MİTOLOJİK MUCİZE ALGISIYLA DİNİ İNKAR ETTİRME ÇABASI

Mitolojik mucize algısı bütün putperestlerde, bütün yahudilerde ve bütün hıristiyanlarda var; fakat çok şükür bütün müslümanlarda yok. Ancak müslümanların çoğunda olup olmadığı konusunda bir araştırmamız olmamakla birlikte yarısı bile olsa -ki belki de çoğunda var- bu en az milyarın üzerinde bir sayı demektir. Sağlam durabilmek için itikadda tek ölçümüzün Kuran olması gerekiyor. Aksi halde mitolojik bir din algımızın olması kaçınılmazdır. Bu şirke açılan geniş bir kapıdır. Kuran'ın birçok yerinde Allah elçilerinden söz ederken insan olarak sıradan olduklarını, hatta öldürüldüklerini, sadece diğer insanlara güzel bir model olduklarını öğreniyoruz. Fakat onlara olan sevgi ifrata dönüşünce onları insanüstü görmeye başlıyorlar. Bütün insanlardan daha çok sevmek de yetersiz kalınca diğer elçilerle kıyaslayıp yarıştırıyorlar. İslam dinini bilmede çok yetersiz olanlar ayetin nesholması, unutturulması veya daha hayırlısıyla değiştirilmesi durumunu (1) sünnetullah'ın değişmemesi durumuyla karıştırıyorlar. Burada Allah'ın Tevrat ve İncil gibi kitaplarındaki ayetler söz konusudur ve Kuran gelince nesholmuşlardır. Sünnetullah Allah'ın evrene koyduğu yasalardır. Allah kitaplarındaki ayetlerine asla 'sünnetullah' dememiştir. Allah'ın kelimelerini değiştiremeyeceklerine olan vaadi Kuran'la ilgilidir (2). Bir önceki ayet muhatabın son Resul olduğunu belli eden bu ayet gibi bir sonraki ayetin muhatabın son Resul olduğunu belli ettiği bir ayet de vardır (3). Hatta bu ikincisinde ve başka ayetlerde Kuran'la ilgili olarak geçen bu ifade "Allah sözünden caymaz" anlamındadır. Yani "(siz dünyadayken) kelimelerinde ne dediyse (ahirette) onu yerine getirecektir" anlamında. Mevzuyu ilkokul seviyesine düşürmemek için bunu daha fazla uzatmayacağım...

Öyleyse Allah'ın yasalarında (sünnetinde) bir değişiklik olmayacağını söyleyen ayetleri (4) artık daha kolay anlayabiliriz. Allah'ın meleklerinin Allah'a hizmet eden unsurlar olduğu ayetlerden (5) bellidir. Diğer dinlerin tasvir ettiği gibi uçan kanatlı yaratıklar tahayyül etmeyin. Her türlü meleke sahibi Allah'a yardımcı unsur melektir ve bunların gerek sayısının gerekse çeşidinin haddi hesabı yoktur.

Allah elçisine "neredeyse onlara meyledecektin", dedikten sonra tehdit ederek "...o takdirde sana tatırırdık hayatı kat kat..." yani dünyadan daha çok menfaatlenirdin ama "ölümü (de) kat kat" tadardın yani dünyada defalarca kahrolmayı da tadardın yani defalarca kez ölmüş gibi olurdun; huzurlu olamazdın deniliyor. Aynı ayetin devamında ise "kendine bir yardımcı da bulamazdın" buyruluyor (6). Sonraki ayette "neredeyse seni tedirgin edeceklerdi yurdundan çıkarmak için..." dedikten sonra "...o takdirde" yani çıkarsaydılar da o yurtta "...kalamazlardı senin ardından; ancak pek az (kalabilirlerdi)" buyruluyor (7). Yani esasen bu dünya onlar için de kalıcı değil. "Yasası (buydu) resullerimiziden senden önce gönderdiklerimiz için..." yani seni nasıl tehditle bile uyardıysam senden önceki elçileri de aynı şekilde uyardım. "Ve asla bulamazsın bizim yasamızda (sünnetimizde) bir değişiklik" (8). Burada söz edilen de sünnetullah'tır ve dikkat ederseniz "ve la" yani "ve asla" diyor, Allah'ın yasasında değişiklik asla olmuyor. Belli ki daha önce de hiçbir değişiklik olmamış ve daha sonra da kesinlikle olmayacaktır.

