DÜNYANIN HAKİKİ HİKAYESİ

Hangi meslekte olursanız olun dürüst olmak ve dürüst kalmak iyidir. Ama politikada “zordur” demiyorum; pek rastlanılır bir şey değildir. Neden rastlanılmaz? Çünkü tam bir menfaat kapısıdır. Neden “zordur” demiyorum? Çünkü dürüstlük dürüst olan için zor değildir; aksine dürüstler açısından dürüst olmamak zordur. Ve elbette dürüst olmayan için de dürüst olmamak kolaydır. Dürüstlük ne kadar çok inersen o kadar binilmez olur. Aslında var ya, insan ihaneti önce kendine gerçekleştirmeden başkasına gerçekleştiremez. Ne zaman partiler üstü düşüneceksin? Partiler üstü olmak bir ülkenin kurtuluşu için atılacak ilk adımdır.

Hiç istemediği bir partiden vekillik teklifi alsa, hemen saf değiştirecek olanların seçmen olduğu bir dünyadayız. Tuğrul Türkeş MHP’de Genel Başkan olacağına inansaydı Ak Parti’ye gelir miydi? Numan Kurtulmuş SP’yi barajdan geçireceğine inansaydı Ak Parti’ye geçer miydi? Türkeş’i bilmem. Ama Millî Görüş kökenlileri bilirim. Halkın Sesi Partisi’nin kurulması zaten bana gereksiz gelmişti; nihayet genel başkanı da bunu anlamış oldu… SP’de kalsaydı yine dürüst denecekti ve becerisi merak edilecekti; ama sıfır virgüllerde oy almaya devam edecekti. En azından makam için Ak Parti’ye geçtiği dedikodusu olmayacaktı. HAS Parti’de kalsaydı asla Ak Parti’nin bir alternatifi olamayacak ve yok olacaktı. Ama şimdi Hükümet olduğu için madden ve sağ parti olduğu için manen -toplumun ekseriyeti nazarında- artısı var; “niçin partisini bıraktığı?” sorusuna rağmen… Ne körü körüne muhalefet ol ne de güçlü diye yalaka ol; emrolunduğun gibi dosdoğru ve mutedil ol. Yalaka beynini midesinde taşıyan, yemek için yaşayan, fiyat etiketli köledir. Menfaatçileri garibanlar arasında değil, kodamanlar arasında bulursunuz. Menfaatten yana çık saçın ağarsın, garibandan yana çık başın ağırsın…

Gül’ü yorumlamam konusunda ısrar edenlere gitsin: “Herkesi memnun etmeye çalışıp her kapıyı açık tutan, daha sonra neye karar vereceği belli olmayan, büyük bir kitleyi arkasına alabilirse ardına bile bakmayacak biri.”

Hükümete en yararlısı: Muhalefetin parçalanmış adayları… Hükümete en zararlısı: Yalakaların Reis’ten daha çok Tayyipçi olmaları… Ana muhalefet inanca baskı yapmayacağı hususunda niçin söz veremiyor? Söz verince tutacak kadar dürüst olduğu için mi? Sol geçmişini unutturmadan geleceğe yatırım yaparsa kaybeder… Sol sağ’ın maneviyatına, sağ sol’un sosyalliğine kaymalı ki herkes bir potada buluşabilsin. Yarın çocuklarınıza bile hesabını veremeyeceğiniz bir oy kullanmamalısınız. 18 yaşa “seçme hakkı” vermek 1 kere düşünmektir; “seçilme hakkı” vermek hiç düşünmemektir ve tecrübe siyasetin olmazsa olmazıdır. Artık 18 yaşındaki tecrübesizler tecrübe kazanmak için iktidarı deneme tahtasına çevirebilirler. Listeleri seçenleri seçenler seçilenleri seçenlerdir. Gidişat değişmezse Reis başkan olacak… Ama vekil sayısı düşecek. Değişim çabaya ve muhalefetin tutumuna bağlı… Siyaset tarihinde çenesi en çok çalışan cumhurbaşkanı adaylarına bu seçimde milletçe tanık olacağız. Hangi partinin ne kadar samimi olduğunu anlamak istiyorsanız partilerin adaylarını kıyaslayın… Mideden bağlı olanı daha az menfaate satın alamazsın; gönülden bağlı olanı alışveriş pazarında bulamazsın… Çıkarcı olmayıp gerçekten samimi olanlara hangi partiden olursa olsun lafım yok; ama ey Ak Parti içinde Allah rızası için değil de çıkarı için bulunanlar size soruyorum: Yahu bir şeyi Reis’ten çok sevmeyi ve Reis’ten çok sevmemeyi nasıl beceriyorsunuz? Ak Parti’de SP’ye Reis’ten çok diklenenlere dikkat edin. Benden söylemesi… Doğru söyleyeni dokuz partiden kovarlar… Tarihin saklanamamasından da bellidir ki, gelecek her gerçeği ayaklarınızın ucuna halı gibi serecektir.

