MÜMKÜNSÜZLÜĞÜN İPİNCE SIRTI

SENİN DEDİĞİNİ YAŞIYORUM

 

Deniz kenarında balık tutan genç adam tuttuğu balıkların fazlasını tekrar denize atıyordu. Bu durumu gören bir adam geldi ve sordu: - Neden balıkların tümünü almıyor bir kısmını denize atıyorsun? Balıkçı, “akşam yiyebileceğim kadarını alıyorum, geri kalanını sonraki günlere bırakıyorum. Fazla balığı ne yapacağım ki…” der. Aralarında şöyle bir diyalog geçer:

 

Adam(A): - Satarsın.

Balıkçı(B): - Satıp ne yapacağım?

A: Para kazanırsın.

B: Para kazanıp ne yapacağım?

A: Daha büyük bir sandal alır onunla tutmaya devam edersin.

B: Sonra?

A: Büyük bir balık ağı alır zengin olursun.

B: Sonra?

A: Dev bir filo kurar, ülkeye balık dağıtımı yaparsın.

B: Sonra?

A: Sonra uluslararası ticaretini yaparsın. Çok zengin olursun.

B: Sonra:

A: Sonra emekli olur küçük bir balıkçı köyünde emeklilik yaşarsın.

B: Zaten ben şimdi küçük bir balıkçı köyünde senin dediğini yaşıyorum.

 

Bu hikâyenin ontolojik temelleri oldukça sağlam. Günü kurtarma adına yaşanan şeylerin insanı daha gerçekçi kıldığı ve yetinmeciliği getirdiği ortadadır. Eğitsel değerlerin insani olmasının önemi de burada tebellür etmektedir. Yaşamın ilk aşamasında çocukların zihinlerini rekabetçi ve ticari ahlakla yetiştirmenin sıkıntılı tarafını hikâyedeki “Adam” sembolize eder. Ticari ahlakın para kazanmayı ve zengin olmayı kamçıladığı bir zihin yapısının toplumsallığı engelleyeceği varsayımı güç kazanır.

                                                                                     

Durkheimcilik topluma fayda sağlayan değerlerin yükseltilişini ve yüceltilişini savunur. Rekabetçi ve ticari ahlakın ortaya koyacağı sonuç hedefin toplum olduğu ancak toplumun bir tür kazanç denizi olduğu edimidir. Bireysel hırsların toplumu ticarileştirdiği, toplumu bir tür materyalizmin oyuncağına dönüştürdüğü günümüzde insanın değersizleştirildiği görülmektedir. “Eskiden insanlar sevilir, eşyalar ise kullanılırdı. Gün geldi eşyalar sevilir, insanlar kullanılır oldu.”

 

 

DOĞALLIĞIN RAĞMINA YAPAYLIĞA RAĞBET

 

Sade ve tabii bir hayat, huzur ve selamet isteyenlerin en büyük sermayesidir. Sade olan zihinsel duruluğun baş faktörüdür. Günümüzde televizyon, bilgisayar, cep telefonları, akıllı telefonlar, tablet pcler görselliği aşırı vererek insanın hayal dünyasını fazlasıyla kirletiyor. Zihinsel kirlenme yaşayan insan da duru düşünmeyi yitiriyor ve düşünsel karmaşalarla dünyada bir tür determinist melankoliye kayıyor.

 

Devasa evlerimizi “bu da lazım olur” diyerek ya da “süslemelerle” görsel şölenin ötesinde görsel çöplüğe dönüştürüyoruz. Zihnimizin dağınıklığı evlerimizin içindeki kalabalıkla birleşince insan daha da tahammülsüzleşiyor. Bu tahammül noksanlığı sabır erkini öldürmeye yetiyor.

 

Göz; gördüğü her şeyi fotoğraflıyor. Gündelik hayatta gözümüzün gördüğü türlü gereksiz şeyler insanı yoruyor. Bu yorgunluk fıtri ve tabii olan insanın ruhsal yapısında sallantılar oluşturuyor. İnsan dünyanın sadeliğinde bulduğu doğallığı ve güzelliği kalabalık eşyalar arasında bulamıyor. Ona rağmen herkes ne yapıyorsa kendini herkesin peşine takma ve dünyada yalnızlanma korkusu yaşayan insan ontolojik gayesine aykırı davranıyor.

