SİBEL ÜNLİ'NİN AİLESİNDEN TUHAF AÇIKLAMA

'Gidecek bir yerim yok, yaşanmaya değer bir hayatım da; ve yemek kartımda yalnızca 1.40 Tl var' deyip kendini denize atıp intihar eden, yedi çocuklu bir ailenin çocuğu olan, üniversite öğrencisi Sibel Ünli'nin ağabeyi, intihardan sonraki gün demişti ki 'Ona daha iyi şartlarda destek olabilecek imkanlarımız yoktu. Devletten ve sosyal kurumlardan yardım talep ettik ancak yeterli olmadı. Ailesi olarak keşke elimizden daha çok şey gelebilseydi'. Bu haber internette var.

Güngören'deki evlerinde annesi ve ablası ile birlikte yaşıyormuş.Acaba baba başka yerde mi yaşıyor; başka yerde yaşıyorsa neden?


Ancak tuhaf birşey oldu ve Sibel Ünli'nin babası ve ağabeyi o açıklamanın tam tersi bir açıklama ile medya önüne çıkıverdiler ve dediler ki 'Söyledikleri herşey yalan. Bizim evimiz Muş'ta var, Bursa'da var, burada var. Aylığımız çok şükür en az 10 bine kadar var. Bu yalanı hangisi yapmıştır. Böyle şeyler ayıptır, yapılmaması gerekir. Bu acı günümüze böyle şeyler yakışmaz. Allah'a çok şükür bizim her şeyimiz var. Hiçbir sıkıntımız yok, devlet de yardım ediyor çok şükür, burs da var. Böyle bir şey yakışmıyor. Devleti kötülemek için böyle yapıyorlar. Bu bizi gerçekten çok çok üzmüştür. Bundan dolayı bir basın açıklaması ihtiyacı hissettik. Bunun için bir basın metni hazırladık. Bu açıklamayı geç yapabildik çünkü acımızı yaşıyorduk. Bugün bizi bu acı günümüzde bu açıklamayı yapmak zorunda bıraktılar. Bildiğimiz gerçekleri anlatmak için, yanlış ve art niyetli paylaşımlara mani olmak için, intihar gibi bir elim hadisenin yüceltilmesine ve özendirilmesine engel olmak için bu basın açıklamasını, taziyemizin hala devam ettiği bu acı günde de olsa, halka açıklama zorunluluğu meydana getirmiştir'. Sibel Ünli'nin ağabeyi demiş ki 'Kardeşim merhume Sibel Ünli yaklaşık bir yaşında geçirdiği ağır bir ateşli hastalık sonrası günlerce hastaneye yatırılmıştır. Bu hastalık sonrası tekrarlanan sara krizlerini farklı zamanlarda yaşamış ve kendisi bu hastalığı sonrası antiepileptik tedaviler almıştır. İntihar girişimlerinden sonra ?major(ağır) depresyon' tanısıyla iki defa Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları servisine yatırılmıştır. Önerilen tedavileri hastane dışında da sürdürmesi için ailesi ve yakın arkadaşları tarafından destek kendisine olunmuştur. Düzenli olarak psikolog ile görüşmesine olanak sağlanmıştır. Ergenliğe girmeye başladığı süreçten itibaren çeşitli duygu durum bozuklukları yaşamıştır. Kardeşimiz bu durumdan dolayı psikiyatri doktorlarına götürülmüştür. Kardeşimizin çeşitli tedaviler alması sağlanmıştır. Buna rağmen son üç yıldır birden fazla olan başarısız intihar girişimlerinde bulunmuştur. Öncelikle bizimle acımızı paylaşan taziyemize gelen veya gelemeyen tüm insanlarımıza sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz. Ailemizin yaşadığı bu elim hadisenin ulusal gündemde ve sosyal medyada fütursuzca kullanılması bizi derinden üzmüştür. Tüm bunlara rağmen ailecek yaşadığımız sosyoekonomik durum ve kardeşimizin sosyal ağlarda maruz kaldığı siber zorbalık, kardeşimizin duyarlı ve hassas kişilik yapısı kendisinin yaşama azmini bitirmiştir. Ailemiz geçmişte yaşadığı sosyoekonomik sorunlar yüzünden İstanbul Valiliği, Güngören Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesine başvurmuş , kanunun uygun gördüğü ayni ve nakdi yardım almıştır. Okuyan kardeşlerime öğrenci yardımı verilmiştir. Ailemiz Sosyal Yardım Kartı almıştır. Dini bayramlarda gıda yardımı almıştır. Kardeşimiz Aydin Ünli Bu sonbaharda tıp doktoru olarak Devlet Hizmeti Yükümlüsü olarak atanması gerçekleşmiştir, ailemizin maddi olanakları iyileşmiştir. Bu yüzden bize yapılan yardımların bizden daha muhtaç durumdaki ailelere verilmesi için bu kurumlardan yardım almayı bıraktık.'.

