Ümmetin kafası neden karıştı? (9)

Hadisle iftira atma karşıtları, hadis toplayıcılarının 250-500 yıl sonra ortaya çıktıklarını söylediklerinde önümüze Prof.Dr. Fuat Sezgin’in bir kitabında (131) hadislerin Resulullah döneminden beri yazıldığını, koleksiyonlar ve sahifeler halinde ilim ehli sahabenin yanında bulunduğunu, rivayetlerin, hafızanın yanında yazılı metinlerden de nakledildiğini, 200 yıl sonra yapılanın tedvin ve tasnif olduğunu ilmen ispat ettiğini söylüyorlar. Madem böyleydi neden çoğu hadisin hem uçuk hem de Kur’an’a aykırı olduğunu anlamak için Resulullah’tan Buhari’ye kadarki ara süreçte kimlerin idareci olduklarını ve bu idarecilerin kimlere destek ve kimlere köstek olduklarını araştırdık? Çünkü bir şeylerin iyi gitmediğini biz “sonuç”tan anlıyoruz. Diyelim ki hadis Kur’an’a uygun değil, ondan da vaz geçtim bari aykırı olmasın; aykırılığı da kabul edecek halimiz yok. Prof.Dr.Mehmet Said Hatipoğlu, Prof.Dr.Hayri Kırbaşoğlu ve Prof.Dr.Mehmet Görmez gibi araştırmacıların çalışmaları bize daha tatmin edici geldi. Benim için en öncelikli olan çelişmemektir. Resulullah döneminden beri hadisler yazıldıysa “Benden Kur’an dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden Kur’an dışında bir şey yazmışsa imha etsin” (132) hadisini ne yapacağız? Bu da sahih hadis. Resulullah “imha etsin” dedikten sonra onun sözünü dinlemeyenleri mi dinliyorsunuz? Yahu bu ne yaman bir çelişkidir böyle?

Buhari’den önce kitap adı verebiliyor musunuz? Hayır! Nerede bu ilim ehli? Ortada kitapları yok ama kendileri çok; bu nasıl oluyor? Resulullah’ı her gören müslümanı sahabe zanneden hatta rüyasında göreni bile onu görmüş gibi kabul eden bu insanlara sahabenin çok özel olduğunu ve Resulullah’ın sürekli birlikte oturup kalktığı yani her gün görüştüğü en yakın arkadaşları olduğunu gel de anlat bakalım. “Beni rüyada gören, gerçekten beni görmüştür. Beni rüyada gören, Cehenneme girmez” (133) gibi rivayetlerle büyümüşler. Tutarsız sözlerin sahiplerine âlim denebilir mi?

Mâlik (711-795) gibi Buhârî’den (810-870) önceki neslin kitapları veya hadis notları elbette mevcuttu. Hadisler İbn Şihâb ez-Zührî (ö. 741) ve onun emsalleri döneminde tedvin edilmeye yani derlenip yazılmaya başlamış. Fakat sıkıntı şurada: Öncelikle tâbiunun küçüklerinden olması. Sahabe değil, Resulullah’la konuşmuş da değil. Sahabe tanımına uygun biriyle konuşmuş da değil. Enes b. Malik’ten (612-709) rivayet aldığını düşünsek bile, Enes b. Malik Resulullah’ın istişare arkadaşı olamayacak kadar küçük yaştaydı. Ayrıca Enes duyduğu bir şeyler söyleyecek, Enes’ten duyan Zührî de duyduklarını yanılmadan aktaracak. Bütün bunlar dikkate alınarak yöntemli düşünülmelidir. Düşünün ki daha onun doğduğu tarihi bile muhafaza edememişler. Emevi halifelerinden Abdulmelik b. Mervan ve Hişam b. Abdulmelik’ten ilgi görmüş olması (134) ayrıca problemdir. Her şeye “yalandır” demiyoruz, “dikkatli olun” diyoruz.

Fuad Sezgin, Buhârî örneğinde bu konuyu ele alarak Kütüb-i sitte öncesi dönemlerde de hadislerin kitaplara kaydedildiğini, Buhârî’nin kaynaklarının bunlar olduğunu vurguladığı (135) için dikkat çekmiştir. Bu yüzden bu çalışma bazı “hadis imanlı”lara göre adeta kurtarıcı olmuştur. Fakat size taşıdığımız sorgu ve gerekçelerden dolayı “mademki Buhari’den de önce kaydedilmiş o halde Buhârî bu kayıtları aldığı için problem yoktur” demek imkânsızdır. Çağdaş bir araştırmacının “…gerek yazının henüz gelişmemiş olmasından, gerekse bu ilmin kurallara uygun olarak aktarılması istendiğinden kitaplar bizzat yazarları tarafından okutuluyor veya bunların rivayet edilebilmesi için güvenilir talebelere izin/icâzet veriliyordu. Yazının geliştiği, kitapların yaygınlaştığı ikinci asrın sonlarında bile rivayet çok önemliydi; çünkü bu, nüshaların doğru ve güvenilir olarak aktarımını (meşruluğunu) gösteriyordu” (136) demesi bizi tatmin etmemektedir. Çünkü bu çağdan o tarihe şahitlik ediyor. Kaynak vererek söylese ilmi değerine bakılacak ama o da yok. Bizzat yazarları tarafından ne okutulduğunu ve bunların rivayeti için güvenilir talebelere izin verildiğini delil getirmeden söylemek için kâhin olmak gerekir -ki kâhinlere ne değer veririz ne de iman ederiz. İkinci asrın sonlarında bile rivayetin çok önemli olduğunu söylemek iyice baltayı taşa vurmak demektir. Çünkü kaynaktan uzaklaştıkça rivayetin değeri düşer. Önemsenmiş olması başka önemli olması başka; çünkü insanların çoğu önemsiz konuları, hurafeleri ve ilginç gelen her şeyi önemserler… Rivayetlerin çok önemsenmeleri doğru ve güvenilir aktarıldığına ölçü değildir. Çağdaş toplum da magazin haberlerini önemsiyor ama çoğu yalan dolan dolu…