Başka bir ayette daha sünnetullah şöyle geçiyor: Önce müslümanların durumun çok iyi olduğunu öğreniyoruz zira "kafirler savaşsalardı arkalarına dönüp kaçarlardı; sonra bir dost ve yardımcı da bulamazlardı" (9) denilmeden birkaç ayet önce ağacın altında elçiye bey´at ederlerken Allah'ın müminlerden razı olduğunu, kalplerinde olanı bildiğini, onların kalplerine sakinlik yani güven indirdiğini ve onları pek yakın bir fetihle müjdelediğini (10) öğreniyoruz. Çünkü Allah onların genel durumlarını biliyor ve beğeniyor. Kimin çalıştığı ve kimin tembellik yaptığı Allah için malumdur. Kim çalışırsa onun karşılığını görür; mümin daha çok görür; yeter ki çaba göstersin. Savaşsalardı işte bu yüzden kaçarlardı. Daha eski dönemlerde Allah kullarına nasıl yardım ettiyse bu değişmeyen sünnet son elçisi için de geçerlidir. Sen Allah'ın değişmeyen yasalarını kullanarak başarılı olmaya bak. Zira "...bir kavim kendilerinde bulunanıdeğiştirmedikçe, Allah asla değiştirmez, onları nimetlendirdiği nimeti..." (11).

Yine başka bir ayette sünnetullah şöyle geçmektedir: "Yeryüzünde kibirlenmek ve tuzak kötüdür; oysa dolanmaz kötü tuzak sahibinden başkasına; öncekilere (olan Allah'ın) yasasından başkasını mı bekliyorlarHalbuki bulamazsın Allah'ın´yasasında bir değişmeve bulamazsın Allah´ın yasasında bir sapma" (12) derken kötülerin sonunun kötü olmasında da bir değişiklik olmayacağını öğreniyoruz.

Sünnetullah'ı destekleyen başka ayetler de var. "Her milletin eceli vardır; ne zaman ki ecelleri gelir, bir an tehir edilmezler ve asla öne geçemezler" (13). İlelebet payidar olmak adına boğazlanan padişah çocuklarına ve karındaşlarına rağmen  Osmanlı'nın bile eceli vardı. Daha uzun ömürlü imparatorluklar da yok olup gittiler. Ümmetlerin ömrünü tedbire göre Allah takdir ertmektedir. Mesela içlerinde hakkı öğütleyenler var oldukça Allah onlaraı yok etmiyor (14). Allah irade ettiğinde bir halkın helakını o halkın varlıklılarına emreder; onlar kötülük işleyince de orasının  yerle bir olmasını hak ederler (15). Allah her ülkenin kıyamet gününden evvel mutlaka helak olacağının yahut şiddetli bir azaba uğrayacağının Kitabta yazılı olduğunu söylüyor (16). Saat gelince her canlının öleceği gibi ülkeler de toprak altında kalacaklar. Allah'ın bunu vaad etmiş olması nedeniyle bir yasa olarak eninde sonunda gerçekleşmek zorundadır. Yazdığı takdirde mutlaka gerçekleşir (17). Bu değişmesi yahut değiştirilmesi imkansız olan ilahi yasalar kitabıdır. Allah'ın kavuşmayı arzulamayanları azgınlıkları içinde bocalatması (18), ihtilaf edip durdukları şeyler hakkında şimdiye kadar aralarında çoktan hüküm verilmiş olmamasının gerekçe gösterildiği bir kararın çıkmış olması (19), evvelkilerin sünneti (20) hep değişmesi imkansız olan ilahi sünnetlerdir. Kısacası bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki kesin akıbet Allah'ın yasasıdır (sünnetidir) ve asla değişmez.

Şimdi bu bilgiler ışığında Allah resulü Musa'nın Firavun'la olan tartışmasını hatırlayın... Firavun ailesi azabın en kötüsünü yaparak zulmetmişlerdi. Kadınları sağ bırakıyor fakat oğulları boğazlıyorlardı (21). Allah, Firavun'un adamlarını suda boğarak elçisini kurtarmıştı (22). İlahiyatçılarımızın bir kısmı bu olayda bütün bu ayetlere rağmen, ayetler asla değişmeyeceğini buyurdukları halde, bir şekilde değişen bir sünnetle denizin ikiye yarıldığını, herkesi boğduğunu, sadece Musa'yı boğmadığını anlattılar. Bir kısım ilahiyatçımız ise bu olayın sünnete aykırı gerçekleşmediğini, Allah'ın doğa kanunlarıyla yani bir med-cezir olayıyla elçisine yardımcı olduğunu, med-cezirin sünnetullah'a aykırı olmadığını söylediler. Nihayet Firavun'un soyunun sonu sünnetullaha boyun eğmiştir (23).

