Fravunluğa Soyunmuş Çin'in Zulmü

Fravunluğa Soyunmuş Çin'in Zulmü Doğu Türkistan'daki Uygur Türklerine yapılan zulümle ilgili internetten yaptığım bir araştırmada, karşıma çıkanları siz değerli okuyucularımla paylaşma gereği duyuyorum. Bir sitede, "Doğu Türkistan hakkında yanlış bilinenler" adlı bir yazıya denk geldim. Hiç zaman kaybetmeden okumaya başladım yazılanları. Askerler tarafından esir alınan küçücük çocuklar, derileri yüzülmüş insanlar, kan içinde kalmış yüzler yani kısaca akıllara zarar Çin işkencesine maruz kalmış kişilerin fotoğraflarını koymuşlar ve altına bunların; Doğu Türkistan halkına ait olmadığını, başka milletlere ait olduğunu belirterek bölgede zulmün söz konusu olmadığını yazıp çizmişler. Yazılanların eğrisini doğrusunu bilemem ama bir bakıma dünyanın üç maymunu oynadığı bir zulüm karşısında, zulmü gerçekleştirenlerin neredeyse övünüldüğü bir yalanlama medyası, ülkemiz sınırları içinde mevcutken Çin'in içimize sızdırdığı bir grubun varlığı yadsınamaz. O halde Türk-İslam coğrafyalarında yaşanan savaşları, insan hakları ihlalini, dökülen kanları insan nasıl görmezden gelebilir? Eğer görmezden gelebiliyorsa zulmü gerçekleştirenlerin ajanları değilde nedir bunlar? DUYARSIZLAŞTIK Bakıyorum da herkes bir telaş içinde bocalanıyor. Kimi işinin peşinde kimi aşının peşinde. Böyle durumlarda bir beklenti içinde olduğumuz, ülkemizin siyasi kanadını sorarsanız mümkünse o kısma hiç girmeyelim. Çünkü mecliste iki kelâm edenlerin maaşları, takır takır yatıyor hesaplarına. Her ne kadar icraatleri olmasa da lafa gelince esip gürlemeyi benden, sizden iyi bilirler. Sanki hiçbir sorun yokmuşcasına muhalefet, iktidarı karalamanın derdinde iktidar, muhalefeti. Birde dünyanın umursamadığı 1949 yılında Çin'in hakimiyeti altına giren Doğu Tütkistan var. Hakimiyet dediysem sanmayın ki vuslata kavuştular. Aksine Uygur Türklerini asimile edebilmek için 2009 yılından bu yana şiddetlenen ırkçılıkla, bölgedeki soydaşlarımıza uyguladıkları işkence metodlarıyla bilinçaltlarında onarılması güç tramvalar yaratarak, intihara sevk ediyorlar. Yeryüzünde bunca mazlumun kanı akarken Türkiye haricinde hiç bir ülke Çin'in zulmünü duyuracak cesarette bulunamayor. Hadi o uğruna methiyeler savurduğunuz Batılı devletleri pas geçelim. Peki ya diğerleri? Pardon ya dünya çıkar oyununa dönüşmüş, ben cesaretten bahsediyorum. SOYKIRIM SANSÜRLENİYOR Yıllardır Türkleri, Ermeni soykırımıyla itham eden ülkeler, söz konusu itifakçıları olunca soykırımı sansürlüyorlar. Dahası Çin, Doğu Türkistan'ın kırsal bölgelerinde yüksek duvarlar inşaa ettiği yerlerde toplama kapları oluşturmakta. Ve bu toplama kamplarına erkek nüfusunu toplayarak , DNA'larıyla oynayıp kısırlaştırma operasyonları gerçekleştirmektedirler. Olası herhangi bir saldırıya karşı evlerinde bekleyen kadın ve çocukların başına da ajanlarını koyuyorlar. O ajanların, kadınlara ne yapacaklarını meçhulken evlerinden, ailelerinden ayırdıkları Türkleri, Çin işkencesiyle ölüme terk ediyorlar. Sonra toplama kamplarında gerçekleştirdikleri zulmü öyle bir sansürlüyorlar ki masumane tavırlarıyla bu yerlerin rehabilitasyon merkezi, eğitim merkezi, sağlık merkezi olduğu yalanını öne sürerek Çin'in her safsatasına inanan kerizlere yutturuyorlar. Bölgede soykırımın söz konusu olmadığını belirterek de eğitim merkezi diye lanse etmeye çalıştıkları yerlerde Doğu Türkistanlılara eğitim verdiklerini söylemekteler. Ayrıca Doğu Türkistan'da birçok okul ve hastane toplama kamplarına dönüştürüldü. Yani bir insanın işkencelere maruz kalarak, öldürülmesini, eğitim olarak algılıyorsak vay halimize! ŞİN- CAN'I BİLİR MİSİNİZ? Bir ülkenin doğal, kültürel, sosyal değerlerini yok edip kendi saltanatının hükmünü sürdürmeye çalışan Çin hükümeti, Türklere karşı öyle bir fobi besliyor ki bu ırkı haritadan silebilmek için ülkenin ismini kendi tabiriyle