Bu sözler sanki ezberletilmiş ya da yönlendirilmiş gibi. Yani düşünün ki bir de 'Basın açıklaması' yapılıyor

Akıl şu soruları hep sormak zorunda kalacak bu durumda: Acaba 'Böyle bir açıklama yapmazsanız size verilen yardımlar keseriz, ilk açıklamanızla hükümeti zor duruma düşürdünüz' diye tehdit edenler mi oldu ya da 'Böyle bir açıklama yapmazsanız; doktor oğulunuzun atamasını yapmayız' ya da 'İşine son veririz' ya da 'Şuraya buraya süreriz' diyenler mi oldu? Ya da 'Üç evimiz, 10 bin Tl'ye yakın gelirimiz' var diyorlar; acaba yanlış bilgi verip, kendilerini yoksul gösterip de devletten yardım aldılar da, bu açığa çıktı da bu yönde kendilerine, o yardımların faizleri birlikte geriye alınacağı tehdidi yapılmış olabilir mi öyle bir basın açıklaması yapmaları için? Çünkü durum hiç de normal değil. Evet, akıl bu soruları hep sorabilir artık çünkü önce yapılan açıklama ile sonra yapılan açıklama zıt; ve sonra yapılan açıklama çelişkiler ile dolu.

Ve 'basın açıklaması'ndaki 'fütursuzca' sözcüğü, 'Siber zorbalık' ve 'Devleti kötülemek için böyle yapıyorlar' sözü oldukça siyasilik, resmilik ve olağandışılık kokmakta

Birinci açıklama kafalarına silah dayanıp ya da işkence altında yaptırılmadı ya da onlar adına bir başkasında yapılmadı; medya önünde, kendilerince, serbestçe yapılmış bir açıklama idi. Açık ki yalan söyleyen birileri varsa ancak kendileridir. Acaba birinci açıklamada ya da ikinci açıklamada neden yalan söylediler? Eğer yalan söymeişlerse ayıptır, yazıktır, ölmüş kızlarına saygısızlıktır.

Sormak gerekiyor: Aylığınız 10 bin Tl'ye yakın ise, ve İstanbul'da, Muş da, Bursa'da da varsa neden devletten yardım istediniz ya da aldınız; ve kızınızın yemek kartında neden yalnızca 1 Tl, 40 Krş vardı? Ve sara ve pısikolojik rahatsızlığı olan biri üniversiteye nasıl, üstelik de tek başına gidebiliyordu?

Kız hem annesi ve ablası ile kalıyor hem de 'Gidecek biryerim yok' diyor; babası 'Üç evimiz, aylık 10 Bin Tl gelirimiz var' diyor, kızın yemek kartında yalnızca 1 Tl, 40 Krş var; ve bıraktığı nota 'Gidecek yerim yok, ve yemek kartımda yalnızca 1,40 Tl var' diyor yani gidecek yerinin olmamasından ve parasının olmamasını gündeme getiriyor, yani sorun yapıyor; bu ya çok tuhaf bir durum ya da çok tuhaf bir aile olmalı açık ki.

Ölü de olsa kimsenin hakkını yedirtmem. Bu yazımı o kız hak yitimine uğramasın, hayatı ve hatırası haksızlığa uğramasın diye ve ona saygımdan yazdım çünkü 'Gidecek bir yerim yok'un anlamını da, 'Cebimde hiç para yok'un anlamını da iyi bilirim ki bu nedenle 'Bir de katilim oldun İzmir' adlı şiirimi yazmışdım; belli ki Sibel Ünli de 'Bir de katilim oldun İstanbul' demek istemiş olmalı.


Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 7.1.20/01.20


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Zihinsel Engelli (Felsefe) Felsefe 02.04.2020
Televizyonlar ve Toplumsal Gelişmeler Felsefe 01.03.2020
PİŞMANLIK Felsefe 31.12.2019
Karma yasası Felsefe 09.12.2019
GERÇEĞİN TEŞHİSİ (5) Felsefe 04.12.2019