NEREDE O ESKİ MEYDANLAR VE MEYDAN OKUYANLAR?

Ulemadan Âşık Kasım demekle tanınmış birisi, İskender’in kazanması için güzel bir dua okuduktan sonra atışlara başlandı. Dördüncü okta sıra İskender’e gelince, ayak yerine basıp salâvat –ü selam ve fatiha-i şerife okuyup tekbir getirerek okunu gezleyüp yayı çekerek çok yüksek bir sesle “Ya Allah!” diyerek okunu attı. Havacılar koşup okun düştüğü yere vardılar. Menzili bozduğunu görüp destar bozdular. Destarları havada gören bütün atıcılar okun yanına koşup gittiler. Ok Hasan Çelebi’nin olduğu için, saplandığı yerden çıkarılmasını ondan rica ettiler. O da ayin ve erkân ile oku topraktan çıkarıp İskender’e verdi. Sevinçle kucaklaşıp merhabalaştılar. Deve Kemal’i geçebilmek için senelerce yaz kış demeden çalışıp ve nihayet erişilmesi mümkün olmayan büyük bir rekor yapan İskender, İstanbul kadılarından Molla Hüsrev’in askeri olan Atıcı Hüsam’ın yetiştirmesi bir yeniçeri idi. Hüsrev Çelebi, Usta Bahtiyar ile ok atmış iyi bir atıcı olup, ihtiyarlayınca Mihalıç’a yerleşti ve orada öldü…

İskender’in menzili bozduğu hemen Padişah Sultan Bayezid’e ve devlet büyüklerine ulaştırıldı. Padişah da atıcı olduğu için bu büyük başarıdan çok memnun oldu. Ziyafetin Mamak Köşkü’nün yanındaki Mamak Pınarı’nda verilmesini emretti. Ziyafete Yeniçeri Ağası, altı bölük ağaları, vükela ve birçok ulema da geldi. Yemekte İskender’e Padişah’ın ihsan ettiği hil’at giydirildi ve ödüller verildi. Daha sonra da ayin ve erkânı ile taşı dikildi (1).

Kum Meydanı, Yenisaray’ın içinde küçük bir alan olup Kum Kasrı’nın ve Hasoda’nın önünde olması nedeniyle bazı tarihçiler tarafından “Kum Meydanı” bazılarınca da “Hasoda Meydanı” diye anılmıştır. Sultan IV. Mehmed çoğunlukla cirid oyununu burada oynattırıp, kendisi de 1659’da yaptırdığı Adalet Kasrı’ndan seyrettiğinden günlüğünü yazan Abdi Ağa (Paşa) “Cirid Meydanı” veya “Meydancık” isimlerini kullanmıştır. Avcı Mehmed’in nişancısı Abdurrahman Abdi Ağa (Paşa) Sultan Mehmed’in bu alanda yaptırdığı bir cirid oyununu şöyle anlatıyor: “3 Haziran 1664 Salı günü şevketlü Padişah hazretleri sarayın içinde bulunan Meydancık’ta hass hademeleri ve içoğlanlarına cirid oynattırarak bizzat kendileri dahi ata binerek oyuna katılmışlar idi. İkindi vakti bir şehzadelerinin doğduğu arz olunduğu zaman, Sultan Mustafa adının konulması buyruldu ve yedi gün yedi gece donanma emr olundu” (2). Abdi Ağa, “Meydancık” adını verdiği bu alana “Cirid Meydanı” da demiştir.

21 Ağustos 1667 günü, Sultan IV. Mehmed Timurtaş Kasrı’ndan Yenisaray’a dönmüş, Kum Meydanı’nda nişan tablasına ok atıyordu. Oklarından biri tablanın kenarına asılı bulunan tunç zile (çan) isabet ederek delip öbür tarafından çıktı. Şikâr Kapısı Meydanı, Yenisaray’ın kuzeydoğusunda Tunca yönüne açılan ve Şikâr Kapısı denilen kapı ile Tunca üzerindeki Değirmen Köprüsü arasında kalan küçük bir alandır. Tarihçilerimiz bu alanda en çok Sultan IV. Mehmed ile oğlu II. Mustafa’nın kabul törenleri ve spor gösterileri yaptırdığını yazıyorlar. Keşke bu konularda yazılanlar daha fazla olsaydı…

