Keşke Vicdan Nakli Yapılsa!


Bu haftaki yazıma güldürürken düşündüren, düşündürürken güldüren Nasrettin Hoca'nın bir fıkrasıyla başlamak istiyorum. "Günlerden bir gün Nasrettin Hoca pazara giderken çocuklar etrafını sarmışlar. Hepsi birer düdük ısmarlamış, ama para veren olmamış.
Hoca çocukların tümüne olumlu cevap vermiş:
– Peki, olur demiş…
Çocuklardan yalnız biri, elinde para olduğu halde, Hoca’ya şunları söylemiş:
– Şu parayla bana bir düdük getirir misin ?
Hoca akşama doğru pazardan dönmüş. Yolunu bekleyen çocuklar hemen Nasrettin Hoca’nın etrafını sararak düdüklerini istemişler.
Nasrettin Hoca, cebinden bir düdük çıkarıp kendisine para veren çocuğa uzatmış.
Ötekileri bağırmaya başlamışlar:
– Ya bizim düdükler nerede
Nasrettin Hoca’nın cevabı kısa ve anlamlı olmuş:
– Parayı veren düdüğü çalar."
Durum böyle olunca insanlar, temel gereksinimlerini karşılamak için paraya ihtiyaç duyar. Para denilen zinnet de öyle gökden yağmaz kimsenin üstüne. Bunu temin etmek içinse bir şekilde çalışmak zorundadırlar. Kırsal bölgelerde yaşayan kişiler, imkanlarının el verdiği şekilde tarlasında, bağında, bahçesinde çalışarak ekip biçtiği ürünün mahsülünü satarak ya da hayvancılıkla uğraşarak ihtiyaçlarını karşılıyor. Bu şekilde geçinemeyen kişiler ya da bu imkanlara sahip olmayan kişiler de bir işverenin yanında belirli bir ücret mukabili çalışarak hayatını devam ettiriyor. Bu da işverenler tarafından çalışması sonucu, işçiye vermek zorunda olduğu en düşük ücrettir ki biz buna asgari ücret diyoruz.  Ayrıca her sene farklılık gösteren bu ücret, sözde yaşam standartları göz önünde bulundurularak Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca, Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından belirlenmektedir. Oysa bir yıl içinde eğitim, sağlık, giyim, beslenme, ulaşım gibi temel ihtiyaçlara zam yağmurları sağnak sağnak yağarken, bu kararın neye ve kime göre degerlendirildiği biraz şaibeli.

Neden mi? 

Çünkü Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından belirlenen miktar, çoğu kişinin evdeki hesabına uymamakta. Birde bu kişi kirada oturuyorsa hesaplar daha da kabarıklaşıyor. Şöyle ki  üç kişilik bir ailede tek kişi çalışıyorsa aldığı maaşla faturalar, kira, beslenme, çocuğun bakımı-eğitimi derken hangi birine yetişsin. Bunu 4 çocuklu bir aileyle kıyasladığımızda geçimsizliğin fotoğrafı daha da belirginleşirken, asgari ücretle çalışıyor diye bu insanların hiç mi sosyal aktivitesi olmasın? Hadi sosyal aktiviteyi de asgari ücretli çalışana lüks olarak gördüğünüzden onu da pas geçelim, peki ya gelecek planlaması? Hani insan yıllar yılı çalıştı mı kendisi için olmasada çocukları için yarınlara birikim yapmak istiyor. Fakat günümüzün asgari ücreti değil birikim yapmayı, çoğu çalışanın asgari ihtiyaçlarını bile karşılamıyor.

O zaman şöyle diyebilir miyiz? Mekanikleştirmeye çalışılan işçi sınıfı, üstleri tarafından daima hor görülmektedir ki hayatı hep altlarda yaşaması adına elinden geleni ardına koymamaktalar.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi muhtemelen işverenler, bu tepkiye karşılık "beğenmiyorsa çalışmasın kardeşim" diyerek sitem edecektir fakat sitemlerinin yersizliğine işaret ederek; işsizliğin  yüzde 10'ları aştığı bir ülkede hayat şartları bu denli yaşamı zorlaştırırken, insanlar çalışmak mecburiyetindedir ve çalışanların, işverenleriyle böyle bir pazarlığı karşısında işsizlikle tehdit eden absürt bir sistem varken, verilen ücrete razı olmaktan başka bir seçenek kalmıyor.

