NASIL KANDIRILDINIZ?

Kur'an'ı Kur'an'dan öğrenmediğiniz ve meselelere metodolojik yaklaşmadığınız için kandırılmaya müsait oldunuz. Böylece Kur'an'ın dili Arapçayla bile anlamadığımız bir dile dönüştü. Kur'an'ın dili bizler gibi 7. yüzyılda yaşamamış direkt olmayan uzak muhatabları için usullü yaklaşma dilidir. İşte buna dikkat edilmeyince bakın neler nelerin yerini aldı?

"İman"ın yerini "itikad" aldı. Kur'an'da olana iman ederdin; itikad işin içine Kur'an dışı şeyleri de kattı. İtikadda mezhep içtihadları bile iman değeri kazandı.

"Takva"nın yerini "fetva" aldı. Takvada taviz olan şeyler fetvada ruhsata dönüştü. Allah takvanın kurtaracağını söylediği halde, alimler(!) fetvanın kurataracağına inandırdılar.

"Vahy"in yerini mitolojik mucizeler içeren "rivayetler" aldı. Vahiy ne diyorsa odur; ama bunu demek yerine şirke düşecek seviyede peygamberi abartarak öven mucizelerden söz eden rivayetler peygamber aşkı adına itikadın içine girdi.

"Zikr"in yerini "fikr" aldı. Zikir Kur'an'ın diğer adlarından biri olduğundan, Zikir tamamen Kur'an demekti. Yanlış fikirlerle zikir Kur'an'da geçenden farklı tanımlandı ve tarikat halkalarında tekrarlanan bir kelime veya sözcüğe dönüştü. Fikir için zikir, zikir için fikir olunca ayetlerin yerini kanaatler aldı.

"Gerçeğin" yerini "duyum" aldı. Bir bilginin ispatlanması önemliydi; bazılarına duymak da yetti. Birileri onun istediği şeyleri söylüyorlarsa ispata ihtiyaç duyulmadı. Çünkü önce seni şekillendirdiler, sonra da sen duymak istediğin şeyleri onlardan duydun.

"Ayet"in yerini "rivayet" aldı; "rey" aldı. Önce Allah'ın korunmuş Kitabında ne dediği önemliydi, sonra kulların naklettikleri ve ne anladıkları önemli oldu. Hatta dinde icma ve kıyas gibi beşeri kanaatler beşeri olmayan bir dinde ölçü oldular.

"Şefkat"in yerini "empati" aldı. Şefkat mazlumun yanında ve yardımcıydı; empati mazlumun yerine koydu ama yardım etmedi. Böylece tipik bir bencillik doğdu. Duygulanmak kafi geldi.

"Hakikat"in yerini "hurafe" aldı. Hakikat Kur'an'da olanlardı. İşin içine hurafe girince Kur'an'da olan saptırıldı; olmayan yaptırıldı.

"İslam"ın yerini "mezhep" aldı. Önce Kur'an "mezhep mezhep olmayın" dediği için ümmet bütündü; sonra mezhep kavgalarıyla kan gövdeyi götürdü; sonra hakka en uygun mezhepler seçildi; lakin daha sonra da "hak mezhep" dendi. Böylece mezhep dine dönüştü.

"Hizb"in yerini "tarikat" aldı. Allah'ın hizbi yeryüzündeki tüm evrensel müslümanlardı. Sonra müslümanlar mahalli hale gelerek tefrikalarla binlerce tarikat ve cemaat halinde parçalandılar. Her grup kendi bağlısını övüp bağımlı hale getirmeyi başardı.

"Cem"in yerini "cemaat" aldı. Müslümanlar cem iken birlik haldeydiler. Cemaat olunca da parçalandılar. Cem binbir türlü cemaat oldu ama iki cemaat bile bir araya gelerek cem olamadılar.

"Ehlin seçmesi"nin yerini "demokrasi" aldı. İşin ehli karar verirdi. Çünkü siyase ve iktidar ümmet için önemliydi. Demokraside cahil ya da alim, her önüne gelen seçmen oldu. Kişinin kamil olması değil, yaşın reşid olması yetti.