Avcı Mehmed, 7 Ekim 1666 günü Rus elçisini ve 3 Nisan 1667 günü de Lehistan elçisini bu alanda kurdurduğu otağında kabul etti. Osmanlı Devleti’nin gücünü ve zenginliğini göstermekten zevk ve onur duyan Sultan Avcı Mehmed’in Rus elçisini kabul edişini Abdi Paşa şöyle anlatıyor: “Mosko elçisi arz olunmak için Şikar Kapısı önünde Tunca kenarında bir büyük çadır kurulup içine konulan tahta… oturub bir tarafında Kaim-i Makam Mustafa Paşa ayakta durub bütün Hasoda ağaları yolları yolunca dizilib sonra Şatırlar ve Cüceler dizilüb ve yerler pek çok altın ve gümüş işlemelerle süslenmiş mücevherli eğer takımları ile süslenip yine altın ve gümüş eğerli küheylan atlar iki sıra halinde dizilip Osmanlı saltanat kanunu ve teşrifatı yerine getirilmiş idi. Elçi dahi adet üzere hil’at giydirilip rikab-ı hümayun ağaları tarafından karşılanıp kanun gereğince elinden tutularak padişahın önüne götürüldüğü zaman gözleri kamaşıp şaşırdılar ve yer öpmek için yüzüstü yere düştüler…” (3).

Türk ok atıcılığının en başarılı çağı Sultan II. Bayezid, Kanuni Sultan Süleyman, III. Ahmed ve II. Mahmud çağlarıdır. Avrupalıları bile hayrette bırakan Deve Kemal hadisesi ve daha birçok başarı, şüphesiz ki bu padişahların bizzat çok iyi birer atıcı olmalarından ötürü atıcılığı desteklemeleri ve özellikle atıcıların töre ve kanunlarına saygılı olmalarından ileri gelmiştir. Keşke bütün padişahlar bu hususta onlara benzeseydiler.

İkinci Mustafa padişah iken İran şahı Hüseyin Şah’ın şah olduğunu bildirmek için 1696 yılı sonlarında Ebu’l Masum Han elçilikle Edirne’ye gelmişti. Sultan Mustafa “çevgan” oyununu çok merak ediyordu. Elçiden mümkünse bu oyunu oynamalarını istedi. Masum Han’ın yanındakilerden bu oyunu iyi bilen olmadığı halde Padişah’ın arzusunu kıramayarak kar üzerinde iki takım olup oynadılar. İranlılardan önce içağaları tabılhane eşliğinde Lahanacı ve Bamyacı alaylarına ayrılıp bayrakları ve alaybaşları önlerinde bir geçit gösterisi yaptıktan sonra cirid oynadılar ve mızrak oyunu yaptılar. Türkler oynarken İranlılar da Tebdil Köşkü önünden seyrettiler (4). Sultan II. Mustafa babası cirid oynarken doğmuş olup, babası gibi mükemmel bir atıcı, binici, avcı ve “İkbali” mahlasıyla şiirler yazacak kadar şair ve aynı zamanda sülüs, nesih ve celi tarzında güzel yazı yazan bir hattat idi. Çoğu spor yarışmalarını ve askeri eğitimleri davul zurna çaldırarak yaptırırdı. Aynı zamanda dindar ve saygılı bir padişahtı.

