Dincilerden İncilerin Diyanet Versiyonu(!)

Dincilerden İncilerin Diyanet Versiyonu!

 

Son dönemlerde toplumu yanlış yönlendiren sahte hocaların, üreyip hakikat yolunda sapması sonucunda kıyamet alametlerine her gün yenisi eklenirken,  düşüncelerimi yokluyorum ara sıra "nasıl oldu da bizler, bir şeyleri araştırmaktan/ soruşturmaktan elimizi kolumuzu çektik." Sonra her şeyi boşveriyorum ama müslümanım deyip müslümanlık adına bir şey bilmeyişimiz beni hazin bir boşluğa sürükledi. İslamın şartlarından, haramdan, günahtan habersiz laylaylom hayatlar yaşıyoruz. Sanki beşeri olan bu hayat, hiç bitmeyecekmiş, ebediyete intikal etmeyecekmişiz gibi kendimizi sorgulamıyoruz. En önemlisi de dini inanç konusunda çok pasif davranıyoruz. Bilmemiz gereken temel bilgileri, sağlam kaynaklardan değil de televizyon  ekranlarındaki etkileyici üslup ustalarından öğrenmeye çalışırız. Ayrıca kimilerinin her gün, kimilerinin haftada bir kez yayınlanan canlı programlarını kaçırmadığımız gibi bir de programa telefon aracılığıyla katılıp sorularımızı ve görüşlerimizi iletiriz. Yani günahı sevabı bu kişilerden öğrenecek kadar cahilleştik. Oysa program başı 400-500 bin liralık uçuk fiyatlarla dini konuları anlatan kişilerden hakikati beklemek ahmaklık değil de nedir?

 

NABZA GÖRE ŞERBET VERİP 

 

Yaratılışın ve yaşamanın temeli ile var olan inanç meselesi, yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'deki ayetlerden ve peygamber efendimizin hadislerinden araştırılmıyor. Fakat bilmem kaç bin dolarlık takım elbiseleriyle, televizyon ekranlarında geliştirdikleri üslup stratejilerine  "peygamber efendimizin giyecek elbisesi yoktu" diyerek insanları, hüngür hüngür ağlatmaya teşvik eden o pervazsız hocaların borozanlığına, alkış nidalarıyla karşılık vermekten kendimizi alıkoyamıyoruz. Çünkü nabza göre şerbet verip, toplumu asıl gerçeklere değil de kendi doğrularına inandırmak için denemedikleri yöntem kalmaz. Çocuklara masal anlatır gibi biz yetişkinleri, dini hikayelerle uyuturlar. Ama bunu göremeyen o kadar insan var ki hâlâ  riyakar hocaların anlatıklarına inanarak, salya sümük gözyaşlarını tutamazlar. 

 

Bir diğer konuya girmeden yanlış anlaşılmamak için şunu belirtmek isterim. Kimsenin kılık kıyafeti beni alakadar etmez ve herkes ne giyeceği konusunda özgürdür ama; madem bu kişiler, günahı ve sevabı bizden sizden iyi biliyorlar öncelikle programlarına katıldıkları  bayan sunucuları, dinin emrettiği şekilde giyinmeye davet etsinler. Ha bunu yapamayacak kadar acizlerse o zaman çenesini kapatıp sussunlar.

 

Ayrıca ar damarı patlamışcasına kimisi kendisini (hâşâ) resul ilan eder, buna mukabil de hoca efendiler arasında laf atışları kaçınılmaz olur. Bir tarafta bunlar olurken değer tarafta neyin doğru ya da neyin yanlış olduğu arasında bocalanıyor dururuz. Sonra foyası ifşa edilen hocalara inançlar, bir bir sönerken de bu sefer Diyanet olaya müdahale eder ve bu hocaların ayetleri yorumlamadaki yetersizliğine deyinir.   Oysa bu hocalar, diyanete bağlı lisanslarla doçent ve profesör olmuş kişilerdir. Bu yüzden de birbiriyle çelişen durumları yansıtmamak için nabza göre şerbet verip, toplumu kurmacalarla hak yolunda saptırıyorlar.