İbn Abbas’a nispet edilen tefsir rivayetlerinin bir kısmı gibi ilk dönemlere ait bazı meşhur nüshaların kabul edilir şekilde rivayet edilmediğinden sahih sayılmamaları size bir şey ifade etmiyor mu? Buhârî’nin bile Sahîh’e almadığı binlerce hadisin varlığı (137) trafiğin çok yoğun ama disiplinsiz olduğunu göstermektedir. Disiplinsizlik, bırakın rivayetin muhafazasını kitapların bile muhafaza edilemeyeceği boyuttadır. Mesela İbn Cüreyc (699-767) ile Sa‘îd b. Ebî ‘Arûbe’nin (ö. 773) “sünen”, Hammâd b. Seleme’nin (709?-784) “musannef” olarak zikredilen eserleri erken dönemde kaybolmuştur.

Belli ki bizim Fuat Hoca ile usul farkımız var. Çünkü ona göre, “Böylece hadisler herhangi bir kitaptan münferiden veya gruplar halinde çıkar, diğer muhtelif kitaplara yerleşirdi. Bir musannifin, bir hadisi çok eski kaynağından alması ile, bilvasıta diğer kaynaklardan alması aynı şey demekti. Mühim olan, ya bu kitabı müselsel bir rivayet ile okumuş olmak veya onun cüzlerini ihtiva eden diğer kitapların rivayetlerini ele geçirmekti. Bir hadisin mevcut olması veya bilinmesi başka, onu rivayet edebilme veya râvileri arasına girme daha başka bir şeydi… İmam Şâfi‘î, ezberlemiş olduğu Muvattâ’ın rivayetini alabilmek için İmam Malik’in bulunduğu yere gitmeye mecbur kalmıştı” (138). Gruplar halinde çıkıp yerleşmesi değil, grup haline nasıl gelip korunduğu önemlidir. Ayrıca rivayet müselsel gelse ne olur direkt muhatab olunmadıktan sonra?.. “Silsile” olması onu sünnet yapmaz; ama ilmi yapar. Çünkü “sünnet” direkt muhatabın emin olabileceği bir tanıklıktır. Silsile olmadığında zaten ilmi değeri bile olmaz. Silsilenin varlığı dolaylı ve uzak muhatablar için rivayetin “sünnet değeri”ni tam olarak düşürür ama “ilmi değeri”ni artırır.

KAYNAKLAR:

131. Bak: Prof. Dr. Fuat Sezgin, Buhari’nin Kaynakları.

132. Müslim, Sahihi Müslim Kitab-ı Zühd, Hanbel, Müsned 3/12, 21, 33.

133. bk. Tarihu Dımaşk,-1419/1998-Beyrut- 23/385.

134. A.ed-Dûrî, İbn-i Şihab ez-Zuhrî ve İslam Tarih Yazıcılığının Başlamasındaki Rolü, (Çev. Casim Avcı), Sa.Ü. İlahiyat Fak. Dergisi, s.58, Sayı 6, 2002.

135. Bknz. Ali Albayrak, “Fuad Sezgin’in “Buhârî’nin Kaynakları” Kitabı Üzerine Değerlendirmeler”, Usûl İslam Araştırmaları, Sayı: 26, Temmuz-Aralık 2016, ISSN 1305-2632, s. 54.

136. Ali Albayrak, “Fuad Sezgin’in “Buhârî’nin Kaynakları” Kitabı Üzerine Değerlendirmeler”, Usûl İslam Araştırmaları, Sayı: 26, Temmuz-Aralık 2016, ISSN 1305-2632, s. 53, 54.

137. Ali Albayrak, “Fuad Sezgin’in “Buhârî’nin Kaynakları” Kitabı Üzerine Değerlendirmeler”, Usûl İslam Araştırmaları, Sayı: 26, Temmuz-Aralık 2016, ISSN 1305-2632, s. 53, 54.

138. Fuad Sezgin, “Buhârî’nin Kaynakları”, s. 75.

http://www.bizimyaka.com/yazar-94561-Ummetin-kafasi-neden-karisti-9


Başlık Kategori Yayın Tarihi
GERÇEĞİN TAHLİLİ Felsefe 06.09.2019
SIRRIN LİMİTLERİ Felsefe 31.08.2019
DİNE KATILAN HURAFEYİ SORGULAYIN Genel 28.08.2019
Ümmetin kafası neden karıştı? (17) Genel 27.08.2019
MÜSLÜMANLARIN KAÇIRDIĞI TARİHİ FIRSAT Politika 12.08.2019
Başlık Kategori Yayın Tarihi
SU STRESLİ ÜLKELER VE TÜRKİYE Genel 14.09.2019
Nasıl mutlu oluruz? Genel 10.09.2019
ÖZSAYGI Genel 09.09.2019
Türkiyedeki Su Kaynaklarına Yabancı Sermayelerin Önem Vermesi Hayra Alamet Olmasa Gerek !!! Genel 29.08.2019
RENKLER KAÇ TANE? Genel 19.08.2019