BARIŞ İÇİN SAVAŞ

Kimi kavgaya girişir, kimi uzaktan seyreyler, kimisi çukura saklanır; kimisi Arafat’a çıkıp tefekkür eder ve cihad vakti oradan inip kavganın bağrına girer… Kavgaya bodoslama giren serseridir; uzaktan bakan ya turisttir ya mazeretli; çukura saklanan ödlektir… Fakat Resulullah gibi yerine göre tefekkür eden ve yerine göre hatta başka çare kalmadığında savaşan mücahiddir. Günlük hayatta da bu tip insan karakterlerine rastlarsınız: Mücahidin ilk göze çarpan özelliklerinden biri cesur olmasıdır. Ama bu cesaret öyle cahil cesareti değildir… Kötü yoldakiler bile nasıl bir yolda olduklarını bilirler de, cehalet yolundakiler bilmezler.

İnsanın üst kimliği insan tarafıdır. Sonra o Müslümandır ve cihad dinimize zaruretle geç girmiştir. Barış dini İslam, hemen “cihad”” dememiştir.

Savaş dört temel nedenlidir:

1. Savaş için savaş,

2. Savaş için barış,

3. Barış için barış,

4. Barış için savaş.

Savaş için savaşanların amacı ekonomiktir. Topraklarını genişletmek isterler. Saldırarak sömürüyü hedeflerler. Bunlar serseri devletlerdir.

Savaş için barışanların amacı toparlanmak için zaman kazanmak amacıyla savaşmak istemiyormuş gibi stratejik davranmaktır. Başka çaresi olmadığı için barış istemektedir.

Barış için barışanların amacı savaşsız bir dünya idealizmidir. Bunlar savaşmayı sevmezler; hep barış olsun isterler. Savaşa mecbur edilirseler -ki edilirler- sömürülmeyi seçerler. Bu yüzden pembe dünyaları onların ütopyalarıdır. Asla gerçekleşemez. İnsancıldırlar ama asla mutlu olamazlar. Onlar güçlü ülkelerin müşterisi veya üvey milletidirler.

Barış için savaşanlar işte tam da İslamın istediği yoldadırlar. Ancak burada tam bir zaruret söz konusudur. Savaşmak istememekte ama sömürülmektense savaşı tercih etmektedirler. Çünkü ancak savaşırsa sömürüyü engelleyecek ve barışa mecbur edecektir. Ne sömürmeye ne de sömürülmeye razıdırlar. Onlara göre “zalim olma ama zulme rıza da gösterme”. Hatta “zulme rıza zulümdür”.

“Her zaman güçlü” olman eşyanın tabiatına aykırıdır; öyleyse şımarma. Ama “her zaman adil” olabilirsin. İyi insanlar dindar olsunlar; kötüler dinsiz olsalar da olur…

Allah’sız zalim, Allah’ın mazlumundan daha zavallıdır. Çünkü dünya hayatı çok kısadır ve bir sınavdır. Ölüm kötüler için kötü sondur; iyiler için iyi başlangıç. Madem ölüm iyiler için iyi başlangıçtır o halde ölümden korkma. İyiler için ölüm de hayattır…

Allah bir mazlumun hakkının yenmesini seyreden bir toplumun burnundan getirir. Öyleyse gerek birey ve gerekse toplum olarak sorumluyuz. Haksızca içilen zemzem rakı gibidir; haksızca yenen balık ise domuz eti gibidir. Kul hakkı ile geçen her şey haramdır. Salih amel, göründüğü gibi iyi olan insanın kul hakkına bulaşmıyor olmasıdır. Haksızlıktan kar ettiğini sanan kadar aptal bir kumarcı yoktur. Sonu mutlaka birikmiş günahlar, ağlamak, yalnızlık, ölüm ile biten bu hayatta en büyük yatırım fakir, fukara, yoksul, yetim, öksüzedir…

Bizler kalbimizden geçirdiklerimizden bile sual edileceğiz. Taşıdığımız niyetten icraatımıza kadar her his ve eylemimizden sorumluyuz. Şu hâlde siyasete karşı tutumumuzdan dolayı da hesap vereceğiz.

Bu tür hesaplar henüz dünyada iken faturasını önümüze çıkarsa bile ahirette de fatura ödeyeceğiz. Zalimi destekliyorsak her iki dünyada da hesabını vereceğiz demektir. Yok eğer çıkarcı olduğumuz için bu dünyada sıkıntımız olmasa bile bundan emin olamayız. Ya sonradan burnumuzdan çıkacaktır yahut ahirete ertelense bile kaçışı olamayacaktır.

Bile bile mi zalime destek verdik? Bilmenin hesabını vereceğiz. Bilmeyerek mi zalime destek verdik? Bilmemenin hesabını vereceğiz.

Hükümetlerin hatalarını görmezden gelirseniz o hataların idamesine hizmet edersiniz. Bu hizmetin bedelini Allah’a mutlaka ödersiniz. “Bizi uyarmazsanız sizde hayır yok” diyen sahabe Ömer gibi bir lideriniz yoksa iş size düşüyor demektir. Fakat işiniz elbette kolay değil ve zaten kolay olması da gerekmiyor. Bizden öncekilerin çektiklerini çekmeden öyle kolay yolla cennete girebileceğimizi sanmayalım.

Ama biz diyoruz ki çıkarcılığınızın da hesabını vereceksiniz. Çıkarınız dünya ise başka ahiret ise başkadır. Biz diyoruz ki Allah’a ahirette değil, önce dünyada kavuş. Ahirette herkes kavuşacak… Mesele Allah’a dünyada kavuşmak… “Haklıysan güçlüsün” diyene cennet; “güçlüysen haklısın” diyene dünya menfaati yazılır. Şu kesin: Haklıysan güçlü ol ki hakkı koruyasın… Güçlü haklıysa doğal bir şekilde destekle; desteği abartan yalakadır… Mazlumdan yana olan “hak”, güçlüden yana olan “yalak”… Yanlış yoldakilerin doğrusu işine ne geliyorsa odur! Ne safı sat, ne safa katıl; ne birini sat, ne birine satıl! Partiler üstü olduğunda eğer yoksa seni kavrayacak bir parti, bir partinin saflarına katılma, kainatı verseler sen yine de satılma… Problem liderde ise halk çözer; fakat bütün bir halk problemse hiçbir lider çözemez. Ya halk kendine gelir yahut Allah umumi cezasıyla halkı kendine getirir. Ya aklımızı şimdi kullanır soğuk savaşı bitiririz yahut sonra kullanır sıcak savaşta çok şey yitiririz.

Öyleyse savaşı sevme ama iyi bil. Mücahid ol, seyirci olma… İçerde ya da dışarda, içinde ya da dışında bütün zalimlerle kavganı yap… Korkak olmaktansa öl…

27.06.2016



Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.