Bugüne yatırım yapan bugün imkanlarını artırır ama uzun vadede itibarını azaltır. “Unutulmak” bile “kötü anılmak”tan evladır. Fakat Erbakan Hoca gibi geleceğe yatırım yapanlar belki maddi makamlarda uzun süre duramazlar ama manevi makamlardan hiç inmezler. Toplumun gönlünde taht kurarlar. Hangisi mühim? Şimdi liderlerin hepsi hakkında suçlayacak bir şeyler bulabiliyorlar; eskiden Erbakan Hoca’mı suçlamanın tek yolu “iftira” idi. Nihayet bugün Millî Görüş demek, “dün doğru yapmıştık” demektir. Dün doğru yapandan bugün yanlış beklenir mi? Dün Millî Görüşçü olmakla övünenler yarın da övüneceği yerde olmaya bugün karar verebilirler. Benim Erbakan Hoca’ma kimse meydan okuyamazdı. Çünkü o karşısındakiler gibi savunamayacağı hatalar yapmıyordu. Erbakan Hoca’mı seven herkesi parti ayırmaksızın seviyorum…

Adamlar milletvekili olmuşlar, profesör olmuşlar, iş adamı olmuşlar yani geçinmek için paraya ihtiyaçları yok. Ama hırs doyumsuzluktur; kanaat etmez. Susayan birinin tuzlu deniz suyunu içmesi gibi içtikçe susar, susadıkça içer… Gitgide büyüyen bir hırs ile politika yapar. Böylesini ülkeme başbakan yapsan yetinmez cumhurbaşkanı olmak ister; onu yapsa bile o da yetmez krallık ister. Kral olsa o da yetmez firavun sıfatında bir kral olmak ister. Hangi firavuna makamı yetmiş? Tanrı olmak ister. Bakar ki imkânı yok ortağı ya da aracısı olmak ister. Halbuki artık o tanrılaşmak isterken tam aksine kendi hevasının kulu olmuş olur…

Kanaatsizlerin hepsinin hikayesi benzerdir. Kiminin yükselmesi bu kadar sürmez; aşağılarda bir yerlerde kalır. Ama hep yükselme fırsatı peşinde ve hırsı içinde kendini yemektedir. Yukarıyı kıskanır. Tanrı olmaya çalışan haris birinin alt kademelerde olması onun için ne demektir bir düşünsenize…

Milyarlarca insan kendi çıkarından başka milli ve dini bir davası olmadan hesap gününe topluca yaklaşıyor. Bir oyun ve oyalamaca olan hayat içinde herkesin hikayesi ölümle biter. Sadece Allah yolundakiler kalplerde hayat sürmeye devam ederler… Russel, “En yüksekten en aşağıya doğru, hemen hemen insanların tamamı hak ettiklerini elde edebilmek ve hak etmediklerini de elde edebilmek için ekonomik mücadelenin içinde kaybolup gitmişlerdir” (Bertrand Russel, “Politik İdealler”) diyerek avuntuya parmak basar.

Çok yüksek makamlarda zaman çok hızlı geçer. Günün üçte birini uyur, geriye üçte iki kalır. Öylesine ivedilikle yaşar ki onu da anlamaz. Gariban nasıl her geçen gün bir gün daha ölüme yaklaşıyorsa o da yaklaşır. Garibanın ölürken kaybedeceği pek bir şeyi yoktur. Fakat kral koltuğunu bırakıp da toprağın altına girmek hiç kolay değildir. Gariban zaten toz toprak içindeydi; toprağa girdi. Fakat kuş tüyü yastıklara başını yaslayan kralın başını taşa toprağa yaslayacak olması onun için hiç de hatırlamak istemediği bir durumdur.

Öyleyse onun açısından ölümü unutturucu bir şeyler yapmalıdır. Böylece dünyaya yatırım yaparak dikkatini dağıtmaya yeltenir. Onun bu teşebbüsü sanki ölüm yokmuş gibi kendini kandırmasıdır. Derken o hep kaçtığı ölüm bir gün gelir ve kaçarken onu ensesinden yakalar. Artık kaçış yoktur. Serveti de onu kurtaramaz ve yükseklerden inip yere gömülür. Üstüne toprak atıp kapatırlar. Yeni makamı hayvanların bile ayaklarının altındadır ve daha kalıcıdır. İşte dünyanın -hem de- “hakiki hikayesi” budur…

Not: Tarihini kayıt altına almadığımız bu makale Başkanlık seçiminden evvel yazılmış olup tahminlerimiz isabetli olmuştur.


Başlık Kategori Yayın Tarihi
DUYGULARDAN FISILTILAR (3) Şiir 13.02.2020
DUYGULARDAN FISILTILAR (2) Şiir 11.02.2020
DUYGULARDAN FISILTILAR (1) Şiir 05.02.2020
NEREDE O ESKİ MEYDANLAR VE MEYDAN OKUYANLAR? Spor 31.01.2020
EDİRNE MENZİLLERİ Spor 29.01.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR HUKUK REFORMU ÖNERİSİ... Politika 17.02.2020
"Seçim İttifakları", Küçük partileri "Küçültüyor" ! Politika 16.02.2020
Siyasetteki TSK Korkusu Politika 15.02.2020
"AYIYI İNİNE SOKACAĞIZ” Politika 13.02.2020
ÇALGÜNER, KILIÇDAROĞLU'NA "DEVLET AYAĞINI" SORDU ! Politika 12.02.2020