ARGÜMANTASYONU ŞEKİL OLANIN İKİ DÜNYASI BERBAT OLUR

İptidai dönemlerin belirgin özelliği insanların bir ve beraber yaşama ihtiyaçlarıdır. Post modernitel dönemleri yaşadığımız şu çağların ise en belirgin özelliği insanların değişen ve dönüşen yaşam koşulları içerisinde özentilediği normları abartılı bir şekilde yaşamsallaştırmasıdır.

 

Bediüzzaman 1907 yılında İstanbul’a gider. Bediüzzaman odasının kapısına garip bir ilan asar: “Mektep, medrese mensuplarından ve feylesoflardan, dinsiz ve dindarlardan her kimin bir suali varsa, hangi ilimden ve fenden olursa olsun benden sorabilir. Sizden sual, benden cevap… fakat ben kimseye sual sormam.”

 

Bu acayip ilan üzerine Bediüzzaman, İstanbul uleması ve talebelerinin akınına uğrar. Hürriyet’in birinci senesinde İstanbul’da Camiü’l Ezher’in rektörü Şeyh Bahid Hazretleri Bediüzzaman’a sorar: “Osmanlı hükümetindeki Hürriyet’e ne diyorsun ve Avrupa hakkında fikrin nedir?” Bediüzzaman şöyle cevaplar:

 

Osmanlı hükümeti Avrupa ile hamiledir, Avrupa gibi bir hükümeti doğuracak. Avrupa’da İslamiyet’e hamiledir, o da bir İslam devleti doğuracak.

 

Bediüzzaman’ın bu tespiti yenilgi psikolojisi yaşamakta olan bir halkın Avrupalı gibi olmaya özenmesiyle düzeleceğine inanması neticesinde yaşamsal ayrıma gitmesi olmuştur. Temel problem şekilsel bir benzemenin bizi Avrupalılaştıracağıdır. Toplumun, Avrupa’nın her yaptığını birebir uygulamakla yükselişin olacağını sanmasıdır.

 

 

Avrupa, sanayi inkılâbı ve reform ile yükselişe geçti. Bu yükselişini fakir ülkelerdeki yeraltı ve üstü kaynakları sömürüp insanlarını köleleştirip ucuz iş gücü ile yükselişini devamlı hale getirdi. Bu da Avrupa’nın uzun süre dünya politikasında etkin ve ekonomik refahı yüksek bir bölgesel güç haline getirdi. Şimdi burada şöyle bir şey söylersek gülünç dururuz: Avrupa giyim kuşamda değişiklik yaparak yükseldi. Biz de giyim kuşam olarak Avrupalı gibi giyinirsek yükselişe geçeriz.

 

Psikoloji literatüründe “halo (hale) etkisi” diye bir kavramdan sık söz edilir. Bir kişi de olumlu bir izlenim elde edildiğinde o kişinin tüm hal ve davranışlarında onu olumlamadır yani her şeyiyle onu mükemmelleştirmektir. Osmanlı Halkı halo etkisine tutulmuştur ve Avrupa’nın her şeyini mükemmelleştirmiştir.

 

Osmanlı hükümeti İttihad ve Terakki, toplumu geçmişinden uzaklaştırma çabalarında devamlı geçmişi silme-garba bağlanma şeklinde bir denklemle Avrupa’yı yakalamanın mümkün olabileceğini düşünmüşlerdi. Bu oldukça kronik bir vakıaydı. Hala günümüzde İttihad ve Terakki geleneği hem de artarak devam etmektedir. Büyük şehirlerin Avrupa Aristokrasisine yönelişi yeni değildir.

 

Mamafih bu yöneliş sadece şekilden ibarettir. Gösteriş, zevk u safa, görüntü psikolojisi insanları birbirinden ayrıştırdı. Ne tam Avrupalı olabildik ne de tam Müslüman Türk kalabildik. Bu öyle bir hal aldı ki adeta küreselleşti. Geçen yüzyılın bilimsel ve metodolojik bakımdan her alanda at koşturan Avrupa’sı bugün küreselleşen Avrupa’ya indirgenmeye döndü. Yanılgılı Avrupa Fenomeni, Avrupa’yı da esir etti. Kendi geçmişinden kopan ve yeni kriz dalgalarından başını kaldıramayan Avrupa parçalanmaya başladı.

