ARAFTA KALAN BİR OYUN -2.BÖLÜM-

Nitekim Zeyrek Köyü’ne geldim.Etrafımı çevreleyen bu iki tarafa ayrılmış köyde ilk olarak köyün sağ tarafında beliren, çok büyükçe olmayan bir eve girdim.İçeride adının Fazıl olduğunu söyleyen bir dede ve Gülizar isimli eşi vardı.Söylediklerine göre, Fazıl dede de Abdurrahman dedemin askerlik arkadaşıymış.Dedem ona  kendisini polis olarak tanıtmış.Fazıl Çavuş’a dedemin bıçaklanarak vefat ettiğini söylediğimde ufak bir gülümsemenin peşine ‘’Onun normal bir şekilde ölmeyeceğini herkes biliyordu.Çünkü her iyiliğin bir karşılığı vardır.’’ Dedi.Şaşırmıştım.Dedem  gerçekten polis miydi? Bu Fazıl dede de dedem hakkında çok şey biliyor olmalıydı.Ona dedem hakkında ne sorduysam, hep gülümseyerek başladı cümlesine.Gülizar Nene de şaşkın bir şekilde bizi dinliyordu, bölmeden, büyük şaşkınlıkla…

                                                                                  *

Muharrem, Hasan’ı bulmak için geldiği Zeyrek Köyü’nde, dedesi hakkında herkesten bir yorum duyacaktı.’’Ya dedem gerçekten polis olarak köylere tanıttıysa kendini?’’ sorusu onun defterinde büyük başlıkla yazılmış bir bölüm olacaktı artık.Hiç duymadıklarını duyacaktı…

                                                                                   *

Fazıl dededen aldığım bilgilere göre dedem polismiş.Ancak kendi karısının bile bilmediği şeyleri nasıl olur da başka biri bilirdi? Anlamamıştım. Daha sonra köyün sol tarafına geçtim.Hasan dedeyi arıyorum dedim genç bir çocuğa.Hiç sorgulamadan götürdü beni. Uzun sürmeyen bir yürüyüşün ardından ‘’İşte orada, sigara içen adam’’ dedi.Gösterdiği adam, yaşlanmış; yırtık kazağı, örme fesli ve elma ağacından bastonuyla oturuyordu.Yaklaştım yanına, güzel bir selamlama ile girdim konuşmaya.Abdurrahman Çavuş’un torunuyum dedim.’’Ne! Ne dedin sen! Abdurrahman mı? Demek vakti geldi ve yetiştirdiği torun bize kadar geldi’’ bu tarz şeyler söylüyor ve beni iyice süzüyordu.Ona siz polissiniz sanırım, dedem hep sizden bahsederdi  en yakın arkadaşıymışsınız.Dedim.Gülümsedi, bir şey demedi.Ben ekledim.’’Dedemin asıl mesleği nedir? Arabistan’a hiç gitti mi? Dedim. O yine gülümsedi.’’Onun mesleği vatandı’’ dedi.Nasıl yani deyince ‘’Gizli bir mesleği vardı, çok gizli.Gerek ailesinden, gerekse bizlerden her şeyden gizliydi.’’ dedi.Gerçekten bu Zeyreklileri anlamak çok zordu.Ya da dedemi anlatmak…

                                                                                    *

Nitekim kavuştuğu Hasan dede, Muharrem’e net cevaplar vermiyor ve hep eksik yanıtlar veriyordu.Ama o da biliyordu ki Abdurrahman Çavuş’un yetiştirdiği çocuk karşısındaydı.Artık her şeyin vakti gelmişti.Ve onun dedesini en iyi yine dedesinin kendisi anlatabilirdi.