Şin-Can koydu. Türkçe anlamıysa, yeni kazanılmış şehir. Fakat biz, bu ismi kesinlikle kabul etmeyerek "Doğu Türkistan" demeye devam edeceğiz. Bize de yaptırım uygulayacak hakkı yok ya ister kudursunlar ister delirsinler. Bunun yanı sıra Türk kanına doymayan Çin, Doğu Türkistan'ın yazışma dilini Çince olması yönünde talimat veriyor ve zorunlu olarak da gerçekleştiriyor. Bir de kişi isimleri ve iş yerlerinin isimleri de Çince isimlerle değiştirilmektedir. Yani kendi isminizi geçin, zaten onu Çince bir isimle değiştiriyorlar. Ebeveynler çocuklarına Ayşe, Muhammed, Abdullah gibi Türkçe isimler koyduklarında bunu Çince bir isimle değiştiriyorlar. Eğer isimlerini değiştirmekte direnirlerse de adli yaptırımlara takılıyorlar. Aslında o kadar çok korkuyorlar ki İslam'dan ve Türkler'den bu yüzden zulümden vazgeçmiyorlar. Hani bir söz vardır "kişi neyse karşısındakini öyle görür." İşte onlar, bu mantıkla hareket edecek kadar zavallılar. DİNLERİNİ YAŞAMALARINA FIRSAT VERİLMİYOR Çin'in insan hakları ihlali yaptığı herhalükarda bellidir. Peki ya din ihlallerine ne diyeceksiniz?! Doğu Türkistan'da insanların ibadetlerini huşuyla eda etmemeleri için her türlü hoşnutsuzluk yapılmakta. Çin hükümeti, müslüman kardeşlerimizin İslamın şartlarını yerine getirmemeleri için başlattıkları operasyonlarla halkın elindeki Kur'an-ı Kerim ve dini kitapları imha ederek, bu kitapların okunması yasaklanıyor. Oruç tutmayı sağlığa zararlı olarak gördüklerinden oruç tutmakta yasak. Oruç tutan kişilere oruçlarını bozmaları yönünde tehditler savuruyorlar. Tehditler işe yaramayınca, kızgın güneşin altında damakları kuruyuncaya kadar bekleterek, burda yazmak istemediğim çeşitli işkencelere tabi tutuyorlar. Sonundaysa ya insanlar ölüyor ya da boyun eğmek mecburiyetinde kalıyor. Birde 2008 den bu yana dini nikah kıymakta bu yasaklar arasına dahil oldu. Bu zulümlerle yetinmeyen son dönemin Çin istihbarat birimine çalışanlar, öyle bir azıkaştı ki bayanların başörtüsü takıp takmadığını, evde namaz kılınıp kılınmadığını belirten seccade ve tesbihlerin bulunup bulunmadığını kontrol amaçlı gecenin bir vaktinde evlere baskınlar düzenleniyor. Daha sonra müslümanlara sistematik işkenceler uyguluyorlar. Unutmadan bir de yolda yürürken herhangibirine "selamunaleyküm" demek bile yasak. Camilere gelince, yıllardır ezan sesleri duyulmamakta. Ama geçtiğimiz yıllarda Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Devlet Bahçeli'nin ziyaretleri sırasında Çin, adeta melek kesildi. Hemen bir camiden ezan sesleri yükseldi. Ardından Çin devletine çalışan Doğu Türkistanlıları getirtip Çin'in insan hakları konusunda ne kadar duyarlı olduklarını dile getirdiler. Bunu yaparken algı operasyonlarıyla propaganda oluşturdular ve bunda gayet başarılı da oldular. İSPİYONLAMALARI İSTENİYOR Çin'de Kominist partiye yakın olan Doğu Türkistanlı on binlerce kişi işe alındı. Sakın bunu öyle masumane görmeyin! Günümüzün Fravunluğunu üstlenmiş olan Çin'in bu yaptığında da illaki bir bit yeniği vardır. Şöyle ki himayesine aldıkları kişileri, toplum içinde belirli statüler vererek istihbaratçı olarak kullanıyorlar. Müslüman halka karşı uygulamaya koydukları yaptırımlara uymayan şüpheli kişiler, bu istihbaratçılar sayesinde deşifre edilmektedir. Kardeşi kardeşe kırdırdıkları bu stratejiyle Çin'in zulmüne dayanamayanlar, başta Türkiye olmak üzere farklı ülkelere kaçmaya kalkıştıklarında bu sefer de bu ülkerde konuşlandırılmış Çin ajanlarına takılıyorlar. Zorlu bir süreç sonrasında bir şekilde bu zulümden kaçabilmeyi başaranlar elbette var. Bunlardan biri şuan Kazakistan'da yaşayan Kayrat Samarkan. 