Mağdur durumdaki işçi olunca, 2020'ye sayılı günler kala toplantıdan toplantıya ertelenen asgari ücret zammına girmeden önce 2019 yılı asgari ücret miktarına biraz değinmemizde fayda var. Bilindiği üzere bir önceki yıla oranla asgari ücret yüzde 26,05 artışla aylık brüt 2.558,40TL vergiler ve kesintiler düştüğündeyse aylık net 2.020,90 TL olarak belirlenmişti. Bu artışla işçi sınıfının menfaatini göz önünde bulundurduklarını sanmayın! Hani "Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır" atasözünde olduğu gibi beklentinin üstünde bir zammın gerçekleşmesi Mart ayındaki seçimlerde iktidarın oylarını yükseltme çabasıydı. Ben bunları söylerken körü körüne iktidarın avukatlığını üstlenen kişiler, hemencecik "Asgari ücreti beklenin üstünde tespit etseler eleştirirsiniz, düşük tespit etseler çemkirirsiniz." serzenişlerinde bulunabilirler.  O zaman 2020 yılı için herhangi bir seçim manifestosu görünürde olmadığından "hodri meydan" diyerek 2019 yılına oranla daha yüksek bir payda üzerinden değerlendirsinler de görelim! 

Meydan okumamızı bir tarafa bırarakarak gel gelelim 2020 yılı  Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca, Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından belirlenecek olan miktarlara. Haberler aracılığıyla belirtilen miktar, üç aşağı beş yukarı aynı rakamları işaret ederken  yine milyonlarca işçinin beklediğini ummayacağına dair bir kesinlikten bahsedebiliriz. Yani yine işverenlere fazla yüklenmemek adına işverenler, düşünülücek. Toplantılara ev sahipliği yapan sendikaların sözü değerlendirilecek derken sıra çalışana gelince kısıtlamalar başlayacak. Brüt olarak belirlenen miktardan o vergisi bu vergisi kesilecek sonrada masum görünmek için Asgari Geçim İndiriminden(AGİ) az miktarda bir mevla dahil edilerek çalışanın gözüne sokulurcasına belli edilecek. En sonundaysa resmi gazetede yayınlayıp yürürlüğe koyacakları kendi günlük ihtiyaçlarını karşılamayan ücreti, sömürdükleri işcilerin aylık ihtiyacını karşılayacak rakamlar silsilesiyle sunacaklar. Bir de tespit ettikleri kararla övünecek kadar şahsiyetlerini kaybedecekler. 

Ayrıca  asgari ücretle belirlenen evli, eşi çalışmayan, çocuğu olan işçiye verilecek primi de çoğu işveren belirtilen miktarı tam olarak ödememekte. Asgari ücreti tespit ederken gösterdikleri hasasiyetin aynısını, vurdumduymaz fırsatçıları denetlemek için gösterseler daha iyi olmaz mı? Asgari ücretliye sürekli alt seviyelerde imkan tanıyan bir ülkede,  diğer sektörlere girmeden şehrimizde  yoğun rekabette olan tekstil sektörünü baz alırsak; asgari ücretli vardıyalı firmalarda 7-8 saat, vardıyasız firmalarda 11-12 saatleri arasında çalışmaktadır. Bilirsiniz ki tekstil firmalarında çalışmak  kolay görünsede sanıldığı kadar kolay değil. Aşırı toz ve havasızlıkla birlikte kimyasal madde içeren iş ortamları, beraberinde birçok sağlık sorununu getirmekte.  Yani birileri doyumsuz nefsini doyurmaya çalışacak diye çalışanlar, işverenlerinin her türlü azarlamalarına, hakaretlerine, ağız kokusuna tahamül edecek ki iş çıkışı evine gidince bir ekmek alıp götürebilsinler. Tabii son zamanlarda un, odun, işçilik, doğalgaz, elektrik fiyatlarındaki artışlar frıncı esnafını sıkıntıya soktuğu için ekmeğe de zam kaçınılmazken sakın hâ, öyle işçi haklarından falan da bahsetmeyin! Çünkü söz konusu asgari ücretli olunca hak ve hukukta asgari olarak işlemektedir.