                                                                                     *

Hasan dedeye ‘’Fazıl dede, dedemin polis olduğunu söyledi’’ dedim.’’Nasıl yani? Fazıl hiçbir şeyi hatırlamaz ki, Fazıl Alzheimer hastasıdır.’’ Dedi.Artık kafayı yiyecektim.Gerçekten dedemi anlamak, önce arkadaşlarını anlamaktan geçiyor olmalıydı. Hasan dede bana doğru döndü ve yeşil gözlerini hafif büyüterek ‘’Dedeni en iyi kendisi anlatır.Onun bir defteri vardır ama benimle Ayçukuru Köyü’ne gelmen gerekir.’’ Dedi.Bunu duyunca gözlerim parlamıştı.Bütün soru işaretlerimin cevabı o defterde olabilirdi.Hemen gidelim dedim ben de.

                                                                                   *

Muharrem meraktan hâlsiz düşmüştü.Hasan dede ile birlikte köy dolmuşuna bindiler.Çok uzakta olmayan bir köye, Ayçukuru Köyü’ne, gidiyorlardı.Onları orada garip ve açıklayıcı şeyler bekliyordu.Köye geldiklerinde Hasan dedeyi gören, bir hürmet ve saygıyla yaklaşıyor, bazıları elini öpüyordu.Bu evrelerin peşine hemen dedesinin defterini görmek isteyen Muharrem, o kadar kolay olmayacağını anlayacaktı…

                                                                                  *

Köye geldiğimizde Hasan dede bir ağlamaklı oldu.Kelimeleri teker teker ve yutkunarak söyler oldu bir anda.Ben hemen girdim söze ve ‘’haydi şu defter neredeyse bulalım dede’’ dedim. O da ‘’ dur evlat, acele şeytandandır.Yavaş ol.Zaten köy meydanında değil.Hatta dedenin tabiriyle herkesin olacağı ama kimsenin göremediği bir yerde.’’ Dedi. Herkesin olacağı ama kimsenin görmediği yer neresi olabilirdi? İşte, tam bütün soruları çözdük derken şimdi bir soru daha gelmişti.Gerçekten benim dedem bulunması zor bir bilmece gibiydi.Onu bulmak, ya da koyduğu şifre olan herkesin olacağı yer neresi olabilirdi.’’Anlaması çok zor bir bilmece’’ dedim Hasan dedeye.Duymazdan geldi ve o anda ezan sesi konuşmamızı bastırdı.’’Şu yatsıyı kılalım da sonra konuşuruz’’ dedi.Vaktin nasıl geçtiğini anlayamıyordum artık.Sadece namazları kılarken duruyorduk ama vakit akıp giden bir deniz gibiydi.Elle tutulamaz bir hâl almıştı.Camiiye girdik.Cemaatin azlığı dikkatimi çekiyordu.Kaç kişi yaşardı ki bu köyde? Dedem neden bu köyde bıraktı defterini?

                                                                                *

Muharrem o geceyi Salih Bey’in evinde geçirecekti.Lakin bütün gece ‘’neden bu köy?’’ sorusunu ve ‘’herkesin olacağı yer’’ i çözmekle geçirecek ve uyumayacaktı.Sabah olduğunda sadece aklına birtakım cevaplar gelmişti ama o cevaplarla bir çözüm olur muydu bilmiyordu...

                                                                                 *

Sabah uyandığımızda Şengül Teyze güzel bir köy kahvaltısı hazırlamıştı.İştahım yoktu ama Hasan dedenin bakışları zorla kahvaltı yaptıracak cinstendi.Kahvaltımızı yaptık.Ve artık dedemin defterine doğru gidiyorduk.Hasan dede bana kazacağın şeyler olacak dedi.Hiç sormadan alet-edevatı aldım.Ne vardı o defterde, heyecandan ölecektim.Önde Hasan dede arkasında ben bir dağa çıkıyorduk.Her dağın bir adı varmış ama ben bilmiyordum.Ben hep tatil için gelirdim köye.

