NACİ AĞBAL'DAN YA DA AKP'DEN TUHAF BAŞARI YAKLAŞIMI

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı Naci Ağbal 'Türkiye, 2023'te daha çok üreten, ürettiğini ihraç eden, dışa açık, kurallı serbest piyasa ekonomisinin daha da güçlendiği, demokrasinin kurumsallaştığı bir ülke olacak' dedi.

Ne anlamı var bu sözlerin? Hiçbir anlamı yok. Hiçbir gerekliliği de yok.
Naci Ağbal, İstanbul'da, ekonomi/iktisat fakültesi mezunu değil; siyasal bilgiler fakültesi mezunu. Ekonomi başka, siyaset başka. Ve ülkemizde; Abd'de, İngiltere'de okumuşlara bürokraside yer vermek durumunun bir durumu olarak olabilir ki İngiltere'de de okumuş.

Türkiye'de bunca üniversite varken üniversite okumak için neden Abd'ye, İngiltere'ye gidilir, anlamak zor. Sonra da gençler 'İlle de Abd'de, İngiltere'de okuyacağım' diye tutturuyorlar. Yani ülkemizde açık ki yabancı hayranlığı denilen yanlış durum var; bu durumu önlemek için, yabancı ülkelerde okumuş kişilere devlette yer verilmemesini öneriyorum, özel sektörde çalışsınlar. Devlet yönetiminde 'yerli ve milli/ulusalcı' olunmazsa, aşağıda yerli ve milli olmak anlamsız olur. Birzamanlar(Bir zamanlar) da 'Bizi kurtar' diye, Abd'den Kemal Derviş'i getirmişlerdi.

Türkiye yolsuzlukta da, işçi ölümlü iş kazasılarında(kazalarında) da Avrupa birincisi olmuş. Zinadan, fuhuşa; dolandırıcılıktan, gaspa; tecavüzden uyuşturucuya; akıldışı-ahlakdışı modadan, ahlakdışı pılajlara(plajlara) kadar her suç ayyuka çıkmış, eşcinsellere evlenme hakkı, serbestliği bile verilmiş; övünülen şeye bakın; üretmek ve satmak ile övünülüyor. Ne yani 'Ülkede yanlışlar dizboyu ancak şükür ki karnımız tok' mu diyeceğiz; Türkiye demek bu mu, demokrasi demek bu mu, ekonomi demek bu mu, siyaset demek, Cumhurbaşkanlı hükümet sistemi bu mu?

Adamın sözlerinde başka tuhaflıklar da var: 'Türkiye hem çok üreten hem de ürettiğini ihraç eden ülke olacak'mış. Yani 'Millet yesin, içsin, doysun, mutlu olsun' diye değil; öteki ülkelere satmak için. Yani bu millet Türkiye tarihinde ilk kez sebze kuyruğuna girmek zorunda kaldığında da Türkiye'de sebze üretiliyor ve öteki ülkelere satılıyordu.