Unutmadan bir de şu Suriyeli mültecilere gereğinden fazla imkan tanımaları  yok mu insanı çalışma şevkinden ediyor. Bilakis Suriyeli çalışmasa, evinde otursa dahi  her ay belirli bankalardan hesaplarına para yatırırlar. Ekmek fişleri, gıda yardımı derken üstüne üstelik işyeri açmaya kalkışırlarsa onda da kendi vatandaşlarına tanımadıkları kolaylıkları onlar için tanırlar  Zaten vergilerden de muaf etmişlerdir. Ama kendi vatandaşının asgari ücretine göz dikecek kadar gaddarlardır. Bizim asgari ücretli işçimiz, birilerinin işleri yürüsün diye akşama kadar sırtında boza pişirirken, elin Suriyelisine eğitimden sağlığa her alanda öncelik tanınıyor. Şu ketum tespit komisyonu, Türk vatandaşının asgari ücretini belirlerken en az miktarlarla değerlendireceğine, Suriyelilerin imkanlarını kendi vatandaşlarıyla eş tutsalar ne olur? Suriyeli olduğu için iş görmez değil ya! Hani bir dönem  insanlar arası eşitlikten bahsediyordunuz sahi ne oldu? Yoksa kendi ülkemizde mülteci konumuna düştükte haberimiz mi yok? Bir ara servetinize servet katmayı erteleyip bizi aydınlatırsanız seviniriz!

Bütün olumsuzlukları unutup bir ihtimal vererek, bu seferlik halkı şaşırtıp, asgari ücretlinin yüzünü güldürecek bir rakam belirleyebirlirler desek de bunun karşılığını da ekmeğe, sebzeye, meyveye, elektriğe, suya, doğalgaza, gıda ve giyim malzemelerine, benzine, mazota kısacası bir insanın çarşı pazar derken temel ihtiyaçlarını karşılamak için başvurduğu tüm yolları, yeni yılla birlikte zam bombardımanıyla pekiştiricekler. Böylece neresinden tutarsak tutalım yine zararlardayız.

Dolayısıyla insanlar arasındaki gelir hiyarerşisinde aradaki farklar dağ gibi büyürken başta Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Asgari Ücret Tespit Komisyonu olmak üzere tespit ve önerileri için toplantı halinde olan sendikalar, asgari ücreti belirlemeden önce şöyle iki ya da üç ay kendileri bu maaşla geçinsinler, o zaman daha adil bir karar vereceklerinden emin olabilirsiniz. 

Tabii empati kuramayacak kadar şahsiyetlerini kaybetmişlerse onu da yapmasınlar. Zaten zenginin gittikçe zenginleştiği, fakirin buna mukabil daha sömürüldüğü bir komisyonda, keşke bir evrim geçirsek de asgari ücreti tespit edenlere vicdan nakli yapılsa!

Selma Karakaş Tutuş


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Dincilerden İncilerin Diyanet Versiyonu(!) Genel 21.01.2020
Ah O Eski Diziler Genel 06.01.2020
Fravunluğa Soyunmuş Çin'in Zulmü Evrensel 04.01.2020
Kadına Şiddet Dur Durak Bilmiyor! Sosyal 02.01.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
YERELİN SONU (MU)? Ekonomi 11.12.2019
MERKEZ BANKASI BAŞKANI ÇETİNKAYA'NIN GÖREVDEN ALINMASI Ekonomi 09.12.2019
AKDENİZ DE NELER OLUYOR Ekonomi 08.12.2019
Büyüme Ekonomi Modeli Ekonomi 10.11.2019
HUKUKUN EKONOMİYE AÇTIĞI GÜVENLİ LİMAN Ekonomi 06.07.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.