İYİ USLU ÇOCUK ENGELİ

Kişiliğin iki önemli unsuru vardır. Bunlardan birincisi Huy, ikincisi karakterdir. Huy; doğuştan gelir ve nispeten değişmeye açık olmakla beraber değişme olasılığı çok zordur. Karakter ise başta aile olmak üzere içinde yaşanılan sosyo-kültürel yapı, toplum ve az da olsa coğrafi yapı ve koşulların etkisiyle oluşur. Huy’un toplumsal bir karşılığı varsa karakteri destekler ve onunla birlikte bir uyum halinde yaşamaya devam eder. Eğer toplumda bir karşılığı yoksa ya topluma uyum sağlamak için kendini köreltir ya da toplumsal değerlerle çatışmaya girer. Toplumsal değerlerle çatışmaya götüren huy, toplum tarafından etiketlenmeye kadar sürükler. Toplumun kültür düzeyi yüksekse uyum sağlayan huy da kendine yer bulur, çatışan da. Toplumun kültür düzeyi düşükse ikisi de ters kutuplardan zarar görmeye başlar

Aramızda 1 yaş fark vardı. Ben sessiz ve sakin bir huyla o da benim tam tersim, hareketli ve hırçın bir huyla doğmuştu. Benim huyumun toplumda bir karşılığı vardı o yüzden uyum sağlamak için fazla bir çaba sar etmeme gerek yoktu. Ama o çok sıkıntı yaşadı. Yaramaz, haylaz, yerinde duramayan, “Ser sele çe bu ye” kızgın sac üstünde doğmuş anlamında kullanılan bir deyim var bizim yörede, tam da deyimin karşılığı olarak doğmuştu.

Dedim ya benim için hiçbir şey yapmama gerek yoktu, konuşmam gereken yerde susmam, kalkmam gereken yerde oturmam yeterliydi. Yeterliydi ama nereye kadar. Ben ne kadar rahat bir çocukluk yaşadıysam, o ne kadar zor bir çocukluk yaşadıysa büyümeye başlayınca tam tersi olmaya başladı. Lisede patlak veren bu durum, üniversite yılları ve öğretmenliğe başladığım ilk senelere kadar devam etti.

Ortaokulu birincilikle bitirmiş, lisenin yolunu tutmuşum. Yaklaşık iki ay geçmesine rağmen bir kuzenimden başka hiçbir arkadaşım yok. Bırakın arkadaşlığı insanların yüzüne bakmaya çekiniyorum efendi, iyi, uslu imajıma laf gelecek diye. İlk yazılı sınavının sonuçları açıklanana kadar ne bir öğretmen ne bir öğrenci hiç kimsenin benim varlığımdan haberi vardı. Ben hariç Tüm sınıf 45’in altında puan alıp ben 95 alınca tam bir şok etkisi yarattı.  Tüm sınıf ve tüm öğretmenler hatta diğer sınıflar bile benim varlığımı hissetmeye başladı. İkinci yazılıya gireceğiz. Sınıfta iki kuzen var ve bunlardan biri sınav öncesi benim arkamdaki sıraya oturmuş. Kuzeni onu çağırıyor “Yanıma gel hiç çalışmadım diyor”, arkamdaki çocuğun cevabı tam bir efsane “Oğlum sus (beni işaret ederek) bir keriz yakalamışım” oldu.

İkinci vakaa üniversite 4.Sınıfta yaşandı. 2.Sınıfa kadar doğru dürüst fazla arkadaşım olmamasına rağmen ev, oda arkadaşı derken idare eder bir sayıya ulaşmıştım. Asıl şok 4.Sınıfta geldi, hem tecrübe kazanmak, hem de 3-5 harçlık olsun diye bir dershanede küçük bir stajyerlik işi ayarladım. Devamsızlıktan kalmamak için de tüm cesaretimi toplayıp hocalarla konuşmaya karar verdim. Kararlı kararsız derken kapının önünde durdum, tam geri dönecekken koridorun öbür tarafından başka bir hocanın geldiğini görünce onunla karşılaşmamak için gayri ihtiyari bir şekilde kapıyı çaldım. Ezile büzüle içeri girdikten sonra “Hocam merhaba, ben dershanede stajyerlik yapmaya başladım, devamsızlık konusunda yardımcı olursanız sevinirim” diyebildim ki gitmeden önce bu cümleyi defalarca tekrarlamıştım. Hoca sınav kağıtlarından kafasını kaldırdı, bana baktı ve “Sen kimsin” dedi. İsmimi söyledim ama ikna olmadı. Ben sınav kağıtlarını okurken seni başkası olarak sanıyordum, dedi.

4 yıl boyunca dersime giren bir hoca, beni tanımıyordu. Aslında tüm hikayeyi özetler gibiydi. 3.Vaka daha vahimdi. Öğretmenliğin ilk yılıydı. Tesadüfen okul müdürünün odasının önünden geçerken, müdürün bir öğrenci ile konuşmalarına kısa bir süre için kulak misafiri oldum. Müdür öğrenciye “Kızım git hoca sana biraz rehberlik yapsın” dedi. Kız “Hocam onun daha çok rehberliğe ihtiyacı var” dedi. Gerisini hatırlamıyorum, hatırlamak da istemiyorum.

Odama gittim, sandalyeyi çektim ve oturmadım, sandalyeye çöktüm adeta. Bir süre sessiz bir şekilde kendimi dinledim ve ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk, bu durum böyle devam edemez, etmemeli. Sonra ben, huyum, karakterim, vücudum ve beynim oturup küçük bir beyin fırtınası yaptık. O gün hep birlikte değişmeye karar verdik.

Çocukken yaramazlık yapmak istedim yapamadım ki yaramazlık yapmak en doğal hakkım daha doğrusu oyun oynamak benim doğam. Acıktım demek istedim ama diyemedim. Saatlerce aynı yerde ve aynı pozisyonda oturdum, ayaklarım uyuştu ama kıpırdayamadım. Kuyruklarda saatlerce bekledim densizin biri gelip hoooop sıramı kaptı. “Hey dostum benim sıram, saatlerce burada bekliyorum, ayaklarım koptu” demek istedim ama diyemedim.  Ne zaman harekete geçmeye kalksam gizli bir güç beni geri çekti.

Sözlü sınavlardan nefret ederdim mesela, cevapları çok iyi bildiğim halde söylemek zor geliyordu. Belirli gün ve haftalarda şiir okuyamadım, yaşıtlarım şiir okumayı beceremezken ben şiir yazıyordum ama kağıda dökemiyordum. Bu sıkıntıları yaşamamın tek sebebi, çocukken bana takılmış olan iyi, uslu çocuk damgası idi. Bir şey yapsam bu imaj zarar görecek diye insanlardan, sosyal hayattan onu kaçırayım diye hayatımın önemli ve büyük bir kısmını kaçırdım.

Geç olmadan çocukların üzerindeki olumlu-olumsuz yükleri kaldırın, onlar çocuktur ve bir yetişkin gibi davranmalarını beklemekten vazgeçin. Doğalarını keşfedin ve doğalarını yaşamalarına izin verin. Duygularını ifade etmekten, isteklerini dile getirmekten ve makul olanları gerçekleştirmekten alıkoymayın.  Sürekli övmeyin, yanlış yaptıklarında doğrusunu gösterin.

Bir sonraki yazıya kadar sağlık, mutluluk ve başarı üçgeninde kalın. İyi yıllar


Başlık Kategori Yayın Tarihi
HER KIVILCIM BİR YANGINA GEBEDİR Eğitim 15.01.2020
SÖZ VERMEK Eğitim 23.12.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.