                                                                                 *

Çıktıkları yolda çeşitli ağaçlar, su akıntıları, su birikintileri ve ıslanan Hasan dede ve Muharrem.Yaklaşık bir saat yürüdüler.Hasan dede her on adımda bir mola veriyordu ama  yine en yorulan o’ydu.Ve her durduklarında da bir ağacı, bir taşı bir toprağı tanıtır; sanki yorulduğundan durmamış hissi verdirirdi.Nitekim yol bitmişti ve yalnız çam ağacı karşılarındaydı.Muharrem’e dönüp ‘’geldik evlat!’’ dedi Hasan dede…

                                                                                 *

Yaklaşık bir saat yürümemiz Hasan dedenin ‘geldik’ sözüyle son bulmuştu.Geldiğimiz yerde meşe ve kavak ağaçları çoğunlukta olsa da bir tane çam ağacı vardı.Herkesin olacağı yer burası mı? Diye soracaktım ama Hasan dede ters yanıt verir diye susmayı tercih ettim.O zaten açıklama yapıyordu.İşte, anlatmaya başlamıştı.’’Evlat bak, deden ile biz buraya gelirdik.Ben burada kalırdım, o gider ve çam ağacının altında bir şeyler yapar ve defteri çıkarırdı.Bir şeyler yazardı.Sonra da geri dönerdik.Ne ben ona sordum ne yazdığını, ne de o anlattı bana.’’ Dedi.Elime aldığım keserle çınar ağacına doğru yürümeye başladım.Hemen etrafını ince ince kazıyordum.İlk kazdığım Kuzey yönünde bir şey çıkmadı.Sonra Batı; derken Doğu ve mavi bir şey gördüm.Üzerinde ‘’Her canlı ölümü tadacaktır’’ yazıyordu.İşte bilmece burada bitmişti…

                                                                                *

Muharrem, eline aldığı defteri hem okuyor hem de notlar alıyordu.Dedesinin asıl mesleğinin gerçekten de polis olduğunu ve babaannesine mecburen yalan söylediğini, Arabistan’a hiç gitmediğini, Fazıl Çavuş’un askerlik arkadaşı olduğu, Hasan’ın da en yakın arkadaşı olduğu; hatta birgün göreve giderken Hasan’ın da dedesini takip ettiği ve bir gerila tarafından yaralandığı, sağ omzunda izi olduğu yazıyordu.Muharrem koluna dikkatli bakmak için Hasan dedeye döndü..

                                                                               *

Öyle şeyler yazıyordu ki defterde, bazıları kan dondurur; bazıları insanı yaşama tutar.Anlamıştım ‘herkesin olacağı yer’in toprak altı olduğunu.Ama kimsenin göremeyeceği derken de ne kast ettiğini anlayamamıştım.Defteri okudukça Hasan dedeye ısınıyordum.Dedemle birlikte ölümü göze alıp göreve bile gitmiş.Hatta kolundan vurulmuş.Koluna dikkatli bakmak için bir defa arkamı döndüm ve Hasan dedenin kalbini tuttuğunu gördüm.Hemen defteri bırakıp koştum.Nefes alamıyordu.Çok zorlanıyordu.Bana ‘’ evlat ben görevimi yerine getirdim, gerisi senin ve vatanın arasındadır..’’ deyip şehadet getirdi.Onu hemen kucakladım koşmaya başladım köye doğru.İki dağın arasına girdim araftaydım ki arkamdan bir ses geldi.

                                                                             *

Hasan dede, orada öleceğini biliyordu ama Muharrem bilmiyordu.Çünkü Muharrem hiç gizli servis nedir bilmiyordu.Dedesinin katilini arıyordu sadece.İsmini de bulmuştu hatta ama bu sadece dedesinin katili değildi artık…                                                                    


Başlık Kategori Yayın Tarihi
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019
SİGARA VE ZAM Genel 15.08.2019
KURBAN VAHŞETTİR! Genel 14.08.2019
ARAFTA KALAN BİR OYUN -HİKAYE- Genel 01.08.2019
TİYATRO! Genel 15.07.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
NEFSİ BİR HASTALIK HALİ : RİYA Genel 16.08.2019
Kurban Bayramı Genel 15.08.2019
Allah Vardır Tek Tanrıdır Genel 10.08.2019
Hasret Genel 07.08.2019
ZAN VE RİVAYETÇİLERİN ÇIKMAZLARI Genel 06.08.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.