 

BOYNUZ KULAĞI AŞAR

 

Gel gelelim ekran müptelası hocaların, söyledikleri dini bilgilerle örtüşmeyince ve bu konuda tartışmalara sebep olunca olaya el koyan Diyanet İşleri Bakanlığı'nın dinin bir inanç meselesi olduğunu belirterek,  tartışmaya açılmasının yanlış olduğunu bildirmesine. Evet, dini konuları dünyevi kazançlara ihraç eden  hocalar, gereğinden fazla haddini aşmış olabilir ama; Diyanet İşleri Bakanlığı'nın son dönemlerde dini konular üzerine yaptığı yorumlar gösteriyor ki boynuz kulağı aştı! Hükümetin  kararlarına göre başlattıkları şu haramdır bu haramdır söylemlerinin hepsini değinmeden, malumunuz Tütün ve Tütün Ürünlerinin Üretiminin Engellenmesiyle ilgili yasa gündemdeyken Diyanet İşleri  Başkanı Ali Erbaş'ın Habertürk Tv'de katıldığı canlı yayında Veysi Ateş'in "Sigara haram mıdır?" sorusuna karşılık sigaranın, kesin ve katı haram olduğunu belirterek tartışmalara sebep olan konuşmasını şöyle devam ettirmişti: “İnsanın bedeni mukaddestir. Bedeni beş açıdan korumak gerekiyor. Dinini korumak, aklını korumak, malını korumak, nefsini korumak, yani canı korumak, bir de nesli korumak. Sigaranın sadece birini bile korumaya engel olsa, bu bile haram olması için yeterli. Kaldı ki beşine de zararı var. Dine zararı var, akla zararı var, mala zararı var, cana zararı var, nesle zararı var. Dine zararı, sigara sarhoş edici maddeler arasında sayılıyor. Sigara uyuşturucu vazifesi yapıyor. Uyuşturucuya götüren yol sigarayla başlar. Kesinlikle sigarada uyuşturucu özelliği var.” 

 

ŞİMDİYE KADAR NEREDEYDİNİZ?

 

Sigaranın insan sağlığı üzerinde yarattığı tahribatı bilmeyenimiz yoktur. Bu yüzden zararlarından bahsetmenin kimseye bir faydası olmayacak. Ama AKP'nin Tütün ve Tütün Ürünlerinin Üretimini Engellenmesi yasasının ardından, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın canlı yayında sigaranın haram olduğuna dair fetva vermesi, iktidarın yasalarına göre dini saptırdığını bir kez daha kanıtlamış oldu. Çünkü sigaranın zararlarını yıllardır bilmemize rağmen müptelası olmuş bünyeler vazgeçemiyor. Dolayısıyla dünde bu gerçek vardı, bugün de ama daha düne kadar bu fetvayı vermeyen Diyanet, bugün kimlerin korkusuyla bu fetvayı veriyor önce onu bir açıklasın! Daha sonra ülkemizin din işleriyle ilgilenen bu kurum, Allah'tan değil de Kul'dan korkuyorsa dilediğince fetva versin fakat bundan sonra Diyanet'i kim kâle alır?

 

DİNİ SERMAYEYE BAĞLIYORLAR 

 

Öyle bir döneme denk geldik ki domuz eti yiyen birini görünce "haramdır yapma, etme kardeşim" der dururuz ama bankalardan faizle aldığı krediyle yatlar katlar alan kişiye övgüler yağdırır,  helali haramı bir anda unuturuz. İşte Diyanet'in dini konularda birçok kişinin bilmediği onca haram  mevzu dururken iktidarın ekmeğine yağ sürerek sigaraya saldırması verdiğim örnekle eş değerdir. 