2017'de ziyaret amaçlı geldiği Doğu Türkistan'da hemen yerel bir polis karakoluna çağrılmış. Sorgulama esnasında metal sandelyeye oturulduğunu, 3 gün boyunca uykusuz kaldığını, polisler tarafindan defalarca Çin'den neden ayrıldığını, Kazakistan'da ne iş yaptığını, camiye hangi sıklıkla gittiğine dair sorular sorulduğunu belirterek yaşadıklarını şu sözlerle ifade etti: "Beni alıp bir odaya götürdüler, metal, sandalyeye benzer bir cihaza bağladılar. Bu cihaza zincirlendiğinizde ayakta kalıp hareket edemiyorsunuz. Göğsünüz açıkta kalacak şekilde kollarınızdan metal cihaza bağlanıyorsunuz. Cihaza bağlı kaldığım 6 saat sonra tüm vücudum perişan haldeydi. Sadece 10 dakika bu cihaza bağlı kaldıktan sonra bedeniniz dayanamaz hale geliyor. Hareket ettikçe demirler vücudunuza temas ediyor. 6 saat sonra ise acı dayanılmaz hale geliyor." Ardından açıklamarına şunları da ekledi "Sorgulama sırasında ağır işkence gördük, ufacık hücrelerde çok sayıda insan bir arada tutulduk ve kimilerini intihara sürükleyen Komünist Parti rejiminin acımasız uygulamalarına maruz kaldık." Yapılan işkencelere dayanamayan Kayrat, intihar etme teşebüsüne kalkınca Kazakistan'a gönderiliyor. Böylece sorgusuz sualsiz insanların birbirini ispiyonladığı bir hegemonya var edilmekte. DÜNYANIN GÖZÜ KÖR KULAĞI SAĞIR Türk ırkını yok etmek için denemedikleri işkence metodu kalmadığı gibi bir nesli yok etmeye varacak her türlü vicdansızlığı kolaylıkla yapabilmekteler.Ayrıca Türk bayrağına, ay yıldıza ve Türk bayrağı figürlerine rasladıklarında tahamülsüzlüklerini sömürdükleri Türklere karşı yaptırımlarla pekiştirmektedirler. Bu sebeplerle Doğu Turkistan'da ay yıldız benzeri bir figür mü var üzerinizde? İşte o zaman cezaevinde 3 yıl sizi beklemekte ve Çin hükümetine göre sakıncalı gruba dahil edildiğiğiniz için davranışlarınız kontrol altında. Cezaevinde de öyle yataklarınızda rahat uyumanıza izin vermezler. İnsanları metal sandalyelere bağlayıp elektro şokla işkencelerini durmaksızın uygularlar. Yapılan insanlık dışı hareketlere kimse tepki göstermez ki örtbas etmeyi çok iyi becerirler. Doğru ya mağdur olan müslümanlar ve Türkler olunca bütün dünya kör ve sağır taklidi yapmakta. Bir tek zulme ses veren Türkler var, onlar da Çin duvarlarına takılıyor. Şunu da bilin ki ticari ve ekonomik ilişkiler uğruna boyun eğdiğiniz zulüm karşısında, Doğu Türkistan'da demografik yapı giderek bozulmakta. Çin nüfusu yüzde 47' ye dayandı. Kısırlaştırma ve işkencelerle 3 yıl sonra nüfus Çin lehine dönerek, artık Türk topraklarını ilhak etme hakkına sahip olacak. Sonra ne mi olacak? Uygur Türkleri yeryüzünden silinecek. Oysa "bir zulme engel olamıyorsanız, onu herkese duyurun" demiyor muydu Hz Ali? Sahi vicdanımızı nerde bıraktık bilmiyorum ama onca müslüman kanı dökülürken, hayatımıza kaldığımız yerden devam etmemeliyiz. Madem engellemeye gücümüz yok, bari o müptelası olduğumuz telefonlardan ve sosyal medya aracılığıyla sesimizi dünyaya duyurmanın vakti geldi de geçiyor. Bu çağrıya rağmen Çin'in göz göre göre bir milleti asimile ettiğini görmezden gelenler halen varsa, nasıl bir kafanın sarhoşluğunu yaşıyor anlamış değilim. Tezgahlamadığı işkence stratejisi kalmadığı halde birçok ülkede peydahladığı destekçileriyle, ırkçılığa karşı gaddarlığıyla Fravun'u aratmayan Çin, yaptıklarının yanına kâr kalacağını sanıyorsa o biraz zor. Çünkü mazlumun ahı, öyle bir çıkar ki ahesteler bile az gelir. Selma Karakaş Tutuş


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Dincilerden İncilerin Diyanet Versiyonu(!) Genel 21.01.2020
Ah O Eski Diziler Genel 06.01.2020
Kadına Şiddet Dur Durak Bilmiyor! Sosyal 02.01.2020
Keşke Vicdan Nakli Yapılsa! Ekonomi 31.12.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
Minimal ist kanal İstanbul, Kanal Didim, Mehdi 4.0 Evrensel 11.01.2020
Almanya Acı Vatan Evrensel 29.12.2019
KADINLAR Evrensel 07.12.2019
Sahibinden Satılık 2+1  Orion Kemeri Manzaralı Daire Evrensel 24.11.2019
Didim’de Solculuk Molculuk ; Rakı balık bira okey solculuklukluğu Evrensel 13.10.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.