"Kur'an'daki resul"ün yerini "hadislerdeki peygamber" ile "tasavvuftaki peygamber" aldı. Hadislerdeki peygamber o kadar çok konuşuyordu ki sustuğu hiçbir konu yoktu; tasavvuftaki peygamber ise neredeyse kal diliyle hiç konuşmayıp hep hal diliyle konuşuyordu. Fakat Kur'an'daki ölçülü resul yerine göre konuşup yerine göre susuyordu.

"Mücahid"in yerini "müteahhid" aldı. Her tavize müsait olan müteahhid zenginlerimiz oluştu. Onların babaları seyrederek müşahid, dedeleri ise seyretmeyen mücahid idiler.

"Taviz"in yerini "ruhsat" aldı. Dinen sakıncalı görülen önce çekinceli oldu; sonra ruhsata dönüştü.

"Dava"nın yerini "bedava" aldı. Kardeşlik varken dava deniyordu. İşin içine para girince menfaatler davadan önemli oldu; derken dava da para etmedi; bedava oldu.

"Münkir"in yerini "nankör" aldı. İnkarcının yerini inkar etmeyen ama maddi nimetin kadrini bilmeyen kişiler alır oldu. Tanım bile değişti.

"Ruh"un yerini "can" aldı. Ruh maneviyata hayat veren bir keyfiyyet iken bedene hayat veren kemiyyet bir cana dönüştü.

"Nefs"in yerini "şeytan", "şeytan"ın yerini "nefs" aldı. İkisi birbiriyle iyice karıştırıldı. Nefs yani "can" alakasızca çok kötü bir şey olan "şeytan" gibi tanımlanır oldu.

"İçindeki şeytanlığın" yerini "dışındaki şeytan" aldı. İçindeki şeytanlık tarafın galip olunca seni şeytan yapıyordu. Ama dışında mitolojik bir şeytan icat edilince sen ne kadar kötü olursan ol şeytan olmadın. Böylece kendini kandırmanı kolaylaştırdın.

"Hac"cın yerini "turizm" aldı. Hac bir defa farz idi; israf edilmeden haccedilmeliydi. İsraf haccı defaatle gidilen bir turizme çevirdi.

"Savm"ın yerini "oruç" aldı. Oruç açlık ve diyet fiilidir. Fakat savm bir sakınma, şefkat ve şükür ameliydi. Sakınmayınca açlıktan ibaret oldu. 

"Zebih"in yani "ayrılığın" yerini "kesmek" yani "evlat katilliği" aldı. İbrahim gibi bir nebinin masum evladını kesmeye yeltenerek sınavı kazandığına inandırıldınız. Zulümden hikmet üretildi. "Zina et", "kumar oyna", "içki iç" demeyen Allah'ın "evladını kes" diyeceğine inandırıldınız. Böylece Allah yolunda kurban olmanın yerini gökten inen koç aldı.

"Takim"in yerini "yutmak" aldı. Ayet "felteḳamehu" derken Yunus nebiyi balıklarla birlikte yüzdürüyordu; fakat sonradan sünnetullaha aykırı bir şekilde balık onu yutup karnında taşımış oldu. Böylece "onun karnı" (beTnihi) dediği denizin karnı sanıldı; hem de devamında iki ayet sonra açıkça "onu attık ağaçsız çıplak bir yere" yani "sahile" dediği ve yüzdüğünü belli ettiği halde...

"Say"ın yerini "koşmak" aldı. Böylece Abese suresindeki kör koştu; İbrahim nebinin parçalanan kuşlarının parçaları biraraya gelip koştular hatta kuş koşabilsin diye sözüm ona bazı alimler devekuşunu hatırlayıp onu koşturdular. "Gayret"in yerini "koşmak" alınca sünnetullaha sırtını dönen mitolojiye yüzünü döndü. 

"Salat"ın yerini "namaz" aldı. Salattan bazen dua, bazen yardım, bazen namaz anlaşılıyordu; hep namaz anlaşılır olunca hem namaz modifiyre edildi hem de dualar ve yardımlar yetersiz oldu.

"Emr"in yerini "farz" aldı. Emredince onun kazası olamazdı; mutlaka ve derhal yerine getirilirdi. Fakat farz kılarsa mazeretler geçerliydi. İşte namaz farz edilince kazası da böyle doğmuş oldu.