Gönül isterdi ki Osmanlının resmi tarihçileri olsaydı da bu konularda 620 yıllık Osmanlı ağırlığına yakışacak miktarda kaynaklarımız olsaydı. Hatta Osmanlı muhaliflerinin de eserleri olmalıydı. Lakin tarihte hangi imparatorluk karşıtlarına düşünme özgürlüğü tanıyacak kadar aydınlanmış ki sanki…

Melik Danişmend Ahmed Gazi tarafından 12 Nisan 1075 tarihinde Bizanslılardan alınan Amasya, daha sonra Konya Selçukluları zamanında önemli şehirlerden birisi oldu. Danişmendliler ve Selçuklu sultanları saray teşrifatında Oğuz törelerine bağlı olduklarından, Amasya’da bulundukları sürece atlı sporlara, okçuluğa, güreşe ve savaşta yararı dokunacak diğer bütün sporlara önem verdiler. Amasya Kalesi’nin hemen batı eteklerinden başlayan ve Karaman dağına kadar uzanan düzlüğe Ok Meydanı adını verip burasını her türlü spor yarışmalarının ve gösterilerinin yapıldığı spor alanı haline getirdiler. Amasya’da oturan Selçuklu şehzadeleri ve valileri, Oğuz töresi gereğince haftanın her pazartesi günü davul zurna ile bu alana çevgan, cirid oynar ve yarışları ile pehlivan güreşleri yaptırırlardı. Eğitimler ise ok ile hedefi vurma, demirden yapılmış tablaları delme, uzağa atma, gürz, kılıç çalma, mızrak atma hünerleri, atlara da yürüyüş; avda, çevganda ve cirid oynarken yapacağı hareketlerle “meliklere biniş edepleri” öğretilirdi (5).

Amasya Ok Meydanı gayet meşhur bir yerdi. Amasya spor alanında Şücaeddin Tülü Bey ile oğlu Mübarezeddin Halife Alp Gazi isminde Amasyalı baba oğlu Türk sporuna katkısı çoktur. İkisi de emirdi. Şücaeddin Tülü Bey, Sultan Sancar’ın emirlerindendi. Sporun ve askerliğin kitapsız öğrenilemeyeceğini düşünen Tülü Bey, Erzurumlu Hüseyin bin Ahmed’e okçuluk ve binicilik konularında Arapça yazılmış birkaç kitap vererek, bunlardan Türkçe bir kitap yazmasını istedi. Erzurumlu Hüseyin okçuluk için “Hülasa” ve binicilik için de “Riyazat-ı Hayl” isimli iki küçük eser yazarak Tülü Bey’e sundu. Gönül isterdi ki bu tür eserlerin sayısı çok daha fazla olsun…

Halife Alp Gazi 1222’de Amasya valisi oldu. 1228’de Erzurum valiliğine atanıncaya kadar Amasya’da Ok Meydanı’nda pek çok sporcunun yetişmesini sağladı. O da babası gibi kahraman ve sporcu bir melik olduğundan İbn-i Sina’nın “Kanun” isimli kitabından yararlanılarak yazılan spor ile hastalık tedavisi konulu “Tuhfe-i Mübarizi” isimli bir tıp kitabını Türkçeye çevirtti.

Şehzade Bayezid, Amasya’ya geldiğinde on sekiz yaşında kuvvetli, cesur ve atak bir delikanlıydı. Özellikle avcılığı, ata binmeyi, ok atmayı ve güreş yapmayı çok seviyordu. Amasyalılar arasında Hacı Şadgeldi Paşa oğlu Divittar Ahmed Paşa, oğulları Şadgeldi ve Mustafa beyler ile Ahmed Paşa’nın kardeşi Mustafa Bey oğlu İsa Bey, Kutlu Bey ve bunların enişteleri Kaya Bey ilimde olduğu kadar sporda da ün yapmış kişilerdi. Şehzade Bayezid, her gün bu beyler ile Suluova’da avlanıyor, Ok Meydanı’nda ok atma ve binicilik eğitimleri yaparak Rumeli savaşlarına hazırlanıyordu. Şehzade Bayezid’in sonradan “Yıldırım Bayezid” olarak ün almasında Amasya meydanlarında yapmış olduğu bu eğitimlerin payı çok büyüktür. Amasya Ok Meydanı Yıldırım Bayezid’in oğlu Çelebi Sultan Mehmed zamanında çok parlak spor olayları yaşandı. Şair Ziya Paşa, Amasya’da mutasarrıf iken 15 Aralık 1863-8 Aralık 1865 yapılmaya başlayan hayvan ve eşya panayırı ile Amasyalılar, Tokatlılar ve Samsunlular arasında yapılan cirid, güreş ve at yarışları 1928’e kadar hep bu alanda yapıldı.