 

Ontolojik Düşünsellik bize var oluşumuzun gayesini sordurtur. Bu sorgulama bir Yaratıcı üzerine endekslidir. Allah inancı olan biz ve geçmişimizdeki dindaşlarımız bu dünyanın gelgeçli olduğuna, aslında bu gelgeçliğin imtihan olduğuna ve asıl hayatın başka bir dünyada olduğuna inanırız. Dolayısıyla bu kadim gerçeklik sebepsel argümantasyonları da varlaştırır.

 

19. ve 20. yy Avrupa’sı bu sebepsel argümantasyon üzerine kısmen kurguludur. Kısmendir çünkü emperyalizm ile kendi legalitesini yok etmiştir. Fakat İslam Nosyonu bize haramlık-helallik kavramlarıyla geniş bir çizgi ile yaşamsal sınırlama yapar. İslam’ın sebepsel argümantasyonu bilimsel-dinsel dayanaklar üzerinde bize çalışmayı, düşünmeyi, beden yorgunluğunu salıklar. İslami duyarlılık şekilden olabildiğince uzaktır. Şekil yerine ruha önem verir. Dolayısıyla ruh, çalışma-düşünme-beden yorgunluğudur. Bediüzzaman Van-Bitlis arasında kurmayı tahayyül ettiği medresede dini ilimler ile fen ilimlerini bir arada okutmayı düşünmüştür. “Dinsiz ilim kör, ilimsiz din topaldır” diyen Albert Einstein ile “Vicdanın ziyası ulum-u diniyyedir (dini ilimlerdir). Aklın nuru fünun-u medeniyyedir (modern fenlerdir). İkisinin imtizacı ile hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassub; ikincisinde hile, şübhe tevellüd eder.” diyen Bediüzzaman farklı jargonlarla aynı şeyleri ifade etmişlerdir.

 

Bir metaforla hülasa dersek; ruh=din, beden=fen(ilim)dir. Bedensiz ruh bu dünyada, ruhsuz beden ebedi alemde işlevsizdir. Onun için temel formülümüz beden ve ruhun birlikteliği adına dinle ilimi, ilimle dini beslemeli; şekilden ıramalıdır. Bedensel ve fikirsel yorgunlukla dinsel normaliteyi yoğurmalı, sebepsel argümantasyonu sağladıktan sonra yükselmeyi beklemelidir.

 

facebook.com/bestbozk

facebook.com/thebestbozk

twitter.com/bestamibozkurt


Başlık Kategori Yayın Tarihi
KOKETRİ Yaşam 12.07.2019
HUKUKUN EKONOMİYE AÇTIĞI GÜVENLİ LİMAN Ekonomi 06.07.2019
TARİHİN “KANTİYEN” FONKSİYONU Tarih 05.07.2019
ASLANA AV GEREK Yaşam 30.06.2019
SANRILAR İMPARATORLUĞUNDAN AHLAKİ NORMOLOJİYE Felsefe 29.06.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
ÇOCUKLARDAKİ YANLIŞ GENLER SAVIM Felsefe 17.07.2019
HELAL GIDA YİYİP İÇİN AHLAKDIŞI ÜNLÜLERİ SEVMEK Felsefe 16.07.2019
BRAHMANCILIK VE İSLAMİYET Felsefe 15.07.2019
YAHUDİLİK İNSANLIK SUÇU OLARAK YASAKLANMALIDIR Felsefe 14.07.2019
SARIŞINLAR APTAL OLUR'UN GENELLEŞMESİ DURUMU Felsefe 13.07.2019

Yazıya yapılan bütün yorumlar

Bestami 15.07.2019

Çok teşekkür ederim saygıdeğer Metin hocam Allah razı olsun

Metin Pınar 27.06.2019

Elinize sağlık hocam. Ruh,beden,,din ve ilimin bir arada işlem görmesini sağlamak için Batı’ya olan özentinin azalması ve herkesin kendine ait gelişime ve geliştirmeye açık bir fikrin olması gerekir diye düşünüyorum. Çok güzel tespitler yapmışsınız Bestami Hocam. Devamını bekliyoruz.

Bu yazıya sizde kendi yorumunuzu yazabilirsiniz.