 

Bir analojiyle devam edelim: Çok aç bir insan açlığına makusen mütenasip kazanlar dolusu yemeği yiyebileceği zehabıyla yemek arar. Çok aç olan o adam bir tabak yemekle doyar ancak bir daha aç kalabileceği düşüncesiyle ikinci bir tabak yemeği yemeye çalışır ve elinden gelirse paket yapar, saklar ve bir sonraki öğünü garantilemeye çalışır.

 

İnsanımız teknoloji açlığı yaşamaktadır ve hiçbir şey insanı tatmin edememektedir. Çünkü emperyal ve rekabetçi dünyanın ortaya çıkardığı her bir teknolojik bulgu dönüşümsel ve normatif olarak kendini yenilediği için bugün aldığınız bir teknolojik alet çok geçmeden demode oluyor ve o aleti yenilemeyi düşünüyorsunuz. Hele akıllı telefonlarda ve tabletlerde bir de yazılım(software) sorunsalı var ki elinizdeki alete siz yetinmeci baksanız bile bir süre sonra yazılımını yükselten aplikasyonlar kullanım alanınızı daraltıyor. Yani çok boyutlu bir zorlamayla karşı karşıya kalıyorsunuz.

 

Teknolojinin toplumu esir ettiği 2012-2013 dünyası yetinmeciliği kaldıran teknolojik arayışların ve doyumsuzluğun bitmeyeceği alana savurması, mükemmelin bulunamayışı insanı düşünsel tembelliğin ve amorf bir davranışın zebunu kılmaya yetmektedir.

 

Demek ki bizim doğallığımızın yapısının genetik koduyla oynayan teknolojidir. İnsan doğallıktan yapaylığa doğru ırar. Betonlar arasına gömülen insan ne kadar doğallıktan uzaklaştıysa yapaylığa yelken açtıysa teknolojik çılgınlık insanın ruhunu ve aklını prangaya vuran bir işlev görmektedir.

 

Realizmden hızla ırayan insan sür-realizme kayıyor. “Nerde o eski bayramlar” diye kudemaya sitayişler dizen insan ruhunun mitolojik kırgınlıkları geri dönüşü olmayan bir noktaya savruluşunun yerindeliğini işe-vuruklaştırır.

 

Bunun farkında olan insan cemaatçil refleksle doğallığın rağmına yapaylığı tercih eder. Çünkü cemaatin dışında hareket etmek insanı toplumsal terslenmeye götürebilecektir ve buna insanın kırılgan yapısının reaksiyon göstermesi na-mümkündür. İnsan toplumsal bir varlıktır ve tekil yaşamaya alışık değildir.

 

Mümkünsüzlüğün ipince sırtında yürümeye çalışan insan yürüdüğü yoldaki güvensizliklerle yalpalayarak yaşamaya çalışmaktadır. Yürüdüğü yolun güvensizliği insanın kişilik yapısını da etkilemektedir. Lev Vigotsky’nin biyo-psiko-sosyo-kültürel varlık olan insanı tanımlayışındaki noksanlık, insanın değişken ve tatminsiz oluşu teknolojinin getirisi olarak tamamlanmaya çalışılırsa kadim dünya insanıyla günümüz insanı arasındaki ruhsal ayrışkayı net olarak verebilir.

 

facebook.com/bestbozk

facebook.com/thebestbozk

twitter.com/bestamibozkurt


Başlık Kategori Yayın Tarihi
KOKETRİ Yaşam 12.07.2019
HUKUKUN EKONOMİYE AÇTIĞI GÜVENLİ LİMAN Ekonomi 06.07.2019
TARİHİN “KANTİYEN” FONKSİYONU Tarih 05.07.2019
ASLANA AV GEREK Yaşam 30.06.2019
SANRILAR İMPARATORLUĞUNDAN AHLAKİ NORMOLOJİYE Felsefe 29.06.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
ÇOCUKLARDAKİ YANLIŞ GENLER SAVIM Felsefe 17.07.2019
HELAL GIDA YİYİP İÇİN AHLAKDIŞI ÜNLÜLERİ SEVMEK Felsefe 16.07.2019
BRAHMANCILIK VE İSLAMİYET Felsefe 15.07.2019
YAHUDİLİK İNSANLIK SUÇU OLARAK YASAKLANMALIDIR Felsefe 14.07.2019
SARIŞINLAR APTAL OLUR'UN GENELLEŞMESİ DURUMU Felsefe 13.07.2019

Bu yazıya ilk yorumu siz yazın.