ERASMUS VE YABANCI BURSLAR YASAKLANMALI SAVIM

Türkiye modadan, sanata, turizımdan(turizmdan) medyaya, siyasetten ekonomiye, eğitimden hukuka, dini inançtan eğlence hayatına kadar, insan adlarından mal adlarına kadar her alanda yabancı hayranlığı ve yabancı egemenliği altında. Bu durum Türkiye'nin en büyük, en başta, en önemli ve en temel sorunudur. Bu durumu anlamamak hem Türkiye'yi anlamak demektir hem de çözüm üretemeyecek olmak demektir. Yani düşünün ki Akp başkanı Erdoğan bile 'Türkçe ile felsefe ve bilim olmaz, Türkçeyi terk edelim' gibi birşey diyebildi. 

Ülke böylesine derin, geniş ve hazin bir yabancı hayranlığı ve yabancı egemenliği altında işte; Türkiye önce bu hayranlığı ve egemenliğe karşı tepki göstermek, cephe almak zorunda yoksa sular hep başkalarının kaplarına dolmayı sürdürecek. Yani Türkiye gerçekte 'Lay lay lom' bir hava içinde değil.

Türklerin temel yanlışı Orta Asya'dan beri sahip oldukları cehalet ve nefs karışımı 'Yabancı hayranlığı'dır. Bu hayranlık ki Türkleri Orta Asya'dan buralara kadar getirmiş, ve dünyaya yaymıştır; yani var olan durum doğru ve iyi birşeyin uzantısı değil, yanlış ve kötü birşeyin uzantısıdır; bu nedenle ki yabancı hayranlığına karşı Atatürk'ün başarısına karşın özellikle 1950 yılından başlayıp Türkiye büyük ve derin bir Amerikan hayranlığı'nın içine sokulmuştur.

Yani Türkiye'nin mutlak başarısı bilime, teknolojiye, ekonomiye değil, yabancı hayranlığını terk etmesine bağlıdır.

Türkiye'de, öğrencilere yabancı ülkelerce, tuhaf ki Abd ve Avrupa tarafından burslar verilmektedir. Bunlar masum, yararlı, doğru, iyi, güzel şeyler değildir; bunlar gerçekte, Türkiye'de genelde yabancı hayranlığı, özelde ise Abd ve Avrupa hayranlığı, ve beyingöçü(beyin göçü) yaratmak işlevli, Türkiye'ye karşı ajanlık etkinliğidir; daha da ilerisi olarak, Türkiye'nin başına Abd yanlısı, Avrupa yanlısı kişileri geçirmek amaçlı bir ajanlık etkinliğidir.

Türkiye'ye de Erasmuş diye birşeyi yamamışlar. Öyle ki Erasmus bir onur, gurur, başarı ölçütü ve övünç olmuş, yapılmış.

Erasmus'un masum tanımı şöyle imiş: 'Erasmus Avrupa birliği tarafından eğitim, iş deneyimi ve sportif aktivite gibi alanlarda kişilerin kendilerini geliştirmeleri için hazırlanmış bir programdır'; bakın daha ilk başta 'aktivite' denilip yabancı dil hayranlığı yaratılıyor, sanki bu sözcüğün(kelimenin) Türkçesi yokmuş gibi. Bu tanıma daha ilk bakışta Erasmus'un bilime, toplumsallığa, insanlığa, Türkiye'ye, eğitime, insanca var olmaya aykırı birşey olduğu görülmekte; çünkü 'kişilerin kendilerini geliştirmeleri için' diyor yani bencillik, bireycilik, incirçekirdeği(incir çekirdeği) içinde yaşamak; yani demiyor ki demiyor ki 'Kişilerin ve ülkelerin felsefeye, bilime, teknolojiye, ahlaka, insanca bir insanlığa, insanca bir dünyaya katkısı'. Bir de düşünelim; çıplaklığın, pornonun, fuhuşun, zinanın, her türlü ahlaka aykırılığın, her türlü akıla aykırılığın, her türlü bilime aykırılığın serbest olduğu bir Avrupa'da öğrenci kendini nasıl geliştirecek? Yani düşünün ki bir de bazı Avrupa ülkelerinde, sınırlı miktarda da olsa uyuşturucu kullanma serbestliği var. Yani Avrupa felsefede, bilimde, ahlakta, mantıkta, insanlıkta alim, alime mi olmuş? Yani durum bir gülü bataklığa dikmek gibi birşey.

Ne yapılıyor? Yapılan seçme sınavları ile not olarak en başarılı öğrencileri seçilip ve saptanıp işaretleniyor. Onlara Avrupa havası, Avrupa kokusu, Avrupa hayatı koklatılıyor; ve 'Üniversiteni bitirdiğinde ülkeden iş sorunu yaşarsan hemen bizi ara' ruhu kazınıyor öğrencilere.

