ELİF ŞAFAK'A YAPILIR MI BU

Bu İngiltere nedense ödül vermeye pek meraklı. Geçenlerde de Emine Erdoğan'a bir ödül verilmişdi(verilmişti) İngiltere'de.

İngiltere gerçekte dünyanın en zeki ve en tehlikeli ülkesi; çünkü örnek ki 'Sinekler neden melemez?' diye bile araştırma yapar yani işi gücü bilimdir; elde ettiği sonuçlarla da açık ki dünyayı egemenliği altına almaya ya da yönlendirmeye çalışır.

İslamiyet dini inançını(inancını) dini tanımlayan hadisileri ile değil de seksoloji kültürü ile yorumlamaya çalışan Adnan Oktar'ın gözaltına alındığında da son sözü 'Bunun arkasında İngiltere var' olmuşdu(olmuştu). Zavallı, bunu belki de kendisine İngiltere'nin, kendisine ödül vermemesinden çıkarmışdı(çıkarmıştı).

Bence, İngiltere'den ödül almak pek tekin birşey değil. İngiltere bana yenilmeyen içilmeyen bir ödül verse almam; yenilen içilen bir ödül verirse de gereksinimi olanlara yönlendiririm.

Oda Tv adlı internet sitesinde bir haber: 'Elif Şafak'ı üzen haber'. Ve yanında; Elif Şafak'ın üzgün bir fotoğrafı, 'Dokunsan ağlayacak' türden gibi bir fotoğraf. Yani Elif Şafak demek ki üzülmüş.

İnsan İngilizlerden ödül aldı diye sevinir mi? Bence üzülmeli. Yani İngilizler bana ödül verse 'Acaba ne hata yapdım/yaptım?' diye düşünürüm ve üzülürüm.

İnternette 8 yılda ve her konuda en az 11 bin yazım olmasına karşın tek bir roman bile yazamıyorum çünkü roman yazmak bana insanları aldatmak, ve bunun için de tonlarca kağıdı israf etmek gibi geliyor. Ben insanlara gerçekleri ve doğruları anlatmak istiyorum ki bu da edebiyata aykırı. Düşünsenize bir tek doğru tümce(cümle) yazmak için yüz tane gerçek olmayan ya da gereksiz tümce yazmak gerekiyor; 'Uyandı, kalktı, yattı, yemek yedi, dışarı çıktı, hava çok güzeldi, yağmur yağıyordu, çok üzgündü, çok mutluydu, yarın günlerden pazartesi' gibi.

Kadın 'Yüreğinin götürdüğü yere git' diye koca bir kitap yazmış. Ben 'Yüreğinin götürdüğü yere değil; felsefenin, bilimin ve dini tanımlayan Din hadisileri'nin götürdüğü yere git' diye, 1 sayfada bitiririm işi. Yani hem insanların zamanını boşyere(boş yere) almak istemem hem de kağıda, mürekkebe yazık. Gerçekte insanların edebiyata ve sanata değil; felsefeye, bilime ve Din hadisileri'ne gereksinimi var; bunlar varsa, gerisini herkes, üstelik te doğru ve iyi olarak yaratır zaten.

Romanları balık tezgahlarındaki ölü balıklara benzetirim ben, onlar da işe yararlar ancak bedene; sanatı da para kazanmak için davul çalan davulculara benzetirim, onlar da yararlıdır ancak nefse oysa insanlığın beyinine(beynine) şeyler gerekir kitap ile. Yani insan öyle şeyler yapmalı ki 'Olmazsa olmasın' türü. Yemek kitapları bile gereksiz şeylerdendir. Açık ki dünyada yalnızca yazarların değil, kitapların da azalması gerekmektedir artık yoksa herkesin hayatı roman.

Romancılar roman yazmasa, popçular müzik yapmasa, futbolcular top oynamasa insanlık ne yitirir? Bence hiçbirşey.

Ernest Hemingway savaşın kötü, yanlış, zararlı birşey olduğunu anlatmak için 'Çanlar kimin için çalıyor' diye koca bir roman yazmış. Oysa felsefe işi en kısa yoldan çözer: Kötü olan şey savaş değil salaştır çünkü savaş 'sav' kökünden, 'savmak'tan gelir ve savunmak genelde doğru, iyi ve hak birşeydir; salaş ise 'saldırmak'tan gelir ve genelde kötü, yanlış birşeydir. Yani düşünelim şimdi: Ernest Hemingway'in romanı mı savaşın kötü, yanlış birşey olduğunu en kısa yoldan öğretir yoksa benim bu birkaç sözüm mü? Yani 'Savaş kötüdür' diye niye koca bir roman yazayım; cebimi doldurmak ya da ünlü olmak gibi amaçım(amacım) da yoksa? Ben yalnızca 'Savaş kötüdür' diye yazarım; savaşın kötü olduğunu anlatmak için roman yazmam, insanlık henüz birkaç tümcelik sözü ancak koca bir romanla anlayacak kadar embesil değil. Şiiri romana yeğlerim; kısa ve özdür, ve az kağıtla çok şey anlatır. Ancak Atatürk'ün Söylev/Nutuk kitabı olmazsa olmazdır. Tıb, fizik, kimya kitapları gibi kitaplar da olmazsa olmazlardandır. Yani, acaba dünyadaki kitapların yüzde kaçı 'Olmazsa olmaz'lardandır? Yani kitap yazmak için hem insanların zamanlarını ve paralarını hem de kağıtları ve mürekkepleri düşünmek gerekiyor.

Elif Şafak.

Bu bayanın kitaplarını kimler, neden okur bilmem. Merak edip geçenlerde bir kitabını aldım. Baştan okudum olmadı, sondan okudum olmadı, ortadan okudum olmadı; bana lise düzeyinde bir yazarın kitabı ya da lise düzeyinde bir roman izlenimi verdi, okuyamadım.

Orhan Pamuk 'Şu kadar Ermeni öldürüldü' dedi, Nobel aldı.

Elif Şafak da öyle birşey söyleyecek değil ya.

O da biseksüel olduğunu söyledi.

Hem kadın hem cinsellik hem eşcinsellik konusu yani ülkemizde tuhaf gündem konusuları.

Elif Şafak da 'Dünyanın en prestijli edebiyat ödüllerinden' denilen, İngiliz kökenli Booker(Kitapçı) adlı bir ödüle aday gösterilmiş.

Ancak kazananamış.

Tüh ya, yapılır mı bu?

Kadın biseksüel olduğunu bile açıklamışdı(açıklamıştı).


Gerçekte ise Elif Şafak'ın hiç roman, öykü, şiir yazmaması gerekir çünkü edebiyatın kökü 'edeb'tir yani 'monoseksüellik'tir; biseksüellik ise edebe aykırıdır.

Ancak belki, biseksüellik yerine 'İngilizler Hindistan'da katliam yapmadı' gibi bir söz İngilizler için daha ilgi çekici, daha değerli olabilirdi. Belli ki İngilizler cinsellik konusundaki tuhaflıklara alışıklar artık yani bu konular belli ki ilgilerini çekmiyor artık.

İnsanların insanlığa birşeyler öğretmeleri ya da öğretmeye kendilerinde hak görmeleri için; Muhammed'in de, Atatürk'ün de dediği gibi önce ya 'bilim' ya 'ahlak' gerekir.

Necdet Gürçiftçi
Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge
İnternette yayınlandığı zaman: 18.10.19/02.45


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TEŞHİSİ (3) (4) Felsefe 04.10.2019
GERÇEĞİN TEŞHİSİ (1) (2) Felsefe 24.09.2019
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
HAYIR! HAYIR! Felsefe 23.08.2019