Ümmetin kafası neden karıştı? (15)

Söz uçar; yazı kalır. Bu yazı da inşallah kalacaktır. Sizinki de ortada. Basiret sahipleri neyi tercih edeceklerini iyi bileceklerdir… Çok şükür herkes gafil değil… Artık insanlar daha uyanıklar. Araştırma imkânları genişledi. Çok sayıda kaynağa hızla ulaşabiliyorlar. Sorguluyorlar. Saçmalıklarla tatmin olmuyorlar. Kur’an’ı referans alan Ebu Hanife’ye demediğini bırakmayan rivayetçiler, bugün onun gibi Kur’an’ı referans alan bizlere de demediğini bırakmamaktalar ve algılamadan suçlama geleneğini hala sürdürüyorlar…

Ebu Hanife’nin (699-767) ve hocası Hammad b. Ebu Süleyman (ö. 730) bile ravi olarak Buhari’den (810-870) çok daha fazla hadis araştırma, toplama ve rivayet etme imkânına sahipken neden bunu yapmadılar? “Duydum” diyen tek bir sahabenin hadis kitabı yok. “Duyandan duydum” diyenlerden duyanların duydukları var. Hadis toplamak iyi bir amelse neden bunu hiçbir sahabe yapmadı? İçlerinde tek bir kişi bile düşünemedi mi? Ebu Hanife gibi hepimizce saygın bir kimse neden hadis toplamadı? İlmi mi yetmedi? Buhari’den 1 asır önce yaşamıştı; araştırması daha kolaydı. Neyden çekindi?

Sahabe Ömer’in “Resulullah ölmemiştir ve sağdır. Ona sadece Hz. Musa’ya arız olan saika gibi bir saika arız olmuştur. Kim Muhammed öldü derse onu kılıcımla iki parça ederim” (146) dedirten duygusu, sahabe Ebu Bekr’in “Kim ki Muhammed’e tapıyorsa, bilsin ki, Muhammed ölmüştür. Kim ki Allah’a ibadet ve kulluk ediyorsa bilsin ki, Allah Hayy’dır, ölümsüzdür” (147) diyen mantığına mağlup olmuştur. Bu duygunun mantığa mağlubiyetiydi. Sahabe Ebu Bekr böyle söyleyince sahabe Ömer hemen itiraz edip karşı çıkma yoluna başvurmamış ve susmuştur. Çünkü sahabe Ebu Bekr çok az kimsenin karşı çıkabileceği bir adama hiç kimsenin karşı çıkamayacağı bir cevap vermiştir. Bu cevap berraktır; çünkü Kur’an’a uygundur. Çünkü şu ayete uygundur: “Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçti. O ölür veya öldürülürse gerisin geri mi döneceksiniz? Kim geri dönerse Allah'a en küçük bir zarar vermiş olmaz. Fakat şükredenlere Allah mükâfatını verecektir” (148). Yine çünkü şu ayete de uygundur: “Muhakkak ki sen de öleceksin onlar da ölecekler” (149). İslam mitoloji değildir; ayakları yere basan ve aklı işletmeyi mecbur kılan bir dindir. Anlattığımız bu olayda kaosun ve kafa karışıklığının doğmasını ne engelledi? Kur’an’a uygun olan bir öğüt engelledi…

Hanefi mezhebi Mekke’de doğmadı; Medine’de de doğmadı. Irak’ta doğdu. Anlayan için bu çok şey ifade eder. Hadis ilmi de buralarda doğdu. Hanefilik Abbâsîler devrinde ülkenin başlıca fıkıh mezhebi haline geldi. Öyle ama Ebu Hanife’yi onlar şehid ettiler. Onun imamı olduğu söylenen Hanefilik mezhebi daha sonra gittikçe modifiye edilerek Doğuya doğru yayılınca Horasan ve Mâverâunnehir’de iyice gelişti. Ebu Hanife’den gittikçe uzaklaşan bir hal aldı. Hatta Ebu Hanife’nin hiç yapmadığı bir davranış olarak mezhepler arasında ilhad etmeye kadar varan tartışmalar yaşandı. Osmanlı Devleti’nin kurulmasıyla yeniden yayıldı. Osmanlı özellikle hakka uygun bulduğu dört mezhebi barıştırdı. Osmanlıda halkı başka bir mezhebe bağlı olan Mısır ve Tunus’ta olduğu gibi yerlere İstanbul’dan Hanefi hâkimlerin gönderilmesi mezhebe buralarda resmilik kazandırdı. Siyasi otorite özellikle Hanefiliğe ve ikinci derece olarak da Şâfiîliğe sahip çıktı. Maliki ve Hanbelî mezheplerini de hakka uygun kabul ettiği halde bu mezheplerin kendilerini eritmesini de engellemedi. Niçin eridiler? Çünkü siyasi destek bulamadılar. Devletin en başındakilerin mezhebleri halkı da etkilediğinden çok güçlendi. Günümüzde Afganistan, Pakistan, Türkistan, Buhara, Semerkand gibi Orta Asya ülkelerinde Hanefîlik hâkimdir. Bugün Türkiye ve Balkan Türkleri, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya Müslümanları genel olarak Hanefîdirler. Hicaz, Suriye Yemen’in, Aden bölgesindeki Müslümanların bir kısmı da Hanefidirler (150). Şâfiî mezhebinin imamı hayatının son dönemini Mısır’da geçirdiğinden özellikle orada yayıldı; fikirlerini yaymaya önce Irak’ta başladığından orada da yayılmıştır. Irak yoluyla Horasan ve Mâveraunnehir’de de yayılarak fetva ile tedrisatı Hanefî mezhebiyle paylaştı. Fakat Abbasi yönetiminin resmi mezhebi olduğu için Hanefî mezhebi hâkimdi. Mısır’da yönetim Eyyübîlerin eline geçince Şâfiî mezhebi daha da güçlenerek devlette otorite oldu. Ancak Kölemenler devrinde Sultan Zâhir Baybars, kadıların dört mezhebe göre atanması gerektiği görüşünü öne sürünce bu görüş uygulandı. Yine de Şâfiî mezhebi o yörede diğer mezheplerden üstün bir mevkideydi. Fakat Osmanlılar Mısır’ı ele geçirince Hanefi mezhebi otorite oldu. Daha sonra Mehmet Ali Paşa Mısır’a hâkim olunca, Hanefi mezhebi dışındaki mezheplerle resmi olarak amel etmeyi ilga etti. Şâfiî mezhebi İran’a da girdi. Anadolu’nun doğusu, Kafkasya, Azerbaycan, Hindistan, Filistin, Seylan ve Malaya Müslümanları arasında Şafiî mezhebi yaygındır; fakat Endonezya adalarında hâkim olan tek mezheptir (151).

KAYNAKLAR:

146. İbn-i Sad, “Kitabü't-Tabakati'l- Kebir Tabakat”

147. Tabakât, 2:268; Buharî, 3:95

148. Âl-i İmran, 144

149. Zümer, 30

150. Ebû Zehra, s. 473 vd

151. Ebû Zehra, Ebû Hanife, terc. O, Keskioğlu, İst. 1966, s. 358 vd.

http://www.bizimyaka.com/yazar-95998-Ummetin-kafasi-neden-karisti


Başlık Kategori Yayın Tarihi
TİYATRO! Genel 15.07.2019
Geceler Genel 13.07.2019
merhamet Genel 06.07.2019
Dönemeci İçten Almak Masum mu? Genel 06.07.2019
KİME İNANALIM? Genel 04.07.2019