Bir de Türkiye'de üniversite öğrencileri felsefeye, bilime, teknolojiye, mucitliğe, Türkiye'ye yararlı olmak yerine Erasmus'u kazanmak derdine düşüyorlar yani akılları fikirleri felsefede, bilimde, teknoloji üretmek de, Türkiye'ye hizmet de, insanlığa hizmet de değil; Erasmus'u kazanmakta, ve Avrupa'ya ya da Türkiye'deki Avrupa şirketlerine kapağı atmak oluyor. Türkiye'deki özel üniversitelerin internet sitelerinde bile 'Erasmus' yazıyor, sanki amaçları felsefeye, bilime, teknolojiye, Türkiye'ye, insanlığa insan kazandırmak değil de Avrupa'ya kazandırmak, yani sanki Avrupa'nın acenteleri, bayileri gibiler. Yani sen yetiştiriyorsun, hasadı başkası yapıyor, yalnızca Erasmus için değil bu söylemim, tüm yabancı burslar için de.

Bir de şu var: Türkiye'ye gelen Avrupalı ya da Abd'li öğrenciler Türkiye'ye hayran kalmazlar, Türkiye'de kalmak istemezler ancak Abd'ye ve Avrupa'ya giden Türkiyeli öğrenciler Abd'den ve Avrupa'dan etkilenebilirler ve oralarda yaşamak isteyebilirler çünkü üstün olan Türkiye değil, Abd ve Avrupa, yani su aşağı doğru akmaya çalışır da, insanlar yukarı doğru çıkmaya çalışırlar. 

'Erasmus'la Türkiyeli öğrenciler Avrupa'ya gidiyormuş ancak Avrupalı öğrenciler de Türkiye'ye geliyormuş' falan filan. Ya, kaç Avrupalı öğrenci Türkiye'de yaşamak ister, kaç Türkiyeli öğrenci Avrupa'da yaşamak istemez, siz önce bunun hesabını yapın. Yani örnek ki tırafonun(trafonun) birinci sargısına 220 volt giriyor ancak ikinci sargısından 10 volt olarak çıkıyor oysa tırafo aynı tırafo. Cehalete herşey sorunsuz, ve ayrıntılar önemsiz gelebilir.

Bu tür şeyler bir de öğrenciler arasına nifak sokuyor; bu tür şeyleri kazanan öğrenciler farklı, üstün, değerli, en başarılı, en çalışkan, en zeki, en akıllı imişler, ötekiler öyle değillermiş gibi bir durum oluşuyor, hem kendilerinin kafasında, hem de başkalarının kafasında; büyük olasılıkla, Erasmus'u ya da yabancı burs kazanamayan kendi çocuklarına bile aptal muamelesi yapan aileler bile olabilir. Yani öyle aileler var ki çocukları Erasmus'u kazandı diye sevinçten, kibirden havalardauçuyorlar(havalarda uçuyorlar); kuşkusuz ki bu durumlar öğrenciler arasında da, toplum içinde bölünme yaratıyor, zaten ülke, toplum siyasi partilerle ve dini inançlarla bölünmüş durumda. Bir de işe girişlerde 'Erasmus kazanmış olmak', 'Yabancı burs kazanmış olmak' da büyük olasılıkla dikkate alınmakta olabilir.

Yani 'Öğrenci değişimi' adı altında ya farkında olunup yapılan ya da farkında olunmadan yapılan şey Türkiye'nin zararınadır, kötülüğünedir. Zaten bir türlü yenilememiş yabancı hayranlığı var toplumda, ülkede.

Yani bakın hem Türkiye yitiriyor, hem de Türkiye'deki yabancı hayranlığı gittikçe yok olmak yerine gittikçe çoğalıyor ki yabancı hayranlığı bir ülkenin altına dinamit koymak gibi birşeydir. Yani bu açıdan; ne zamanki Amerikalılar'da yabancı hayranlığı başlar, o zaman Abd yıkılmaya başlar.

Bir de hem sınavlara karşı olup hem de öğrencileri Erasmus için sınava sokmak niye?

Yani her yandan çelişki ve her yandan sorunlu bir durum.

Yani yabancı hayranlığına karşı çıkmayan kişiler Atatürk'ü hiç anlamamışlar demektir. Atatürk boşuna demedi 'Ne mutlu Türküm diyene', ve 'Bir Türk dünyaya bedeldir' diye. Atatürk sana birşey kazandıramadı ise Avrupa ne kazandırabilir, Abd ne kazandırabilir; ancak zurnanın son deliğini. İpi koparsa tespih de, akıl da, birlik de dağılır; yabancı hayranlığı bu ülkenin kopması demektir.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 1.9.19/05.20