Fakat yorumcular "ayet" geçen her yeri "mucize" kelimesiyle değiştirerek anlamları mitolojiye kaydırdılar. Bu saptırmayı şu ayetin (24) Diyanet mealinde apaçık görüyoruz:

Ayet "summe beasnâ min ba’dihim" yani "sonra gönderdik ardlarından"diyor. Diyanet burasını bozmamış.

"Mûsâ bi âyâtinâ ilâ fir’avne ve melâihi" yani "Musa'yı ayetlerimizle Firavuna ve ileri gelenlerine" dediği halde Diyanet "Musa´yı mucizelerimizle Firavun ve kavmine"diye çevirmiş.

"Fe zalemû bihâ" yani "ona zulmettiler" dediği halde Diyanet "o mucizeleri inkâr ettiler" diye çevirmiş.

"Fanzur keyfe kâne âkıbetul mufsidîn" yani "fakat bak nasıl oldu akıbeti fesatların?" dediği kısmı Diyanet "ama, bak ki, fesatçıların sonu ne oldu" diye çevirmiş ama bu kısımda sıkıntı yok.

Sıkıntı şu: Ayet mucizeden bahsetmediği halde ve burada Allah'ın ayetleri inkar edildiği halde mucizeler inkar edilmiş denilerek mesaj saptırılmıştır. Böylece daha sonra bu ayetleri okuyan bizlerin de sünnetullah'a aykırı şekilde anlatılan mitolojik her ne varsa inanmadığımız takdirde mucizeyi inkar etmekle suçlanmamıza neden olacaktır.

Kuran mitolojik olan her şeye karşı çıkar. Hermetik düşünce Cüneyd, Hallâc, İbni Arabi, Konevi, Cîlî, Suhreverdî, Cabir b. Hayyan, Ebu Bekir Râzi hatta Cehm b.Safvân ve Gazali'lere (İhya) bu denli etki etmeseydi biz Türkler bu kadar irrasyonel olmayacaktık. İrfan ekolü mitolojiyi dini bir işlevle kullanarak yapacağını yaptı. Hermetik geleneğin İslam metafiziğine girmesi konusunda Süfyan-ı Servi, Cüneyd, Hallac gibi sufilerden sonra İbn Arabî’nin Füsûs ve Futuhât’ına da bakılacak olursa bu etki çok belirgindir. Fütuhat’ın 66. bölümünde evrenin işleyişinde ilahi isimlerin işlevi ve bu bağlamda isimler arasındaki işleyişi ve hiyerarşisini okuduğunuzda İbn Arabî'nin, adeta karşımızda mitolojik bir tanrılar konsülünü çıkardığını görürüz; toplantı sonucunda her isim kendi işlevine vurgu yapar ve yapılamayan bir işte Müsemma'ya yani Zat’a başvurulur. Hermetik gelenek ve İbni Arabi geleneği gibi Nur-u (Ha-kikat-ı) Muhammedi nazariyesi de mitolojik algımızda katkılıdır. Bu kavramı Sufiler, İhvan-ı safa, Yeni Eflatuncular, bazı muhaddisler, Şia ve özellikle İsmailiye çokça kullanmıştır. Vahdet-i vücut anlayışı etkisindeki bu nazariyeye göre Allah önce Hz. Muhammed’in nurunu, bu nurdan da diğer varlıkları yaratmıştır. Hz. Âdem’den başlayıp bütün peygamberlerde tecelli eden bu nurun en son Hz. Muhammed’de gerçek sahibiyle buluştuğu kabul edilir. Kuran'da esamesi okunmayan bu nur zaman ve tarih üstü bir varlık olarak ifade edilir. Bu nazariye Yeni Eflatunculuktaki Sudur Teorisini andırır. Hermetik eserler karşılaştırıdığında da bu müşahade edilir. Özellikle Hermetizmin en meşhur metinlerinden olan Hermes’in müşahedesi metnine bakıldığında nazariyenin Hermetizmle ilişkili olduğu çok açıktır. Mesela Hermes’in müşahedesi, rüyası ile nazariye arasındaki bağlantı ve yakın benzerlikler Hermetizm ve Gnostizmden gelen mitolojik etkilerdir. Bütün bu benzerliklere ve nazariyedeki anlatıma bakıldığında mitsel üslup ve hayali anlatımın varlığı çok açıktır. Bunları araştırmayanlar, körü körüne ve safça inananlar bilmeyebilirler. Fakat Vesiletü’n Necat, Muhammediye, Karadavut ve Ahmediye gibi eserlerde dinsel-mitik ve metafizik dil aşikardır. Gerçek olan rahatsız edici olduğunda bu rahatsız edici durumdan kitlelerin mitlerle kurtulma talebi onlar için mitlere imanı gerektirdi. Aşırı rasyonalite ve risklerden bıkan modern toplumlar büyü ve mitlere yöneldiler. Modern toplumlarda büyüsel ve paranormal konulara ilgi işte böyle arttı. Kendilerini mitlerle heyecanlandırıp rahatlattılar.

