CÜBBELİ AHMET'TEN BEDELLİ ASKERLİK KONUSUNDA DİNE AYKIRI YAKLAŞIM SAVIM

Cübbeli Ahmet olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü isimli, ortaokul mezunu, belli ki dini tanımlayan Din hadisileri'nden uzak bir dünyada yaşamakta çünkü açıklamaları böyle bir durum gösteriyor.

 

'Ortaokul mezunu' olması bile dini tanımlayan Din hadisileri'ne daha en baştan aykırılık çünkü Din hadisileri diyor ki 'Din bilimdir/ilimdir, bilim olmazsa din de olmaz; bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin'. Cübbeli Ahmet 1965 doğumlu, İstanbul doğumlu, ve varlıklı bir ailenin çocuğu imiş; yani İstanbul'da üniversite yok mu idi de Cübbeli Ahmet üniversiteye yani bilim öğrenmeye gidemedi, hadis 'Bilim öğrenmek için Çin'e bile gidin' derken? Ailesi okutmadı diyelim; 30 yaşında, 40 yaşında yine gidebilirdi çünkü hadis 'Çin'e bile gidin' diyor. Üniversite neden önemli; çünkü üniversite demek evrensellik ve bilim yuvası demektir, ve 21. yüzyıldayız, bundan 1000 yıl öncede değil ancak tuhaf ki jetskiye binmek için bilmem ta nerelere gidebilen Cübbeli Ahmet dibindeki üniversiteye gidemiyor, demek ki bilime ilgi yok yani 'Bilim Çin'de de olsa gidip öğrenin' hadisine aykırılık var, jetskiye kadar gidebiliyorsan dibindeki üniversiteye neden gidemiyorsun?

 

Ortaokul mezunu olmak nedir, üniversite mezunu olmak nedir? Sanılıyor ki okul okumak işe girmek içindir, üniversite iş içindir, para kazanmak içindir; oysa okumak da, üniversite de alim, alime olmak yani bilim öğrenmek, bilime ve insanlığa hizmet etmek içindir; ve üniversite öğrencilerine herşeyden önce mantık öğretmelidir; yani ortaokul mezunu olmak ile üniversite mezunu olmak arasındaki temel fark ortaokul mezununun mantık öğrenenememiş, üniversite mezununun mantık öğrenmiş olmasıdır yani ortaokuldan ötesini okumamak mantık bilimi öğrenmemiş olmaklıktır oysa Din hadisileri 'Din bilimdir, bilim yoksa din de olmaz' diyor, ve bilim demek önce mantık demektir yani üniversiteye yani bilime ilgi göstermemek mantık bilimine, mantık öğrenmeye, mantıklı olmaya ilgi göstermemek demektir.

 

Şimdi bu durumu Cübbeli Ahmet'in bedelli askerlik konusundaki sözü üzerinde göreceğiz.

 

Cübbeli Ahmet bedelli askerlik konusunda, öteki sözleri önemli değil, mantık açısından mantığa aykırılık içinde olan, ve dini tanımlayan ve Din hadisileri olarak topladığım, tanımladığım hadislere de aykırılık içinde olan şöyle bir söz etmiş: 'Devletin verdiği böyle birşeye caiz değil diyemeyiz'. Yani 'Devletin yaptığı şeye caiz değil diyemeyiz' demek bu söz. İyi de devlet genelevlere, bikini/mayo yani sütyen-külot çıplak pılajlara(plajlara) da izin veriyor; devlet zinayı da suç olmaktan çıkarmış; devlet eşcinsel evliliğe bile izin veriyor; devlet daracık, açıksaçık, cinsel sunumlu, cinsel tahrikli modaya da izin veriyor; devlet barlara, pavyonlara, gecekulübülerine(gece kulübülerine), sıtriptiz(striptiz) kulübülerine, sexshoplara, bay-bayan karışık masaj salonularına(salonlarına) ve bay-bayan karışık sıpor(spor) salonularına da izin veriyor? Yani dinde doğrunun ölçütü devlet mi yani siyaset mi yani siyasi partiler mi yani seçim sandıkıları(sandıkları) mı yoksa dini tanımlayan, açıklayan, öğreten Din hadisileri mi yani devlet denilen şey gökten gelmiş birşey değil ki genelevlere, pılajlara, pavyonlara izin veren siyasi partilerin, siyasetçilerin, siyasetin, siyasi iktidarların yaptığı birşey yani düşünün ki 2.020 Tl asgari ücreti hangi işçi, hangi halk ister, 4.000 Tl asgari ücret yerine? Yani din devletin arkasına koyulamaz, devlet dinden üstün tutulamaz; devletin doğruları varsa, dinin de doğruları vardır ve o da Din hadisileri'nin anlattığı şeylerdir.

