GERÇEĞİN TAHLİLİ

Benim cihetimden hayatta en önemli şey “varlığımızın anlamı”dır. Biz hayata ne katıyoruz ve hayat bize ne katıyor? “Hikmet” gerçekten bizsiz de var mıdır yoksa onu biz mi onu var ediyoruz? “Gerçek” nedir? Yoksa o sadece bizim gerçeğimiz midir? Hiç kimsenin aklına gelmeyen bir şey gerçek olabilir mi? Ön yargısız insanlar gerçeğe ne kadar yakınlar?

Sizin gerçeğiniz zannınız tarafından tutsak edilmişse bu onu “gerçekten gerçek” yapar mı? İçinize siniyor mu?

Herhangi bir din ya da öğretiye inananların bile tümü içinde hem önyargısız hem şüphesiz olan kaç kişi var?

İnsanlar inançlarından emin olmanın peşine düşecek kadar cesur değillerse nasıl oluyor da ölünceye dek bunu erteleyebiliyorlar? Gerçeğin kendisi ertelenebilecek bir şey mi? Değil. Nasıl oluyor da şüpheli bir inançla avunarak rahat olabiliyoruz? Yahut nasıl oluyor da “tutsak ettiğimiz şüphesizliğimiz”den rahatsız olmuyoruz?

Gerçeği ön yargısız, zansız ve şüphesiz tespit edenler var mıdırlar? Varsalar onları nasıl tanıyabiliriz? Onları tanısak bize yardımcı olabilir miler? Şartlar buna elverişli mi?

Gerçeğe ulaşım araçları nelerdir? Mantık mı, duygu mu? Her ikisi ya da hiçbiri mi?

Hayatta asıl karakterler kimler? Kimler avunmuyorlar? Hayatı yenenler var mı? Ölümsüz yahut ölümsüzlük var mı? Mümkün mü?

Hayat bir imtihan mı? Kimler kazanıyor, kimler kaybediyorlar? Biz ne durumdayız?

Yanlış bir şeye inanıp yahut iman edip de halinden memnun ve çok mutlu biri hatta sorumluluk bilincinden dolayı ağlayan biri inancını sorgulayıp da mutsuz olmak ister mi?

Hayatta “amaç” ne? Mutluluk mu? Bizi doğru şeyler mi mutlu ediyor? “Doğru” ne? Uzayda doğru çizgi yoksa yani madde bile hep eğriyse, mana doğru mu? Yoksa mana zihinde eğriliyor mu? Mana eğriliyorsa bu kendiliğinden mi gerçekleşiyor yoksa bunu irademizle biz mi yapıyoruz?

“Gerçekten gerçek” insana ne verir?

Zanla elde edemeyeceğimiz şey midir gerçek? Her insan gerçeği idrak kapasitesine sahip midir? Her insan gerçeği bulma kapasitesine sahipse “gerçek” fazla zeka gerektirmiyor mu? Her insan gerçeği bulma kapasitesine sahip değilse, kapasitesi olmayanların varlığı gerekli mi? Yahut niçin varlar?

“Gerçeğin özü” ne? Onu neler oluşturuyor? “Gerçek” varlığını neye borçlu? Yoksa “gerçek” diye bir şey mi yok? “Gerçek” yoksa, “algı” niye var? “Farkındalık” gereksiz bir şey mi?

Mikronun adeta sınırsız küçüklüğü ve makronun adeta sınırsız büyüklüğü “gerçek” adına bir “ifade” midir? Gerçek “teistik” midir? Tanrının dışında gerçek var mıdır? Gerçeğin tanrısı mı vardır, Tanrının gerçeği mi? Gerçek “sonsuz” mudur? Sonsuz “tek” olmak zorunda değil midir? Tanrı sınırlı mı yarattı ve “ilk yarattığı şey” diye bir şey var mı?

İnsanlaştıktan sonra “inanma”ya nasıl başladık? İnancı keşif mi ettik? İnsan inancı icat edebilir mi? “İlk inanmak” neye muhtaç? “İlk patlama” neye muhtaç? İlk patlamanın “ilk üç saniyesi”nin o kısacık serüveni nedir? “Evrenin ilk enstantaneleri” nasıl ve niçin oluştu?

“İnanmanın evrimi” oldu mu? Kafada tanrı fikri “ilk kez” nasıl var oldu? Bu mümkün mü?

Gerçek “kısmen” bulunabilecek bir şey mi? Yani insanlar kısmen de olsa gerçeği bulabilirler mi? “Gerçeğin kısmı” diye bir şey olur mu? Yani gerçek bir “kısım” olabilir mi? Gerçek, “batıl”ı içine alır mı? Yahut tam tersi batıl gerçeği ihtiva eder mi? “Gerçeğin boyutu” var mı? Zamandan ve mekandan bağımsız mı? Zaman ve mekanla ilintili mi? Zaman mekanı yahut mekan zamanı ihtiva eder mi? “Manevi bir evren” var mı? Varsa maddi evreni ihtiva eder mi yoksa tam tersi mi?

“Son varlık” olacak mı? “İlk varlık” oldu mu? Sonrayı yaratan bir Tanrının sonradan var olması mümkün olmayacağına göre “Tanrının mazisi” var mı? “Tanrının tarihçesi” nasıl ezeli olabiliyor? Tanrının ebediliği ezeliliğinin mi işaretidir?

İhtiyacı olmayan bir Tanrı ne ister? Niçin ister? Onu memnun etmek mümkün mü? Niçin mümkün?

Sorular ve sorgular devam edecektiler ama burada makale sınırlarımı hayli zorladığım için zihinsel sınırları daha fazla zorlamamak ve yazımı bitirmek zorundayım…

http://www.bizimyaka.com/yazar-98234-Gercegin-tahlili