Yani ne yapacaksınız; sebze üretip yine öteki ülkelere satıp, yine milleti sebze kuyruğuna mı sokacaksınız? Satmak amaç ise, satmak övünç ise, satmak onur ise, satmak gurur ise bilimsel kafa değil kapitalist kafadır; amaç satmak değil, kendi milletini doyurmak olmalıdır yoksa neyi satsan alır budünya(bu dünya). Rus çarı da kendi halkı ekmek bulamıyorken ülkenin buğdayını öteki ülkelere satıyordu. Satmak nedirki(nedir ki); felsefe, bilim, ve dini tanımlayan Din hadisileri önemli olan; düşünür, alim, alime, bilge olmak önemli olan; bilimsel ve ahlakçı ülke olmak önemli olan; İslam'ın dahi önderi Muhammed ne ile övünüyordu, ihracat yapmakla mı, Arab hurmasını öteki ülkelere satmakla mı yoksa din ile, dini tanımlayan din hadisileri ile mi? Atatürk ne ile övünüyordu; öteki ülkelere mal satmakla mı yoksa dünyaya bilimsel ve ahlakçı yeni birdevlet(bir devlet) kazandırmakla mı; yani maddi şeylerle değil manevi şeylerle övünmek gerekir, maddi şeyler sonunda yok olur giderler, ve sat sat nereye kadar? Devletler sonunda satacak birşeyleri kalmayınca gerçek, doğru, iyi devlet olmadıklarını anlayacaklar. Güçlü devlet satmaz, alır; satan devlet yoksul ya da borçtaki insana benzer. Bu ülkede Devrim arabası(otomobili) öteki ülkelere satmak için değil; bu ülkenin öteki ülkelerden araba almaması, öteki ülkelerin arabalarına muhtaç olmaması için üretildi; kapitalistler ve kapitalist yandaşı siyaset bu önemli farkı anlamalı artık yani açık ki Atatürkçü olunmadan, Atatürk'ü anlamadan Türkiye de, Türkiyeci de olunamaz. Atatürk Türkiye'yi ihracat merkezi, ticaret merkezi olsun diye değil; felsefe, bilim, ahlak, insanlık, medenilik, medeniyet merkez olsun diye var etti. Yani demek ki özel sektör kafası ile de, siyaset kafası ile de Türkiye yönetilemez; Türkiye ancak felsefe, bilim, Din hadisileri, düşünür(filozof), alim, alime, bilge kafası ile yönetilebilir.

Derdimiz önce ahlak olmalı çünkü ahlak zekanın, akılın, mantığın, beyinin, ruhun, felsefenin, bilimin, dinin en yüksek aşamasıdır; sonra da 'Öteki ülkelere satmak için' değil, 'Türkiye milleti için üretmek' gerekir, artan olursa da satarsınız.

Ağbal bir de 'Demokrasi kurumsallaşacak' diyor. Demokrasinin nicel temeli olan Güçler ayrılığı'nın kaldırıldığı, güçlerin tek bir kişide toplandığı Türkiye'de demokrasi, bırakın kurumsallaşmayı, acaba nasıl var olacak? Olmayan demokrasinin nesini kurumsallaştıracaksın? Kurumsallaştırman için önce demokrasiyi var etmen gerekir ki bu da Güçler ayrılığı ile başlar; felsefe, bilim, ve Din hadisileri ile devam eder. Akp kendini sanki neyin üzerine koyulsa o şey olan birşey gibi birşey sanıyor olmalı; Akp demokrasi sözcüğünün üzerine koyulmakla demokrasi olmaz çünkü öz bebek kardeşlerini, öz çocuk kardeşlerini, öz annelerini, öz babalarını, öz evladlarını bile öldürtmekten çekinmeyen Osmanlı hanedanlığı kafasını savunmakla; Atatürk karşıtı olmakla asla gerçek ve doğru demokrasi olmaz.

Sayın Naci Ağbal; doğru yoldaki bir ülkeyi üretmek ve öteki ülkelere satmak değil; felsefe, bilim, ve dini tanımlayan Din hadisileri içinde olan birülke(bir ülke) olmak mutlu eder. Düşünün ki gün gelecek hiçbir ülke öteki ülkelerden hiçbirşey almayacak çünkü her ülke kendi gereksinimlerini kendisi üretecek ya da tek bir dünya devleti kurulacak. Ölümlü şeylerle övünmek ölümsüzlük değil ölümlülüktür; ölümsüzlük ancak felsefede, bilimde ve Din hadisileri'ndedir yani dünyadaki tek evrensel doğru olan bu üçlüde.

Yani, Naci Ağbal'ın o sözleri yalnızca özel sektörü yani kapitalistleri yani sömürgenleri mutlu eder; felsefe, bilim, Din hadisileri içindeki toplumları değil.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 18.7.19/06.52