Diyanet meali işine gelmediğinde "ayatu" sözcüğünü "mucizeler" olarak çevirmiyor; işine geldi mi "ayetler" demesini biliyor (25). Mecazlar dikkate alınmıyor; bodoslama alınıyor.

Asıl vermek istediğimiz örneğe gelelim... Burada bir tesbit yapmak istiyorum. Daha önce duymadığım ve okumadığım bir tesbit. Kafamda şimşek gibi çakıverdi. Elmalılı mealinde deniliyor ki:

"Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye, Rabbi hakkında İbrahim´le tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, ona:

«Benim Rabbim odur ki, hem diriltir, hem öldürür» dediği zaman,

«Ben de diriltir ve öldürürüm» demişti.

İbrahim: «Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen onu batıdan getir!» deyince o inkâr eden herif şaşırıp kaldı.

Öyle ya, Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez" (26).

Burada Allah elçisi İbrahim'in teklifi dikkatten kaçmaktadır. Fakat kaçmamalıdır. Mucizeci ve mitolojik yaklaşmayı düşünemeyenler bunu fark edemeyebilirler. Dikkat ederseniz elçi İbrahim, bizim savunduğumuz ölçüde yani sünnetullah'a uygun bir teklifle yaklaşmıştır. «Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen onu batıdan getir» diyor. Yani değişmeyen sünnetullah'ı ileri sürüyor. Firavun'a «Allah güneşi doğudan getiriyor, mucizesiyle batıdan da getirir» demiyor. Çünkü bu sünnetullah'a aykırı bir teklif olurdu. Eğer uydurulan bütün mucize hurafeleri ve mitolojiler doğru olsaydı Elçi İbrahim'in Allah'a güneşi batıdan doğurtmasını teklif ettiğini ve Allah'ın bu teklifi gerçekleştirdiğini okuyacaktık.

Kuran ayakları yere basmayanlara akıllarını kullanmalarını öğretmiştir. Mucizeci anlayışa karşı aklı, hikmeti, mutedil olmayı ve sünnetullah'ı öne sürmüştür. Mitolojik mucize algısıyla dini inkar ettirme çabası modern 21.yüzyıl insanını kandıramayacaktır. Yine de dileyen yere basar, dileyen uçar...

KAYNAKLAR: (1). Bknz. Bakara, 106. (2). Bknz. Enam, 34. (3). Bknz. Yunus, 64. (4). Bknz. İsra, 77; Fetih, 23; Fatır, 43. (5). Bknz. örneğin Tahrim, 6. (6). Bknz. İsra, 75. (7). İsra, 76. (8). İsra, 77. (9). Fetih, 22. (10). Bknz. Fetih, 18. (11). Enfal, 53. (12). Fatır, 43. (13). Araf, 34. (14). Bknz. Şuara, 208, 209. (15). Bknz. İsra, 16. (16). Bknz. İsra, 58. (17). Bknz. Mücadele, 20. (18). Bknz. Yunus, 11. (19). Bknz, Yunus, 19; hatta Muminun, 43. (20). Bknz, Hicr, 13; Mümin, 82, 85; Kehf, 55, 58; Enfal, 38; Ali İmran, 137; Ahzab, 38, 60; Fetih, 22. (21). Bknz. Bakara, 49. (22). Bknz. Bakara, 50. (23). Bknz. Ali-İmran, 11. (24). Bknz. Araf, 103. (25). Bknz. Bakara, 252. (26). Bakara, 258.

http://www.bizimyaka.com/yazar-95287-Mitolojik-mucize-algisiyla-dini-inkar-ettirme-cabasi


Başlık Kategori Yayın Tarihi
Ümmetin kafası neden karıştı? (15) Genel 12.07.2019
Osmanlı sarayının halkı da Osmanlı mıydı? Tarih 30.06.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (14) Genel 21.06.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (13) Genel 07.06.2019
ÜMMETİN KAFASI NEDEN KARIŞTI? (12) Genel 30.05.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
TİYATRO! Genel 15.07.2019
Geceler Genel 13.07.2019
merhamet Genel 06.07.2019
Dönemeci İçten Almak Masum mu? Genel 06.07.2019
KİME İNANALIM? Genel 04.07.2019