"İlk atanan Adem"in yerini, "ilk yaratılan Adem" alınca konu çok alakasız taraflara çekildi. Dert değişti. Sünnetullah çarpıtıldı. Aşırılık, Havva'nın Adem'den yaratıldığına kadar vardı. Topraktan eşin yerini kaburgadan eş almış oldu.   Bilim evrim için ne derse desin çok katı bir önyargı yerleşmiş oldu.

"Zekatla arınma"nın yerini "kırkta bir zekat"la kifayetsiz bir sadaka aldı. Zekat her anlamda arınmak iken kafi derecede manen ve madden vermekle arınılıyordu; yani zekat kafi derecede (yeterince) vererek arınmak demek iken, para maneviyatın yanında kıymet kazanınca vermek sadece maddiyata dönüştü ve o da kırkta bire düşürüldü. 

"Şeriata göre niyet"in yerini "niyete göre amel" aldı. Niyetler şeriata göre olmadığı halde, ameller niyete göre denilerek tavizler aralandı. 

"Şerrin şeytandan olduğuna inanma"nın yerini "şerrin Allah'tan olduğuna inanmak" aldı. Allah'ın şerrin Allah'tan olduğuna işaret eden bir ismi veya sıfatı olmadığı halde buna bile inandırıldınız.

"Med-cezir"in yerini "yarılan deniz" aldı. Böylece Allah'ın doğada yarattığı doğal hikmetler masalsı mucizelere dönüştürülerek sünnetullaha karşı çıkıldı.

"Mecaz"ın yerini "motomot algı" aldı. Motomot algı mecaz haricinde makul olduğu halde mecazda devreye girince Kuran'da geçen baston sözcüğü otorite demek iken yılan bile sanıldı.

"Fitne"nin yerini "ateş" aldı. Bağlamı dikkate alarak okumayı bilmeden fitneye ateş diyerek  onu maddi bir ateş sandınız.

"Toy"un yerini "bebek" aldı. Böyle olunca İsa resul kundakta konuşmuş oldu. Oysaki çok yaşlı biri size "toy" diyorsa ona göre toysunuzdur. Fakat yaşlı olmayanlara göre gençsinizdir.

"Hidayet"in yerini "dirilmek" aldı. Kur'an'ın "yeniden hayata gelme" anlamında kullandığı hidayet ifadesi maddi zannedildi. Oysa o bedensel değil, ruhsal yani manevi anlamda idi.

"Apaçık kitab"ın yerini "sır kitabı" aldı. Böylece Kur'an herkesin anlayamayacağı ve bu yüzden de istediği gibi yorumlamaya kapı açıcı derin bir felsefi kitaba dönüştürüldü. Daha kötüsü anlatmadığı şeyler Kur'an'a anlattırılmaya yeltenildi.

"Çaba"nın yerini "kadere iman" aldı. Allah çabayı tavsiye ediyordu. Alakasız bir kader anlayışıyla tembelleşildi.

"Kader"in yerini "alın yazısı" aldı. Kader "ölçü" demek iken hiç alakası olmayan alın yazısı anlamında kullanıldı. Alın yazısına inanıldıkça, zulme boyun eğildi; Kur'an'ın dışına çıkıldıkça sapıldı.

"Ehli takva"nın yerini "ehli beyt" aldı. Allah kimseyi imtiyazlı yaratmadığı, insanlar sonradan kul ve seçilmiş elçi oldukları halde, son elçinin hiçbir erkek çocuğu evlenip soyunu sürdürmediği halde ona etnik milliyetçilik yakıştırıldı.

"İstişare"nin yerini "istiare" aldı. Kuran'da olanın yerini olmayan aldıkça bu böyle devam etti gitti...

27.06.2016
 


Başlık Kategori Yayın Tarihi
BİR SAVUNMA YAZISI (14) Genel 26.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (13) Genel 25.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (12) Genel 24.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (11) Genel 15.06.2020
BİR SAVUNMA YAZISI (10) Genel 14.06.2020
Başlık Kategori Yayın Tarihi
HAFTANIN SAÇMA GÜNDEMİ Genel 08.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 01.07.2020
HAFTANIN SAÇMA OLAYLARI Genel 17.06.2020
HAFTANIN SAÇMALIYANLARI Genel 11.06.2020
İslam'da Güzel Ahlak Genel 03.06.2020