 

Yani ortaokul mezunu olmak ya da üniversite mezunu olmamak çok bilgili olmayı, ayaklıkütüphane(ayaklı kütüphane) olmayı önlemez ancak mantıklı ve tutarlı olmayı yani bilimsel düşünmeyi önler.

 

Şimdi bu durumun ikinci durumunu göreceğiz, yine Cübbeli Ahmet'in ağızından(ağzından). Cübbeli Ahmet bedelli askerlik konusundaki sözlerine şunları da eklemiş, savına destek olarak: 'Yetki devlete ve hükümete bırakılmış. Ulu'l-emr'e itaat olduğu için, meclis kararı ile alınıyorsa devlete bir fayda ve katkı vardır. O parayla da mühimmat ve silah alınıyordur. İslami bir hükümet dahi olsa bazen orduya asker lazım olur, bazen para lazım olur. Öbürünün parası yok, gitmek zorunda ama bu kul hakkına girmez'.

 

O zaman sormak gerekir: 'Devlet ya da hükümet orduya mühimmat gerekli, silah gerekli' diye, gelir sağlamak için genelevler açsa dini açıdan doğru mu olur? Ve Kurtuluş savaşı'nda koskoca Avrupa'yı yenmiş Türkiye 21. yüzyılda, ordusuna mühimmat, silah ve güce neden sahip değil? Orduya para gerekli ise devlet neden vermiyor; devlete, millete, vatana ait bunca fabrikayı, işletmeyi, şirketi özelleştirme adı altında satmışken? Yani devlet kendi fabrikasını, şirketini, madenlerini satar mı; sonra da 'Bende para yok, siz verin' der mi; hani Imf'ye cepharçlığı(cep harçlığı) veren bir ülke idik; Külliye'nin tüketim ve uçak israfı ne? Bu durum ne demek 'Kul hakkına girmez'? Can para ile ölçülebilir mi; kiminin duası, kiminin parası ancak kiminin canı, kiminin parası olmak akıla, mantığa, vicdana, dine, insanlığa sığar mı; ve bir insan hayatının bedeli 20.000-25.000 Tl mi; hani askerlik kutsal idi, vatani görev idi; ayda 100 bin Tl kazanan birinin verdiği 25.000 Tl ile yılda 25.000 Tl kazananın verdiği 25.000 Tl eşit olur mu; bir can 25.000 Tl ise 100 bin Tl'de dört can var, adam birini verir üçü kalır, öteki ise elindeki tek canı verir.

 

Gerçek şudur: Bundan 1000 yıl önce olsa, 100 yıl önce olsa, üniversite okumamış birinin arkasından, dürüst ise, güvenilir ise, bilgili ise gidilebilirdi ancak artık 21. yüzyıldayız ve ülkemizde en az 200 üniversite var; bu çağda üniversite okumamış insanın arkasından gitmek hem Din hadisileri'ne aykırıdır hem de mantık olarak yanlıştır.

 

Bir de şu var; Fethullah Gülen ilkokul mezunu, onlarca kitap yazmış; Cübbeli Ahmet ortaokul mezunu, onlarca kitap yazmış; ben fakülte mezunuyum, internette 11 bin yazı yazdım ancak tek bir kitab(kitap) bile yazamadım; yani demek ki artık kitap işi biraz yozlaşmış, yoksa 'Evlilik aşkı öldürür' denilmesi gibi üniversite okumak da kitap yazmayı mı önlüyor; yani artık kitap yazanlara değil de yazı yazanlara bakmak daha doğru gibi çünkü en azından 'para kazanmak' gibi bir amaçları yok belliki(belli ki), sevabına yazıyorlar yani demekki(demek ki) ki bu da çok önemli birşey.

 

Yani 21. yüzyıldasın, ülkede 200'den çok üniversite var; paran var, pulun var; kitap üstüne kitap yazıyorsun, havuzlu villan var, ve üniversiteye yani bilim öğrenmeye gitmiyorsun; tuhaf birdurum(bir durum) ancak dinde böyle çünkü din bilim demektir ve bilim de mantık demektir.

 

Üniversite diyorum da kuşkusuz ki ülkemizde de, öteki ülkelerde de olması gerektiği gibi gerçek, doğru üniversite yok yani alim, alime yetirştirmek amaçlı üniversite yok ancak üniversite deniz gibidir, kimisi hamsi yakalar kimisi ton balığı, yani emeğe, özveriye ve niyete bağlı.

 

 

Necdet Gürçiftçi

Bağımsız, özgür, bilimsel, tarafsız; hiçbir dini inançtan ve hiçkimseden yana olmayan dinli ve bilge

İnternette yayınlandığı zaman: 20.6.19/00.18