Amasya Ok Meydanı’nda Osmanlılardan önce de şüphesiz ki pek çok sporcu yetişti. Ancak bu konuda yazılı belge mevcut değil. Neden değil? İşte burada çok kusurluyuz. Bu alanın bilinen en parlak çağı Sultan II. Bayezid’in Amasya valiliği zamanıdır. Hatta İstanbul Ok Meydanı’nın ve Türk atıcılığının tarihi bir değer olmasına neden olanlar Amasya Ok Meydanı’nda yetişen sporcular olmuştur denilebilir. Bu unutulmaz sporcuların başında Sultan II. Bayezid gelir. Kendisi çok iyi bir binici, okçu, avcı, yay ustası ve hattat idi. Sultan Bayezid padişahlığı zamanında babası Fatih Sultan Mehmed’in atıcılara tahsis ettiği İstanbul Ok Meydanı’nın civarındaki bazı bağları da alarak meydanı genişletti. Kendisiyle beraber Amasya’dan İstanbul’a gelen yöneticiler, bilginler, sanatkârlar ve sporcular arasında Atıcılar Tekkesi’nin ünlü şeyhi Hattat Şeyh Hamdullah ve İstanbul Ok Meydanı’nda ilk defa taş diken Bahtiyar da bulunuyordu.

Biz Türklerin spora olan mesafesi bugün ecdadımız kadar bile değil. Dünyanın en iyi sporcularını yetiştirmişiz. Fakat ata sporlarımızı en güçlü olduğumuz asırlarda bile dünyanın dört bir yanına yaymak için çabamız olmamış. Ecnebilerin futbolu, voleybolu, basketbolu ve daha birçok sporu tanıtıp yayma başarısını elde edememişiz. Şimdi her mahallemizde futbol okulları, kulüpleri ve sahaları var. Bunun tam tersi olabilirdi. Düşünsenize Paris’te, Berlin’de, Londra’da, Los Angeles’ta, Tokyo’da, Sidney’de, Hong Kong’ta Osmanlılardan kalan bir miras olarak geleneksel cirid şampiyonaları… Okçuluk şampiyonaları… Mevcut Ok Meydanı’nda bile kendi geleneğimizi sürdürememişiz ne Paris’i, Berlin’i, Londra’sı… Biz çok büyük fırsatları kaybettik. O hale geldik ki onların olimpiyatları bizim ülkemizde yapılsın diye heriflerin gözlerinin içine bakıyoruz. Artık kendi gücümüzü fark etmeli ve kendi gücümüzle kalkınmalıyız…

KAYNAKLAR:

1. (Bknz. Abdullah Efendi, Tezkire-i Rımat, yk. 81b-82 a).

2. (Abdi Paşa, Vakayi’ Namah, yk. 129 b).

3. (Abdi Paşa, Vakayi’ Namah, yk. 195 a, b).

4. (Bknz. Silahdar Mehmed Ağa, sadeleştiren İsmet Parmaksızoğlu, İstanbul, 1963, c.1, 2. s. 242, 243).

5. (Bknz. Kaşgarlı Mahmud, “Divan-ı Lügat it Türk”).

Not: “Osmanlı’da Spor ve Sonrası”, (1992), Yüksel Yılmaz notları.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BEŞ VAKİT NAMAZIN İSPATI BAHSİ (2) Genel 02.04.2020
BEŞ VAKİT NAMAZIN İSPATI BAHSİ (1) Genel 01.04.2020
İFADEDE ANAHTAR Genel 28.03.2020
“STOP-HITS & STOP-KICKS” Spor 25.03.2020
“BE LIKE WATER” Spor 23.03.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Fenerbahçe'nin Yeni Teknik Direktörü Spor 04.03.2020
Sınırların takımı Beşiktaş! Spor 19.01.2020
Futbol Köyleri ve Bölgesel Milli Takım Karmaları Spor 17.01.2020
Şampiyon Galatasaray!! Spor 20.05.2019
Bitmeyen çile Spor 16.04.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.