 

İnsanlar gayri meşru ilişkiler yaşayarak en katı günahı yani zinayı işler kimse çıkıp da fetva vermez. Alkol bayileri giderek çoğalır ve  meyhanelerde gencecik kızlar, ayaşların masasına meze olurken de aynı destursuzluklar devam eder. Oysa toplumun ahlakını bozan bin bir türlü haram zincirleri aramızda kol gezdirirken, niye bu konuya el atmazlar diye bir iç geçirsem  de biliyorum ki herkes dini sermayeye bağlamış esip görüyor. Birilerinin foyası çıkıyor ortaya tamam diyoruz, artık kimse kanmayacak bunlara. Hooop bir bakıyoruz,devir teslim töreni gerçekleşmiş bile yenileri meydanlarda at koşturuyor.

 

DİYANET'İN BAŞKA İŞİ YOK MU?

 

Diyanetin böylesine yersiz fetvaları bir değil ki daha öncelerinde de resmi sitelerinde farklı konular üzerine geliştirdikleri fetvaları yayınlamışlardı.  Mesela "babanın öz kızına şevhet duyması haram değildir. İnsanların telefon, faks, mektup gibi araçlar vasıtasıyla  eşinden bosanabileceğini" açıklayarak tartışmaya sebebiyet veren fetvaları yok mu insanı bile bile günaha sürüklemektedir. Ayrıca kafalarına göre fetva vermekte kendini sorgulamayı unutan Diyanet İşleri Bakanlığı, millete "faizden  uzak durun!" fetvasını söylerken faiz gelirlerini katladıklarını bilmenizi isterim. Bundan ötürü sanki yaşadığımız şu dönemde hiç bir sorun yok da herkes bu yersiz fetvaları bekliyor. Oysa alkolü özendirici reklamlar yapılıyor, sokak serserilerinin ve mafyanın normalleştirildiği bir dönemde hırsızlık ve gasp olayları  cabasıyken Diyanet, narkotik polisliğe bürünmüş, cübbesini omzuna, sarığını başına koyduğu gibi sigaranın peşinde koşturuyor ve buna mukabil de kendince ayet uyduruyor. Tabi bunu da araştırmaktan, okumaktan aciz olan kimseleri inandırmak içinse  birçok fıkıh alimlerinin bu konuda hem fikir olduğunu referans gösteriyor. İşte yüce kitabımızda yazılan ayetlere sadakati olmayan kişiler, bu bakanlığın başına getirilirse olacağı budur ki toplumun dini konularda başvurduğu Diyanet, olur sana dini konuları saptırma merkezi.  Eee kaz gelecek yerden tavuk esirgememek dedikleri bu olsa gerek ki "Bu Diyanet'in başka işi yok mu be kardeşim?" dedirtecek soruları akıllara getirmiyor değil.

 

Dolayısıyla şu ahir zamanda haram havuzu, boyumuzu aşarken Diyanet'in böyle konuları gündemine taşıması bu kuruma olan güveni zedeliyor. Kendilerinin de ifade ettiği gibi din bir inanç meselesidir ama; basın vasıtasıyla dini konuların tartışmaya açık hale gelmesi, Türkiye'nin kangren olmuş bir hastalığıdır ve  din konusunda doğru bilgi alabileceğimiz kapılar, mühürleneli günler oldu derken aklıma şu hadis-i şerif geldi "Ahir zamanda bir kavim ortaya çıkar. Cahiller başa geçerek insanlara fetvâ verirler. Böylece hem kendileri sapar hem de başkalarını saptırırlar." (Buhari, İlim, 34; Müslim, İlim, 13Tirmizi, İlim, 5) Bu yüzden de bir baltaya sap olamayan cahiller, din ve iman konusunda asılsız fetvâlarıyla başa gelmişse, başa gelen çile mübahsa vay ki ne vay halimize?!



 

Selma Karakaş Tutuş 




 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Ah O Eski Diziler Genel 06.01.2020
Fravunluğa Soyunmuş Çin'in Zulmü Evrensel 04.01.2020
Kadına Şiddet Dur Durak Bilmiyor! Sosyal 02.01.2020
Keşke Vicdan Nakli Yapılsa! Ekonomi 31.12.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
HAFTANIN SAÇMA GÜNDEMİ Genel 08.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 01.07.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.