ve aksine bir durumun zemini olmakla da yin-yang’tan paçasını(!) kurtaramaz. Uzay enerjinin bir çeşit elastik doku oluşturmuş hali olsa da her yeri yin-yang’la yüklüdür. Kütlesiz foton kütle çekiminden etkilendiğinden biz fark etmeden uzay boşluğu enerji ve parçacıktan oluşsa da yin-yang fark edilebilir. Yin-yang sadece kendisini Yaratanı kuşatamaz; çünkü hiçbir sonuç sebebini kuşatamaz. Karanlık bir odanın dolu da olsa boş göründüğü gibi, cehalet karanlığı da boşluksuz bir uzayı boş gösterebilir. Bilimciler evrenin içinde muhteşem bir foton alışverişi gördüler. Düne kadar nötrinonun durgun kütlesi bile sıfır sanılıyordu. Uzaydaki o makro kozmik enerjinin mikro kozmik enerjilerden oluşması yokluğu yok eder. Öyleyse biz boşluk adını verdiğimiz poşete(!) fark ettiklerimizi doldurdukça boşluğu dolduruyoruz. Hala boş alanlar varsa oralarda olanları göremediğimiz içindir.

Peki zihinsel uzay da böyle midir? Varlıktan yokluk oluşmaz. Bir varlığın olmadığı pekâlâ söylenebilir. Bulunduğun odada fil yoktur; size sorulsa buna yok diyebilirsiniz. O anda odayı sadece bu düşünce doldurur. Zihninde olmayan bir şeyin yokluğu zihninin boşluğu demek değildir. Hiçbir şey yok iken Allah öyle bir var etti evrene yaratılmış olan en küçük varlığı atsan yere düşmez. Çünkü varlıklar büyüdükçe ayrılıp küçüldükçe birleşiyorlar. Uzaya baktığınızda gördüğünüz gezegenler gibidir düşünceler. Hisleri de enerjiye benzetebilirsiniz. Hani şu kütlesi geç anlaşılan ve varlığı sonradan anlaşılacak olan dediklerim vardı ya işte onları da Bruce Lee’nin otomatikleşen algısına benzetebilirsiniz. Bruce Lee çok şey demek istemişti ama etrafına baktığında benzetebileceği en iyi şeydi su… Yani zihinsel boşluk da doludur ama sen fark etmeyeceksin… İstersen çok şey fark edersin. Kalabalığın içinde yalnızlık egzersizidir bu… Hiçliğin bile varlığını hissettiremediği zihinsel boşlukta akan bir nehrin akışı vardır; lakin, suyu yoktur… Zihnin tıpkı bir su gibi rakibin hareketlerinin açtığı yoldan ona doğru aksın; ona ulaşınca da taşana kadar dol… Savaş sanatının estetiği strateji ve manipülasyondur. Bir dövüş sanatını kuşattıktan sonra onu kopyalama; geliştir.

Düşünmeyeceksin; düşünmemen gerektiğini yani düşünmemeyi de düşünmeyeceksin. Sadece boşlukta olacaksın. Boşlukta olduğunda tekniklerin tıpkı su gibi süzülerek akacaktır. Boşluğun olduğu yerde korku ya da tereddüt de yoktur.

Bruce Lee aslında sudan daha akışkan, daha hafif, daha fark edilemez bir zihinden söz ediyordu… Hatta buna “farkındasız farkındalık” diyordu… Bu farkındasızlıkla “çevresiz çember”in içinde “şekilsizlik şekli” oluşuyordu. Bruce Lee zihinsel olarak bunu “bulanların” asla tarif edemeyecekleri bir görünmez gerçeği dilinin döndüğü kadar anlatıyordu. Zen Budistlerinin “Onu ararsan bulamazsın” dedikleri bir şeyi aramadan bulmak hissel de değildi ve birçoğu onu aramadığında başka şeyleri arayıp başka şeyleri buluyorlardı. Onu aramamak “onu değil de başka şeyi aramak” demek değildi… “Onu” dediğin anda zaten aradığın o oluyordu. Bruce Lee hissedilen bir duygudan bahsetmediği için bunu anladığı ve yaşadığı kadar tarif edemedi. Boşluk, ölümün hayatla “aynı” olduğu zihindir. Dövüşürken hasımla bir bütün olduğunuzda istediğiniz zaman kendinize vurmamanız gibi ona vurdurmazsınız ve istediğiniz zaman kendinize vurabilmeniz gibi ona vurursunuz. Düşmanının zihni senin zihnin olduğunda, onu ona karşı kullanabilirsin. Saldırganla bütünleştiğinde o artık yumruğunu senin parmaklarınla sıkar. İşte bu durumda artık ustasınızdır. Ustalık zihinsel uzayınızda düşünce gezegenini, cesaret yıldızını, öfke meteoritini, duygu asteoritini, korku bulutlarını fark etmemektir. Ustalık çakan bir şimşeği fark etmek değil, o şimşekle çakmaktır. Ustalık karanlıkta size saldıran birinin karanlığı olmaktır. Ustalık şimşek çaktığında saplanan kılıcınızın yıldırım sesini verebilmesidir. Ustalık bütünleştiğiniz düşmanı yendiğinizde bir bakıma kendinizi de yenmenizdir. Ustalık nasırlı ellerinizle yetim bir çocuğun başını şefkatle okşamanızdır. Ustalık Yaratıcının gücü karşında şımarmadan ona el açabilmenizdir. Evreni ve gönülleri kuşatarak, mikro dünyaların kimyasından makro dünyaların coğrafyasına tecelli eden kudreti hissedin. “Hiçlik”ten “bir şey” oluşmaz; “bir şey”den “çok şey” oluşur; öyleyse “çok şey”, “bir şey”in delili olur… Derin nefes almadan dibi bulamazsın; dibi bulmadan çok yükselemezsin…

Doğru fikirlerle sonuca dolaysız ulaşmak fikirlerin Jeet Kune Do’sudur. Jeet Kune Do teknikler yığını değil, Bruce Lee’nin tekniklere metodolojik yaklaşım felsefesidir. Jeet Kune Do felsefesi kafanızın bütün duvarlarında pencere açmaya çalışır. Jeet Kune Do dövüşü otomatiğe bağlamaktır; Jeet Kune Do fiziki bir şiirdir. Fakat ben Bruce Lee’nin çok anlaşıldığını ve hele çok kişi tarafından anlaşıldığını sanmıyorum…

NOT: Yararlanabileceğiniz Kaynak: Yüksel Yılmaz, "Bruce Lee System Jeet Kune Do'nun Felsefesi", Yalın Yayıncılık, İstanbul-2008.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (5) Genel 27.05.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (4) Genel 26.05.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (3) Genel 25.05.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (2) Genel 24.05.2020
BİR SAVUNMA YAZISI Genel 22.05.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Fenerbahçe'nin Yeni Teknik Direktörü Spor 04.03.2020
Sınırların takımı Beşiktaş! Spor 19.01.2020
Futbol Köyleri ve Bölgesel Milli Takım Karmaları Spor 17.01.2020
Şampiyon Galatasaray!! Spor 20.05.2019
Bitmeyen çile Spor 16.04.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.